|
1. PSİKOLOJİNİN KONUSU
Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim
dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında
olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi
dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği
bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır.
İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil,
kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan
nedir? sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını
aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında
bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan,
felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji,
biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu
olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de
psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve
nasıl davrandığını araştırır.
PSİKOLOJİNİN TANIMI
Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos
(düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden
meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir
ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en
genel anlamında organizmanın davranışlarını
inceleyen pozitif bir bilimdir.
Tanımda geçen kavramları kısaca açılayalım:
Organizma: Geniş anlamıyla her türlü canlıdır.
Psikolojinin organizma teriminden anladığı hayvan
ve insandır. Psikolojinin asıl amacı insanı
incelemektir. Bazı nedenlerle (deney aracı olarak,
insan davranışlarıyla karşılaştırmak amacıyla)
hayvanlar da psikolojinin konusu olmuştur.
Davranış: Organizmanın doğrudan veya dolaylı
olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Yürümek,
koşmak, ağlamak gülmek, yemek, içmek, bisiklete
binmek, saz çalmak, konuşmak gibi eylemler birer
davranıştır. Bu davranışlar doğrudan doğruya
gözlenebilir. Rüya görmek, öğrenmek, hayal kurmak,
düşünmek, duygulanmak gibi bazı davranışlar da
dolaylı olarak gözlenebilir; rüyanın anlatılması,
düşüncenin konuşmayla açıklanması gibi.
İşte “bu davranıştır” dediğimiz; insanların yapıp
etmeleri, davranışın gözlenebilir yanıdır.
Davranışın ortaya çıkması için insanın zihninden
birşeylerin (düşünme, problem çözme, duygulanma
anlama algılama vb.) geçmesi gerekir. İşte bu
işlemlere zihinsel oluşumlar adı verilir.
Bilim: Belirli bir alanda bilimsel yöntemlerle
yapılan çalışmalar sonucu elde edilen organize
bilgiler kümesi düzenli bilgiler elde etmek
sürecidir. Tanımda belirtildiği gibi bilim sadece
olmuş bitmiş bilgiler yığını değil, aynı zamanda
devam eden çalışmaları da içerir.
Belirli alanda elde edilen her bilgi bilim
değildir. Bilgilerin bilim olabilmeleri için bazı
koşullara uygun olması gerekir.
* Her bilimin kendine has konusu vardır.
* Her bilim bilimsel yöntemlerle araştırmasını
gerçekleştirir.
* Bilim objektiftir. Elde edilen bilgiler başka
araştırmacılar tarafından test edildiğinde de aynı
sonuçlara varılır.
* Bilim genellemelere varmayı amaçlar. Bu
genellemeler bilimsel yasa veye bilimsel teori
olarak ifade edilirler.
Fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji gibi
olguları deneysel yöntemlerle açıklayan bilimlere
pozitif bilim denir.
2. PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI
* Her bilim dalının bir amacı vardır. Örneğin
fiziğin amacı farklı olayları en genel yollarla
matematik ifadelerle açıklayan doğa yasalarını
yada temel ilkelerini ortaya çıkarmaktır.
Psikolojinin de amacı organizmanın özellikle
insanın davranışlarını inceleyerek genel yasalara
varmaktır.
* Her bilim dalının belirli çalışma alanı vardır.
Psikolojinin çalışma alanı insan davranışlarıdır.
İnsan davranışlarının ne olduğunu, nasıl olduğunu,
niçin olduğunu araştırmak, araştırma sonuçlarından
hipotez, yasa, teorilere varmak psikolojinin
görevidir.
* İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak
ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine
insana uygulayarak onun davranışlarını
açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol
edebilir. Böylece, insana çevresine uyum
sağlamasında yardımcı olabilir.
* Günümüzde psikolojinin bulgularından, çok
değişik alanlarda yaralanılır. Eğitim, tıp,
endüstri, ekonomi gibi olaylarda psikolojik
bilgiler, insanların daha başarılı olmasını
sağlamaktadır. Büyüme, gelişme, yetenekler, ilgi,
zeka, heyacan, bellek, düşünme, öğrenme
konularında elde edilen psikolojik bilgilerin
eğitim alanında kullanılması ile bu alanda başarı
yükselmiş, daha sağlıklı, daha modern bir eğitim
anlayışı gelişmiştir.
3. PSİKOLOJİDE EKOLLER VE YAKLAŞIMLAR
1879’da Alman psikolog WILHEIM WUNDT tarafından
Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuvarı ile
psikoloji, deneysel bilim dalı olma ünvanını
kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada
yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi
incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa`nın
değişik yerlerinde ve Amerika` da da bir çok
psikoloji laboratuvarı açılmıştır.
Psikoloji felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim
haline geldikten sonra -kısmen de olsa- bazı
filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde
kalmıştır. Sistem ve ekol halinde gelişen
psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller
genellikle tek yanlı görüşlerdir. İncelemek
istedikleri konuyu temel ögeler açısından ele
alırlar. Determinist anlayıştadırlar. Psikolojinin
belli başlı ekolleri Strukturalizm (yapısalcılık
zihin yapısı ile ilgili), Fonksiyonalizm
(İşlevselcilik -zihin göreviyle ilgili psikoloji),
Behaviorizm (davranış psikolojisi), Psikanalitik
Psikoloji,Gestalt psikolojisidir.
20. yy. psikolojisi zihinsel süreçleri açıklamak
için iç gözlem yöntemini kullanan yapısalcılıkla
başladı, daha sonra psikanalitik psikoloji
gelişti. Yapısalcılığa karşı olan davranışçılık ve
Gestalt psikolojisi gibi akımlar ortaya çıktı.
Daha önceki okulların tek yanlı determinist
(belirleyici) görüşlerine tepki olarak da
hümanistik (insancıl) psikoloji doğdu. 2. Dünya
Savaşı sırasında ise ekoller önemini kaybederek,
görüşler yavaş yavaş birbirine yaklaştı.
Teorisyenler ve araştırmacıların aynı miktarda
katkıda bulunduğu çoğulcu anlayış, ekollerin tek
yanlı anlayışı yerine geçti. Psikolojinin
günümüzdeki durumunu daha iyi anlamamız için ekol
ve yaklaşımcıları kısaca gözden geçirelim:
STRUKTURALİZİM (YAPISALCILIK ):
1879 da Wilhelm Wundt’un psikoloji laboratuvarını
kurması ile deneysel psikolojinin temelleri
atılmıştır. Wundt ilk çalışmalarında duyum ve
imgeleri araştırdı. O ve izleyenler karmaşık
zihinsel yaşantıların yapısını incelemeye
çalışmıştır. Bu nedenle bu ekole yapısalcılık
denir. Örnek aldıkları bilim dalı kimyadır.
Kimyada, nasıl birleşik maddelerin yalın
elementlerden oluştuğu çözümleme ile anlaşılıyorsa
karmaşık bilinç olaylarının yapısal açıdan
çözümlenmesi ile de psişik olayların daha iyi
anlaşılıp açıklanabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Onlara göre psikolojinin amacı, bilincin karmaşık
yapısını çözümlemek zihnin en yalın öğelerini
araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulup
yasalar halinde formüle etmektir. Artık duyumlar,
algılar, anılar laboratuvarda incelenmeye
başlanmıştır.
Yapısalcıların araştırmalarında kullandıkarı
yöntem iç gözlem ve deneydir. Temsilcileri Wundt
ve Titcher’dir.
FONKSİYONALİZİM (İŞLEVSELCİLİK):
William James, James B. Angell ve John Dewey gibi
Amerikan filozoflarının ve eğitimcilerinin
oluşturduğu ekoldür. Fonksiyonalistler,
yapısalcıların görüşlerine karşı çıktılar; onlara
göre bilincin ne olduğundan çok, ne için olduğunu
bilmek önemlidir. Yani bilincin amacı ve işlevini
bilmek asıl amaç olmalıdır. Bunlara göre insan
davranışlarını anlamak için sadece bilinç
olaylarını çözümlemek yoluyla incelemek yeterli
değildir. Bilinç incelenmelidir ama bunun yanında
insanın çevresine uyumunda yardımcı olacak,
öğrenme gibi duyum davranışları da incelenmelidir.
İşlevselcilik davranışı, çevreye uyum süreci
olarak tanımlamıştır. Bu ekolün amacı algılama,
düşünme, duygulanma gibi içsel eylemlerin, hayatta
karşılaşılan çeşitli problemlerin çözümlenmesine
nasıl yardım ettiğini açıklamaktır. İşlevselciler
eyleme ve yararcılığa dönüktür. Fonksiyoncular,
yöntem olarak içgözlem ve gözlemi kullanmışlardır.
Davranışları özel olarak da öğrenmeyi açıklamaya
çalışmışlardır.
BEHAVİORİSİM (DAVRANIŞÇILIK):
Birinci Dünya Savaşı sıralarında behaviorist
denilen bir grup Amerikan psikoloğu, yapısalcılığa
ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. Bilincin iç
gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile
bakmışlardır. Bilinç hallerinin değil, ama
davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi
gereklidir. Psikolojinin bilim haline gelebilmesi
için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa
bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel
yöntemlerle incelenmesi gerekir. Gerek
yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin
kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması
bilime aykırıdır. Davranışçıların önde gelen
temsilcileri Watson, Pavlov ve Dashil’dir. Bunlar
bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları
incelemişlerdir. Davranışçılara uyaran (stimulus)
-tepki (response) psikologları da denir.
Davranışçılara göre objektif tekniklerle
gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara,
insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri
tepkilerdir. Davranışçılar gözlem ve deney
yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve
çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda
birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle
hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar
yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme
deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.
PSİKODİNAMİK YAKLAŞIM (PSİKOANALİTİK
PSİKOLOJİ):
19. yy sonunda S. Freud öncülüğü ile bir grup
hekim akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan
incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan
bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları
bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının
bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha
sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir.
Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini
incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir. Freud ve
arkadaşları psikoz ve nevrozların coğunun, kişinin
çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve
ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç
dışına itilmesinden meydana geldiğini öne
sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde
bunu kanıtlamaya çalışmışlardır Freud’a göre içsel
yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden
farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç
düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi
içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak
aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası
bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu
gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama
istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü
düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği
zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından
bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri,
anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan
bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder,
davranışlarını şu yada bu şekilde etkilerler.
Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya
çıkar. Freud’a göre anormal davranışlar, aslında
insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek
için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu
davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar
değildir. Normal davranışlarla aralarında yanlızca
bir derece fark vardır. Freud ayrıca kişilik
konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın
id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların
etkileşimini incelemiştir. Özet olarak şunu
söyleyebiliriz: Psikanalitik psikologlar (Freud,
Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını
klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak
incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik
alanında kullanmışlardır.
GESTALTÇI YAKLAŞIM (BÜTÜNLÜK PSİKOLOJİSİ):
Max Wertheimer, Kurt Kofka, Kurt Lewin gibi Alman
psikologlarından oluşan psikoloji ekolüdür. Algı
ve bellek konusunda inceleme yapmışlardır. İç
gözlem, gözlem ve deney yöntemlerinden
yararlanmışlardır. Görüşleri özellikle eğitim
alanında kullanılmıştır.
Gestalt psikolojisinin temsilcileri davranışların
bir bütün olduğunu, bunun parçalara
ayrılamayacağını savunmuşlardır.
Gestalt psikolojisine göre parçaların bir bütünlük
içinde anlam kazanması önemlidir. Örneğin bir
tablo, tuval, boya ve renklerin toplamından çok
daha farklı bir şeydir. Tek tek anlamı olmayan
parçalar bütünlük halinde anlam kazanır.
HÜMANİST (iNSANCI ) YAKLAŞIM:
Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Kurucuları
Gestaltçılardan etkilenmiştir. Varoluşçu felsefe
akımının görüşlerini benimsemişlerdir. Bu
yaklaşımın öncü ve temsilcileri Rogers, Maslow,
Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner’dir.
Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı
görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları
açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu
yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir,
belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür,
aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden,
davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi
sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer,
anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer.
Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar
etmeyecektir. Geçmiş yada gelecek değil, içinde
yaşanılan an önemlidir.
İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir.
İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak
gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak
yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir.
İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek
gerekir. Bunun için içgözleme baş vurmak
zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından,
dıştan bakılarak davranışları yordanamaz. Bu akım
insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi
bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır.
Psikolojinin amaçlarından biri insan
davranışlarını kontrol etmektir. Oysa Hümanistik
yaklaşımda olanlar, psikolojik kontrolün
insanlığın zararına kullanılabileceği
inancındadırlar. Örneğin, iyi insan yetiştirmek
doğru amaç gibi gelebilir. Ancak bu konuda çok
çeşitli görüşler ortaya atılabilir.
BİLİŞSEL (COGNİTİVE) YAKLAŞIM:
Bilim ve biliş (cognition) olguları hep insanın
ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu
olmuştur. Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme
sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri
psikolojinin konusunu oluşturur. Çağdaş biliş
anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan
biri Bilgi işlemi yaklaşımdır. Bunda düşünceyi ve
usavurma (akıl yürütme) süreçlerini açıklamak
amaçtır. Bu yaklaşım insan zihnini çeşitli
programlara göre bilgi edinmek, bilgiyi işlemek,
depolamak ve kullanmak üzere tasarlanmış gelişkin
bir bilgisayar sistemi olarak ele alır. Diğer
yaklaşım Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanan
yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki
çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun
yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim
evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget,
çocukta dört gelişim evresi saptamıştır.
Piaget’nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim
anlayışında değişiklikler getirmiştir. Belli
kavramların özümlenebilmesi için zihinsel
gelişmede belli aşamaların tamamlanmış olmasının
gereği anlaşılmıştır. Öğretmenin görevi çocuğa
yanlızca bilgi aktarmak değil, ona dünyayı
keşvetmesinde rehberlik etmektir. ABD’li psikolog
ve eğitimci Jerame S. Bruner, küçük çocuklarda
algı, öğrenme, bellek gibi biliş biçimleri
konularındaki çalışmaları ile eğitim anlayışında
etkili olmuştur. Çalışmaları, ders proğramlarının
yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Bruner’e göre;
bütün çocuklarda doğal bir merak ve değişik
konulara ilgi vardır. Hangi gelişim amacında
olursa olsun her çocuğa uygun biçimde verilmesi
koşuluyla her konuyu öğretmek mümkündür.
BİYOLOJİK YAKLAŞIM:
Buna psikobiyolojik yaklaşımda denilebilir. ABD’li
psikiyatr Adolf Meyer`in öncülüğünü yaptığı
Psikiyatri Okulu`nun yaklaşımıdır. Meyer, insanı
bütünselliği olan biyolojik bir birim olarak kabul
eder. İnsan davranışını anlayabilmek için
psikoloji ve sosyolojiden yararlanmak gerekir.
Meyer’e göre zihinsel bozukluklar organik ve
kalıtsal etkenlerin karmaşıklaştırdığı gerçekçi
olmayan beklentiler ve yanlış alışkanlıkların
sonucunda ortaya çıkar.
4. ÇAĞDAŞ PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI
Çağdaş psikolojide uzmanlık alanlarını “Deneysel
Alanlar” ve “Uygulamalı Alanlar” olarak
sınıflandırabiliriz. Deneysel alanlar daha çok
akademik araştırmalar içerir. Uygulamalı alanlar
da akademik çalışmalarla elde edilen bilgiler
pratik hayata uygulanır. Bu uygulamalardan çeşitli
psikoloji alanları doğmuştur.
a) Deneysel Alanlar:
Deneysel alanlarda psikolojinin amacı daha çok
teoriktir. Bilmek için araştırmak, bilimsel amaç
esastır. Buna Akademik Psikoloji de denilmektedir.
Bunlar:
Genel Psikoloji: Psikoloji ile
ilgili prensipler ve davranışın temellerini
araştıran, psikolojinin temel kavramlarına anlam
kazandıran psikoloji dalıdır.
Genetik Psikoloji: Davranışların ortaya
çıkmasından itibaren gelişmesini, gelişme
dönemlerini araştıran psikolojidir.
Deneysel Psikoloji: Laboratuvar deneylerinin
yapıldığı, hipotezlerin gerçekleşmesi ile ilgili
deneysel araştırmaların sürdürüldüğü ve
davranışların açıklandığı psikoloji dalıdır.
Sosyal Psikoloji:Bireyin toplumla ilişkilerini ve
toplumun bireyi etkilemesi ile ilgili olaylar
üzerinde araştırmalarını sürdüren psikolojidir.
Çocukluk, Gençlik, Yetişkinlik Psikolojisi:
Çocukluk psikolojisi, bebeklikten ergenlik
dönemine kadar olan davranışlarda, gençlik
psikolojisi 12-20 yaşları arasındaki
davranışlarda, yetişkinlik psikolojisi 20 yaştan
itibaren meydana gelen davranış değişmelerini ve
gelişmelerini araştıran psikoloji alanıdır.
Fizyolojik Psikoloji: İnsanın anatomik yapısı,
sinir sistemi, salgı bezleri v.b fizyolojik
olayların davranışlarla ilişkisini araştıran
psikoloji dalıdır.
Karşılaştırmalı Psikoloji: Farklı cinslerde
görülen davranışların karşılaştırılmasını ve
farklılıklarını inceleyen psikoloji dalıdır.
Ayrıca insan davranışlarını inceleyen “insan
psikolojisi”, hayvan davranışlarını inceleyen
“hayvan psikolojisi” başlıca uzmanlık alanları
olarak sıralanabilir.
b) Uygulamalı Alanlar:
Uygulamalı psikoloji ise deneysel alanlarda elde
edilen bulguların günlük yaşamda karşılaşılan
sorunların tanısını, belirlenmesini kolaylaştırmak
amacıyla kullandığı alanlardır. Başlıcaları Eğitim
psikolojisi, Kimlik psikolojisi, Endüstriyel
psikolojisi v.b dir.
Eğitim Psikolojisi: Psikolojinin algılama,
öğrenme, düşünme, motivasyon, heyacan, zeka ve
kişilik çevre-insan etkileşimini araştıran,
alanlarındaki bulguların eğitime uygulanması ile
gelişmiş bir alandır. Eğitim ve öğretim alanındaki
birçok problemin çözümünde bu teorik (kurumsal)
bilgilerden yararlandırılmıştır. Gerek öğrenci,
gerek öğretmen, gerek öğretim teknikleri ile
ilgili yenilikler ve gelişmeler, bu çalışmaların
sonucudur. Ayrıca okul hayatının fizik koşullarını
düzenlemesi, daha uygun ortamlarda eğitim ve
öğretim yapılmasının gereği bu araştırmaların
ışığında belirlenmiştir. Klinik Psikolojisi:
İnsanların zeka, kişilik, ruh hastalıkları gibi
çeşitli konulardaki problemlerinin teşhis
edilmeleri ile ilgili olarak geliştirilen çeşitli
teknikler üzerinde çalışılan uygulamalı psikoloji
dalıdır. Kliniklerde çeşitli ruh hastalıkları
teşhis edilir. Psikologlar, özellikle klinik
psikolojide psikiyatristlerin yardımcısı olarak
çalışırlar. İhtiyaç duyulduğunda testlerin
uygulanması, değerlendirilmesi psikoloğun
görevidir. Endüstri Psikolojisi: Psikolojinin
verilerinden yararlanarak endüstriyel işe göre
elaman seçme, üretilen araç ve gereçleri insan
yapısına uygun olarak düzenleme, çalışanların
psikolojik problemlerini çözme amacıyla araştırma
yapan bir daldır. Günümüzde işyerlerinin insan
sağlığına uygun düzenlenmesi işin en az enerji
harcanarak en uygun biçimde yapılması, kişinin
fiziyolojik yapısına ve yeteneklerine uygun bir
işte çalışması gibi konular endüstri psikolojisini
ilgilendirir. Üretilen malların pazarlanmasında
satıcı- alıcı etkileşimi malların tanıtılması
amacıyla yapılan reklamlar psikolojik verilere
dayanmaktadır. Kişinin hiç ihtiyacı olmadığı halde
satın aldığı eşyalar göz önüne getirildiğinde
reklamın üzerimizdeki etkisi açıkca görülür. Hukuk
Psikolojisi: Hukukta psikolojinin teorik
bilgilerinden yararlanan psikoloji dalıdır. Sanık
ve tanığın psikolojik durumları, sorgulanması,
yargılanması ve yasalar karşısında insanların
tutum ve tavırlarını araştıran alanlardan biridir.
Sanık ve tanığın tanımlanması, suçlu insana karşı
gösterilen tavır değişmeleri, cezaevi şartlarında
yapılan düzenlemeler, bu çalışmaların bir
sonucudur.
5. PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ
Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir
bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için
izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma
tekniğine yöntem denir. Değişik bilim dallarında
birçok yöntem kullanılır. Psikoloji de diğer
bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi
konusuna göre kullanır. Bunların başlıcaları
betimleyici ve tanımlayıcı yöntemler, korelasyonel
yöntemler, deneysel yöntemlerdir.
a) Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler: Betimleme
ve tanımlama amacıyla tarama yöntemi, doğal
gözlem, görüşme ve vaka incelemesi yöntemlerinden
yararlanılır.
1. Tarama Yöntemi: Belirli sorunlarla ilgili
olarak geniş kitlelerin görüşlerinin alınmasıdır.
Test: İnsanların zekalarını, ilgilerini,
yeteneklerini, tutumlarını, kişiliğini v.b. ölçmek
amacıyla kullanılır.
Anket: Bilgi verecek kişinin doğrudan kendisinin
okuyarak cevaplandıracağı sorulardan oluşmuş soru
kayıtları kullanarak yazılı cevaplar aracılığı ile
gözlemde bulunma işidir.
2. Doğal Gözlem : Olayların doğal durumda
izlenmesidir.
3. Görüşme :Görüşme, karşılıklı konuşmadır.Bu
konuşma bir kişiyle olabileceği gibi bir gurup
insanla da olabilir.
4. Vaka: Bazı durumlarda insan davranışını
tanımlamak pek kolay olmaz. Olayın derinliğine
inmek gerekir. İnsanın geçmiş yaşantıları ve
çevresi davranışlarına önemli etkiler yapar. İnsan
davranışını tanımak için bu geçmiş yaşantıların,
önemli olayların ve ilişki kurduğu insanların ona
nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek gerekir.
Bunun için psikolog incelediği kimsenin ailesi,
arkadaşları ve diğer ilgililerle konuşur. Elde
ettiği bilgileri nesnel olarak kaydeder.
Davranışların nedenlerini ortaya çıkarırkan bu
bilgilerden yararlanır.
b) Korelasyonel Yöntemler :
Korelasyonel: Birlikte değişme gösteren olaylar
arasında çeşitli anlamlılık düzeylerinde
belirlenen ve nedensellik bağları kurmanın
başlangıç noktası olan ilişki.
c) Deneysel Yöntemler:
Doğal gözlem, varsayım (Hipotez) ve deneyleme
aşamasından geçer.
1. Doğal Gözlem: Olayların akışına gözlemcinin
karışmadığı gözlem biçimidir.
2. Varsayım: Olaylar ve olgular arasında neden-
sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yolu ile test
edilecek olan öngörü.
3. Gözlem: Olayın başndan sonuna kadar izlenerek
görülenlerin kaydedilmesidir.
Deneysel yöntemde, bu aşamada kastedilen, doğal
olmayan gözlemdir.
Güdümlü Gözlem: Olayların yeri, zamanı ve
koşullarının gözlemci tarafından hazırlandığı
gözlem biçimidir. Nelerin, nasıl gözlenebileceği,
nasıl kaydedileceği önceden kararlaştırılır. Aktif
gözlem ya da deneyleme de denilebilir.
Deney: Bir değişkenin etkilerini gözlemek üzere
koşulları hazırlanmış gözlem yada deneyleme
sürecinin ürünüdür. Diğer bilimlerde olduğu gibi
deney yöntemi, psikolojide de araştırmaların
temelidir.
6. PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ
Psikolojinin felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim
olması, onun diğer bilimlerle ilişkisinin olmadığı
anlamına gelmez. Her bilim dalının diğerleri ile
ilişkisi vardır. Ancak birbirlerine yakın olan
bilim dallarının ilişkisi diğerlerinden daha
yoğundur. Örneğin insanı konu olarak ele alan
antropoloji, etnoloji, sosyoloji, psikoloji daha
yakın ilişki içindedir.
Psikoloji- Antropoloji: Antropoloji, insanı
inceleyen bilim dalıdır. İnsanın gelişim sürecini,
ırkları inceler. Elde ettiği sonuçlar günümüz
psikolojisine ışık tutar.
Psikoloji- Etnoloji: Etnoloji, insan toplumlarının
günümüzde yada tarih öncesi dönemlerde yaşayan
ilkel toplulukların kültürlerini inceler. İnsanın,
kişiliği, algıları, kanıları üzerinde içinde
yaşadığı kültürün etkisi oldukca çoktur. Bu
nedenle Etnoloji çalışmaları psikolojiye yardımcı
olur.
Psikoloji- Sosyoloji: Sosyoloji toplum bilimidir.
Toplumun yapısını, toplumsal sistemleri inceler.
Toplum tek tek kişilerden oluştuğuna göre
sosyoloji ile psikoloji oldukça yakından ilişkili
bilim dalıdır. Her iki bilim dalının ortak ürünü
olarak sosyal psikoloji dalı doğmuştur. Ancak
bununla birlikte sosyoloji ve psikolojiyi tek bir
bilim dalı olarak görmek yanlıştır. Çünkü iki
bilim dalının oldukca farklı yanları ve çalışma
alanları vardır. Örneğin, sosyoloji yanlızca insan
toplumlarını incelemesine karşın psikoloji bazı
nedenlerle hayvanları da inceler.
|