REAKTİF PSİKOZLAR ve REAKTİF DURUMLAR
Reaktif psikozlar ve durumlar adı altında
tanımlanan hastalıklar, psikojen kaynaklı
bozukluklardır. Bu patolojik durumların
oluşmasında ruhsal travmalar sarsıntılar önemli
rol oynar. İkinci önemli etken ise sinir
sisteminin genetik özellikleridir.
Bu gruba aşağıdaki hastalıklar dahil edilir.
1. Psikojen affektif-şok reaksiyonları (Reaktif
stopor ve reaktif eksitasyon)
2. Histerik psikozlar (Pseudodemensiya, puerilizm,
bilincin histerik alakaranlık durumu)
3. Reaktif depresyon
4. Reaktif Sanrılar (Paranoid)
5. İatrogenialar.
1. Psikojen Affektif Şok Reaksiyonları:
Güçlü ruhsal sarsıntılar, meselâ savaşlar, deprem,
yangın, trafik kazaları, kitlesel olaylar v.s.
sonucunda çok miktarda insan ölümüne şahit olmakla
meydana gelebilir. Psikomotor bozuklukların
özelliğine göre iki tip; hipokinetik ve
hiperkinetik şok olarak ikiye ayrılır.
Reaktif stopor olarak isimlendirilen hipokinetik
şok reaksiyonunda sanki emosyonel felç ortaya
çıkar. Hasta oturduğu veya durduğu yerde donup
kalır. Etrafında oluşan tehlikeden kaçmak, hatta
ona reaksiyon göstermeğe sanki muktedir değildir.
Hareketlerin inhibüsyonu ile birlikte konuşmanın
inhibisyonu da ortaya çıkar. Reaktif stopor
durumu, genellikle, uzun sürmemekte, birkaç
dakikadan veya 1-2 saatten sonra geçip
gitmektedir. Ancak bazen 2-3 güne kadar devam
edebilir. Hasta bu durumdan çıktıktan sonra tam
amnezi ve bir kaç hafta devam eden astenik vaziyet
tesbit edilir.
Hiperkinetik reaksiyon veya reaktif eksitasyon
hastanın aktifliğini, kaotik, içeriksiz eylemlerle
birlikte gözlenir. Kreşmer'in "Hareket Kasırgası"
olarak isimlendirdiği bu tip bozukluklarda kişi
herhangibir yere kaçar veya huzursuz bir halde
anlaşılmaz hareketler yapar. Bilinç bozulduğundan
kendini ve çevreyi algılama yeteneği
(oryantasyonu) normal değildir. Bu duruma düşmüş
kişi bazen seyir halindeki araçlara, ateşe, suya
doğru yönelebilmekte, kendini yüksek bir binadan
atabilmekte veya diğer zarar verici eylemlerde
bulunabilmektedir. Etrafındakiler bu durumda olan
hastaya vaktinde müdahale edebilirlerse, bir
felaketin önüne geçmek mümkündür. Çünkü 15-20
dakikadan sonra hastanın bilinci açılır ve şuursuz
otoagressif hareketler yapmaz.
2. Histerik Psikozlar:
Ağır ruhsal travmalar sonucunda meydana gelen ve
kısa süre (bir kaç hafta) devam eden bu
psikozların bir kaç klinik subgrubu vardır. Bu
psikozlar esasen kötü şartlarda veya savaş
dönemlerinde ortaya çıkması ve bazı şahıslar
tarafından simulasyonu (kendini hasta gibi
göstermek), onların adlî psikiyatrideki rolünü
ciddi bir problem olarak önümüze koymaktadır.
Pseudodemensiya veya yalancı akıl zayıflığı, akut
olarak ortaya çıkan aklî yetmezlik belirtileri ile
ortaya çıkan ruhsal bozukluktur. Hastanın
demansının, davranışının bozukluğu, anlaşılması ve
ızdırap verici olması, onu tanıyanların hayretine
neden olur. Öyle ki, yüksek tahsilli, zengin hayat
tecrübesi olan yaşlı şahıs kendini çocuk gibi
görür, dilini dışarı çıkararak çocuklara mahsus
hareketler yapar, sesler çıkarır, ellerini yere
koyarak hayvan gibi yürür (vahşileşme sendromu)
v.s. Bu tip hastalar için karakteristik sayılan
önemli bir belirtiyi de kaydetmek gerekir. Bu,
hastanın, verilen suallere yanlış cevap
vermesidir. Onlar, en basit suallere bile düzgün
cevap verememektedir. Elli yaşında bir hastadan
sorulduğunda "Kaç yaşındasınız?" "-Beş" diye cevap
vermiştir. Kaç çocuğunuz var? - Beş. Bugün
haftanın hangi günüdür? -Beş v.s. Sanki, hasta
"beş" sözünden başka bir şey bilmemektedir.
Pseudodemensiyanın iki tipi belirlenmiştir.
1. Depressif Tip
2. Ajiteli Tip
Depressif tipte hastalar ezgin, hareketleri
azalmış, ajiteli tipte ise huzursuz, şaşkın ve
hareketli görünürler. Hapishane şartlarında,
tutsaklar arasında rastlanan pseudodemensiya onu
ilk kez tanımlayan Alman bilim adamı Z. Ganser'in
adı ile (Ganser Sendromu, 1898) isimlendirilir.
Pseudodemensiya, genellikle, devamlı olmamakta,
onu oluşturan ruhsal travma kalktıktan sonra
süratle geçip gitmektedir. Ruhsal travma devam
ederse aylarca uzayabilmektedir.
Püerilizm:
Psikojen histerik psikozların diğer bir tipide
püerilizmdir. Bu sendromun başlıca özelliği
hastaların kendilerini çocuk gibi görmeleridir. (latince
pueriles, çocuğa benzer demektir) Böyle bir durum
geçiren şahıs çocuk gibi hareketler eder; ata
binme-inme, el çırpma, çocuk sesi ile büyüklerin
onunla oynamasını çukolata, oyuncak almalarını
ister v.s. Kendinden hayli küçük çocuklara emmi,
dayı, teyze, hala diye konuşur. İsteğini yerine
getirmediğimizde gözlerini ovuşturur, dudaklarını
büzer, çocukça bakışlarla etrafı süzerek ağlamaya
başlar.
Bazı bilim adamlarının düşüncesine göre puerilizm
ayrı bir hastalık tipi değil pseudodemensiyanın
bir subgrubudur.
Bilincin Histerik Alakaranlık Hali:
Bu hastalığın oluşma dinamiğine ve klinik
belirtilerine göre, affektif şok reaksiyonlarından
çok az farklılık arzeder. Bilincin daralması
neticesinde hastanın kendine ve çevreye karşı
oryantasyonunun bozulması, muhtelif illüzyonlar ve
hallüsinasyonları ortaya çıkması söz konusudur.
Kavrama bozukluklarının içeriği ruhsal travmanın
içeriği ile ilgilidir. Hasta kendini rahatsız,
bazen ise ızdırap içinde hisseder. Bazen ağlar,
bazen güler bazen de odanın bir köşesinde
saatlerce sanki donmuş vaziyette durup kalır.
Hastalık, genellikle, 5-10 günden fazla
sürmemektedir. Düzelme tedricen ortaya çıkar.
Hasta düzeldikten sonra kısmî veya tam bir amnezi
halinde bulunabilir.
3. Reaktif Depresyon:
Psişik orjinli hastalıkların en yaygın tipi olup
başlıca belirtisi depressif sendromdur. Diğer
hastalıklarda karşılaşılan depresyonlardan farkı
hastanın şikayetlerinde, davranışlarında psişik
etkenin "vurgulanmasıdır." Ruh halinin düşmesi
kişinin karakterine bağlıdır. Öyle ki, siklotimik
karaktere sahip olan insanlarda hastalık oldukça
ağır geçer. Depresyon hali bazı vejetatif ve
oldukça ağır geçer. Depresyon hali bazı vejetatif
ve somatik belirtilerle (periferin soğuması,
kalp-damar sisteminin bozulması, kabızlık, genel
yorgunluk v.s.) ağırlaşabilir. Bazen hastalarda
obsessif-kompulsif fikirlerin (kendini suçlama,
intihar), hipokondrik şikayetler, uykusuzluk gibi
belirtiler ön plana çıkar. Daha ağır geçen reaktif
depresyonlarda psişik travmanın içeriğine uygun
hallüsinasyonlarda meydana çıkabilir. Hasta ölmüş
çocuğunun sesini işitir, önünde silüeti canlanır.
Reaktif depresyon uzun sürse de (2-3 ay veya daha
çok), genellikle, şifa ile sonuçlanır. Ancak bazı
durumlarda daha da ağırlaşarak endojen tipli
depresyonlara dönüşebilir.
4. Reaktif Sanrılar:
Psişik kaynaklı sanrıların klinik deneyimde daha
çok karşılaşılan iki tipini belirtmek mümkündür,
reaktif paranoid ve indüklenmiş sanrılar.
Literatürde bu konu ile ilgili diğer sanrılar,
meselâ, cezaevi paranoidi, demiryol paranoidi,
savaş paranoidi v.s. bilgi verilmektedir.
Reaktif paranoya, aynı şahsa yönelmiş tehlike,
sorumsuz hareket, aile tartışmaları ve diğer
sebeplerle ilgili olarak oluşan sanrılara
denmektedir. Hastanın yanlış düşünceleri, yüksek
değere haiz idealar veya sanrısal idealar olarak
ortaya çıkar. Birinci örnekte şahsın yanlış
algılamaları kolaylıkla izah edilir ve hasta
tarafından objektif değerlendirilebilir. İkinci
örnekte ise şahıs yanlış fikirlerinin etkisinden
kurtulamamaktadır. Bu tip hastalar herkesi
inandırmağa çalışırlar ki, onları birileri takip
etmekte, daima izlemekte, mektuplarını, telefon
görüşmelerini kontrol altında bulundurmaktadırlar.
Hastalık durumu daha da şiddetlenirse
hallüsinasyonlar ve illüzyonlar meydana çıkar.
Hastalığın karakteristik yönlerinden biri
psikopatolojik belirtilerin içeriğinin psişik
travma ile ilgili olması ve affektif
reaksiyonlarla seyretmesidir.
Hastalık, genellikle, bir kaç aydan fazla
sürmemekte ve psişik etken ortadan kalktıktan
sonra kısa bir süre içinde kaybolmaktadır.
İndüklenmiş sanrılar ise psişik hasta ile yakın
ilişkide olan (genellikle, aile bireyleri) adamlar
arasında gözlenir. Hastanın sanrısal fikirleri
hakikata yakın, inandırıcı olursa diğer şahsın bu
fikirlerin etkisi altına düşme ihtimali bir o
kadar artar. Tecrübeler göstermiştir ki, "etki
altına düşme", genellikle, sinir sistemi zayıf
olanlar arasında meydana gelmektedir.
İndüklenmiş sanrıları, aynı şahsı hastalığı
oluşturan ortamdan ayırmakla, amaca yönelik
psikoterapi ile kısa sürede tedavi etmek
mümkündür.
5. İatrogenik Sanrılar:
Latince iatrus-hekim, genes-oluşturulan, meydana
çıkan demektir. Hekimlerin deontolojik prensipleri
gözönüne almadan söylediği sözler, hastanın
katılımı ile yapılan diagnostik tartışmalar, onun
sorularına belirsiz, müphem, karmaşık cevaplar
iatrogenik ruhsal hastalıklara neden olabilir.
Röntgen uzmanı, bir kişiyi profilaktik muayeneden
geçirirken sorar. "Sizin yakın akrabalarınız
arasında kanser hastalığına tutulan var mı?" Kişi
"Yoktur" diye cevap verir. Doktor hiçbir bilgi
vermeden ona giyinip gitmesini söyler. Kişi
elbisesini giyip odadan çıkana kadar doktor iki
kişiyi daha muyaneden geçirir, ancak onlara hiç
bir sual sormadığını farkeder. bundan sonra bu
şahısta çeşitli belirtiler; iştahın bozulması,
mide bölgesinde ağrılar, zayıflama gibi belirtiler
ortaya çıkar. Üç ay içinde 16 kg. kaybeder,
kendinin günden güne kötüleşmiş hisseder.
Haftalarca işe gitmez. Çeşitli tıbbî kitaplar
okuyarak öyle bir kanaate gelir ki; onda artık
kanser hastalığı vardır. Aslında tam sağlam olan
bu şahsı tedavi etmek için doktorlar oldukça
gayret göstermek zorunda kalmışlardır.
AYIRICI TEŞHİS
Reaktif psikozların teşhisi, genellikle, zorluk
oluşturmamaktadır. Bu tip bozuklukların oluşmasına
neden olan psişik etken (şahsın hayatında ortaya
çıkmış facialı hadiseler, doğal felakete uğramak,
mahkum olmak, vazifesini kaybetmek korkusu v.s.)
tesbit edildikten sonra konu açığa çıkmıştır ve
tam bir teşhis konabilir. Hastalığa tutulmuş
şahsın karakterinin, sinir sistemi tipinin de
önemi vardır. Meselâ, histerik şahıslarda Ganser
Sendromu, puerilizm, affektif-şok reaksiyonları,
şizoid tipe mensup olanlarda ise reaktif sanrılar
daha çabuk ortaya çıkmaktadır.
İnsanın hayatında ortaya çıkmış psişik travmalar
bir çok durumlarda ağır psikozların meydana
çıkmasına tekrar neden olabilir ve hastalığın
başlangıç aşaması reaktif psikozlar gibi cereyan
eder. Bu bakımdan ilgi doğuran hastalıklardan
şizofreni, endojen depresyonu özellikle belirtmek
gerekir. Hasta yapmamak için hastalığın gelişim
dinamiğini, psikopatolojik semptomların
spesifikliğine, özellikle affektif belirtilerin
tip ve içeriğine dikkat etmek gerekir. Uzun süre
depressif belirtilerle süren reaktif durumların
teşhisi nisbeten zor olur. Şizofrenide depresyonun
karakteri kendine mahsus sönük ve içeriksiz olur.
Hasta ile psişik iletişim zor olur, sıkıntılarını
ifade etmek istemez, ilgi alanı daralır. Reaktif
psikozlarda sanrısal fikirleri ancak psişik etken
etrafında toplanır; şizofrenide ise gittikçe
karmaşıklaşır, anlaşılmaz ve ızdırap içerik ifade
etmeye başlar.
Uzun süreli depresyonlar olursa hastalığın seyri
daha çok sakin gidişli şizofreniyi hatırlatabilir.
Bu durumlarda tam anamnez almak, hastayı uzun süre
gözlem altında tutmak gerekir. Hastalık öncesi
dönemde bazı patolojik karakter özelliklerinin
olması, meselâ, iş kabiliyetinin azalması, içe
kapanma ve şüphecilik gibi belirtilerin olması
şizofreniden şüphelenmeye neden olur.
Reaktif psikozların teşhisini belirlerken
aşağıdaki şartları dikkate almak gerekir;
1- Hastalığın psişik travmalarla ilgili olarak
meydana gelmesi.
2- Psikopatolojik belirtilerin psikojen etkenle
örtüşmesi
3- Hastalığı oluşturan sebeb (psişik travma)
kalktıktan sonra psikopatolojik belirtilerin kısa
bir süre içinde geçip gitmesi.
Tedavi ve Profilaksi:
Ağır reaktif durumlar geçiren bir çok hasta hekime
başvurmadan, kısa süre içinde düzelir. Bu psişik
travmanın ortadan kalkması, yani hastayı kuşatan
çevrenin sağlıklı olması ile bağlantılıdır.
Ağır psişik reaksiyonları tedavi etmek amacı ile
nöroleptiklerden (haloperidol 5-10 mgr/gün,
aminazol 50-150 mgr, tizersin 50-75 mgr. v.s.)
yararlanılabilir. Bu maddeleri ilk günlerde
enjeksiyon şeklinde, sonra ise oral veya damla
şeklinde vermek uygundur. Stopor durumunu ve
depresyonu tedavi etmek için antidepresantlardan
ve nöroleptiklerden (amitriptilin, ludiomil 50-100
mgr, herfonol 100-150 mgr.) yararlanmak uygundur.
Sanrılarla seyreden reaktif psikozlarda trisedil
(4-5 mgr.) stellazin, trifazin (10-20 mgr.)
verilir.
Tedavi yalnız psikoformakolojik preparatlarla
değil, diğer maddelerle de yapılır. Genel
destekleyen, vitaminler (Glukoz, Kalsiyumklor
i.v., Vitamin C, B1, B12, PP v.s.) tedaviyi daha
da süratlendiren araçlardandır.
Reaktif psikozların bütün tiplerinde
psikoterapiden (amaca uygun, izah edici, analitik,
hipnosujjesyon v.s.) yaygın olarak yararlanılır.
Psikoterapinin esas amacı psişik etkenleri ortadan
kaldırmak ve hastayı onların zararlı etkisine
direnç göstermesine alıştırmaktır. Bu amaçla bazen
hastanın iş yerini değiştirme, aile içi
problemlerini halletmek tavsiye edilir. Gerekirse
hastanın yakın akrabaları, iş arkadaşları, sosyal
kurumlar tedavi sürecine yardımcı olabilirler.
Psişik travmalara direnç göstermek, onlara karşı
sebatlı olmak ve ağırlaşmanın önüne geçmek
amacıyla tranklizanlardan, sedatif maddelerden (seduksen,
tozepam, fenazepon, melleril, klarprotiksen v.s.)
psikoterapi yöntemlerden istifade etmek gerekir.
Hastalığın prognozu, genellikle, iyidir. Ancak
kronik etki eden psişik travmaların olması, uzun
süren depressif durumlarla seyreden hastalık
tiplerinde tedavi az yararlı olabilir.
ADLÎ PSİKİYATRİ BİLİRKİŞİLİĞİ
Suç işlemiş hastaların bilinçli veya bilinçsiz
olmalarını tesbit ederken psişik travmanın
karakteri, psişik faaliyetin bozulma derecesi
gözönüne alınmalıdır. Reaktif psikoz durumunda
olan hasta tüm iyileşene kadar doktorun gözlemi
altında olmalı ve tedavi almalıdır. Suç işledikten
sonra hastalanan şahıslarda tedaviye alınmalı,
ancak tedavi olduktan sonra mahkemeye
çıkarılmalıdır.
|