HİPNOZUN SÖZLÜK ve MİTOLOJİK ANLAMLARI
Hypnos'e kelimesini ilk defa İngiliz doktor Braid
kullanmıştır. Kendisine bu konuda yunan mitolojisi
kaynaklık etmiştir.Yunan mitolojisinde Hypnos
kelimesi şu şekilde geçmektedir. " Yunan
mitolojisinin uyku tanrısı 'HYPNOSE' Gece'nin Oğlu
ve Ölüm 'ün (Thanatas) kardeşidir. (Resim) Kardeşi
ile birlikte Hades'in ölüler diyarında
yaşar.Kanatlı bir genç şeklinde tasvir edilen
hypnos, yorgun insanların anılarına sihirli
değneği ile değmek, karanlık kanatları ile
yelpazelemek ya da bir boynuzdan, kişilerin
üzerine uyku verici bir madde dökmek suretiyle
onlara uyku verir. Thanatos'da kanatlı bir ruh
halinde tasvir edildiğinden aynen hypnos'a benzer.
Hypnos'un oğullarından biri ise, rüyalar tanrısı "Morheus"
dur. Resim:Rüyalar tanrısı Morfeus'un babası
Hypnos'un roma devrinden kalma bronz heykeli.
Hypnos'un tanrılar üzerinde dahi etkisi vardır.
Homer'e göre Hypnos , Herav'ın ricası üzerine bir
gece kuş şekline bürünerek, Zeus'u ida dağı
üzerinde uyutmuştur.
Dr. Kriton Dinçmen tarafından yazılan "Psykhiatria
ve Mythos" isimli eserinde ise Hypnos şu şekilde
tanımlanmaktadır: "Uyku ilahıdır Hypnos. Ölüm
ilahı olan Thanatos ile beraber gece-Nyx' ten
babasız olarak doğmuştur.
İnsanların ve genellikle tüm yaratıkların
fizyolojik işlevlerinin ayarlanmasında esas rolü
oynayan "Cyrcadian Cyclus-24 saat tanzimi "
hadisesinde, uyku hypnos olayının temelini
oluşturur. Fahrettin Kerim Hocanın "Uyku sinir
sisteminin mimarı ve mimarıdır." sözü galiba bu
konuda dünya tıp literatüründe söylenmiş en manalı
ifadedir.
Ana tanrıçalardan Hera, Çanakkale yöresindeki İda
Dağında Zeus ile sevişmek ister.Galiba Zeus
Hera'ya pek yüz vermemiş olacak ki, Hera,
Hypnos'dan hatta ona cilveli Kharit'lerden birini
peşkeş çekeceğine de söz verir- gelip Zeus'u
uyutmasını rica eder. Zeus'da, yarı uykuda iken o
sersemlik hali içinde "He" der.(Dinçmen)
Hypnos'un sözlüklerdeki anlamları da şu şekilde
geçmektedir.
Hyp-no-sis / isim (çoğulu-ses) Bir şahıs
tarafından diğer bir şahsın hareketlerini kontrol
edebilir şekilde derin uykuya benzer bir duruma
sokulması halidir.(Hornby)
Hypnos: Yunan mitolojisinde uyku tanrısı. Erebas
ile Nyx'in (gece) oğlu, Thanatos ile birlikte,
Memnon'u, Sarpedon'u veya destan kahramanlarını
mezara yerleştirirken görür; Bazen ciddi ve tatlı,
şakak ve omuzlarında kanatları olan bir
delikanlıdır. (Helenistik bir heykel, Hypnosu
uyutucu bir sıvıyı bir boynuzdan boşaltırken
gösterir.) (Madrid Müzesi)
Hipnoz: İ. Fr. Hypnose Yun.
1. Psik: Sözle, bakışla telkin yapılarak
meydana getirilen bir çeşit uyku hali . Bu halde
uyuyan kimse (denek) uyutanın etki ve telkinlerine
açık, fakat dış dünyanın başka etkilerine karşı
kapalıdır. (Osmanlıcası Nevm-i Sınai; İngilizcesi
Hypnosis)
2. Tıp: Mekanik, fiziksel veya ruhsal
yollarla yahut kimyasal maddelerle sağlanan suni
uyku. (Kimyasal maddelerle yapılan hypnosa
genellikle narkoz adı verilir.)
Eşanlamlı : İpnoz.(Tuğlacı)
Hipnoz yanlış inanç, mistisizm ve ihmal tarafından
sıklıkla gölgelenen ve tahrip edilen büyüleyici
bir konudur. Eğlence ve zevk için yapılan
hipnozun; hipnoterapiyle olan ilgisi, astroloji ya
da astronomiyle olan ilgisinden daha fazla
değildir. Hipnoz kelimesi pek çok kişinin aklına
modası geçmiş önyargılar, tabular ve yanlış
inanışlar getirir. Bazı hekimler özellikle az
tecrübeli ya da tecrübesiz olanlar bunu hemen
ayıplarlar.
Hipnoz çok eski bir sanattır, ilk defa
Hıristiyanlığın ortaya çıkışından evvelki
zamanlarda büyücülük, din ve tıp bir arada
uygulanıyorken kullanılmıştır. Hipnozun bazı
teorik yönleri hâlâ tartışmalıdır ve izah
edilememiştir. Ancak hipnoz tıpta bu durumda olan
tek konu değildir.
Hipnoterapi, psikoterapiye yön ve hız veren etkili
bir multifonksiyonel tekniktir. Geçen yirmi yıl
içerisinde hipnozun tıpta kıymetli bir tedavi
yöntemi olduğu görüşü oldukça taraftar
toplamıştır.
Hipnoza karşı batıl inançlarla ve kuşkuyla bakılan
çağ, terapotik (tedavi) kıymetinin anlaşılmasıyla
ortadan kalkıyor.
Bazı akıllıca seçilmiş vakalarda, başka hiçbir
tedavi formu hipnoz gibi hızlı ve yararlı sonuçlar
vermez.
Hem sadece destekleyici ya da şikayetlerin
giderilmesi (semptomatik) amaçla, hem de hastalık
sebepleri olan (etiyolojik faktör olan) bilinçaltı
güdülerinin ve sorunlarının ortaya çıkarılması
amacıyla kullanılan psikoterapide hipnoz, hekime
hızlı ve etkili sonuçlar elde etmede çok kıymetli
fayda sağlar.
Uzun bir süreden beri psikoterapistler zihinle
vücudun ayrı olmadığını söylüyorlar. Hem
sıhhatteyken hem de hastayken akıl ve vücut tek
bir ünitedir. Herhangi bir bedensel (somatik)
hastalığı pür somatik ya da herhangi bir psişik
durumu tamamen psişik kabul etmek hatalıdır.
Akıl ve vücut öylesine iç içe ilişkili ünitelerdir
ki, emosyonel bir refleks reaksiyon olmaksızın
psişik bir değişiklik olmaz, bunun tersi, vücudu
etkilemeden hiçbir psişik değişme meydana gelemez.
Bundan dolayı organik ve fonksiyonel hastalıklar
önemli ölçüde birbirinin üstüne biner.
HİPNOZUN TABİATI
Genç ve güzel bayan hipnozitörün gözlerinin
derinliklerine baktı, hipnozitörün gözlerinin
parlaklığı ve tesir edici ışıkları, güzel bayanı
hipnozitörün büyüsü altına götürdü. Hipnozitör
sessiz bir şekilde konuştu "Uykunuz geliyor... Göz
kapaklarınızın ağırlaştığını hissediyorsunuz...
Bütün vücudunuzu zayıf ve kuvvetsiz
hissediyorsunuz... Şu andan itibaren benim
emrimdesin... Sesim seni kontrol edecek.
Emirlerimin hepsine itaat edeceksin..."
1930'lı yıllarda hipnoz sahne gösterilerinde
kullanılıyordu ve şov malzemesi yapılıyordu. O
zamanlarda kötü hipnozitörler menfaatleri
doğrultusunda genç güzel kadınları kullanıyorlar,
kendi isteklerini onlara zorla yaptırıyorlardı.
Kont Dracula da genç güzelleri, kanlarını
emebilmek için hipnoz etmişti.
Bu gibi örneklerin yüzünden hipnoz olumsuz olarak
ele alınıp, sihirli bir tılsım, şeytani hipnozcu
ve isteksiz kurban imajlarına sebep oldu.
Hakikaten hiçbir şey gerçek yolundan bu kadar
saptırılamazdı.
Svengali bahanedir. Hipnozcunun gücü altında olmak
saçmadır, yardımsız transta bulunmak gülünçtür.
Son günlerde hipnoz, düşünmenin ve insan aklını
kullanmanın doğal bir yolu olarak düşünülüyor ki;
bu düşünme muhakemeden ve hayali bilimsellikten
çok sanatçının düşüncesi gibidir. Bilim toplumunda
hala bilim adamı, sanatçıdan çok itibar görür. Bu
tür düşünce teşvik edilmelidir. Çünkü böyle
düşünceler hipnozun tehlikeli ve doğal olmadığı
düşüncesini yöneltiyor.
1950'li yıllarda T.R. Sarbin'in ve bu günlerde Dr.
T.X Barber'in araştırmaları şunları göstermiştir;
Hipnoz, sağ beyin hemisfer aktivitesi ile
ilişkilidir.
Hipnozun büyük bölümü insanların öğrenebileceği
bir yetenektir.
Tüm hipnotik translar esasında oto (self)
hipnozdur.
Hipnotik durumdan kişisel olarak yararlanmak için
ritüalistik (gizemli) indüksiyon tekniklerine
gerek yoktur.
Hipnozun nasıl bir fenomen olduğunu tecrübe etmek
için kendinden geçmek ve derin transa girmek
gereksiz bir davranıştır.
HİPNOZUN YAPISI
Yazmak, okumak, ata ve bisiklete binmek, araba
sürmek, müzik aleti çalmak gibi bir çok hünerlerin
üstesinden gelmiş durumdasınız. Herkes bu
marifetleri öylesine doğal hissedebilir ki; siz bu
marifetler hakkında düşünmek ihtiyacını bile
hissetmeyeceksiniz. Yani bu marifetleri keşfetmede
yeteneğinizi engelleyecek herhangi bir kaza
olmadan bunları düşünmek zorunda kalmayacaksınız.
Böylece, bir çok sıradan yetenek göz önünde
bulundurulmayacaktır. Artık her zaman düşünüp
pratik yapacaksınız ve hipnozu çatal kullanıyor
gibi öğreneceksiniz, tabi ki onun olmasını
isteyecek ve pratik yapacaksanız.
Birçok hünerler zihinle ilgilidir, örneğin telefon
numarasını hatırlamak , bir dili anlamak,
matematiksel hesapları yapmak gibi. Hipnozda
zihinle ilgili bir hünerdir. Normal bir zeka ve
yeterince güdü sahibi olan herkes hipnozu rahatça
öğrenebilir.
Kişilerin hipnoz yeteneğini karşılaştırmak için
bir çok dereceler geliştirildi. Örneğin birinin
hipnotik kapasitesi gözlerinin başının arkasına
doğru çevirmesi ile karşılaştırılabilir. Diğer bir
karşılaştırma ise kişiye kolunu belirli bir
seviyeye kaldırılması telkininde bulunulduğu zaman
kişinin kolu helyum balona takılmış gibi yükselir.
Konu ile ilgili detaylı bilgi diğer kitaplarımızda
mevcuttur.
Hipnotik fenomenlerin hepsinin olmasa bile,
çoğunun günlük hayatta ara sıra görüldüğünü ve
onları herkesin tekrar tekrar yaşadığını
hatırlamakta fayda vardır. Bilinçli beklenti
duyusal uyaranlar yaratabilir veya miktarlarını
artırabilir. Dövülen çocuk elin vuruşunu gerçek
temastan önce hisseder, dişçi sandalyesinde
kıvranan şahıs, dönen matkabın dişine temasından
önce ağrı duyar. Aksine derin konsantrasyon
duyusal uyaranları azaltabilir veya yok edebilir.
Radyo ve televizyonu fark etmeyecek kadar
düşünceye dalabilirsiniz.
Kendisini tamamen yarışa vermiş bir atlet,
müsabaka bitene kadar ağrılı bir yaranın farkına
varmayabilir. Ağrılı bir ayak siğili olan genç
bayan, kendisini büyüleyen erkek arkadaşının
kollarında neşeyle dans ederken lezyonun hiç
farkında değildir, ancak aynı lezyon çalışırken
dayanılmaz derecede ağrılıdır. Bu sebeple,
bilinçli düşünceler duyusal uyaranların şiddetini
etkileyebilir, fakat hipnotik durumdaki
bilinçaltına yönelik düşünceler ve telkinler kadar
etkili olamaz.
Aksine, hipnoz sırasında telkinle şikayetler
meydana getirilebilir, hemen ortadan
kaldırılabilir. Hipnozdaki bir şahıs uygun
telkinlerle bilinçaltının güçlü kaynaklarıyla
bağlantı kurabilir ve normal bilinçli durumda
imkansız olan ruhsal ve fiziksel başarılar
gösterebilir. Hasta uzak geçmişte saklı olayları
yeniden yaşayabilir veya kasların ve organların
gücü üstünde şaşırtıcı hareketler yapabilir.
Kalp ve solunum hızları, kan basıncı, bağırsak
hareketler, terleme, mide sekresyonu, mizac
değişiklikleri, deri sıcaklığı, menstrüel siklus
vs. gibi bazı fizyolojik aktiviteler, doğrudan
veya dolaylı telkinle değiştirilebilir.
Reaksiyonun kesin şekli hasta hipnozdayken mevcut
ruh durumu veya yaklaşım şekline bağlıdır.
Örneğin, korku kendisini öfkeden daha değişik
şekilde açığa vurur. Bazen, bir analizin yapıldığı
esnada, hasta ard arda değişik ruh durumları
gösterebilir. Bu, hipnotik durumun dinamik
yapısını iyice gösteriyor.
Bir şahıs hipnotik transtayken bilinçaltı
hassaslaşır ve etkilenerek harekete geçirilebilir.
Hemen göze çarpan temel özellik, şahsın telkine
karşı artmış cevabıdır. Hipnoterapinin başarısı
hipnoterapistin mantıklı telkinler yapmadaki
ustalığına ve yeteneğine bağlıdır. Hastanın bir
otomat olmadığı daima akılda tutulmalı ve emirle
yöneltilmemelidir.
Hipnotik telkin iki yolla çalışır, şikayetler
meydana getirilebilir veya kaybedilebilir. Hemen
göze çarpan temel özellik, şahsın telkine karşı
artmış cevabıdır. Hipnoterapinin başarısı
hipnoterapistin mantıklı telkinler yapmadaki
ustalığına ve yeteneğine bağlıdır. Deneğin bir
otomat olmadığı daima akılda tutulmalı ve emirle
yönetilmemelidir.
Hipnotik telkin iki yolla çalışır, semptomlar
meydana getirebilir veya kaybedilebilir. Hipnoz
sonrası uygulanmak üzere verilen telkinle normal
bir denekte kaşıntı meydana getirilebilmesi
ilginçtir. Hasta hipnotik transta bir telkin
yapıldığında apaçık hatırlar ve çok saçma olmasına
rağmen, hasta genellikle gerçekten kendisinde
kaşıntı olduğunu ve kaşınmaya mecbur kaldığını
büyük bir hayretle görür.
Yaptığı fenomenleri hipnozun nasıl ve niçin
meydana getirdiğini çok az izah edebilmekteyiz.
Birçok teoriler teklif edildi ancak hiçbiri genel
kabul görmedi. Birçok psikolojik faktörler işe
karışır ve fizyolojik faktörlerin önemli bir rol
oynadığı (Muhtemelen bazı kortikal beyin
değişiklikleri olduğu) konusunda pek çok kanıt
vardır.
Kanıtlar, hipnozun subkortikal aktiviteyi ve diğer
korteks sahalarında bağımsız olarak çalışabilen
bazı korteks sahalarını ilgilendirdiğini
gösteriyor.
HİPNOZUN TARİHİ
Hipnoz eski bir sanattır, ilk olarak, kutsal
kitaplardan önce, büyü, din ve tıp bir ve aynı
olduğu zamanlarda dînî ayinlerde kullanıldı.
Mısır'da kabile rahiplerinin başarılı tedaviler
yaptığı uyku tapınakları vardı. Eski Yunanistan'da
tıp tanrıları tapınaklarında hayaller gösterilirdi
ve şifalar meydana getirilirdi. Hipnotik anestezi;
çivili yatakların üzerine rahatça uzanan veya
kızarmış kömürlerin üzerinde yalınayak yürüyen
Hint fakirleri tarafından yüzyıllardan beri
uygulanmaktadır. Eskiden transın kutsal olduğuna
inanılırdı. İlk Hristiyan inanışına göre, hipnoz
büyücülüğün bir şekli olarak değerlendirildi.
Fakat on sekizinci yüzyılın sonuna doğru, neticede
faydalı bir tedavi vasıtası olarak tarif ve kabul
edildi.
1779'da "canlı magnetizm" (animal magnetizm)
teorisini ileri süren Viyanalı Dr. Franz Mesmer
bir bakıma modern hipnoterapinin babası kabul
edilebilir. Dr. Mesmer, hipnozun hipnotistten
hastaya doğru akan bir magnetizm şekli olduğuna
inandı. Bu magnetizma akışının yöneltilmesiyle
hastalıkların tedavi edilebileceğini iddia etti.
Birçok faydalı sonuçlar göstermesine rağmen,
Mesmer'in teorileri Viyanalı meslektaşları
tarafından kabul edilmedi. Bu muhalif
yaklaşımlardan bıkan Mesmer 1778'de Paris'te
çalışmaya başladı ve Fransız soyluluları arasında
"Mesmeric" tedavileri hızla popüler yaptı. Hipnozu
etkili bir tedavi vasıtası olarak kullandı, fakat
aynı zamanda Marie Anteinette'in sarayındaki halkı
eğlendiren bir vaudeville oyuncusu oldu. Mesmer'in
etkili usulü ve mistik çevresi onun tedavilerini
üzerine düşülen bir merak konusu yaptı.
Tedavilerinin Fransız Akademisi tarafından
incelenmesi yolundaki isteği dikkate alınmadı.
Daha sonra, Fransız Hükümeti tarafından teşkil
edilen (Benjamin Franklin'in de içinde bulunduğu)
bir komisyon onun çalışmalarını incelemek istediği
zaman bir sorgulamaya razı olmayı reddetti.
Yüzlerce başarılı tedavisine rağmen, komisyon
Mesmer'in bir sahtekar olduğunu bildirdi.
Mesmer'in yaptığı inkar edilemez birçok tedaviler,
öteki bütün tedavi usûllerinin başarısız olduğu
ispatlanmış vakalardı, fakat onun eleştirenlere
göre, Mesmer'in teorilerinin akla yakın olmadığı
gözden uzak tutulmamalıydı. Bir komite üyesi daha
fazla araştırma isteyen küçük bir rapor düzenledi
fakat dikkate alınmadı. Bu olayla Mesmer itibardan
düştü, Paris'ten ayrıldı ve 1815'de anlaşılmadan
öldü. Mesmer'in öğrencileri onun tekniklerini
değiştirerek gözden geçirerek teorilerini canlı
tuttular ve bunlara "Mesmerism" ismi verildi.
Mesmer, diğer tıbbi tedavilere cevap vermeyen bazı
hastaların tedavisinde hipnozun faydasını ve
etkisini başarıyla gösterdi. Kabul edilebilir bir
tıbbi işlem olarak hipnozun tedavide kullanımının
temellerini attı.
1841'de, İngiltere'de çalışan İskoçyalı bir hekim,
Dr. James Braid, Mesmer ve onun takipçilerinin
mistik iddialarını reddetti. Çok şüpheci biri
olarak, Mesmer'in tıbbi tedavi iddialarının
bilimsel anlayışa yönelik bir hakaret gibi görerek
kabul etmedi. Merakını yenemeyen Dr. Braid birkaç
mesmerism gösterisine katıldı ve magnetizma
teorisini ciddiye almamasına rağmen, transa benzer
durumun birçok hastaya faydalı olduğunu gördü.
Tecrübesiyle, gözleri zorlamak ve yormak için bir
deyneği, onun üstüne ve önüne tespit edilmiş
parlak bir cisme baktırarak trans benzeri bir
durumun meydana getirilebildiğine inandı. İlkin,
gözlerin parlak bir cisim üzerine tesbit
edilmesinin transı meydana getirdiğine inandı.
Fakat daha sonra onun sadece bir dikkat çekme
vasıtası olduğunu, hipnozu meydana getirici bir
özelliği olmadığını anladı. Braid, böylece (Mesmeric)
etkinin magnetizmle ilgisi olmadığını fakat
bütünüyle subjektif olduğunu gösterdi. Sekonder
bir bilincin varlığını kabul etti ve
magnetistlerin fantastik teorilerini ayıklayarak
hipnozun bilimsel bir temelini formüle etti.
Yunancada uyku anlamına gelen "Hypnos"dan hypnosis
kelimesini türetti. Braid'in tedavi raporları
saçma olarak damgalandı ve Britanya Tıp Birliği
önünde bu konuda konuşmak isteği geri çevrildi.
Mesleki ününü İngiltere'de hipnoza deste sağlamak
için sonuçsuz bir teşebbüse harcadı ve bu çabaları
sebebiyle tıp çevrelerince bir sahte doktor ve
şarlatan olarak nitelendirildi.
Hindistan'da, Calcutta'da çalışan bir İngiliz
cerrahı Dr. James Esdaile ile 1840'dan 1845'e
kadar hipnoanesteziyle operasyon yaptı. Bu,
anestetik ajanların keşfinden önceydi, bağıran ve
çırpınan cerrahi hastalarının operasyon masasına
kayışla bağlandığı zamandaydı. Esdaile, hipnozu
binlerce küçük ve büyük operasyonda başarıyla
anestezi için kullandı. Hastaları tarafından
takdir edilmesine rağmen, kıskanç arkadaşları onu
bir şarlatan olarak nitelediler. Gözden düşerek
İngiltere'ye döndü ve Britanya Tıp Derneği
tarafından cerrahlık yapmaktan menedildi.
Sahasında en ünlü olan nörolojist Jean Charcot,
hipnozu bir tedavi tekniği olmaktan ziyade,
histeri için bir tanı kriteri olarak
değerlendirdi. Hipnotizma işlemi sırasında aktive
olan görünmez bir sıvının işlemdeki etkili ajan
olduğuna inandı.
Bir Fransız hekimi, Liebeault, Braid'in
çalışmalarını öğrendi ve hipnozla mükemmel
sonuçlar elde etmeyi de başardı. Bütün zamanını
hipnoterapiye vakfetti ve onun gelişiminde birçok
önemli katkılarda bulundu. Braid gibi, o da,
hiphotik transın meydana getirilmesinde primer
faktörün magnetism değil telkin olduğuna inandı.
HİPNOZ TEKNİKLERİ
Hipnotizmanın tarihçesini işlerken gördüğümüz
gibi; hipnotizma yapmak için bir çok usul
kullanılmaktadır. Hatta her hipnotist kendi
kişiliğine uygun bir usul tespit ederken; sujenin
durumunu da göz önüne alarak bu usulünde zaman
zaman değişmeler yapabilmektedir. Belli başlı
hipnotistlerin kullandıkları usulleri ve metodları
yeri geldikçe izah ctmeye çalışacağız. Ama esas
vermek istediğimiz kendi kullandığım metodun
ayrıntılarını burada sizlere sunabilmektir.
Yılların araştırmalarının vermiş olduğu bilgi ve
tecrübe birikimini burada satırlara dökmeye
çalışacağım. bu arada literatür bilgisi ile
çatışan veya desteklenen yerleri de özellikle
belirteceğim. Şimdilik aşağıda ismi belirtilen
araştırmaların usul ve metodlarını ve bu arada
kendi usulümüzü aktarmaya çalışacağım. Bunlar;
1 - Kendi Usulümüz «Bakışla Tespit, Sözle Telkin»
2- DELEUZE USULÜ
3-Tester USULÜ
4- NOİZET USULÜ
5- ESSDAİL USULÜ
6- FARİA USULÜ
7- BRAİD USULÜ
8- CHARCOT USULÜ vardır.
9- LIEABEAULT USULÜ
10- BERNHEIM USULÜ
1- KENDİ USULÜMÜZ: BAKIŞLA TESPİT, SÖZLE TELKİN
METODU:
Metodumuz temelde diğer tekniklerden pek farklı
değildir. Bütün teknikler temelde aynı fizyolojik
kanunlardan hareket ederek belirli sonuçlara
ulaşmışlardır. Temelde aynı olan metodlar ve
teknikler kullandıkları yol itibarı ile
birbirinden ayrılmaktadırlar.
Metodumuzun giriş kısmını Hipnotaabilite: (Suggestibilite)
testlerini izah ederken kısmen değinmiştik. Burada
konuyu daha detaylı ve etraflı olarak
inceleyeceğiz.
Şahsıma yapılan müracaatların çoğu. hipnotizmayı
nasıl yaptığım ve bu işin püf noktasının ne olduğu
etrafında idi. Durum bu merkezde olunca; elbette
ki bende bu konuya fazla eğileceğim ve bu suallere
tatminkar bir cevap vermeye çalışacağım.
Çalışmalarımızda esas elde etmek istediğimiz amaç
süjelerimizin bize olan itimat ve güvenlerini
sağlamaktır. Bunun için de bir çok hileli yola
başvurmaktayım. Tarafımızdan bilinen bir çok
fizyolojik illüzyon ve halusinasyonlardan
yararlanarak; süjelerimızin itimadını
sağlamaktayız. Süjelerimizin itimadını temin
ettik-ten sonra onlan yavaş yavaş istediğimiz yöne
kanalize etmekte ve bu arada oluşan telkin alma
kabiliyetindeki artmadan da yararlanarak onları
hipnotize etmekteyiz.
Herhangi bir süjemle hipnoz konusunda anlaşmaya
vardıktan sonra daha önceki bölümlerde gördüğümüz;
«Hipnoza Hazıriık» safhasında gerekli olan tüm
şartları yerine getirmeye çalışırım.
Hipnoza hazırlık safhasında belirttiğim Genel
Faktörler ve Özel Faktörlerden ne kadar fazla
yararlanabilirsem başarı da o oranda artmaktadır.
Ama bunun yanında bu bahsettiğimiz kolaylaştırma
faktörlerin çoğuna sahip olmadan da çok başarılı
hipnotizma seansları yaptığımızı burada belirtmek
isterim. Yeri geldikçe bu seanslarla özel
durumlarını izah etmeye çalışacağım.
Belirttiğimiz çevre şartlarını da sağladıktan
sonra süjemle hipnoz odasında karşı karşıya
geliriz. Odada bulunan şahıslar ve süjem pür
dikkat, hareketlerimi takip etmektedir. Bu andan
itibaren biraz occuttik (gizemci), biraz
esrarengiz tavır ve cümlelerle seansıma başlarım.
Şimdiye kadar bir kaç seansım hariç bakışla
hipnotizma yapmış değilim. Dr. Braid'in yapmış
olduğu metodun bir benzerini uygulamaktayım.
Bahsettiğim hipnoz odasının sade ve düz olan
duvarına 20 x 20 cm. ebadında bir beyaz veya saman
kağıdını bir selobantla yapıştırın Bu yapıştırma
olayı rast gele bir olay değildir. Yaptığımız her
hareketin ya occuttik bir anlamı veya fizyolojik
bir temeli vardır. Kağıdı yapıştırdığımız yer
süjemin göz hizasından 30-40 cm. yukarıda bulunur.
Yaptığım çeşitli denemelerde en uygun şartın bu
olduğunu gördüm. Süjemm gözüyle aynı seviyede
tutulmuş, kağıt yapıştırma çalışmalarının sonucu
daha başarısız oldu.
Sıra süjemin kağıda olan uzaklığın tespite
geliyor. Sujemin kağıda olan uzaklığı 1,5-2 metre
kadar olmalıdır. Daha uzak ve daha yakın
mesafelerde aynı şekilde daha başarısız sonuçlar
verdiğini gördüm.
Süjemizi uygun bir kanepeye oturturum. Oturma
işlemi de çok önemlidir. Süje otururken
adalelerinden hiçbirinin kasılmaması gerekir.
Çünkü sabit bir şekilde uzun süre durmasını
isteyeceğimiz süjenin dikkati, bir müddet sonra
adalelerinin ağrısı ve kasılması sonucu
dağılabilir. Bu da bizim işimizi bozar. Onun için
süjemi diş hekimlerinin kullandığı tipten bir
ayarlanan koltuğa oturtmak en iyi yoldur. Şayet
kullandığımız koltuk bu ise bu koltuğu 30-40
derecelik bir eğim yaptırtılarak, arkaya
yatırılması sağlanır. Burada dikkat edilecek
önemli noktalar-dan biride süjenin boyun
adalelerinin boşta kalmasına mani olmaktır. Bu tip
koltuklarda süjemizin başını destekleyecek
düzenekler bulunduğun-dan pek problem
olmamaktadır. Şayet böyle bir koltuk imkânına
sahip değilsek, 'ahat ve arkası uzun olan bir
kanepeden yararlanabiliriz. Kanepenin arkasının
(sırt dayanacak kısmın) uzun olmasının amacı;
süjen'm başını destekleme imkanına sahip
olmamızdandır. Şayet böyle bir koltuğumuz yoksa
seansımızı basit bir karyola üzerinde de
yapabiliriz.
|