| A-B-C-Ç-D-E-F-G-H-I-İ-J-K-L-M-N-O-Ö-P-R-S-Ş-T-U-Ü-V-Y-Z
ÂDETLİ
İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Âdetli ile Lohusa, birçok yönden birbirine
benzedikleri için, ilgili hükümlerin çoğu da
birbirinin aynıdır. Meselâ âdetliyi ilgilendiren
oniki hükümden sekizi aynı zamanda lohusayı da
ilgilendirir. Bir diğer deyişle şimdi
sayacağımız bu sekiz hükümde her ikisi de
ortaktır.
Hem Âdetliyi Hem de Lohusayı
Ilgilendirenler
l. Namaz:
Âdetlinin ve lohusanın namaz
kılmaları ve secde yapmaları haramdır.
Namaz ister farz, ister vacip,
ister sünnet, ister nafile ve isterse geçmiş bir
namazın kazası olsun. Secde de ister Kur'ân-ı
Kerîm'deki secde âyetlerinin okunması ve
dinlenmesiyle yapılacak olan tilâvet (okuma)
secdesi olsun,isterse şükür secdesi olsun.
Dolayısıyla âdetlinın ve lohusanın, her nasılsa,
okudukları ya da duydukları secde âyetinden
ötürü secde yapmaları gerekmez. Çünkü
kendilerinde bunun için gerekli olan ehliyet
yoktur.
Ancak namaz vakitleri
girdiğinde bu durumda olan kadının abdest alıp
evinin namaza ayırdığı köşesinde namaz kılacak
kadar bir süre oturması ve tesbih ve hamd ile
meşgul olması güzel (müstehap)'dır. Böylece uzun
süre ayrı kalacağı namaza karşı usanç duymamış
olur. Bir rivayette de böyle yapan kadına
kıldığı en güzel bir namaz sevabı verilir,
denir.
Her vaktin, bir başlangıç
tekbiri sığacak son anına itibar edilir. Imam
Azam'a göre başlangıç tekbiri(tahrîme) sadece
"Allah" demekle olabilir. Dolayısı ile son andan
maksat, "Allah" diyebilecek kadar bir zaman dır.
Yani herhangi bir vakitten bu
kadar bir süre kaldığında kadın kan görse o
vaktin namazı kendisinden düşer.Yine o kadar bir
süre kaldığında kan kesilse, o vaktin namazını
kaza etmesi gerekir.
Namaz; kadın ister ilk âdet
gören, isterse düzgün âdetli olsun, kanın ilk
görüldüğü andan itibaren terkedilir. On günü
geçmedikçe, âdet günlerinin sayısını aşan kan
ile de namaz terkedilir. Yine âdet zamanı
gelmeden fakat en az onbeş gün temiz kaldıktan
sonra gelen kan ile de namazı bırakır. Sonra
bunların âdet kanı olmadığı anlaşılırsa
bıraktığı namazları kaza eder.
Bunun bir istisnâsı vardır
oda; kalan temizlik günleri, âdet günlerine
eklendiği takdirde on günü aşacak bir zamanda
kan görmesi durumudur. Meselâ, âdet günleri
yedi, temizlik günleri yirmi gün olarak yerleşen
bir kadın, onbeş gün temiz kaldıktan sonra kan
görse yirmi güne kadar namazını kılması istenir.
Çünkü büyük ihtimalle bu kadın âdet günleri olan
yedi günde de kan görecek ve o takdirde kan
gördüğü günlerin sayısı oniki gün olmuş
olacaktır. Demek ki ilk beş günde gelen kan âdet
kanı değildir.
2. Oruç:
Âdetlinın ve lohusanın her
türlü oruç tutmaları haramdır. Ancak bu durumda
tutmadıkları oruçlarını sonradan kaza ederler.
Hattâ oruçlu iken akşam olmadan az önce kan
gelse o günün orucu bozulur ve onun da kazası
gerekir.
Bu oruç eğer farz ise, âdetle
geçen farz oruçların kaza edilmeleri gerekli
olduğu için, nafile ise, nafileye başlamak onu
bitirmeyi gerektirdigi için kaza edilir.
Halbuki, namazda durum böyle
değildir. Kadın bu günlerdeki namazlarından
sorumlu olmadığı için, daha önce de söylediğimiz
gibi son anında kan gördüğü vaktin namazı
üzerinden düştüğü gibi, başladığı farz namaz
esnasında kan gelse o namaz da üzerinden düşer.
Ancak başladığı ve esnasında kan gördüğü namaz
nafile ise, kan gelmekle bozulur ama, sonradan
kaza edilmesi gerekir. Çünkü az önce
söylediğimiz gibi, nafileye başlamak onu
bitirmeyi gerekli kılar.
Yine adamak suretiyle
kendisine namaz ya da oruç vâcip kıldığıiçin
âdet görse, ya da lohusa olsa başka günde
adağını yerine getirmesi gerekir.
Ancak âdet gördüğüm gün oruç
tutmak, ya da namaz kılmak Allah için üzerime
borç olsun, demenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle
demekle namazı ya da orucu kendisine borç etmiş
olmaz.
Kur'ân-ı Kerîm Okuma:
Âdetlinın ve Lohusanın, Kur'ân-ı
Kerîm'den, bir âyetten az da olsa, okumaları
haramdır. Çünkü Hz. Peygamberimiz: "âdetli kadın
da cünüb de Kur'ân'dan birşey okumasın"
buyurmuşlardır. (Tirmizî, taharet98,111; Nesâî,
taharet 170; Ibn Mâce, taharet 105; Darimî, vudû'
103)
Bu, Kur'ân-ı Kerîm'i, Kurân
olarak okuma halindeki hükümdür. Kur'an'dan olan
sözlerle duâ, ya da zikir kastetmesi halinde,
okuyacağı şeyler uzunca bir âyet kadar varsa
hüküm yine aynıdır. Ama, "bismillah", "elham-dülillah"
gibi kısa ifadelerse bu caizdir. Buna
göre"bismillahir-Rahmânir-Rahîm" ve "elhamdü-lillâhi
Rabbîl-alemin" gibi şeyleri söylemenin câiz
olmaması gerekir, ancak duâ, bereket ve hayır
kastiyla söylemenin bir sakıncası olmadığı
çoklarınca söylenmiştir. Hattâ sırf duâ kastıyla
okuması halinde meselâ "Fâtiha"nin tamamını bile
okumasında sakınca yoktur, diyenler de vardır.
Ancak duâ anlamına gelmeyen âyetleri duâ
kastıyla okumak onları duâ yapmış
olmayacağından, maksadı duâ etmek de olsa onları
okuyamaz.
Âdetli ya da Lohusa ve hattâ
cünüp olan birisi Kurân öğreticisi ise her iki
kelimeden birini atlamak suretiyle kesik kesik
okur ve öğretir. Bazılarına göre âyetin yarısını
öğretir keser ve diğer âyetin yarısını öğretir
ve böylece devam eder. Bu durumdaki bir kadının.
Kur'ân-ı Kerîm'i, kelime aralarını ayırmak
suretiyle, harf harf ya da kelime kelime
heceleyerek okumasında sakınca yoktur. bu mekruh
değildir.
Âdetlinın ve LohusanınTevrat'i,
Incil'i ve Zebur'u okuması da mekruhtur. Çünkü
bunlar da aslında Allah'ın sözü idiler. Insanlar
bunları sonradan bozdu, ancak içlerinde
asıllarından bazı parçaların bulunması
muhtemeldir.Bundan; hem hükmü hem de okunuşu
neshedilen(kaldırılan) Kur'ân âyetlerini
okumanın da en azından mekruh olduğu anlaşılır.
Sadece ağzı yıkamak Kur'ân
okumayı helâl kılmaz. Nitekim sadece elleri
yıkamak da dokunmayı helal kılmaz.
Kunut duâlarını, diğer zikir
ve duâları okuması, ezanı dinlerken müezzine
katılması ve Mushafa bakması da mekruh (nahoş)
değildir.
Kur'ân'a Dokunma:
Tam bir âyetin yazılı olduğu
şeye âdetlinın ve Lohusanın dokunması da
haramdır. Dolayısıyla bir âyetten kısa bir
Kur'ân parçasına dokunması mekruh (nahoş)
değildir. Ancak bir âyetten az da olsa
dokunamaz, diyenler de vardır. Bu Kur'ân
parçasının; meselâ bir parada ya da bir tabloda
olması halinde de durum aynıdır.
Abdest organları dışındaki bir
organla dokunması halinde de en sağlam görüşe
göre, yine haram işlemiş olur.
Tefsir, Hadîs ve Fıkıh gibi
şeriat kitaplarına dokunması da haramdır. Çünkü
bunlarda Kur'ân âyetleri bulunmaması mümkün
değildir.
Bu ifade açıklamalı nahiv (arapça
gramer) kitaplarına da dokunamayacağını anlatır.
Ancak Imam Azam'a göre hem nahiv kitaplarına hem
de Hadîs ve Fıkıh kitaplarına dokunmak, bu
ilimleri öğrenmekte olanlar için haram değildir.
Arkadaşı olan diğer iki Imam ise aksi
görüştedirler. Ne var ki, bu durumda bu
kitapları tutmak isteyenler de ta'zim ve hürmet
göstermek zorundadırlar ve bunu elbiselerinin
yenleriyle tutarak değil, her abdestleri
kaçtığında yeniden abdest alarak yapmalıdırlar.
Dokunma konusunda Kur'ân'ın
yazılı kısmı ile yapraklarının boş bulunan beyaz
kısmı ve Mushafa bitişik olan cildi eşittir.Bu
hüküm sadece Kur'ân-ı Kerîm'e aittir. Tabloda,
parada, duvarda, tefsir ve hadis kitaplarında
ise dokunmanın haram olduğu yer sadece Kur'ân
âyetinin yazılı olduğu yerdir, bunun dışındaki
yerlerine dokunması haram değildir.
Kur'ân-ı Kerîm'e, ondan ayrı
bir şeyle. Meselâ ona bitiştirilmemiş bir ciltle
ya da elbisenin yeniyle dokunması caizdir. Ancak
elbisenin yeniyle dokunmasının mekruh (nahoş)
olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü Kur'ân'a
bitişik cilt ondan sayıldığı gibi, insanın
üzerindeki elbisesi de kendisinden sayılır,
demişlerdir.
Zikir ve duâ mecmualarını
tutmak caiz ise de hoş değildir, tutmamak daha
iyidir.
Âdetli ve Lohusa olan kadın
Kur'ân-ı Kerîm'i ve içinde Kur'ân âyetleri
bulunan yazı parçalarını, okumadan yazacak olsa
dahi yazamaz. Ancak okumadan yazabileceğini
söyleyenler de vardır. Çünkü kalem Kur'ân dan
ayrı bir araçtır, nasıl Kur'ân-ı Kerîm,
kendisinden ayrı bir şeyle tutulabiliyorsa, bu
durumdaki kalemle de yazılabilir, demişlerdir
ki, bunun kıyasa daha uygun olduğu söylenmiştir.
Yeter ki, eliyle dokunmus olmasın
Sadece ellerin yıkanması
dokunmayı helal kılmaz (Bak. Md.76).
Kur'ân-ı Kerîm'in yabancı
dillerle yapılmış tercümelerine el sürmek de
mekruhtur.
Küçük çocuklara, abdestleri
olmasa bile, Kur'ân-ı Kerîm'i vermekte bir
sakınca yoktur. Ancak mümeyyiz olanlarına,
Kur'ân-ı Kerîm'e ta'zimi, yani saygıyı öğretmek
için abdest aldırmak güzel bir davranıştır.
Mescide Girme:
Bu durumdaki kadının,
beklemeksizin geçmek şeklinde de olsa mescide
girmesi haramdır. Mescidlerin üzeri de mescid
hükmündedir.Ancak yırtıcı bir hayvandan,
hırsızdan, soğuktan, susuzluktan.. korkmak gibi
bir zorunluluk (zaruret) bulunması durumu
müstesnadır. Böyle durumlarda da mümkünse
teyemmüm yaparak girmesi daha güzel olur.
Bayram ve cenaze namazlarının
kılındığı açık alanlardan geçmesinde bir sakınca
yoktur. Çünkü bunlar mescid hükmünde değildir.
Mezarları ziyaret etmesi de
caizdir.
Tavaf Yapma:
Âdetlinın ve lohusa kadının
Kâbe'yi tavaf etmeleri de haramdır. Bu durumda
iken tavaf yapmışsâ tavafi geçerlidir (sahih),
ancak bir hatâ ve bir günah işlemiştir,bu yüzden
büyük başlardan bir ceza kurbanı kesmesi
gerekir. Tavafın, mescidin içinde yapılmasıyla
dışında yapılması arasında fark yoktur.
Cinsel Ilişki:
Âdetli ve Lohusa kadına cima
ve arada bir engel olmaksızın göbeğiyle diz
kapağı arasından yararlanma, şehvetle olmasa
dahi, haramdır. Bu bölgenin dışından ve engel
varken bu bölgeden yararlanmak ise helâldir.
Yani âdetli ya da lohusa karısıyla yatmanın da,
onu öpmenin de ve cinsel tatmin konusunda
göbeğiyle diz kapağı arası dışından çıplak
olarak dahi yararlanmasında, hanımının meselâ
elleriyle tatmin olmasında sakınca yoktur.
Dizkapağı ile. göbek arasından
çıplak yararlanmamak "azimet" ve müstehap, cima
olmaksızın yararlanmak ise ruhsattır. Ümmete,
onun da çok mahzurlu olmadığını öğretmek için
böyle buyrulmuştur. Yoksa: "Örtü üzerinden
yararlanabilirsiniz, ama onu da yapmamak daha
iyidir" rivayeti de vardır, diye izah edenler de
olmuştur. Yani koca hayızlı karısından,
dizkapağı ile göbek arası örtülü iken ittifakla
yararlanabilir. Ama dizkapağı ile göbek arasını
örtü varken dahi terkeden en iyisini yapmış
olur. Cimadan korunduktan sonra çıplak
yararlanan da çok kötü bir şey yapmış olmaz.
Ancak kendisini tehlikeye atmış olur. (bk.
Müslim, hayz T6; Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce,
taharet 124; Darimî, vudû' 117.)
Imam Muhammed'le beraber bir
kısım Islâm âlimlerine göre ise; ön ve arkayı
kullanmamak şartıyla göbekle diz kapağı arasıyla
tenleşmek (mubaşeret) de helaldir. Çünkü Hz.
Enes'in (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste: "Her
şeyi yapın, yalnız cima (çiftleşme) müstesna"
(bk. Hatttâbî, Ebû Dâvûd I/154) denilmektedir.
Ancak bunun, nefsinden emin olanlar için
olduğunu söyleyenler de vardır. Yani Imam
Muhammed'e göre erkek âdetli ve lohusa karısıyla
idhal (girdirme) dışında her türlü cinsel
davranışta bulunabilir ve birbirinden
yararlanabilirler. Ancak bu çoğunluğun (cumhur)
benimsemediği bir görüştür.
Bu konudaki haramlık, sırf
kadının haber vermesiyle gerçekleşmiş olur.
Bu, kadının iffetli olması,
erkeğin de onun doğru söyledigine iyice kanaat
getirmesi halinde böyledir. Yok, eğer kadın
ahlâkı bozuk ve genellikle yalan söyleyen birisi
olur, erkek de doğru söylediğine iyice kanaat
getirmezse, sırf kadının sözlü haberi kabul
edilmez.
Her iki taraf da istekli
olarak cima ederlerse, ikiside günahkâr olur,
tevbe etmeleri ve bağışlanma dileğinde
bulunmaları gerekir. Ayrıca cima âdetin başında
olmuşsa bir dinar, ortasında ve sonunda olmuşsa
yarım dinar tutarında sadaka verir.
Bir taraf istekle, diğer taraf
zorlanarak cima ederlerse, sadece zorlayan
günahkâr olur.
Cima ettiklerinde gelmekte
olan kan kırmızı ise bir dinar sarı ise yarım
dinar sadaka verir de denmiştir. Çünkü Ebu Dâvud
ve Hakim'de bu görüşü destekleyen bir hadis
vardır. (Tirmizî, taharet 102; Ebu Davud,
taharet 105; nikâh 45; Nesâî, taharet 181.)
Vereceği sadakanın harcama
yeri, zekâtın verileceği kimselerdir.
Âdetli ve Lohusa kadınla cima
etmeyi ve dübürden (arkadan) yaklaşmayı helal
sayanın kâfir olacağını söyleyenler de vardır,
ancak bunlar "başka şey için haram"
olduklarından helâl sayan kâfir olmazsa da büyük
günah işlemiş olur.
Burada anlatmak istediğimiz,
kocanın âdetli hanımıyla nasıl ve hangi ölçüde
cinsel ilişkide bulunabileceği meselesidir.
Yıkanma (Gusul, boy abdesti):
Âdetlinin âdeti, Lohusanın da
Lohusalığı sona erdiğinde, mümkünse yıkanmaları,
değilse teyemmüm yapmaları gereklidir.Buraya
kadar anlattığımız sekiz madde, âdetli için de
Lohusa için de geçerlidir. Bundan sonra
sayacaklarımız ise sadece âdetliyi ilgilendirir.
Sadece Âdetliyi
Ilgilendirenler
|