Postravmatik Stress Bozuklugu (PTSB) ve Akut
Stress Bozuklugu (ASB)
PTSB olarak siniflandirilmis hastalar için, hemen
hemen herkes için travmatik olabilecek bir
büyüklükte emosyonel bir stress yasamis olmalidir.
Bu tip travmalar içinde savas deneyimi, dogal
afetler, tecavüz, saldiri ve ciddi
kazalar(otomobil kazasi veya bina yangini gibi)
olmalidir.
PTSB'u
1-Travma deneyimi ile ilgili düsünsel rüyalarin
veya uyanik düsüncelerin olmasi
2-Travmayi hatirlatici seylerden devamli kaçinma
ve hatirlatici seylere karsi tepkide donukluk
3-Devam eden asiri uyarilma
PTSB'lugu ile baglantili yaygin semptomlar
depresyon, anksiyete ve bilissel zorluklar
(konsantrasyon zorlugu gibi) vardir.
DSM de PTSB semptomlarinin minimum süresi bir ay
olmalidir.
DSM IV ASB u olarak isimlendirdigi yeni bir tani
ile bizi tanistirmistir. ASB deki hastalik
semptomlari travmatik olaydan sonra 4 hafta içinde
meydana gelmeli ve semptomlar iki gün ile 4 hafta
içerisinde sonlanmalidir.
Tarihçe
Otonomik kardiak semptomlarla kendini gösteren
Amerikan iç savasinda PTSB'un sendromuna benzeyen
hastaliga asker kalbi ismi verilmistir.
1871 yilinda DA Costa'nin yayinladigi "On Irritabl
Heart" çalismasinda bu tip askerleri
tanimlamaktadir.
1.Dünya savasinda bu sendrom "Shell Shock" olarak
isimlendirilmis ve bomba patlamalari sonucunda
olusan beyin travmasinin nedeni ile meydana
geldigi hipotezi ileri sürülmüstür.
2.Dünya savasindan emekli askerler, nazi toplanma
kamplarindan sag kalanlar, Japonyada atom
bombasina maruz kalanlardan sag kurtulanlar da
benzer semptomlar görülmüs. Bu duruma zaman zaman
zorlama nevrozu veya fiili tükenmislik isimleri
verilmistir.
1900 yillarda psikoanalitik etkinin güçlü oldugu
özellikle Amerika Birlesik Devletlerinde travmatik
nevroz tanisi, bu durumlar için konulmustur.
Travmatik nöroz, travmatik olay vasitasi ile
çözümlenmemis erken dönem çatismalarinin tekrardan
aktive olmasi ile izah edilmistir.
1941 yilinda Boston'da the Coronut Grove da,
kalabalik bir gece kulübünde, meydana gelen bir
yangindan sag kalanlarda asiri sinirsellik
tükenmislik ve kabuslarin olusturdugu
gösterilmistir. Hastalik etkileri gecikmis olarak
da ortaya çikabilmektedir. (Erikson 1976)
Vietnam savasinda sag kalanlarla baglantili
psikiyatrik hastalik kavrami bugün bilindigi gibi
verimli bir sonuca olusarak PTSB'nin kavramina
gelinmistir.
Bütün bu travmatik durumlarda hastaligin görünümü
stress etkeninin büyüklügü ile yakindan korelasyon
göstermektedir. En ciddi stresler (mesela toplama
kamplari) taniklarin %75 den fazlasinda sendromun
görülmesi ile neticelenmistir. (Herman ve van der
Kolk 1987., Herman ve ark. 1989., van der Kolk ve
Saporta 1987., van der Kolk 1988)
Epidemiyoloji
PTSB'nin ömür boyu görülme prevelansi, toplam
içinde %1-3 arasindadir. Bu oran bozuklugu
subklinik formlar da degerlendirilerek bakilirsa
%5 ile 15 gibi bir rakama ulasmaktadir. (Helzer ve
ark. 1987., Breslau ve ark. 1991)
Travmatik olayi yasamis kisiler içindeki yüksek
risk orani ömür boyu prevelalans oranlari %5-7.5
arasindadir. Vietnamdan sag dönenlerin %30 u
PTSB'u geçirmistir. Ilaç olarak bunlarin %25'nin
de bozuklugu subklinik formlarina girmistir. (Eitinger
1971., Krystal 1968., Chapman 1962)
PTSB herhangi bir yasta görülebilir. En yüksek
oldugu dönem genç adultlerdir. Presipite edici
faktörlerin yapisi önemlidir. Hatta çocuklarda
PTSB'u geçirebilirler. Erkeklerdeki travma
genellikle zorlayici karakterdedir. Kadinlarda ise
genellikle tecavüze veya saldiriya ugrama
seklindedir.
Bozukluk evlenmemis, bosanmis, dul kalmis,
ekonomik handikapi ve sosyal çekilmesi olanlarda
en sik olarak ortaya çikmaktadir.
Etyoloji
Stress Etkeni
Bilinmektedir ki PTSB'in gelisiminde birincil
nedensel faktör stresstir. Ancak her travmatik
olaydan sonra herkes PTSB'a yakalanmamaktadir.
Belki stressör gerekli bir kosuldur ancak
hastaligin olusmasi için yeterli bir kosul
degildir. (Horowitz ve ark. 1980)
Klinisyenler, bireysel biyolojik uyarici
faktörler, uyarici psikososyal faktörleri ve
travmadan sonra ne oldugu üzerine düsünmeli ve
tartismalidir. Mesela, felaketi yasayan grub
üyelerinden bir kismi, bu yasadigi olayi baskalari
ile paylasma imkanina sahipse. travma ile basa
çikabilme imkanina sahip olabilmektedir.
Bazen hayatta kalanlarin suçlu olmasi, PTSB'u
basarisini karistirabilmektedir.
Yapilan arastirmalara göre PTSB'da en önemli
vurgulanan konu, stressör etkinin ciddiliginden
ziyade, kisinin stressöre verdigi yanitin durumu
önem arzetmektedir. (Breslau ve ark. 1991.,
McFarlane 1990)
PTSB'un semptomlari, stress etkeninin ciddiyeti
ile direkt orantili oldugu düsünülmektedir.
Ampirik çalismalarda böyle oldugunu göstermistir.
Sonuç olarak, herkesin istirak ettigi ortak nokta
stress etkeninin hasta tarafindan belirlenen
subjektif degeri, bu bozuklukta büyük öneme
sahiptir.
Karsi konulmaz bunaltici travma ile yüzlesildigi
zaman halkin büyük bir kismi PTSB'un semptomlarini
yasamaz. Bazi sahislara bu tip olaylar olagan veya
daha az dehsetli gelirken, bazilari bu olaylara
subjektif anlamlar yükledikleri için PTSB
semptomlari gelistirirler.
Hastaligin gelisiminde rol oynayan predispozan
faktörler vardir. (Lindy ve ark. 1984)
1-Çocukluk döneminde travma geçirme. (va der Kolk
ve ark 1991., McFarlane 1989)
2-Borderline, paranoid, bagimli ve antisosyal
kisilik bozukluguna egilimi olanlar
3-Yetersiz destek sistemine sahip olanlar
4-Genetik yapisal olarak psikiyatrik hastaliklara
yatkinligi olanlar (Scrignar 1984., Breslau ve
Davis 1992)
5-Yakinda yasanan stress dolu yasam degisiklikleri
(Horowitz ve ark 1980)
6-Kontrolün internal odakli algilama duyusu yerine
kontrolün external odakli olarak algilanmasi (Breslau
ve ark. 1991)
7-Yakin dönemde yogun alkol alimi.
Ciddi psisik travma geçiripte hayatta kalan
sahislarda yapilan psikodinamik çalismalar da
yaygin bir belirti olarak alexitymia bulunmustur.
Çocukluk döneminde psisik travma meydana gelmisse,
bu genellikle emosyonel gelisimin daralmasi ile
neticelenir. Eger travma adult dönemde meydana
gelmisse genellikle emosyonel regresyon olusur.
Vakalarda travmadan sonra, sag kalanlarda
genellikle internal emosyonel duygulari
kullanilmayarak, sinyal olarak psikomatik
semptomlar çikabilir. Bu insanlar, stress altina
girdiklerinde kendi kendilerini yatistirmaya
muktedir olamazlar.
Psikodinamik Faktörler
PTSB'un kognitif modelinde, bozuklugu presipite
eden travmayi rasyonalize etmeye veya süreci
anlamaya yönelik bir pozisyon alir. Onlar süreci
denemeye devam ederler ve kaçinma tekniklerini
kullanarak stresle tekrar karsilastiklarindan
kaçinma yönünde davranis sergilerler.
PTSB'un davranisçi modeli, hastaligin gelisimini
iki fazdan izah eder. Birincisi, travma (sartsiz
bir uyarandir), sartli stimulusla, klasik
sartlandirmada oldugu gibi çiftlestirilmistir.
Burada sartli uyaran travmanin fiziksel veya
mental hatirlaticilaridir. Ikincisi ögrenme
teorisi perspektifinde, hastanin sartli ve sartsiz
uyaranlarin her ikisinden kaçinma kaliplari
gelistirirler.
Hastaligin psikanalitik modelinde travma,
çözülmemis psikolojik çatismalarin tekrar reaktive
olmasi olarak kabul edilir. Çocukluk dönemi
travmasi tekrardan aktive olmussa, bu durum
regresyon ile sonuçlanir. Burada bastirma, inkar
ve yap-boz savunma düzenekleri devreye girer. Ego
olayi tekrar yasar ve böylece anksiyeteyi
azaltmayi ve üzerinden gelmeye çalisir. Hatta dis
dünyadan sekonder kazançlar elde etsede yaygin
kazanimlar kompenzasyonlar ile ilgilidir. Dikkat
ve sempati artmistir, bagimlilik ihtiyacinin
tatmini söz konusudur. Bu kazanimlar bozuklugu ve
onun direncini artirir.
PTSB'un bilissel görünümü olayi bloke eden ve
kabullenen alternatif periyodlari vasitasi ile
provoke edilmis travma ile ilgili bilgilerin
yogunluk derecesinin süreci üzerine çalisilmasidir.
Biyolojik Faktörler
Biyolojik teorilerin, PTSB'a bakisi hayvanlarla
preklinik dönemde yapilan bilimsel çalismalar ve
PTSB'lu klinik popülasyon biyolojik degiskenlerle
ölçümlerinin her ikisine birden bakilarak
gelistirilmistir. Bu çalismalarda elde edilen
verilere göre, bozuklukta bir çok nörotransmiter
sistemlerinin etkili oldugu tesbit edilmistir. (van
der Kolk ve van der Hart 1989)
Hayvanlardaki preklinik olarak yapilan
çalismalarda elde edilen duyarlilasma, hassaslasma
ve ögrenilmis mutsuzluk modelleri, bizleri
hipotalamus-pitütüer-bez ve adrenal-baz arasindaki
eksene ulastirmaktadir. (Pavlov 1957/1960) Bu
eksende görev alan nörotransmiterler, NE, depamin,
endojen opiyatlar, ve benzodiaspin
reseptörleridir.
Klinik populasyonda, veriler nöroadrenerjik ve
endojen opiyat sistemleri hipotezleri ile
desteklenmistir. (Kosten ve ark. 1987) Adrenerjir
hiperaktivite üzerinde durulmustur. (Kolb ve ark.
1984) Alfa 2 adrenerjik reseptör duyarliligi
üzerine çalismalar yapilmis kronik noradrenerjik
hiperaktivite olabilecegi iddia edilmistir. (Perry
ve ark. 1987) Bu insanlardan, hipotalamus-pitütüer
bez-adrenal ekseni de söz konusudur. Bunlardan (PTSB)
bazilarinda bu sistemlerde hiperaktivite
mevcuttur.(Anisman ve ark. 1980) Laktat ve
yohimbin sistemleri üzerine durulmustur. (Rainey
ve ark. 1987., Southwick ve ark. 1987) Growt
hormon (Hansenne ve ark. 1991), düsük idrar
kortizol oranlari (Mason JW ve ark. 1986), artmis
idrar norepinefren/kortizol orani (Mason JW ve
ark. 1988), kortikorelesing hormona cevap vermeyen
ACTH (Smith ve ark. 1989) üzerinde durulmustur.
Diger büyük biyolojik bulgular otonomik sinir
sisteminin cevap verme yeteneginin ve
aktivitesinin artmis olmasidir. Bunun delilleri de
artmis kardiak degerler, ve kan basinci yüksekligi
(Kolb 1987., Pitman ve ark. 1987) ve anormal uyku
özellikleridir.(mesela uykunun parçalanmaz ve uyku
latensinin artmasi söz konusudur.) Para sempatik
sistem üzerine çalismalar vardir. (De la Pena
1984) Sempatik sistem üzerine çalismalar vardir. (van
der Kolk ve Saporta 1991., Davidson ve ark. 1991.,
McDougle ve ark. 1991., Shay 1992) Pozitif
belirtileri limbik sistem bozuklugu ile izah eden
çalismalar da vardir. (Liper 1990) Negatif
belirtiler üzerine de teoriler gelistirilmistir. (Mairer
ve Seligman 1976., Kelly 1982., Maier ve ark.
1980, Pitman ve ark. 1990., Gold v eark., Spiegel
ve Cardena 1990)
Bazi arastirmacilar PTSB'un diger iki psikiyatrik
bozukluk olan PB ve M.depressif bozukluga olan
benzerlikleri üzerinde durmuslardir.
Teshis
PTSB'un DSM IV tani kriterleri DSM III- R da
birkaç kriter halinde açikça yazilmistir. Ilk kez,
DSM III R stressör tanimini "alisilmis insan
davranisinin disinda" olan sey olarak
tanimlamistir. DSM IV de ise stressörün tanimi "A"
maddesinde açiklanmistir. DSM IV de "B" de
spesifik özellikler, DSM III-R de oldugu gibi
korunmustur. Burada travmatik olayi tekrardan
yasamaya direnç gösteren kisiyi hastanin özelligi
olarak anlatilmistir.
Kriter C ve D, DSM IV ve DSM III R de hemen hemen
aynidir. Bu maddeler belirli durumlardan spesifik
devamli kaçinmayi ve hastanin uyarilma yükselisini
anlatir.
DSM IV spesifize edilen semptomlarin ki, bunlar,
yeniden yasama, sürekli kaçinma, artmis
uyarilmislik durumunu, bir aydan daha uzun
sürmesini belirlemistir. Semptomlar bir aydan daha
kisa sürmüsse bu durumda ASB a tanimi konmaktadir.
(Tablo 12) DSM-IV de PTSB (Tablo 13) için tani
kriterleri,klinisyene hastaligin akut mu yoksa
kronik mi oldugu konusunda yardimci olur. Akut
durumlarda semptomlar üç aydan önce sona ererken
kronik durumlarda semptomlar üç ay ve daha fazla
sürmektedir.
A. Asagidakilerden her ikisinin bulundugu bir
biçimde kisi travmatik bir olayla karsilasmistir:
(1) Kisi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, agir
bir yaralanma ya da kendisinin ya da baskalarinin
fizik bütünlügüne bir tehdit olayini yasamis,
böyle bir olaya tanik olmus ya da böyle bir olayla
karsi karsiya gelmistir
(2) kisinin tepkileri arasinda asiri korku,
çaresizlik ya da dehsete düsme vardir
B. sikinti doguran olayi yasarken ya da bu olayi
yasadiktan sonra kiside asagidaki dissosiatif
semptomlardan üçü (ya da daha fazlasi) bulunur:
(1) öznel uyusukluk, dalginlik duyumlari ya da
duygusal tepkisizlik
(2) çevrede olup bitenlerin farkina varma
düzeyinde azalma (örn. "afallama").
(3) derealizasyon
(4) depersonalizasyon
(5) dissosiatif amnezi (yani, travmanin önemli bir
yanin animsayamama)
C. Travmatik olay sunlardarn en az biri yoluyla
sürekli olarak yeniden yasanir: Göz önüne tekrar
tekrar gelen görüntüler,rekürran düsünceler,
rüyalar, illüzyonlar, "flashback" epizodlari, o
yasantiyi yeniden yasar gibi olma ya da travmatik
olayi animsatan seylerle karsilasinca sikinti
duyma.
D. Travma ile ilgili anilari uyandiran
uyaranlardan belirgin kaçinma (örn. düsünceler,
duygular, konusmalar, etkinlikler, yerler,
insanlar).
E. Belirgin anksiyete ya da artmis uyarilmislik
semptomlari (örn. uyumakta zorluk çekme,
irritabilite, düsüncelerini yogunlastirma güçlügü,
hipervijilans, asiri irkilme tepkisi gösterme,
motor huzursuzluk)
F. Bu bozukluk klinik açidan belirgin bir
sikintiya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da
islevselligin önemli diger lanlarinda bozulmaya
neden olur ya da bireyin travmatik yasantisini
aile bireylerine anlatarak kisisel destek
kaynaklarini harekete geçirmek ya da yardim almak
gibi gerekeni yapmasinin pesinde kosma yetisini
bozar.
G. Bu bozukluk en az 2 gün, en fazla 4 hafta sürer
ve travmatik olaydan sonraki 4 hafta içinde ortaya
çikar.
H. Bu bozukluk bir maddenin (örn.
kötüyekullanilabilen bir ilaç, tedavi için
kullanilan bir ilaç ya da genel tibbi bir durumun
dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir,
Kisa Psikotik Bozukluk olarak açiklanamaz ve daha
önceden var olan bir eksen I ya da Eksen II
bozuklugunun sadece bir alevlenmesi degildir.
A. Asagidakilerden her ikisinin de bulundugu bir
biçimde kisi travmatik bir olayla karsilasmistir:
(1) kisi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, agir
bir yaralanma ya da kendisinin ya da baskalarinin
fizik bütünlügüne bir tehdit olayini yasamis,
böyle bir olaya tanik olmus ya da böyle bir olayla
karsi karsiya gelmistir
(2) kisinin tepkileri arasinda asiri korku,
çaresizlik ya da dehsete düsme vardir. Not:
Çocuklar bunlarin yerine dezorganize ya da ajite
davranisla tepkilerini disavurabilirler
B. Travmatik olay asagidakilerden biri (ya da daha
fazlasi) yoluyla sürekli olarak yeniden yasanir:
(1) olayin, elde olmadan tekrar tekrar animsanan
sikinti veren anilari; bunlarin arasinda
düslemler, düsünceler ya da algilar vardir. Not:
Küçük çocuklar, travmanin kendisini ya da degisik
yönlerini konu alan oyunlari tekrar tekrar
oynayabilirler.
(2) olayi, sik sik, sikinti veren bir biçimde
rüyada görme. Not: çocuklar, içerigini tam
anlamaksizin korkunç rüyalar görebilirler.
(3) travmatik olay sanki yeniden oluyormus gibi
davranma ya da hissetme ( uyanmak üzereyken ya da
sarhosken ortaya çikiyor alsa bile, o yasantiyi
yeniden yasiyor gibi olma duygusunu,
illüzyonlarini, hallüsinasyonlarini ve dissosiatif
"flashback" epizodlarini kapsar).
(4) travmatik olayin bir yönünün çagristiran ya da
andiran iç ya da dis olaylarla karsilasma üzerine
yogun bir psikolojik sikinti duyma
(5) travmatik olayin bir yönünün çagristiran ya da
andiran iç ya da dis olaylarla karsilasma üzerine
fizyolojik tepki gösterme
C. Asagidakilerden üçünün (ya da daha fazlasinin)
bulunmasi ile belirli, travmaya eslik etmis olan
uyaranlardan sürekli kaçinma ve genel tepki
gösterme düzeyinde azalma (travmadan önce olmayan)
(1) travmaya eslik etmis olan düsünce, duygu ya da
konusmalardan kaçinma çabalari
(2) travma ile ilgili anilari uyandiran
etkinlikler, yerler ya da kisilerden uzak durdma
çabalari
(39 travmanin önemli bir yönünü animsayamama
(4) anemli etiknliklere karsi ilgjnin ya da
bunlara katilimin belirgin olarak azalmasi
(5) insanlardan uzaklasma ya da insanlara
yabancilastigi duygulari
(6) duygulanimda kisitlilik (örn. sevme duygusunu
yasayamama)
(7) bir gelecegi kalmadigi duygusunu tasima (örn.
bir meslegi, evliligi, çocuklari ya da olagan bir
yasam süresi olacagi beklentisi içinde olmama)
D. Asagidakilerden ikisinin (ya da daha
fazlasinin) bulunmasi ile belirli, artmis
uyarilmislik semptomlarinin sürekli olmasi:
(1) uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte
güçlük
(2) irritabilite ya da öfke patlamalari
(3) düsüncelerini belirli bir konu üzerinde
yogunlastirmada zorluk çekme
(4) hipervijilans
(5) asiri irkilme tepkisi gösterme
E. Bu bozukluk (B, C ve D Tani Ölçütlerindeki
semptomlar) 1 aydan daha uzun sürer.
F. Bu bozukluk, klinik açidan belirgin bir
sikintiya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da
islevselligin önemli deger alanlarinda bozulmaya
neden olur.
Varsa Belirtiniz:
Akut: Semptomlar 3 aydan daha kisa sürerse
Kronik: Semptomlar 3 ay ya da daha uzun sürerse
Varsa Belirtiniz:
Gecikmeli Baslangiçli:Semptomlar, stres etkeninden
en az 6 ay sonra baslamissa
DSM IV klinisyene hastaligin baslangiç süresi ile
ilgili de yol göstericidir. Bozukluk travmatik
olaydan sonra, alti ay içinde baslayip
baslamadigina göre iki kategoriye ayrilmaktadir.
Klinik Belirtiler
PTSB'un belirgin klinik belirtileri, olayin aci
verici bir sekilde yeniden yasanmasi, kaçinma
davranisi ve emosyonel uyumsuzluk hali, asiri
uyarilmislikla seyreden korku halidir. Bozukluk
travmatik olaydan aylar veya yillar sonra da
gelismeyebilir. (Scrignar 1984., Burstein 1986)
Mental durum muayenesinde suçluluk duygusunun
açiga vurulmasi, reddedilme " utanma duygulari
bulunur." Hasta dissosiyatif durumlar veya panik
ataklar tanimlayabilir. Illüzyon ve
hallisünasyonlar olusabilir. Bilissel testlerde
hafiza ve dikkat bozukluklari oldugu ortaya
çikabilir.
Birlikte gözlenen sempomlar arasinda, agresyon,
tecavüz, impuls kontrol zayifligi, depresyon ve
madde kullanim bozukluklari da olabilir.
Hastalarda MMPI testinde SC,D,F,Ps skorlari
yükselmis bulunur. Ronschack testinde aggressivite
ve tecavüz materyalleri bulunabilir.
Ayirici Tani
PTSB'un ayirici tanisinda gözönünde alinmasi
gereken en önemli durum, travma esnasinda hastanin
kafa injürisi geçirmis olmasidir. Diger organik
durumlardan epilepsi, alkol kulllanimi ve diger
madde kullanim bozukluklari da bunlara neden
olabilir.
Akut intaksikasyonlar veya bazi maddelerin
yoksunluk belirtileri, o anda klinik görünüm
olarak karsimizda olabilir. Bu durumda ayirici
tani zorlasir. Bu durumda maddenin etkisinin
geçmesi beklenir.
PTSB'u yaygin olursa bazi diger mental
hastaliklarla karistirilarak yanlis teshise neden
olmaktadir. Bu durumun uygun tedavisi yapilarak
sonuçlandirilir.
Klinisyenler, PTSB'deki hastalarin, agri
bozuklugu, madde kullanimi diger anksiyete
bozukluklari ve duygudurum bozukluklari içinde de
olabilecegini düsünmelidir.
Genelde PTSB'u diger mental bozukluklarlaridan, bu
hastalarin geçirilmis ciddi bir travmalarinin
oldugunu olmasi ve semptom yapisini buna uygunluk
arzetmesi vasitasi ile ayrilir.
Sinirda kisilik bozuklugu, dissosiyatif
bozukluklari, yapay bozukluklara, ve temaruz
durumlarla gözönünde bulundurulmalidir.
Sinirda kisilik bozuklugun PTSB da ayristirilmasi
zordur. Bu iki durum birbiriyle nedensellik bagi
ile bagli olabilir veya komarbidite gösterir.
Dissosiyatif bozukluklu hastalarda, kaçinma
davranislarinin derecesi genellikle yoktur. Ayrica
otonomik asiri uyarilma veya PTSB'lu hastalarin
travma hikayeleri yoktur.
PTSB'u basin ve kamuoyu da popüler bir etkiye
sahip oldugundan dolayi klinisyenler temarüz ve
yapay bozuklugunu ayri gözönünde tutmalidir.
Klinik Seyir ve Prognoz
PTSB'u genellikle travmadan bir süre sonra
gelisir. Açiga çikmasi, bir hafta ile 30 yil
arasinda olabilmektedir. Semptomlar zaman içinde
dalgalanmalar gösterebilir ve stress periyodu
esnasinda en yogundur. Hastalarin yaklasik %30'u
tamamiyla iyilesir,%40'inda orta seviyede
semptomlar devamlilik gösterir, %20 si ilimli
semptomlara sahip olur, %10 u degismeden oldugu
gibi kalir veya daha kötü olur.
Iyi prognoz; semptomlarin ani baslangiçli olmasi,
semptomlarin alti aydan daha kisa süreli olmasi,
hastalik öncesi fonksiyonlarin iyi olmasi,
kuvvetli sosyal destekler, diger psikiyatrik
tibbi, veya madde kullanimi bozuklugunun olmamasi
ile belirlenir.
Genelde çok genç ve çok yaslilarda travmatik olay,
orta yasli insanlara göre daha zordur. Mesela,
yanik injürisi bulunan genç çocuklarin %80 i
baçlangiç injürisinden bir veya iki yil sonra
PTSB'u göstermektedir. Benzer injüriye sahip olan
adultlerin %30 u bir yil sonra PTSB'na sahip
olmaktadir. Galiba genç çocuklarin travmanin
fiziksel ve emosyonel sonuçlariyla açik bir
sekilde basa çikabilme mekanizmalari henüz yeteri
kadar gelismemistir. Bunun yaninda daha yasli
popülasyon, genç çocuklarla karsilastirildiginda,
travmanin etkilerine esnek bir yaklasimla daha az
etkilenmekte ve daha siki basa çikabilme
mekanizmalarina sahip olabildikleri
gözlemlenmektedir. Dahada ilerisi, travmanin
etkiler çesitli faktörlere bagli artirilmis
olabilir. Bu nedenler arasinda geç hayatin
fiziksel bozukluklarinin özellikleri, özellikle
CVS ve sinir sistemi bozukluklari vardir. Öyle ki
beyin kan akimi düzenlenmesi, çarpinti, görme
kaybi ve aritmilerdir.
Psikiyatrik bozukluk çikmadan önce herhangi bir
kisilik bozuklugu veya daha ciddi durumlar,
belirli stressörlerin etkilerini artirabilir.
Sosyal desteklerin mevcudiyeti PTS bozuklugun
gelisimini, ciddiyetini ve süresini etkiler.
Genelde, sosyal destek sistem agi ile desteklenmis
hastalar, bozukluga yakalananmazlar veya
bozuklugun ciddi forumlarini geçirmezler.
Tedavi
Belirli bir travma ile karsilasmis bir hasta ile
bir klinisyen yüzyüze geldiginde, major
yaklasimlar destek vermek, olayi tartismaya
cesaretlendirmek , basetme meknizmalarini
(relaksasyon gibi) ögretmektir. Sedatif ve
hipnotik kullanimi da yararli olabilir. Simdi veya
geçmiste yasadigi bir olay nedeni ile PTSB'una
yakalanan bir hasta ile karsilastiginda bir
klinisyen hastaligin, hem psikoterapik hem de
farmakoterapik olarak, bozuklugun tedavisi ve
onunla basetme egitimi üzerine vurgu yapmalidir.
Hastalar ve aileler için ek destek, PTSB'u olan
hastalar için olusturulan bölgesel ve ulusal
destek gruplari vasitasi ile yapilabilir.
Farmakoterapi
Imipramine (Tofranil) ve amitriptyline (elavil,
laroxyl) etkinligi, PTSB tedavisinde iyi kontrollü
klinik çalismalarla desteklenmistir. (Bleich ve
ark. 1986., Davidson ve ark.1990) Iki ilaçla
yapilan çalismalarda negatif bulgulara sahip
olundugu tesbit edilmistir. Bu çalismalarin çogu,
ciddi belirgin kusurlara sahiptir ve çok kisa
süreleri içermektedir.
Imipramine ve amitriptylinin dozajlari, depresyon
tedavisinde kullanilan dozla aynidir. Yeterli
yanit almak için gerekli minimum süre 8 haftadir.
Iyi cevap alan hastalar muhtemelen ilaci kesmeden
önce en az tedaviye bir yil süre ile devam eden
hastalardir. (Burstein ve ark. 1984., Kauffman ve
ark. 1987., Marshall 1975) Desipramini plasebo ile
karsilastiran bir çalismada etkin sonuçlar
alinmistir. (Reist ve ark. 1989)
Bazi çalismalarda, depresyon, anksiyete ve asiri
uyarilmislik durumlarindaki tedavi sonuçlari,
kaçinma, inkar ve emosyonel durumlrindakinden daha
iyi bulunmustur. PTSB'dan tedavisinde adrenerjik
blokerler, lityum, (van der Kolk 1983) klonidin,
fenelzine (Davidson ve ark 1987., van der Kolk
1983., Frank ve ark. 1988), SSRI'lar (Davidson ve
ark. 1991., McDougle ve ark. 1991., Shay 1992),
MAOI'leri (Hogben ve Cornfield 1981) ve
antikonvulzonlari (karbamazepine,Vaprade) (Lipper
ve ark. 1986., Wolf ve ark. 1988., Szymanski ve
Olympia 1991) gibi diger ilaçlar yararli
bulunmustur. Baszi hastalarda kombine kullanimin
yararlari da gösterilmistir. (Kolb ve ark. 1984.,
Kinzie ve Leung 1989)
Bazi bireysel çalismalarda PTSB'da alprozolam
(Xanax) da yararli bulunmustur. Bu ilacin
kullanimi, ilaç verildikten sonra semptomlarin
tekrardan baslamasi tehlikesi nedeniyle ve
hastalikli sahislarda madde kullanimi bozuklugu
ile yüksek baglanti gibi komplikasyonlari
içermektedir.
Hastalarda antipsikotik ilaç kullnimi ile ilgili
pozitif veriler yoktur. Bu ilaçlar, ciddi
aggresyon ve ajitasyon kisa süreli kontrolü için
kullanmak durumu hariç, kullanmaktan kaçinmalidir.
Psikoterapi
Psikodinamik psikoterapi, PTSB'u geçiren
hastalarin çogunun tedavisinde yararli olabilir.
Bazi vakalarda katarzis ve abreaksiyon vasitasi
ile travmatik olaylarin yeniden yapilandirilmasi
yararli olabilir. Psikoterapi bireysel olmalidir.
Çünkü bazi hastalar travmalarin tekrardan
yasatilmasinin yolu ile bunaltilabilirler,
altindan kalkamazlar.
PTSB için psikoterapik görüsmeler davranis
terapisi, kognitif terapi ve hipnozu içerir.
(Fairbank ve Keane 1982) Çogu klinisyenler travma
magdurlari için zamanla sinirlandirilmis bir
psikoterapi önerirler.
Bu tip terapiler genellikle, bilissel yaklasim da
içerir ve güvenlik ve destegi de temin eder.
Psikoterapilerin kisa süreli yapisi kronisiteyi ve
bagimlilik riskini minimize eder. Süphe ve
paranoya konulari ve güven ekseriya ters bir
sekilde uyumu etkiler. Terapist, travmatik olayi
hastanin inkar etmesini durdurmalidir, relaks
ederek cesaretlendirmeli, ve stres kaynagindan
onlari uzaklastirmalidir.
Hastanin uykusu bozulmus olabilir, gerekse ilaç
verilmelidir. Çevreden (arkadas v.d) destek temin
edilmis olabilir. Hasta, travmatik olayla ilgili
yasadigi hisleri ifade etmede ve anlatma da
cesaretlendirilmeli ve gelecekle ilgili planlar
yapilmalidir.
Travmatik olaydan sonraki psikoterapiyle krize
müdahele modelini uygulamalidir. Buna göre, krize
müdahele, destek, egitim ve basetme
mekanizmalarinin gelistirilmesi ve olayin
kabullenilmesini içermektedir.
PTSB'u gelistigi zaman, iki büyük psikoterapik
yaklasim uygulanmalidir. Birincisi imajinasyon
teknikleri kullanilarak veya in vivo
yüzlestirmeler yapilarak travmatik olayla bireyin
yüzlestirilmesidir. Expojure yogun olmalidir.
Sanki hücum tedavisi(implosive) veya
derecelendirme sanki sistematik duyarsizlastirma
gibi uygulanmalidir.
Ikinci yaklasim, hastaya stress ile basetme
yollarini ögretmektir. Bunlarin arasinda,
relaksasyon yöntemleri ve stressin üzerinden
gelmenin bilissel yaklasimlari vardir. Son
dönemlerdeki bazi veriler özellikle stressle
basetme tekniklerinin ekspojure tekniklerinden
daha hizli yarar sagladigi seklindedir.
Yüzlestirme tekniklerinin sonuçlari daha uzun süre
sonra alinmaktadir. (Herman ve ark. 1989., Krystal
1968., van der Kolk 1987b., Embry 1990))
Bireysel tedavi tekniklerine ilave olarak, grup ve
aile terapilerinin, PTSB'u vakalarinda yararli
olduguna dair raporlar mevcuttur. Ilaçlarla
kombine terapinin de yararli oldugu görülmüstür.
(Bleich ve ark. 1986)
Grup tedavilerinin avantajlari çesitli travma
deneyimleri alanlarin birbiri ile paylasmasi ve
grup üyelerinin birbirlerini desteklemesidir.Grup
terapileri Vietnam'da savasanlar üzerinde etkili
olmustur. Aile terapisi genellikle bozuklugun
neden oldugu evlilik içi problemlere yönelik
olarak uygulanabilir. (van derKolk 1987a)
Hastahaneye yatirma, semptomlar belirgin bir
ciddiyet arzederse veya intihar riski veya diger
hayati riskler varsa gerekebilir.
|