| Sosyoloji:
AnaSayfa |
DİN SOSYOLOJİSİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE TEMEL
SORUNLARI
Prof. Dr. Ünver GÜNAY
Erciyas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
-ÖZET-
Bagimsiz bir bilimsel disiplin olarak din
sosyolojisi oldukça genç olup, bir toplum olayi ve
kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum
ilskileri ve etkilesimini ve bu çerçevede ortaya
çikan olgu, süreç, teskilat ve gruplasmalari
sosyolojik bir yaklasim perspektifinde bilimsel
olarak arastirip incelemek üzere o ancak modern
dönemde ve onun sartlarinda ortaya çikmis ve
giderek gelisme göstermisse de; gerçekte, hangi
ölçüde modern dönemin sartlarina bagli bulunursa
bulunsun, kendine has arastirma alani, konulari ve
bunlari bilimsel perspektifte incelemede
izleyecegi yöntem ve teknikleri ile birlikte bu
bilim dalinin bagimsiz ve sistematik bir bilimsel
disiplin seklinde ortaya çikmasi olgusu uzun bir
tarihsel hazirlik dönemine dayanmakta ve üstelik
ondan bir çok etkileri de almis bulunmaktadir. Din
sosyolojisi, bu uzun hazirlik döneminin belli
evrele rinde, çogu zaman felsefe, tarih ve öteki
bir kisim bilimlerin içerisinde en azindan zimnî
bir varlik imkânini da elde etmistir. Esasen din
olaylari, seyyahlar, düsünürler ve bilginlerin
dikkatini en azindan antik dönemden itibaren bir
sekilde çekmeye basladigin dan, din sosyolojisinin
metodolojisinin temelinde yer alan din konusuna
elestirel, süpheci, akılcı, deneysel ve objektif
bilimsel yaklasim egilimlerinin baslangiçlari da
aslinda bu döneme kadar uzanmakta ise de,
normatif, tekelci ve apolojetik karakterli
ilâhiyatlarin ve skolastigin egemen oldugu Orta
Çagin dünyaya karsi belli bir olumsuz tutum
çerçevesinde kendi içine kapanik ortaminda onlar
güçlenerek bir atilim yapmaya meyletmek yerine
giderek kös teklenip kisirlasmaya mahkum
olmuslardir. Buna karsilik, özellikle Rönesans ve
Reform dönemle rinden itibaren, çok çesitli iç ve
dis dina mikler çerçevesinde hususiyle Bati'nin bu
kendi içine kapanik durumu ve statik zihniyetinde
çok önemli degisik likler ve yeni gelis meler
gözlenmeye basladigindan, sözü edilen bu egilimler
de giderek filizlenmeye yön tutmuslardir. Büyük
cografi kesifler, sanayi devrimi, Aydinlama
hareketi, bilimsel ve teknolo jik bulus lar,
sehirlesme, egitim, iletisim, vb. alanlarda
kaydedilen yenilikler, buluslar ve gelismele rin
etkisi altinda Bati dünyasinda birbirini izleyen
ve sonra etkileri giderek tüm dünyaya yayilan ve
toplum hayatinin her kesiminde genis yankilar
uyandiran büyük degisimler, din konusuna bilimsel
yaklasim çizgisinde yeni gelis melere ve bu
çerçevede deneysel, obje ktif, sistematik ve
bagimsiz bir din sosyolo jisi biliminin filizlenip
gelismesine ve hattâ giderek sistemlesmesine imkân
hazirlamistir. Böylece, teorik temelleri ve
metodolojisini olusturup gelistirmeye yönelmis
bulunan din sosyolojisi bilimi sadece Bati'da
kalmayarak tüm dünyaya ve bu arada Islâm dünyasi
ve özellikle de Türkiye'ye uzanmis bulunmaktadir.
1. GIRIS
Bir toplum olayi ve kurumu olarak dini ele almak,
din ve toplum ilskileri ve etkilesimini, bu
çerçevede ortaya çikan olgu, süreç, teskilat ve
gruplasmalari sosyolojik bir yaklasim
perspektifinde bilimsel olarak arastirip incelemek
üzere din sosyolojisi bilimi ancak modern dönemde
ve onun sartlarinda ortaya çikmis ve giderek
gelisme göstermis bir disiplindir. Bununla
beraber, hangi ölçüde modern dönemin sartlarina
bagli bulunursa bulunsun, kendine has arastirma
alani, konulari ve bunlari bilimsel perspektifte
incelemede izleyecegi yöntem ve teknikleri ile
birlikte din sosyolojisinin bagimsiz ve sistematik
bir bilimsel disiplin seklinde ortaya çikmasi
olgusunun uzun bir tarihsel hazirlik dönemine
dayandigi ve ondan bir çok etkileri aldigi
hususuna önemle isaret etmek gerekir.
2. TARIHSEL ARKA-PLAN
Anlasilan din sosyolojisi, bu uzun hazirlik
döneminin belli evrele rinde, çogu zaman felsefe,
tarih ve öteki bir kisim bilimlerin içerisinde en
azindan zimnî bir varlik imkânini da elde etmis
görünmektedir. Esasen din olaylari, seyyahlar,
düsünürler ve bilginlerin dikkatini en azindan
antik dönemden itibaren bir sekilde çekmeye basla
mis olup; nitekim, din sosyolojisinin
metodolojisinin temelinde yer alan din konusuna
elestirel, süpheci, akilci, deneysel ve objektif
bilimsel yaklasim egilimlerinin baslangiçlari da
bu döneme kadar uzanmaktadir. Buna karsilik,
normatif, tekelci ve apolojetik karakterli
ilâhiyatlarin ve
skolastigin ege men oldugu Orta Çagin dünyaya
karsi belli bir olumsuz tutum çerçevesinde kendi
içine kapanik ortaminda bu egilimler, güçlenerek
bir atilim yapmaya meyletmek yerine giderek
kösteklenip kisirlasmaya mahkum olmuslarsa da,
özellikle Rönesans ve Reform dönemlerinden
itibaren, çok çesitli iç ve dis dinamikler
çerçevesinde hususiyle Bati'nin bu kendi içine
kapanik durumu ve statik zihniyetinde çok önemli
degisik likler ve yeni gelismeler gözlenmeye
basladigindan, sözü edilen bu egilimler de giderek
filizlenmeye yön tutmuslar; büyük cografi
kesifler, sanayi devrimi, Aydinlama hareketi,
bilimsel ve teknolojik buluslar, sehirlesme,
egitim, iletisim, vb. alanlarda kaydedilen
yenilikler, buluslar ve gelismelerin etkisi
altinda Bati dünyasinda birbirini izleyen ve sonra
etkileri giderek tüm dünyaya yayilan ve toplum
hayatinin her kesiminde genis yankilar uyandiran
büyük degisimler, din konusuna bilimsel yaklasim
çizgisinde de yeni gelismelere ve bu çerçevede
deneysel, objektif, sistematik ve bagimsiz bir din
sosyolojisi biliminin filizlenip gelismesine imkân
hazirlamis bulunmaktadirlar.
Hakikaten, bu çerçevede, özellikle 17. ve 18.
yüzyillarda insani, toplumu, kültürü ve dini dogal
toplumsal, kültürel ve tarihsel kontekstlerinde
olgusal, gelismeci ve ilerlemeci süreçlerde
inceleme egiliminde bir artış gözlenmis; nitekim
meselâ Italyan filozofu G. Vico (1668-1774), antik
Yunan dininin, önce tabiatin ve sonra da ates gibi
birtakim tabiat kuvvetlerinin ilahlastirilmasi ve
bunu takiben evlilik gibi kurumlarin
kutsallastirilmasi ve nihayet Homer'in eserle
rinde gözlendigi üzere insanla rin
tanrilastirilmasi seklinde birbirini izleyen
dönemlerden geçmek suretiyle bir ge lisme
gösterdigini öne sürmüstür. Ingiliz filozofu David
Hume (1711-1776) ise, Dinin Dogal Tarihi (Natural
History of Religion) adli eserinde din konusuna
yaklasiminda dönemin giderek artan rasyona lizmini
tipik bir biçimde yansitmistir.
Aydinlanma döneminin rasyonalizmi, "tabiî tarih",
"tabiî hukuk", "tabiî toplum" ve "tabiî din" adina
hem paganizmin hem de Hiristiyanligin bir tür
reddini içermis; gerçekte deizm de denilen tabiî
din anlayisi, "kafa dini"ne karsi "gönül dini"ni
savunan Pietistler'in dinde duygu ve heyecanlari
daha çok öne çikaran antidogmatik tavirlarinin
entelektüel bir karsiligini olusturmustur. Dönemin
Fransiz ansiklopedistlerinden Voltaire (1694-1778)
antiklerikal bir deizme meylederek politeizmin
gelismesini ruhban sinifinin faaliyetine baglamis;
18. yüzyilin rasyonalizmi Alman filozofu Immanuel
Kant'in (1724-1804) eserlerinde doruk noktasina
erisirken, ayni zamanda belli bir degisime de
ugrayarak dine ahlâkî idealler üzerine temellenmis
bir yer ayirmis; onun görüslerine karsi kendini
gösteren tepkiler ise, Bati'da insan, toplum ve
din konusunda ortaya çikan yeni bilimsel
yaklasimlara giden yolun açilmasinda oldukça
etkili olmustur.
Bu gelismelere, sarkiyat arastirmala rinin yani
sira etnoloji ve antropoloji çalismalarinin insan,
toplum, kültür ve din ile ilgili genis bir
dokümantasyonu dünya ölçüsündeki bir zenginlikle
arastirmacilarin hizmetine sunmaya ve böylece
dinin Orta Çag ilahiyatçilarinin norma tif
açiklamalari ve dogmatik kabullerinin ötesinde bir
nedensellikle açikla malara yer veren incelemelere
konu olmasina imkân vermeye baslamis bulunmasi
olgusunun etkisini eklemek gerekir.
Hakikaten, bu çizgide meselâ Fransiz rahip Bergier
(1718-1790), ilkel dinleri psikolojik nedenlerden
kaynaklanan ruhlarla ilgili inanislarin
gelismesine baglarken, Kant'in din konusundaki
fikirlerinin elestiricilerinden olan Herder
(1744-1803), insan türünün incelenmesi konusunda
evrimci bir tavra yönelerek mitolojide dilin daha
derin ve anlamli sembolik anlatimlarini görmeye
egilim göstermis; Schelling (1775-1854) bu pozitif
yaklasimi romantizm geleneginde sürdürmüs;
nihayet, Avrupa dinlerinin disindaki dinler ve
özellikle de Hint dinleri hakkinda elde edilen
yeni bilgiler, dinin tabiati konusunda daha genis
tartismalara imkân saglamistir.
Öte yandan, idealist felsefe nin taraftari ola rak
insanlik tarihi üzerinde manevî ve ruhî olanin
etkisini vurgulayan ve ayni zamanda dinin her bir
gelisim safhasina kismî bir gerçeklik atfeden
degisik bir "rölativizm" fikrini ortaya atmis
bulunan Hegel'in (1770-1831) tarih felsefesi, çok
çesitli düsünce ve bilim çevrelerinin yani sira
din ve toplum incelemelerinin gelisim seyri
üzerinde de köklü yankilar uyandirmis olup,
bilimsel düsüncelerinin teorik çerçevesini onun
diyalektik semasi üzerine bina etmeye meyleden
takipçileri modern bilimsel tarihin büyük ölçüde
kuruculari olmuslardir.
Bütün bunlar, evrimci karsilastirmali din
teorileri ve incelemelerinin gelisim seyrini
oldukça etkileyerek 19. yüzyilda Bati'da din ve
toplum konularina yeni ve degisik yaklasim
modellerinin ortaya konmasina imkân tanimis olup;
bu çerçevede, yüzyilin özellikle ilk yarisi
bagimsiz bir toplumbiliminin yani sira gerçek bir
dinbilimi ve bir din sosyolojisi disiplininin
gelisimine hazirlik bakimindan çok önemli olmustur.
Nitekim, bu dönemde Fransiz sosyal filozofu A.
Comte'un (1798-1857), insanlik tarihini pozitivist
ve materyalist bir felsefî bakis açisindan evrimci
bir perspektifte görmek suretiyle ortaya koydugu
yeni ve degisik teorik ve metodolojik yaklasim
semasi toplum ve din incelemeleri üze rinde çok
derin ve genis etkiler uyandirmis; bu etkiler,
özellikle 19. yüzyilin ikinci yarisinin bilimsel
metodolojisinin çerçevesi üzerinde büyük ölçüde
belirleyici olduklari gibi 20. yüzyilda da bir
sekilde varliklarini sür dürmüslerdir.
Bu baglamda, Ingiliz filozofu Herbert Spencer'in
(1820-1903), toplum ve dinin bilimsel incelenmesi
konusunu “bilinmez” (unknown) ve "Mutlak" (Absolute)
olana atifta bulunmak suretiyle biyolojik bir
tekâmül telakkisinin çerçevesi üzerine oturttugu
degisik bir neo-Pozitivizm, 19. yüzyilin özellikle
ikinci yarisinda oldukça etkin görünmekte;
"biyolojik evrim" anlayisinin bilhassa yüzyilin
son çeyreginde giderek bagimsiz bir hüviyet
kazanmaya baslayan din bilimleri ve özellikle de
din sosyolojisi arastir malari üzerinde derin
etkileri gözlenmektedir.
Hakikaten, bu dönemlerden itibaren ortaya konmaya
baslanan ve dinin özü ve baslangicini entelektüel
kurgulara dayali, basitlestirici ve düz hatli
evrimci bir perspektifte açiklamaya yönelen
natürizm (Max Müller), manizm (H. Spencer),
animizm (E. Tylor), animatizm (R. R. Marett),
totemizm (E.Durkheim) ve büyü (J. Frazer)
kuramlari bu etkileri tipik bir biçimde
yansitmakta; öte yandan, Alman filozofu L.
Feurbach'in (1804-1872) dini, insanin arzulari ve
istiyaklarinin bir “projeksiyon”u gibi gören
anlayisi, basta Marx, Freud ve Barth olmak üzere
din konusuna bilimsel ve sosyolojik yaklasimlarin
teorik çerçevesi üzerinde köklü yankilar
uyandirmis bulunmaktadir.
Esasen, bu fikir akimlarina tarih, arkeoloji,
antropoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi pek çok
modern bilim alanlarindaki yeni ve degisik görüs
ve gelismelerin eklenmis olmasi kültürler ve
medeniyetler arasindaki karsilastirmali
incelemelere belli bir ivme kazandirmis; böylece,
insan, toplum, kültür, tarih ve din konularini
yeni paradigmalar çerçevesinde olusan yeni teorik
yaklasim modelleri, semalari, yöntemleri ve
uygulamaya yönelik teknikler ve bunlari kendi özel
arastirma alanlari, konulari ve problemlerine
uygulamak üzere yeni din, toplum, kültür ve insan
bilimleri ortaya çikmis ve giderek sistemlesmis
olup; nitekim, bir yandan toplumu incelemeyi konu
alan sosyolojinin, öte yandan dinler tarihi,
karsilastirmali dinbilimi, din psikolojisi, din
fenomenolojisi, din etnolojisi ve din
antropolojisi gibi disiplinlerin dahil olduklari
modern "dinbilimi" (Religionswissenschaft) yahut
"din bilimleri"nin bir dali sayilan din
sosyolojisi, yukarida ana hatlari ile özetlenmeye
çalisilan uzun tarihî birikimi arkasina almak
suretiyle, modern dönemin büyük degisim ve dönüsüm
ve bu çerçevede ortaya çikan sorunlarina Orta
Çagdan kalma geleneksel, normatif ve skolâstik
ilâhiyat ilimlerinin çözüm üretmekte aciz kaldigi
buna lim ortaminda, toplumsal olgular ve
gerçeklikler olarak din olaylarini deneysel ve
objektif bilimsel sosyolojik yaklasim
perspektifinde arastirip incelemek üzere ortaya
çikmis bir bilimsel disiplin olup, giderek gelisip
sistemlesme yolunu tutmus; bu baglamda teorik
temelleri ve metodolojisini olusturup gelistirmeye
yönelmis ve hattâ sadece Bati'da kalmayarak tüm
dünyaya ve bu arada Islâm dünyasi ve özellikle de
Türkiye'ye uzanmis genç bir bilim dalidir.
3. BASLICA EGILIMLER VE TEMEL SORUNLAR
Nitekim, ilk olarak "Din Sosyolojisi" (Sociologie
de la Religion) terimine Fransiz Sosyoloji
Ekolü'nün kurucusu E. Durkheime'in (1858-1917)
Année Sociologique (Sosyoloji Yilligi) dergisinde
1899'da din olayinin tanimina dair (De La
Définition du Phénonène Religieux) yayinladigi bir
yazisinda rastlanmaktadir. Esasen Durkheim, bu
dergide yayinladigi bir çok makale ve çesitli
kitaplarinin yani sira özellikle Dinî Hayatin
Ibtidaî Sekilleri (Formes Elémentaires de la Vie
Religieuse) adli eserini din konusunun sosyolojik
yaklasim perspektifinde bilimsel incelenmesine
tahsis etmis olup, onun baslattigi ekole mensup
sosyologlar ve meselâ bunlardan Marcel Mauss,
Henri Hubert, vd. din sosyolojisine önemli
katkilarda bulunmus; ancak, bu arada Durkheim'in
bir kisim görüsle rinden de uzaklasmis ve hattâ
onlardan bazilari Gaston Richard örneginde
görüldügü üzere, teodise sorununu kapsamadigi ve
esasen objektif de olmadigi gerekçesiyle
Durkheim'in din anlayisina çok önemli elestiriler
ge tirmislerdir.
Her halükârda Durkheim, sosyal gerçeklik ler
olarak din olaylarinin incelenmesi konusunda
"kutsal" (sacré) ve "kutsal-disi" (profane)
arasinda net bir ayirim gözeterek dini “kutsal
seylerle ilgili inanç ve amellerden olusan
dayanismali bir sistem ve buna inançla baglilik
etrafinda manevî bir birlik olusturmak üzere
birlesip bütünlesmis bir dinî cemaat” seklinde
tanimlamakla (Formes Elémentaires de la Vie
Religieuse, 1912, s. 65), dinin sosyal bütünlesme
ve kontrolün saglanmasindaki foksiyonel rolüne de
önemle isaret etmis olmakta; esasen o dini toplumu
meydana getiren "temel unsurlar"dan (éléments
constitutifs) biri olarak görmektedir.
Bununla birlikte, aslinda sosyoloji anlayisi
itibariyle Fransiz filozofu A. Comte’un pozitivist
felsefesinin çok büyük etkisi altinda bulunan
Durkheim’in temelde dinin özünü ve baslangicini
tamamen sosyal sartlardan hareketle açiklamaya
yönelik bu çabalari yakin mesaî arkadaslarinin
disindaki çevrelerden bir çok tepki ve itirazlari
da beraberinde getirmis olup; özellikle dinin
süjesi ile muhtevasini birbirine karistirarak onu
toplumun bir fonksiyonuna "indirgeme"ye kalkismasi
bakimindan o siddetle elestirilmis ve hattâ din
konusunda ön yargili davranmakla suçlanmissa da,
Durkheimci etkiler Türk düsünürü ve sosyologu ve
hattâ Türkiye'de din sosyolojisinin kurcusu
sayilan Ziya Gökalp örneginde görüldügü üzere
ülkemize kadar uzanmis; Durkheim’in din
sosyolojisinin "islevselci" (fonksiyonalist)
eglimi ise, II. Dünya Savasi sonrasi dönemde
ABD.de T. Parson'un (1902-1979) sosyolojisinde din
konusuna strüktüro-fonksiyonalist bir sosyolojik
yaklasima imkân hazirlamis olup; "islevselci din
sosyolojisi" egilimi R. K. Merton'da "ilimli" bir
fonksiyonalizm seklinde olmak üzere öteki bir çok
din sosyologu tarafindan oldukça degisik
sekillerde sürdürülmüstür.
Öte yandan, pozitivist çizgideki Fransiz Sosyoloji
Ekolünün "sosyolojizm "inin dine yaklasiminin "ircacilik
" (reductionisme) egiliminin tipik bir benzerini,
19. yüzyilin ortalarindan basla yarak Marksist
çevrelerde önemli temsilciler bulan "materyalist
egilimli din sosyolojisi" vermis olup; din
konusuna yaklasimlarda degisik çizgilerdeki
gelismelere ve anlayislara imkân vermis olsa bile
bu akimin son tahlilde dini sosyo-ekonomik
faktörlerin bir tür "epifenomen"ine (gölge olay)
indirgenmek istemesi çok siddetli etki ve
tepkileri de beraberinde getirmis bulunmakta;
etkileri bir ölçüde günümüzde ve hattâ Türkiye'de
de devam etmekte olan bu akimin temsilcilerinden
bazilarinin ve meselâ Fransa'da Michèle
Bertrand'in, Marksizm'in kurucularinin dinin
müstakbel sonunu ilân etme kehânetlerinde
aldandiklarini beyan ve tasdik etmekte olusu kayda
deger olmaktadir (Statut de la Religion Chez Marx
et Engels, 1979, s. 184-185).
Zira, geleneksel dinlerin ve özellikle de meselâ
Hiristiyanligin Orta Çagdan intikal eden
geleneksel formlarinin Bati toplumlarinda modern
sanayi medeniyetinin ilerleme sine bagli olarak
belli bir sarsinti geçirmis olmasina ve bu
çerçevede geleneksel dinî inanis ve pratiklere
bagliliktaki nisbî düsüse ve sekülarizasyona
ragmen, dinin bu toplumlarda belli bir dinamizmi
korumaya devam ettigi ve hattâ "yeni dinî
hareketler" örneginde görüldügü üzere önemli
canlanma belirtileri gösterdigi, bu bakimdan,
modern sanayi toplumunda ve hattâ genel olarak
insan topluluklarinda dinin sonu konusunda acele
genelleme ve yargilarda bulunmanin yaniltici
oldugu; esasen toplumsal, kültürel ve ekonomik
durum ve sartlardan hangi ölçüde etkilenirse
etkilensin yine de beserî ve toplumsal olaylar
olarak dinî fenomenler ve tecrübelerin son
tahlilde onlari asan ve onlardan bagimsiz kendi öz
dinamiklerinin varligi, hususiyle modern din
bilimlerinin ve meselâ din sosyolojisinin
katkilari ile bu gün giderek daha iyi
anlasilmaktadir. Kaldi ki, modern bilimin,
teknolojinin, medeniyetin ve demokratik sanayi
toplumunun gelismesi her zaman için dinî bir
gerilemeyi de beraberinde getirmemis ve meselâ
ABD’de tersine bu gelismeye, Alexis de
Tecqueville'in (1805-1859) daha 19. yüzyilin
ortalarina dogru isaret ettigi üzere, dinî bir
canlanma eslik etmis bulunmaktadir (De la
Démocratie en Amérique, 1835, 1840).
Esasen, 20. yüzyilin baslarindan itibaren tüm
dünyada entelektüel planda dikkati çeken en önemli
olaylardan biri, modern toplumlarda geleneksel
dinin geçirmekte oldugu sarsintiya ragmen, din
arastirmalarina duyulan ilginin gittikçe artan bir
düzeye erismesi olmustur. 19. yüzyilin son
döneminin sosyo loglari dini, daha ileri sartlara
dogru ge lisen toplumlarda anlamini gittikçe
yitiren bir olgu olarak telâkkî ederlerken, bu tür
bir evrimci düsüncenin 20. yüzyilin baslarindan
itibaren sosyologlarca siddetle reddedilmesine
tanik olunmustur.
Böylece, 20. yüzyilin baslangicindan bu yana, din
sosyolojisi arastirmala rinda 19. yüzyilda görülen
pozitivist ve tekâmülcü dalga büyük bir inhitata
sahne olur ken, uzun süre dinî duygunun mensei ve
tabiatini açiklama tesebbüsleriyle vakit geçirmis
ve bu arada incelemeleri için ana malzemeyi
tercihen etnoloji, etnografya ve folklor gibi
dallarin verilerinden almis olmasi sebebiyle
imtiyazli arastirma alani "ilkel dinlerin
etnolojik sosyolojisi" olarak kalmis olup, öte
yandan yakasini da bir türlü komsu disiplinlerin
inhisarindan kurtaramamis bulunan din sosyolojisi,
bir taraftan normatiflik ve spekülâsyondan
siyirilarak "objektif " bir karakter kazanmaya
çalisirken, diger taraftan da etnolojinin yani
sira tarih, ekonomi, psikoloji, fenomenoloji ve
istatistik gibi sosyal bilimlerin verilerine
yönelmek suretiyle "deneysel" bir temele oturmak
suretiyle bagimsiz ve sistematik bir ilmî disiplin
olarak kurulusunu tamamlamistir.
Din olaylarinin sosyo lojik olarak incelenmesinin
özel bir arastirma alanini teskil etmesi seklinde
ortaya çikan bu olayda ise en büyük pay Alman
sosyologu Max Weber'e (1864-1920) ait olmustur.
Gerçekten de bu anlamda Weber, ilk sistematik ve
bagimsiz din sosyolojisi biliminin kurucusu
sayilmaktadir. Zira, düsünce sisteminin felsefî
temelleri yeni Kantçiliga dayanmakta olan Weber,
sosyo loji tarihi içerisinde Dilthey ve
Rickert'ten gelen "Manevî Bilimler" akimina bagli
olup, "Anlayici Sosyoloji" olarak nitelenen
sosyoloji gele negini olgunlastirmis ve ayni
zamanda öteki toplum olaylari gibi din olaylarina
da birer "ideal tip" gözüyle bakarak siniflamasini
yapmak seklindeki "anlayis metodu"nu tarihî ve
karsilastirmali yöntem ve tekniklerle de
zenginlestirip sentezleyerek din sosyolojisi
arastirmalarina uygulamayi basarmistir.
Weber'in din sosyo lojisi çalismala rinin ana
temasini özellikle din ve iktisat iliskilerinin
sosyolojik tedkiki teskil etmis; bu çerçevede,
Protestan ahlâkinin modern Kapitalizmin dogusunda
oynadigini öne sürdügü ro1 üzerine olan tezi ile
ün yapmis, 1904'ten itibaren ya yinladigi eserleri
din sosyolojisi sahanin klâsikleri arasindaki
yerini almistir.
Gerçi Weber, din sosyolojisi üzerine
gerçeklestirmeyi tasarladigi eserini
tamamlayamadan vefat etmistir. Din sosyolojisi
anlayisinin etkileri özellikle Türk düsünür ve
sosyologu S. F. Ülgener (Iktisadî Inhitat
Tarihimizin Ahlâk ve Zihniyet Meseleleri,1951)
örneginde tipik bir biçimde görüldügü üzere
Türkiye'ye kadar uzanmis bulunan Weber, bilhassa
Islâm dini üzerine yazmayi tasarladigi bölümden
ancak bir takim notlar birakmis, onun bu konudaki
fikirleri özellikle son dönemde elestirel
tavirlari da beraberinde getirmistir (Turner,
Weber and Islam: a Critical Approach,1974).
Her halükârda, dini toplumsal bir olay olarak
inceleyip açiklamak isteyen Durkheim'dan farkli
olarak onu toplumsal aksiyon olmak itibariyle
sosyolojik arastirma konusu yaparak dinî
davranisin iktisat, ahlâk ve kismen de siyaset ve
egitime etkileri üzerinde duran ve kendisinin
genel sosyoloji analizlerinin bütününe uygun
olarak dinî olayda tedricî bir rasyonalizasyon
sürecinin varligini müsahade eden Weber, bu
konulari o kadar genisligine ve öylesine
derinligine bir nüfuzla sistematik biçimde
incelenmistir ki, onun çalismalarinin asagi yukari
bütün kültürle rin "karsilastirmali ve sistematik
din sosyolojisi"nin gerçeklestirlmesine
yöneldigini ve pek çok vakialari ele alarak
sosyolojik analize tabi tutmayi basardigini önemle
belirtmek gerekir. Ancak, yine de Weber'in bu
alanda kendisinden sonra yapilacak çok sey
biraktigina da önemle isaret etmelidir.
Her halükârda, bir çok elestirilere de konu olan
Weber'in açmis oldugu yoldan hareketle din
sosyoloji sür 'atle gelisti ve pek çok ve çesitli
verimli çalismalar ortaya konmaya baslandi. Bu
çerçevede, E. Troeltsch (1865-1923), J. Wach
(1898-1955) ve G. Menschig gibi Batili din sosyo
loglarinin 20. yüzyilin ilk yarisinda
gerçeklestirmeyi basardiklari çalismalarin önemine
isaret etmek gerekir. Meselâ bunlardan kendini
Hiristiyan dünyasi ile sinirlayarak, Hiristiyan
kilise ve cemaatleri ve onlarin sosyal ve ahlakî
anlayislarini incelemis bulunan Troeltsch'un görüs
leri kendisinden sonra din sosyolojisi sahasinda
çalisanlara büyük bir kaynak teskil etmis;
gerçekten de meselâ Richard H. Niebuhr ABD'de dini
incelerken onun gö rüslerinden hareket etmistir.
Öte yandan, 20. yüzyilda din sosyolojisi sahasinin
en önde gelen isimlerinden biri olarak bile nen ve
bu bilim dalinin kurulusu ve gelismesinde çok
büyük emegi geçen Joachim Wach'da Troeltsch'tan
büyük ölçüde etkilenmistir. Ancak gerçekte R. Otto
ve Max Weber'in tilmizi olan Wach, Troeltsch gibi
bir tek dinle ve özellikle de Hiristiyanlikla
sinirlanmak yerine bütün dinleri arastirma
kapsamina almis ve tarihî, fenomenolojik,
karsilastirmali ve tipolojik yöntemler yardimiyla
"genel ve sistematik bir din sosyolojisi"ni
gerçeklestirmeye yönelmistir. Denebilir ki, Van
der Leeuw ve R. Otto’da olgunlasan din
fenomonolojisi anlayisi ile G. Simmel ve Leopald
von Wiese'in temsil ettikleri formel sosyoloji J.
Wach' ta "fenomenolojik ve tipolojik bir din
sosyolojisi" tarzinda orijinal ifadesini ve
temsilcisini bulmustur.
Bununla birlikte, bu din sosyologlarinin hemen
hepsi genelde hep dolayli gözlem yani tarihî ve
etnolojik metotlardan faydalanarak, dinler tarihi,
etnoloji, antropoloji, vs. gibi ilim dallarinin
verilerinden hareketle etnolojik yahut tarihî ve
tipolojik bir din sosyolojisini gerçeklestirmek
amacina yönelmis; buna karsilik, özellikle 20.
yüzyilin ikinci yarisindan itibaren din
sosyolojisi günümüz toplumlarinda din konusunu ele
almaya baslamistir.
Gerçi, din sosyolo jisinin günün sorunlarina
yönelmesinin tarihi aslinda daha eskilere uza
niyorsa da, özellikle 20. yüzyilin ikinci
yarisindan itibaren yasanan büyük degisimler, din
sosyologlarinin bakislarini daha da çok günümüz
toplumlarinda din sorununa yöneltmelerine imkân
vermis bulunmaktadir. Bu çerçevede, modern
toplumun yapisi ve hayatinda dinin yeri,
dayanaklari ve fonksiyonlari, dinin diger
toplumsal kurum ve sistemlerle, kültürle
iliskileri, sekülarizasyon, modern insanin dinî
tutum ve davranislari ve hattâ kurumsallasmis
dinin disinda kalan dinî tutum ve davranislar ve
özellikle de degisim olgusu ile iliskileri
bakimindan din, geleneksel yapidan modern bir
yapiya dogru degisim sürecinde din, dinî inanç,
tutum ve davranislar, kurumlar, örf ve âdetler ve
nihayet yeni dinî hareketlerin incelenmesi... gibi
konular baslica ilgi odaklarini olusturmaya
baslamis görünüyorlar. Kuskusuz bu durum din
sosyolojisi incelemeleri için yeni metodolojik
yöntem ve tekniklerin gelistirilmesi problemini de
beraberinde getirmis bulunmaktadir.
Her halükârda, etnolojik ve tarihî yö nelimli bir
din sosyolojisi egilimini genis ölçüde asarak,
günümüz toplumlarinda sosyolojinin bakis açilari
ve yaklasim yöntemlerinden hareketle dinî
tecrübenin çesitli anlatimlari olan iman, ibadet
ve cemaat'in sosyolojik yaklasimda bilimsel olarak
ele almaya baslamanin en tipik bir temsilcisi
olarak karsimiza Fransiz din sosyologu G. Le Bras
(1891-1970) çik makta; nitekim, onun "dinî
morfoloji" arastirmalarina yönelik din sosyolojisi
çalismalarini takiben, hemen bütün ülkelerde ve
tüm dinler ve toplumlarin dinî-sosyal hayatlari
üzerine tecrübî din sosyolojisinin yaklasim
yollarindan hareketle büyük bir arastirmaci
kitlesi tarafindan pek çok arastirmala rin
gerçeklestirildigine tanik olunmaktadir. Öyle ki,
genel olarak sosyolojik arastirmalarda gözlenen ve
teorik tartismalarin ikinci plana itilerek
uygulamali arastirmalara yönelme ile karakterize
olan egilim din sosyolojisi alaninda da kendini
göstermis bulunmaktadir.
Böylece, günümüz toplumlarinda din konusu çok
çesitli yöntemler ve teknikler araciligi ile bir
çok veçheleri altinda adetâ laboratuvar
incelemesine tabi tutulmaktadir. Toplumsal degisme
ve çagdaslasmanin din, dinî davranis ve yasayisla
iliskileri ve etkilesimi veya daha genel olarak
sekülarizasyon sorunu yahut dinin çesitli
toplumsal kurumlarla olan fonksiyonel iliskileri
bu baglamda ele alinan en önemli konulardan
birkaçini olusturmaktadir. Iste bu sekildedir ki
meselâ, S. S. Acquaviva, P. Berger, T. Luckmann,
B. R. Wilson, D. Bell gibi "sekülarizasyon
sosyolojisi" alaninda uzmanlasmis din
sosyologlari, seküler toplumda din konusuna
egilerek modern dönemde Batinin sanayi
toplumlarinda müesseselesmis dinin konumu ve hattâ
kurumsallasmamis kutsal, seküler dindarliklar,
yeni dinî akim, cemaat ve gruplar, dinî
köktencilik... gibi çok çesitli konulari ve
problemleri degisik sosyolojik yaklasim
perspektiflerinde bilimsel incelemeye aliyorlar.
Ancak, günümüz toplumlarda din konusunun
incelenmesi çerçevesinde, ileri derecede modern
toplumlarin yani sira daha az modern yahut
geleneksel kategorisinde yer alan ve yahut modern
etkiler altinda hizli bir degisime ugramakta
bulunan "tranzisyonel toplumlar"da din, dinî
yasayis ve davranislarin bilimsel ve sosyolojik
incelenmesi de giderek daha büyük bir önem
kazaniyor. Bu meyanda, toplum içerisinde dinî
davranisin ölçümü sorunu, insanin dindarligi ve
dinî aidiyeti konusuna bagli olarak özel bir önem
kesbetmis görünüyor. Böyle olunca da din konusuna
sosyo lojik yaklasima bir sekilde, kantitatif
tekniklere dayali sosyal psikolojik yaklasim
perspektifleri egemen olmaya baslamis bulunuyor.
Süphesiz böylesine bir yönelimde din
sosyolojisinin öteki bilimler ve özellikle
psikoloji ve tabiî ki sosyal psikoloji ile olan
iliskileri ve bu bilim dallari arasinda artan
isbirliginin payi çok büyük görünüyor. Böylece,
modern dönemde artik dinin bilimsel
incelenmesinin, çesitli sosyal bilimler, insan
bilimleri, din bilimleri, ilâhiyat ve hattâ tabiat
bilimleri mensuplarinin siki bir isbirligi
çerçevesinde "disiplinlerarasi"
(interdisiplinaires) veya "mültidisiplinaires" bir
çalisma ve çaba ile gerçeklestirilebilecegi hususu
daha iyi anlasilmaya baslaniyor. Nitekim, bu
çerçevede meselâ din antropolojisinin, din
sosyolojisinin gelisme sine olan katkilari artarak
devam ediyor.
Öte yandan, aslinda sosyolojik arastirmalarda
psikolojik yahut sosyal psikolo jik yönelimin
kökleri de oldukça gerilere gidiyor. Süphesiz,
Leuba, Starbuck gibi psikologlar ve özellikle de
William James'in çalismalari, "din sosyal
psikolojisi" alanina olan ilginin artisinda önemli
bir rol oyna mistir. Kidd, Ellwood ve Ross gibi
sosyologlarin fonksiyonalist yönelimli din
yorumlarinin da dinî sosyal psikoloji alanina
duyulan ilginin artisinda büyük payi olmustur.
Böylece, sosyal psikolojik yönelimli din
arastirmalarinda Allport, Yinger ve Fichter gibi
güçlü isimler kendilerinin gösterdiklerinden, din
sosyal psikolojisi egilimi de özellikle ABD'deki
din sosyolojisi çevrelerinde çok güçlü bir sekilde
kendini göstermek imkânini elde etmis bulunuyor.
Meselâ Gerhard Lenski, Weber'in artik klâsik hale
gelmis bulunan tezinden hareketle Detroit
eyaletinde dinî aidiyet ile ekonomik faaliyetler
arasindaki iliskiyi genis bir örneklem grubu
araciligi ile teste tabi tutmus bulunmaktadir.
Kaliforniya Üniversitesinden Glock ve Stark ise,
genis bir "tarama" (survey) ölçeginden hareketle
A.B.D.’deki halihazir dinî durumu incelemeye
aldilar. Giderek baska ülkelere de yayilan bu tür
inceleme egilimi, gerek metot ve teknikler ve
gerekse de muhteva yönünden, dinî davranis
ölçümlerinin daha bir incelik, derinlik ve
sistematige kavusmasina imkân hazirlamis
bulunuyor.
Böylece, köy, kasaba, sehir... gruplari; üst, orta
ve alt toplumsal tabakalar; gecekondu, gençlik,
ögrenci, isçi, tüccar... kesimleri vb. çok çesitli
sosyo-kültürel kategori, çevre, sinif ve grup
larda dinî tutum ve davranislarin ve onlarin
ekonomi, ahlâk, siyaset... gibi öteki toplumsal
kurum, davranis ve faaliyet sekilleriyle olan
karsilikli iliskileri ve etkilesiminin yas,
cinsiyet, meslekî ve sosyo-ekonomik statü, medenî
durum, egitim, dinî, etnik, vb. aidiyet durumu...
gibi bir çok degiskenlere göre incelemeye alinmis
ve bunlarin arasindaki korelasyonlarin
arastirilmis olmasi kayda degerdir. Esasen bu
durum, dinî yasayis ve davranisin çok çesitli
boyutlarinin ayirt edilmesi ve bu sekli altinda
daha bilimsel bir yakla simla incelenmeye
alinmasina imkân vermis olup; bu çerçevede dinî
tutum ve davranis "ölçekleri"nin olusturulmasina
yönelinmis bulunulmakta ve böylece, oldukça
çesitli tutum ve davranis ölçeklerinin ve hattâ
tipolojilerin olusturulmus bulunduguna önemle
isaret etmek gerekmektedir. Bütün bu arastirmalar
ve böylece olusturulan ölçekler ve tipolojilerin
küçük gruplar ve dar dinî, kültürel ve toplumsal
çevrelerin ötesinde giderek, dinî yasayis ve
davranisin çok genis ölçekli ve boyutlu toplumsal
ve kültürel çevrelere ve gruplara uygulanmak
suretiyle "kültürlerarasi incelemelere"
(crosscultural studies) dönüsmeye baslamis
olmasina da önemle isaret etmelidir.
Öte yandan, bütün bu gelismelerin modern dönemde
din sosyolojisi incelemelerine dünya ölçüsünde
yeni bir önem ve boyutlar kazandirdigina ve hattâ
bu baglamda, din sosyolojisine, yeni sorunlar
çerçevesinde ve disiplinlerarasi isbirligi ile
yepyeni kavramlar, terimler, yeni yaklasim
kuramlari, paradigmalari ve yöntemlerinin
eklenmekte olduguna da önemle isaret etmek
gerekir. Nitekim bu çerçevede, özellikle 20.
yüzyilin son çeyreginde "yapi" (structure),
"kültür", "sembol", "isaret" (sign), "anlam",
"yorum", "sistem "... kavramlarinin yeni tanimlari
baglaminda din konusuna yeni yaklasim modellerinin
anahtar terimlerini olusturdugu görülmektedir.
Böylece, C. Levi-Strauss din konusuna
"yapisalcilik ", R. Bastide "sürekli degisen
kültürel yapi", J. Berque "derinlik sosyolojisi",
E. Gellner "sarkaç teorisi", C. Geertz "kültür
sistemi, semboller, isaretler, anlam ve yorum"
Mary Douglas "sembollerde sifrelenmis anlamlarin
çözümlenmesi" R. Wuthnow "kültürel yapisalcilik"
D. Bell "farklilasmis toplumda din ve kutsalin
dönüsü", P. Berger ve T. Luckmann "fenomenoloji ve
kognitif islevselcilik", J. M. Yinger
"islevselcilik " perspektifinde yaklasmaya
yönelmis olup; öte yandan, insanligin dinî
tecrübesinin gelisim seyrini evrimsel bir
perspektiften yaklasmak suretiyle çözümleyip
açiklamaya ve anlamaya yönelen yapisal-
fonksiyonalist R. N. Bellah ise, modern toplumda
din konusunun sosyolojik analizi baglaminda "sivil
din" kavramini operasyonel biçimde devreye sokmus
bulunmaktadir.
Süphesiz, burada bu tür çalismalar ve hattâ öteki
bir çok çalismanin yöntem, tahlil ve sonuçlarini
ele almak bu çalismanin sinirlarini asmaktadir.
Yine de, en genel çerçevedeki sistematik bir
yaklasimda, din sosyolojisi bilimi alanindaki
arastirmalarin, biri dinin degismez kabul edilen
özü ve muhtevasini anlayip açiklamaya ve ötekisi
de dinî olayin degisik tarihsel formlari ile
spesifik toplumsal kontekstleri arasindaki
enteraksiyonu ortaya koymaya yönelen iki ana
egilim etrafinda toplandigi ifade edilebilirse de,
gerçekte yönelimlerin çesitliliginin böylesine
dikotomik bir kategorizasyonu ziyadesiyle astigina
önemle isaret etmelidir. Her halükârda, bu bilim
dalinin gelismesinde genel sosyoloji mensuplarinin
yani sira dinî çevrelerin önemli katkilari da
belirtilmelidir.
Esasen, din sosyolo jisi bilimine duyulan
bilimsel, akademik, pedagojik ve hattâ pratik
ilginin giderek dünya çapinda yayginlik kazanmaya,
bu arada bu bilim dalinin, bazi konfesyonel
egilimlerde gözlenen bir "dinî sosyoloji" olmaktan
çikarak, deneysel, objektif ve sistematik bir
hüviyet kazanmaya ve Société International de
Sociologie des Religions, Association for the
Sociology of Religion, vb. örneklerde oldugu üzere
uluslararasi teskilatlarda yahut önce Archives de
Sociologie des Religions ve sonra da Archives de
Sciences Sociales des Religions, Social Compass,
Journal for the Scietific Study of Religion,
Sociology of Religion, Religiologiques gibi
periyodiklerde kurumlasmaya yönelmis olmasi kayda
degerdir.
Kaldi ki, modern sanayi sonrasi "post-modern" veya
"ultra-modern" bir dönemde dünya ölçüsünde
gözlenen ve "bilgi toplumu" yahut "iletisim
toplumu" gibi yeni modelleri gündeme getiren büyük
etkilesim ve degisimler ve bu çerçevede kendini
giderek daha net bir biçimde göstermeye baslayan
egilimler ve meselâ dünya kültürel sistemine
atifta bulunan "küresellesme" yahut bir ölçüde
bunun din alanindaki yansimasi sayilabilcek olan
ve dünya dinlerini giderek daha çok iliskiye ve
etkilesime sokmaya baslayan "dinî hosgörü",
"dinlerarasi diyalog" yahut "dinî çogulculuk "
gibi yönelim ve olgular ve nihayet modernizmin ve
modern dönemdeki pek çok gelismenin,
egitimögretimin yayginlasmasinin, iletisimin
artmasinin, bilim ve teknoloji alanindaki
gelismeler ve bunlarin yayginlasmasinin öteki bir
çok etmenlerle birlesmesi sonucu geleneksel
toplumlarin ve kültürlerin dünya ölçüsünde hizla
degismekte olusu ve bu baglamda ortaya çikan
degisime uyum ve uyumsuzluk olgulari ve süreçleri,
toplumlarin geleneksel dinî yasayisi, inanislari,
normlari ve degerleri, davranislari, örf ve
âdetleri ve kültürleri ve medeniyetlerini de
derinden etkilemekte ve hattâ S. Huntigton'un
"medeniyetler çatismasi" (Clash of Civilizations,
1996) örneginde görüldügü üzere olayi "çarpik" bir
biçimde de olsa temelde dine indirgemeye kalkisma
egilimleri, insan topluluklarinda din konusunu ve
bu çerçevede ortaya çikan sorunlari daha da önemli
bir hale getirmekte; bu baglamda, modern sosyal
bilimlere, sosyolojiye, din sosyolojisine ve öteki
modern din bilimlerine duyulan ihtiyaç da
artmaktadir.
Nitekim, sözü edilen bu gelisme, degisim ve bu
çerçevede karsilasilan sorunlar ve gereksinime
bagli olarak din sosyolojisi de dünya ölçüsünde
yayginlasirken bu alandaki arastir malarda
kaydedilmeye baslanan artis, yazarlar ve konular
ve bu konulara yaklasim yollarinin çesitlenmesi
sonucunu dogurdugu gibi, ayni zamanda kuramsal
veya uygulamaya yönelik yeni metodolojik ve
epistemolojik bir çok problematigi ve bu meyanda
meselâ objektiflik, deneysellik, determinizm,
indirgemecilik, açiklama, anlayis, yorum, vb. bir
çok sorunlari da beraberinde getirmis gö rünmekte;
bu çerçevede ortaya çikan derin farklilasmalar,
meselâ Fransiz din sosyologu H. Desroches'un
(1914-1994) din sosyolojisine dair yazdigi
kitabinin basligini "Din Sosyolojileri"
(Sociologies Religieuses) seklinde belirlemeye
götürmüs bulunmamakta; her halükârda, din
olaylarini sosyolojik bir yaklasimla bilimsel
olarak incelemek amacinda olan din sosyolojisinin
bilime ve toplum hayatina katkilarini ve önemini
görmezlikten gelmek yahut hafife almaya kakismak
kanaatimizce oldukça yaniltici ve hattâ olumsuz
sonuçlari dogurabilecek yüzeysel bir tavir
olmakta; P. Berger'in ("Dinî Kurumlar",
Toplumbilim Yazilari, Çev.: A. Çiftçi, Izmir,
1999, s. 71) gayet yerinde olarak isaret ettigi
üzere, pek çoklari din konusunda her seyi
bildiklerini sanmakla aslinda kendi ön yargilari
ve acele genellemelerinin kurbani olmakta; olayin
bilimsel ve sosyolojik analizi çok çesitli
boyutlarinin bulundugunu anlamaya imkân tanidigi
gibi, bunun ihmali asilmasi güç sorunlara ve
açmazlara kapiyi daima açik tutmaktadir.
4. ISLAM DÜNYASI VE DIN SOSYOLOJISI
Gerçekten de, bu çerçevede meselâ Islâm dünyasi,
din, dinî kültür ve din bilimlerinin ge lisimi
bakimindan ilk birkaç yüzyilda oldukça dinamik bir
biçimde olusan ve gelisen, daha sonra da bu konuda
her seyi yaptigini ve artik bundan böyle yapilacak
pek bir seyin kalmadigini sanarak "içtihat
kapisi"ni kapayan ve kendi içine kapanip
taklitçilige ve sonuçta geleneksellesmeye,
duraganliga ve hattâ çöküntüye yönelen bir
zihniyet ve tavrin açmazlarinin sikintilarini,
modern dönemin hizli degisim olgu ve
mecburiyetleri çerçevesinde günümüzde halâ çekmeye
devam etmekte; bu bakimdan meselâ Islâmiyet
konusunu "yeni yapisalci" (neo-structuraliste) bir
yaklasimla ele almaya yönelmis bulunan modern bir
Müslüman düsünür ve bilim adami olan M. Arkoun,
"düsünülebilir" (pensable), "düsünülemez"
(impensable), "düsünülen" (pensé) ve
"düsünülmeyen"i (impensé) birbirinden analitik
olarak ayirarak (Pour une Critique de la Raison
Islamique, 1984, s. 9), tahlillere ve yorumlara
gitmeye çalismak suretiyle Islâm düsüncesine yeni
bir canlilik kazandirmayi amaçla mis görünmekte;
ancak, anlasilan Isâm dünyasinin çok köklü
sorunlari bu konuda çok yönlü ve sistemli çabalara
ve özellikle de modern bilimsel çözümlemelere
ihtiyaç duymaktadir.
Bununla birlikte, genelde Islâm dünyasi din
konusunda ilk dönemlerin geleneksel “Islâm ilmi”ne
ziyadesiyle takilmis görünmektedir. Öyle ki, orada
daha 14. yüzyilda Ibn Haldun, meshur
Mukaddime'sinde "Ilm'ül-Ümran" adini verdigi yeni
bir bilimin temellerini atmaya çalisirken,
sosyolojinin ve hattâ din sosyolojisinin bir
öncüsü imis gibi görünmekte, ancak dönemin
karanlik ortaminda onun bu çabasi pek bir yanki
uyandirmadigi gibi, anlasilan modern dönemin hizli
degisme sartlarinin bir ürünü olan modernnist akim
da duraganligi asmada oldukça zorlanmis ve esasen
o belli bir ent elektüel düzeyi pek asamadigindan
etkileri oldukça sinirli kalmis bulunmakta; 20.
yüzyilda ve özellikle onun ikinci yarisindan sonra
sahnede daha çok görülmeye baslayan siyasal ve
radikal Islamci akimlarin militan ideolojik
vurgulari ve sloganlarinin Islam dünyasinin karsi
karsiya bulundugu ik ilemler ve açmazlari daha da
artir maktan baska pek bir ise yaramadigi
gözlenmekte; modern din bilimlerini ve özellikle
de din sosyolojisini özgün ve düzeyli metodolojik
yaklasim çerçevelerinde sorunlarin bilimsel
analizi ve bu yolla çözümler üretmek üzere devreye
sokma konusunda ise o öyle pek ciddî bir niyet ve
kararlilik içerisinde görünmemektedir.
5. TÜRKIYE’DE DIN SOSYOLOJISI
Esasen, Türkiye'nin de olayi gelenek ve degisimin
çok yönlü karmasik etkilesimi baglaminda ancak
kendi iç ve dis dinamikleri çerçevesinde sancili
bir biçimde yasamakta oldugu gözlenmektedir.
Gerçi, Türk toplumu özellikle Tanzimattan itibaren
çok önemli degisimlere sahne olmaya baslamis olup;
Cumhuriyetle birlikte büyük bir azim ve
kararlilikla çagdaslasmayi ve onun vazgeçilmez ön
sarti olan Lâikligi seçmis bulunan Türkiye'de
degisim köklü bir karaktere bürünmüs, 1950'li
yillardan itibaren onda kayda deger bir hizlanma
gözlenmis, 1970'li yilardan itibaren de o yeni bir
ivme kazanmis olup, o tarihten bu yana süreç tüm
hiziyla devam etmekte; ancak, degisime
uyumsuzlugun tepkisel anomi ortami sosyo-kültürel
hayatin bir çok alaninda "eski" ile "yeni"nin
yahut "geleneksel" olanla "modern"in dikotomik bir
çatisma anlayisi çerçevesinde sancili bir biçimde
karsi karsiya gelmesine yol açmis bulunmaktadir.
Bu çerçevede, "eski"nin yahut "geleneksel" olanin
"kutsal" ve dolayisi ile "dinî" bir anlama
bürünmekte olusu konumuz bakimindan kayda deger
olup, böylece degisime uyumsuzlugun tepkileri en
çok dinî ya sayis ve kültür alaninda ve çogu zaman
oldukça "çarpik " bir biçimde ortaya çikmakta; bu
bakimdan, çagdas Türk toplumunda modernlesme,
süreklilik ve degisimin din, dinî yasayis ve
kültür alanlarindaki etkilerinin din
sosyolojisinin yaklasim yollarindan hareketle
bilimsel analizi karsi kasiya kalinan sorunlarin
anlasilmasi ve bunlara bilimsel çözümler
üretilmesi bakimindan hayatî bir önem
tasimaktadir.
Nitekim, Türk düsünür ve sosyologlari, Z. Gökalp,
F. Köprülü, I. H. Baltacioglu, H. Z. Ülken, Z. F.
Findikoglu, M. Taplamacioglu, Serif Mardin, M.
Kiray, O. Türkdogan, A. Kurtkan... örneklerinde
gözlendigi üzere din sosyolojisine yakin bir ilgi
duyulmus olup, anlasilan bu ilgi günümüzde
Üniversitelerin basta sosyoloji bölümleri olmak
üzere iktisat, siyasal bilimler... gibi çesitli
birimlerinde bir çok genç arastirmaci ve bilim
adami vasitasiyla az çok devam etmekte; ayrica,
Cumhuriyetin baslarindaki Darülfünun Ilâhiyat
Fakültesinden baslayarak o dinî yüksekögretim
kurumlarindaki yerini de almis bulunmaktadir.
Ancak, Türkiye'de din sosyolojisine olan bu
ilginin belli bir bilimsel ve akademik düzeyi
asmayi basaramadigi gibi; bu düzeyde de genelde
derlemeci, aktarmaci yahut deskriptif kalarak
belli bir özgünlüge erismis görünmedigine önemle
isaret edilmelidir.
Bununla birlikte, zamanla bunun asilacagi ve bu
alanda özgün ve düzeyli bilimsel yaklasim
semalari, modelleri ve bu çerçevede ortaya
konulacak olan bilimsel ve düsünsel ürünler
araciligi ile Türk toplumunun karsi karsiya
bulundugu devasa sorunlarin çözümüne olumlu
katkilar saglanacagini ümit etmek gerekir.
6. SONUÇ
Yukaridaki, tespit, analiz ve yorumlardan açikça
anlasildigi üzere, uzun bir tarihsel ha zirlik
dönemini takiben ancak modern dönemin hizli
degisim ve dönüsüm sartlari ve ortaminda ortaya
çikmis ve giderek gelisme göstermis bir bilimsel
disiplin olan din sosyolojisinin, aslinda ayni
süreçte gelisme göstermis olup, din olgusunu genis
ve sistematik bir bilimsel perspektifte ele almayi
amaçlayan modern din bilimlerinin bir alt-dali
olduguna önemle isaret etmek gerekir. Zira,
bilinen bütün toplumlar su veya bu biçimde bir
dine sahip olduklari gibi, dinlerin bir toplumdan
ötekine, bir kültür ve medeniyetten bir baskasina,
devirden devire, bir mekândan digerine, kisilere
ve hattâ ayni bir kisinin yasaminin farkli
dönemlerine göre degisiklikler arz ettigi
görülmekte ve nihayet modern ve hattâ post-modern
yahut ültra-modern toplumlarda da din bir sekilde
varligini, önemini ve etkilerini sürdürmekte olup;
üstelik, her din, zaman ve mekânda açilim gösteren
oldukça karmasik ve zengin bir evren olarak
karsimiza çikmaktadir. Öte yandan, tüm dinlerin
meydana getirdigi âlem çok daha zengin, çesitli ve
kompleks bir evren olusturmakta; böylesine çok
çesitli ve karmasik olgularin ve tecrübelerin
bilimsel incelenmesi ve hattâ bunlarin arasinda
karsilastirmalara ve sistematik analizlere
gidebilmek için, öncelikle her bir dinî âlemin ve
hattâ orada kendini gösteren her bir dinî olgunun
ince analizini gerçeklestirmek gerekmektedir ki bu
da, bu dinî âlemlerin her birinde ayri bir
uzmanlasmayi zorunlu kilmakta; her halükârda,
dinin modern bilimsel incelenmesi oraya tarihî,
sosyolojik, psikolojik, antropolojik, etnolojik,
fenomenolojik, felsefî, teolojik, vs. bir dizi
bilimsel disiplinin dahil oldugu plüral bir olgu
olarak karsimiza çikmakta; su hale göre, din
sosyolojisi, din konusuna muhtelif plüral ve
tamamlayici alternatif yaklasim yollarindan biri,
ancak dinin modern bilimsel incelenmesi açisindan
oldukça önemli bir tanesi olmaktadir.
Öte yandan, bilim artik gerçege monolitik bir
yaklasim olmaktan çoktan çiktigindan, bilimsel
metodoloji, yaklasim yollari, yöntemleri,
teknikleri, semalari ve paradigmalarinin dinamik
bir çesitliligi ile karakterize olmakta;
metodolojik plüralizm yöntemsel sekteryanizmi
çoktan gözden düsürmüs bulunmaktadir. Bu bakimdan,
din konusunu bilimsel perspektifte incelemek
amaciyla uzmanlasmis bulunan modern disiplinlerin
her biri, din olgusunu bilimsel analize tabi
tutmak üzere kendi yaklasim paradigmalari, yöntem
ve tekniklerini devreye sokmakta ve hattâ onlar bu
amaçla yeni yaklasim paradigmalari, yeni analiz
semalari, yeni yöntem ve tekniklerin dinamik bir
arayisi çabasina da yönelmis bulunmakta; nihayet,
din olgulari ve dinî dünyalarin modern ve dinamik
bilimsel analizi artik giderek geleneksel
ilahiyatlarla modern din bilimleri, felsefeler,
insan ve toplum bilimlerinin karsilikli ve dinamik
isbirligi çerçevesinde konuya çogulcu ve
disiplinlerarasi veya mülti-disipliner
paradigmalar ve semalar çerçevesindeki yaklasim ve
analizlerin gerçeklestirmesini istemekte; bu
baglamda, din sosyolojisi disiplini de, bir toplum
olayi ve kurumu olarak dini ele almak, din ve
toplum iliskileri ve etkilesimini ve bu çerçevede
ortaya çikan olgular, süreçler, teskilatlar ve
gruplasmalari sosyo lojik bir yakla sim
perspektifinde bilimsel olarak arastirip incelemek
üzere, yeni ve dinamik sosyolojik yaklasim
semalari, yöntem ve tekniklerini ortaya koyma
çabasi içerisine girmis bulunmaktadir. Bu
bakimdan, dinin modern bilimsel ve sosyolojik
analizinin, din sosyologundan konuya tam bir
hakimiyet içerisinde olmayi ve arastirma ve
incelemelerinde çok dik katli ve ihtiyatli
davranmayi, özellikle zihinsel kurgulara dayali
tek yanli basitlestirilmis yaklasim semalari,
acele genellemeler ve indirgemecilikten sakinmayi,
"olan"i nesnel bir yaklasimla dinamik bir analize
ve yoruma tabi tutmayi istemekte olduguna önemle
isaret etmelidir. Bu çerçevede, ister özsel
isterse de islevsel olsun belli bir din tanimi ve
buna dayali din teorilerinden hareket etmenin bile
sinirlayici ve indirgeyici egilimleri
içerebilecegini, buna türlü felsefeler ve
doktrinlerin sartlandirici, yönlendirici ve hattâ
yaniltici tuzak etkilerinin eklenmekte oldugunu
belirtmeliyiz.
KAYNAKLAR
Arkoun, M., Pour une Critique de la Raison
Islamique, Paris: Maisonneuve-Larose, 1984
Bellah, R. N., “Religious Evolution”, American
Sociological Review, 1964; Beyond Belief: Essays
on Religion in a Post Traditional World , New
York: Harper and Row, 1970; "La Religion Civile en
Amérique", Archives de Sciences Sociales des
Religions, 35, 1973, s. 7-22
Berger, P., The Sacred Canopy: Elements of a
Sociological Theory of Religion, Garden City,
N.Y.: Doublday and Company, Inc.., 1967; "Dinî
Kurumlar", Toplumbilim Yazilari, (Çev.: A.
Çiftçi), Izmir, 1999
Bertrand, M., Le Statut de la Religion Chez Marx
et Engels, Paris: Editions Sociales, 1979
Bourdieu, P., "Génèse et Structure du Champ
Religieux", Revue Française de Sociologie, No.
12.3, 1971 Peter, B., Thousand Oaks, Calif.: Sage
Publications, 1994
Cain, S., "Study of Religion", The Encyclopedia of
Religion, ed.: F. E .Bryan, M. Eliade, Nev
York-Londra, 1987
Charnay, J. P., Sociologie Religieuse de L'Islam,
Paris: Sindbad, 1977
Desroche, H., Sociologies Religieuses, Paris, PUF,
1968
Desroche, H. ve Séguy, J.,éds., Introduction aux
Sciences Humaines des Religions, Paris, Cujas,
1970
Descharme, P., La Critique des Traditions
Religieuses Chez Les Grecs, Brüksel: Culture et
Civilisation, 1966
Durkheim, E., Les Forms Elémentaires de la Vie
Religieuse, Paris: Alcan, 1912
Evans-Pritchard, E. E., Theories of Primitive
Religion, Oxford, 1965
Glock, C. Y. ve Stark, R. , Religion and Society
in Tension, Chicago: Rand McNally, 1965
Freyer, H., Din Sosyolojisi, Ankara: Ilâhiyat
Fakültesi Yay., 1964
Günay, Ü., Din Sosyolojisi, Istanbul: Insan Yay.,
2001; "Ziya Gökalp ve Din Sosyolojisi", Erciyes
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3,
1989, s. 223-237; "Modern Sanayi Toplumlarinda
Din-I ve II", Erciyes Üniversitesi Ilâhiyat
Fakültesi Dergisi, 3, 1986, s. 41-88; 4, 1987,
s.29-58; "Islâm Dünyasinda Bir Din Sosyolojisi
Öncüsü: Ibn Haldun", Atatürk Üniversitesi Ilâhiyat
Fakültesi Dergisi, 6, 1986, s. 63-104; “Türkiye’de
Toplumsal Degisme ve Din”. Islâmin Bugünkü
Meseleleri, Türk Yurdu, Agustos-1997, s. 131-147;
"Toplumsal Degisme ve Islâmiyet", Çukurova
Üniversitesi Ilâhiyat Fakültesi Dergisi, Adana,
2001, s. 9-46
Hervieu-Leger, D., La Religion Pour Memoire,
Paris: Cerf, 1993
Hubert, H. et Mauss, M., Essai sur la Nature et la
Fonction du Sacrifice, Paris, 1899
Huntington, S. P., The Clash of Civilizations and
the Remaking of World Order, New York: Simon and
Schuster, 1996
Ibn Haldun, el-Mukaddime, Beyrut, 1967
Kurtkan, A., Din Sosyolojisi, Istanbul, 1985
Le Bras, G., Etudes de Sociologie Relieuse, Paris:
PUF, 1955 ve 1956, 2 C
Lenski, G., The Religious Factor, New York:
Doubleday, 1961
Luckman, T, The Invisible Religion, New York:
MacMillan, 1967
Mauss, M., Oeuvres, I: Les Fonctions du Sacré,
Paris: Minuit, 1968; Esquisse d'une Théorie de la
Magie, Paris, 1904; Introduction à l'Analyse de
Quelques Phénomènes Religieux, Paris, 1906
Mardin, S., Din ve Ideoloji, Ankara, 1969
McGuire, M. B., Religion: The Social Context,
Belmond: Wadsworth Publishing Com. , 1981
Mensching, G., Sociologie Religieuse, Paris:
Payot, 1951
Meslin, M., Pour une Science des Religions, Paris:
Seul, 1973
O'Dea, T., The Sociology of Religion, New York,
1966
Otto, R., The Idea of the Holy , (Çev.: J. W.
Harway), Londra ve New York: Oxford University
Press (Huphrey Milford), 1925
Richard, G., "L'Athéisme Dogmatique en Sociologie
Religieuse", Revue d'Histoire et de Philosophie
Religieuses, 2, 1923, s. 125 -137, 3, s. 229-261
Robertson, R, (ed), Sociology of Religion,
Harmondsword, 1966; The Sociological Interpretaion
of Religion, Oxford, 1970
Scharf, B. R., Sociological Study of Religion,
Londra, 1970
Smart, N., "Study of Religion", Encyclopedia
Britannica, 2000.
Stark, W., The Sociology of Religion, Londra, 1966
Taplamacioglu, M., Din Sosyolojisi, Ankara:
Ilahiyat Fakültesi Yay., 1975
Tapper, R., Çagdas Türkiye'de Islam, Istanbul:
Sarmal Yay., 1993
Turner, B. S., Weber and Islam: a Critical
Approach, Londra: Routledge and Keagen Paul, 1974
Ülgener, S. S., Iktisadî Inhitat Tarihimizin Ahlâk
ve Zihniyet Meseleleri, Istanbul: Iktisat Fak
Yay., 1951
Ülken, H. Z., Dinî Sosyoloji, Istanbul, 1943
Waardenburg, J., Classical Approaches to the Study
of Religion, The Hague, Paris: Mouton, 1973
Wach, J., Din Sosyolojisi (Çev.: Ü. Günay),
Istanbul: Marmara Üniversitesi Ilahiyat Vakfi
Yay., 1995
Weber, M., L'Ethique Protestante et L'Esprit du
Capitalisme, Paris: Plon, 1964; Economie et
Société, Paris: Plon, 1971
Whaling, F., Contemporary Approaches to the Study
of Religion, C. I ve II, Berlin, NevYork,
Amsterdam: Mouton, 1983, 1984
Willaime, J. P., Sociologie des Religions, Paris:
PUF, 1998.
Wilson, B. R., Religion in Secular Society,
Londra: Watts, 1966
Yinger, J. M., Religion, Society and Individual,
New York, 1965; The Scientific Study of Religion,
New York: Macmillan, 1989.
Kaynak : Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi :
12 Yıl : 2002 (1-20 s.
|
|