| Sosyoloji:
AnaSayfa |
TÜRK SOSYOLOJİ TARİHİ
ANKARA EKOLÜ
Ankara ekolü 1939 yılı sonlarında Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde
oluşmaya başlayan ve Amerikan Sosyolojisini
ülkemizde temsil etmeyi amaçlayan bir sosyoloji
anlayışına sahip olan Niyazi Berkes, Behice Boran
ve Mediha Berkes tarafından oluşturulmuştur.
Ankara ekolü, batılılaşma ile evrenselliği özdeş
kabul etmektedir.
Ekol milli ilim anlayışına karşı çıkarak evrensel
ilim anlayışını savunur. Bilimin ancak batı ile
temaslarının başladığı tarihten sonra oluşmaya
başladığını öne sürer. Batı bilim anlayışına
kaynaklık eden hümanizmayı ele alır. Hümanist
olabilmemiz için Yunan ve Latin kültürünü,
tarihini öğrenmemiz gerektiğini ve batıyı
sevmeyenin hiç bir şeyi sevmeyeceği savunulur.
Ekole göre hümanizma, iktisadi yapının ve
ticaretin çok canlı bir şekilde işlediği
İtalya’da, değişen sosyal şartların bir ürünü
olarak doğmuştur. Ekol, bilim anlayışlarındaki
evrensel çerçeveyi, sanat ve edebiyat
sosyolojisine de uygulamışlardır. sanatçılar
tarafsız olarak değerlendirilmelidir. Sanatçılar
içinde yaşadıkları toplumsal tabakalardan birine
mensup oldukları için o sosyal tabakanın bütünü
içindeki yerlerini vurgulamaya çalışırlar. Ekole
göre sanatçı yaşadığı toplumdan etkilenirken,
toplumu da etkilemeli ve onunu batılılaşmasına
öncülük eden bir rol oynamalıdır.
Ankara Ekolünün laiklik anlayışı; laiklik din ile
devlet işlerinin birbirinden ayrımı değildir.
‘Laiklikle sosyal hayatın birçok alanları ile din
arasındaki ilişkinin çözülmesi kastedilir. Yalnız
siyasi ve dini otoritelerin ayrılması değil,
ailenin, ekonomik hayatın, hukukun, kıyafet
vesairesin dini ölçülerden ve kaidelerden
ayrılması demektir.’
Ankara ekolü, Amerikan sosyolojisiyle Kara
Avrupası sosyolojisini iki ayrı dünya olarak
değerlendirir. Ankara Ekolüne Amerikan
Sosyolojisinde önemli bir yeri olan ırkçılık
teorilerini eleştiri. Ülkemizde ırkçılar
etkinliklerini hızla arttırırlar. Onlara karşı
mücadeleyi Ankara Ekolü verir. Ekole göre ırkçılık
bizim kültürümüze tamamiyle yabancıdır. Dış
kaynaklıdır. Türk halkı arasında ırkçılık
görüşleri yaşanmamıştır. Ankara Ekolünün kesin
kanısı; ‘Dünya medeniyetini hiçbir ırk tek başına
yaratmamıştır. Medeniyet tüm insanlığın kurduğu
müşterek bir eserdir.’
Ekol, faşizmi, kapitalizmin çöküş döneminde ortaya
çıktığını ve büyük sermaye sahiplerinin
menfaatlerini yığın hareketleri yaratarak
korumasına vasıtalık eden muhafazakar bir rejim
olarak tanımlar. Darvinizmin ileri fikirlerinin
zayıflamasına burjuvazinin neden olduğunu söyler.
Ekol, ülkemizde sosyoloji araştırmalarının
yapılamayışını iki nedene bağlar;
- Bizdeki sosyoloji okullarının dogmatik
doktrinler ileri sürerek, siyasete karışarak
ideoloji yapmaktan ileri gidememişlerdir.
- Sosyoloji ders programlarının hazır formüller
halinde öğrencilere verilmesi, olaylar arasındaki
ilişkilerin tahlili ve tenkit etmek suretiyle
tartışılmaması.
Ankara Ekolü, batıya, sosyolojisine baktığı gibi
bakmaz. Batı ile bütünleşme özlemle vurgulanır.
Toplum olarak yapılması gereken şey garp
medeniyetini en kısa zamanda benimsemektir. Kısmi
etkilenmeler yeterli olmamaktadır.
Ankara ekolü kendisini yeni bir dünya görüşünün
temsilcisi olarak tanıtmak ister. Bu yeni dünya
görüşü üretime önem verdiği için bazı konular daha
ay8ıcalık kazanır. Ekonomi üretimin temelidir.
Şehirler, endüstri toplumunun özelliklerini
taşırken, köylerde üretimin en küçük birimi olarak
karşımıza çıkar. Ankara ekolünün gözde konuları
ekonomi, şehir, endüstri ve köy sosyolojisi
olmuştur.
Ekolün şehir sosyolojisi konusundaki görüşleri
aynı zamanda ekolün Batılılaşma ve toplumsal
değişme konusundaki görüşlerini de yansıtır. Ekole
göre, değişmenin, ilerlemenin yolu doğu
toplumundan batı toplumuna ‘köyden şehre’ tarımdan
sanayiye doğru bir değişimdir. Garp medeniyeti
şehirli medeniyetidir. Garp medeniyetinin
memleketimize girmesinde ve yaygınlaşmasında
şehirlerimiz öncü rol oynar. Köy kalkınması da
şehirleşmenin genişlemesidir.
Köylerle şehirler arasındaki zıtlık, tarım,
ticaret ve sanayi arasındaki ayrılıktan
kaynaklanır. Farklılıkların Nedeni:
- Tarımın yeri küçük yerleşimler, ticaret ve
sanayinin yeri büyük nüfuzların yaşadığı
şehirlerdir.
- Toprağa sahip kişi hem sermayenin sahibi hem
işletici ve idarecisi hem de bilfiil çalışan
kimsedir. Tarım amelesiyle aralarında ihtisaslaşma
yoktur.
Köylerin iktisadi yapısı akrabalık ve komşuluk
temeline dayalı ve örf ve adetlere göre tanzim
olur. Zirai kalkınmayı sağlamak için modern
tekniği, makineyi ziraate sokmak, küçük köylü
işletmeleri makinelerin iş görebileceği büyüklüğü
getirmek gerekir. Bunun için;
- Devletin elindeki toprakları topraksız köylüye
dağıtmalı
- Köylerdeki toprak sahiplerini teşkilatlandırmalı
- Devlet orta ve küçük köylü üreticileri, ağalara
ve esnafa karşı korumalı
- Mevcut devlet ziraat işletmelerini en ileri
teknik ve teşkilatla geliştirmeli.
İSTANBUL EKOLÜ
Bu ekol içinde Hilmi Ziya Ülken, Fahri Fındıkoğlu
ve Nurettin Sazi Kösemihal bulunmaktadır. Fransız
kaynaklı ve felsefi ağırlıklı olan bu ekol
geleneksel sosyolojiyi devam ettirir. Toplumsal
çıkarları, ülke gerçekleri ve pratik sorunların
sosyolojik boyutu anları fazla ilgilendirmez. Tüm
olayları batılı bir anlayışa göre
değerlendirirler. İşledikleri konular ve
aktardıkları teorilerin toplumla bağlantısı
yoktur. Ekol, Ziya Gökalp’in etkisi altındadır.
Fransız sosyolojisinden beslenir. Aynı zamanda bu
ekolde Alman sosyolojisinin etkisi de hissedilir.
Bu ekolün temsilcileri aynı sosyoloji anlayışına
sahiptir.
Hilmi Ziya Ülken eklektik eğilimler taşırken,
Marksizmi hatırlatmadan geçemez.
Fındıkoğlu da eklektik, fakat Alman
sosyolojisinden kaynaklanan ‘sosyal siyaset’
anlayışını ülkemize aşımak ister.
Kösemihal, Le Play devamcılarınca geliştirilen
tecrübi sosyoloji anlayışının üniversitedeki
temsilcisidir.
Bu üç temsilci sosyologtan çok felsefi ağırlıklı
düşünceler ileriye süren filozof tipli bilim
adamlarıdır. İstanbul ekolü bilimi tek yol,
ilmihal, dogma, iman vs. olarak asla kabul etmez.
Hilmi Ziya Ülken bu anlayışın felsefi boyutlarını
‘Aşk Ahlakı’ adını verdiği kavramla açıklar. Aşk
Ahlakı ile metafizik boyuttan rasyonel zihniyete
ulaşmak ister.
İstanbul ekolü ile Ankara ekolü bilim anlayışı
farklıdır. İstanbul ekolünün bilim anlayışı Ankara
Ekolünden daha teorik ve felsefi içeriğe sahiptir.
İstanbul ekolü demokratik yönetimde ilericiliğin
ve gericiliğin belirleyicilerini de saptar. Buna
göre modern demokrasi içtimai meseleye birinci
dereceden önem vermeli, toprak ve işçi
meselelerini halletmelidir. Bu meseleye karşı çare
oluşturan görüşlere ve partilere ileri, bu
meseleyi hiçe sayan içtimai görüşlere ve partilere
gerici demişlerdir. Ekole göre demokratik
cemiyetlerdeki hürlüğün gerçekleşebilmesi için
toplumunu o siyasi partilere sahip bir parlâmento
tarafından idare edilmesi gerekir. Bu partiler
toplumsal sorunlar karşısındaki görüşlerini
açıklamalıdır.
Ekole göre Tanzimat, kendisinden önceki nizamı
beğenmeyen ve kurduğu nizamı görmek isteyen
toplumsal hayatın her sahasında yeni bir düzenleme
girişiminde bulunan bir dünya görüşüdür. Ekole
göre Tanzimatla birlikte müslümanların
hristiyanlara üstün olduğu görüşü de yok oluyor.
Ekole göre aile hayatımızdan iktisadi hayatımıza
kadar tüm toplumu sarsan; sosyal tabaka ve
zümrelerin nizamlarını yitirmelerine yol açan
Tanzimat iç şartlar kadar dış şartların zoruyla
olmuştur.
Tanzimatla beraber fen ağırlıklı bilim dallarının
yanında sosyal ağırlıklı bilimlerde ülkemizde
ağırlığını hissettirmiştir. Gazeteler yayımlanmaya
başlamış ve Türk fikir adamları bu gazeteler
sayesinde fikirlerini yayarak, görüşlerini halk
kesimlerine kadar ulaştırmışlardır. Ekole göre
asıl siyasi felsefe Genç Türklerin hareketi, Ziya
Gökalp’in içtimaiyat cereyanı ve Prens
Sabahattin’in ‘mesleki içtima’ sı vasıtasıyla ülke
sorunlarına eğilen toplumsal felsefe halini
almıştır.
İstanbul ekolünü, Ankara ekolünden ayıran en
önemli özelliğinden bir tanesi köy sosyolojisine
önem vermemiş olmasıdır. Üç hocanın birlikte
kaleme aldıkları tek makale; Karataş Köyü
monografisi, yüzeysel bir incelemedir. Ama buna
karşın köy sosyolojisinin geçmişi hakkındaki en
önemli makaleyi İstanbul ekolü yayımlamıştır.
1940’larda ve daha sonraları Ankara ekolüne karşı
besledikleri sempati kaybolmaya başlamıştır. Buna
göre Ankara Ekolü alt yapının süt yapıyı
belirlediğini öne sürmektedir.
Batı konusu da iki ekolünde görüşleri paralellik
gösterir. Batı ile evrensellik özdeştir. Dünyada
geçerli olan tek medeniyet Batı medeniyetidir ve
bizimde en kısa zamanda bu medeniyete katılmamız
gerekir. Fransız Devrimi, evrimci bir gelişmenin
ürünü sayan ekol, bizdeki Batılılaşmanın da
evrimci bir yol izlemesi gerektiğini savunur.
İstanbul Ekolü sosyalizm ile komünizmi kesin
olarak ayırır:
- Sosyalizm, sanayileşmeye bağlı iktisadi düşünce
tarzıdır.
- Günümüzde Batı ülkelerinin sosyalizm anlayışı
ile komünizm anlayışları kesin olarak ayrılmıştır.
- Komünzm, çalışanların tüm haklarını ve
özgürlüklerini elinden alarak onu köle gibi
çalıştırırken; sosyalizm ‘mülkiyette orta yol’
anlayışı getirmiştir.
- Ülkemizde işçi sendikalarının kurulması gerekir,
sendikaların gelişebilmesi için işçilerin, dış
tesirlere kulak asmamaları, milli çıkarları
korumaları, siyaset yapmamaları, kendi çıkarlarını
savunmaları gerekir.
İSTANBUL EKOLÜNÜN SOSYOLOJİ ANLAYIŞI
Ekol, ele aldığı konunun tarihi gelişim seyrini,
ele aldığı konu ile birlikte aktarmasıdır.
Toplumsal olaylar iki yoldan incelenebilir.
a) Doğrudan doğruya gözleyebileceğimiz ve
tekrarlanan değişmeler
b) Detaylı gözlemle kavradığımız ve tekrar
edilemeyen değişmeler.
Ekole göre en geniş içtimai zümre sınıftır ve en
büyük içtimai münasebetler, sınıf münasebetleri ve
sınıf tezatlarıdır. Sosyologlar toplumsal
ilişkiler sahasını oluş sırasında kavrayacak ve
canlı olayları tespit ederek toplumun yapısına
nüfuz edecektir. Daha sonra bu izlenimlerini
istatistik, tarih gibi bilimler yardımıyla
açıklayacaktır. İnsan varlığı sosyal bilimlerin
ortak konusu olarak ele alınır. Sosyolojinin iki
önemli konusu hukuk ve iktisat sosyolojisiyle
meşgul olmuşlardır. Bu konuda makaleler kaleme
almışlardır.
Gerek İstanbul ekolü gerekse Ankara ekolü sanat ve
edebiyat sosyolojisiyle yakından ilgilenmişlerdir.
İstanbul ekolüne göre roman aracılığıyla
toplumların ve sınıfların hakim değerlerini
saptamak mümkündür.
İstanbul ekolüne göre dünyada tek bir medeniyet
vardı. O da garp medeniyetidir. Bu manada
garplılaşmak demek kapalı medeniyetten açık
medeniyete geçmek demektir. Rasyonel düşünce, ilik
ve felsefe bu medeniyetin eseridir. Ekol,
herşeyimizle Batılı olmamız gereğini savunur.
İstanbul ekolünün yakından takip ettiği konulardan
biri de din sosyolojisidir. Ekol, tek tanrılı
dinlerin, eski dinlerin izlerini taşıdığı ve idin
bir tekamül çizgisi izleyerek gittikçe
mükemmelleştiği fikrindedir. Ekol, İslamiyet’te
eski dinlerin izlerini arar.
Ekol, daha çok gelişebilmemiz ve daha çabuk
Batılılaşmamız için liberalizm yerine iktisadi
devletçiliğin yararlı olacağını ve bu nedenle T.C’nin
devletçiliği benimsediği görüşündedir.
GENEL DEĞERLENDİRME
1940’ların sosyolojisi aslında dergiler etrafında
şekillenir. Örneğin Fındıklıoğlu’nun çıkardığı İş
Dergisi Alman ağırlıklı fikirleri tanıtırken,
idealizm eğilimleri taşıyan Mehmet İzzet’e geniş
yer verir; Gökalp’i tanıtır. Alman sosyal
bilimcilerin yazıları da yer alır. Sosyal Siyaset
konularını ele alarak işler.
Hilmi Ziya Ülken, İnsan Dergisi’ni yayımlar.
Derginin amacı memleketi tanıma meselesine birinci
dereceden ehemmiyet vermek ve Durkheim
sosyolojisinden ziyade Sabahattin’inin ileri
sürdükleri tecrübi sosyoloji yönünün tutulmasıdır.
İstanbul ekolü, ders notları ile daha teorik
sosyoloji konularını Sosyoloji Dergisi’nde
yayımlar.
Fındıklıoğlu, milliyetçilik duygularına hitap eden
yazılarına Çığır Dergisi’nde yer verirken, Ülkü’de
de yazar. Ayrıca İstanbul Üniversitesi İktisat
Fakültesi Dergisi ile İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi’nde de yayın hayatına devam
eder.
Ankara ekolüne gelince, A.Ü.D.T.C.F. Dergisi ve
Yurt ve Dünya Dergisi ekolün görüşlerini
açıklamakta kullandığı dergilerdir. Toplumda tek
konuyu ele alarak durum tespitinde bulunmuş ve
olayları irdeleme yolunu seçmiştir. Bu konların
başında sosyal değişme, Batılılaşma, ekonomi
sosyolojisi, köy sorunu, gençlik, ırkçılık, aile
sosyolojisi konularını sayabiliriz. Ama ekol,
sosyal değişme ve sosyal değişmeyle Batılılaşmak
konusunda yoğunlaşmışlardır.
Ankara ekolüne göre günlük hayatta ne kadar çok
teknik araç kullanılırsa o kadar hızlı değişme
meydana gelir. Değişmeyi hızlandıracak güç de
devlettir. Tüm değişme çabalarının varacağı son
nokta Batı uygarlığına herşeyimizle
katılabilmektir. Taklitçi bir batıcılık yarar
sağlamaz. Dikkat edilmesi gereken nokta
Türkiye’nin bağımsızlığını koruyarak Batının
yerinde yer almaktır. Bağımsızlığını kaybetmiş
Türkiye Batının ancak sömürgesi olabilir.
Ankara ekolü yeni disiplinleri; köy sosyolojisi,
şehir ve endüstri sosyolojisi, ekonomik
sosyolojini sistemli bir şekilde işlemiştir. Bu
özellikler Ankara ekolünü İstanbul ekolünden
ayırır. Köyün ciddi bir şekilde üniversiteye
girmesi Ankara ekolüyle olmuştur. Köy konusunda
amaç Batılılaşma yanında kırsal kesimin hızını
tespit edip, uygulanabilecek teorilere ulaşmaktır.
Ankara Ekolünün Türk Sosyolojisine getirdiği
konuların başında şehir ve endüstri sosyolojileri
vardır. Ekol, şehirleşme hızının batılılaşmaktaki
etkisini araştırır. Köylerden göç eden kitlelerin
toplumsal değişimde rolü iki yönlüdür; sanayileşme
ve şehirleşme.
Sanayileşen Türkiye’de köylüler işçi sınıfına
dönüşür. Ankara ekolünü İstanbul’dan ayıran bir
diğer özelliği ekonomi sosyolojisine verdiği
önemdir. Ankara ekolüne göre toplumdaki değişimin
ekonomik yapı ile doğrudan bağıntısı vardır. Eğer
geri kalmışsak, gelenekçi bir yaşam tarzı
benimsiyorsak nedeni ekonomik yapımızdan
kaynaklanmaktadır. Küçük el sanatları ve aile
işletmeleri gericiliğin temelidir. Şehirleşerek
büyük sanayiye ulaşmamız gerekir. Böylece aktif
yenilikçi bir toplum doğacaktır. Toplumdaki her
kurumun, her olayın her geleneğin bir görevi
vardır.
İstanbul ekolü gelenekçi sosyoloji ekolünün
devamıdır. Ele aldığı konalar Türk Sosyolojisiyle
aynıdır. Yeni bir iddiası yoktur. Ankara ekolü
gibi büyük umutlar taşımaz. Oysa Ankara ekolü yeni
bir sosyoloji anlayışıyla ortaya çıkmıştır.
Amerikan sosyolojisi, ele aldığı konular sistemli
bir amaca hizmet eder: Toplumun ilerlemesi için
uygun formüller hazırlamak, böylece hem geri
kalmışlıktan kurtulunacak ve Batıyla tamamen
bütünleşilecektir.
İstanbul ekolü materyalist ve determinist bilim
anlayışının yanında milliyetçilik duygularına da
yer verir. Geleneksel sosyolojimiz içersinde
özellikle felsefi konulara, Türk düşünce tarihine,
hukuk sosyolojisine ve daha pekçok konuya yer
verir. Bunların yanında İslam Felsefesi, Din
sosyolojisi, Ekonomik düşünce tarihi, Aile
sosyolojisi, İşçi sorunları ve sendikacılık,
ırkçılık, Halk edebiyatı gibi konularda yazılar
yazmışlardır.
İKİ EKOLÜN BENZERLİKLERİ:
- İki ekolde Batılılaşmayı zorunlu olarak
görürler.
- İki ekolde demokrasiye inanırlar.
- Ankara ekolünün Türk düşünce tarihine bakışı
eleştirisel bir yaklaşım içerir. Konunun
derinlemesine gidilmez. Düşünürler hakkında
ortalama bilgiler verilir. İstanbul ekolünün
yaklaşımı daha kapsamlıdır. Türk düşünce
tarihindeki bazı akımların devamını sağlamayı
amaçlar.
- Ortak olarak sergilenen ancak zıt olan başka
konu iki ekolün bilim anlayışıdır; Ankara ekolü,
‘bilimin toplum çıkarları doğrultusunda
kullanılmasını savunur’. İstanbul ekolü ise soyut
ve gündelik çıkarların üstünde bir bilim
anlayışına sahiptir.
- Sanat ve edebiyat konusunda da aynı yaklaşımlar
sergilenir. Ankara ekolüne göre sanat, sınıf
çıkarlarının bir ürünüdür.
ÇALIŞMADAN ÇIKARABİLECEĞİMİZ SONUÇLAR
- Türk Sosyolojisi 1940’lardan sonra Fransız
kaynağı tek olmak özelliğini yitirmiştir. Bu alanı
Amerikan ve Alman kaynaklarıyla beraber
paylaşmıştır.
- 1940’lara kadar tekelci ve monist etkisini
sürdüren Fransız sosyolojisi yani İstanbul
ekolünün sosyolojiye sahip olma ayrıcalığı Ankara
ekolünün oluşması ile sona ermiştir.
- Ankara ekolü, Amerikan sosyolojisinin etkisi ile
yeni alanlara doğru sistemli bir araştırma
faaliyetine girişmiştir. Köy ve şehir sosyolojisi
önem kazanmıştır. Köyden şehre ve şehirden
batılılaşmaya doğru bir evrim çizgisini
vurgulayarak deneysel sosyolojiye yönelmiştir.
- Elde edilen tüm bilgiler Batılılaşma ve
çağdaşlaşma hızını belirlemeyi amaçlıyordu.
- 1940 öncesinde olduğu gibi
Türk sosyolojisi yalnızca resmi ideoloji sınırları
içinde, rejimi savunmakla kalmıyor. Problemler
oluştukça çözüm yolları arıyor.
- İstanbul ekolü, bazı
açıklamalarını tarihe dayandırmış ve Türk tarihini
daha bağımsız olarak değerlendirmiştir. Ankara
ekolü, bilim dünyamıza devrimci katkılarından
dolayı sosyoloji bilimini somuta indirgeyerek
toplum çıkarları ile özdeşliği gösterilmeye
çalışılmıştır. Yani sosyoloji toplumun yaşadığı
hayattaki çıkarlarından bağımsız ve dogma bir
bilim de değildir.
|