|
İslam Tarihi
>>
Selçuklular
>>
Süleyman Şah II
SÜLEYMANSAH
DEVRINDE BIZANS IMPARATORLUGU VE BÜYÜK
SELÇUKLULARLA ILISKILER
Sultan Alp Arslan zamaninda isyan ederek
Bizans'a siginmis olan Erbasgan (Erbasan) 7 Ocak
1078'de kendisini Anadolu'da imparator ilan
etmis olan Botaniates ile isbirligi yaparak
Istanbul üzerine yürüyünce Mikhail Dukas
Kutalmisogullarini yardima çagirdi. Ancak
Botaniates Erbasgan araciligi ile
Kutalmisogullarini kendi tarafina çekti ve
Iznik'e kadar geldi. Mikhail Dukas'in
idaresinden usanmis olan Bizans halki isyan
ederek Botaniates'i destekledi ve Botaniates 25
mart 1078'de imparator ilan edildi.
Kutalmisogullari bir süre daha Botaniates'i
desteklemeye devam ettiler. Gerçi bizans
tahtinda hak iddia eden Nikephoros Bryennios'a
karsi Alexios Komnenos kumandasinda gönderilen
Bizans ordusunda Selçuklular da vardi.
Nikephoros'un ordusundaki Peçeneklerin
Alexios'un ordusundaki irkdaslarina karsi
savasmak istememeleri Nikephoros'un maglub ve
esir düsmesine sebeb oldu. Bu hadiseden sonra
kendilerini daha da güçlü hisseden
Kutalmisogullari Bizans'in birçok sehir ve
kalesini fethederek kendi topraklarina kattilar.
Iste tam bu sirada mahiyeti hâlâ kâfi derecede
açiklanmamis olan önemli bir hadise meydana
geldi. Sultan Meliksah Anadolu içlerine müdahale
etti. Sultan Meliksah Kutalmisogullarinin
Anadolu'da kuvvetle yerlesmekte olduklarini
endise ile takip ediyordu. Amcasi Kavurd'un
hükümdarliginin ilk yillarinda isyan ederek
öldürülmesinden sonra bu büyük Türk sultani
merkezî devlet otoritesini tesis etme fikrine
sikica sarilmisti. Merkeziyetçi yönetime zit bir
gelisme baslica iki istikamette yani Suriye ve
Anadolu'da vuku buluyurdu. Maveraünnehir'den
mütemadiyen akip gelen Türkmen gruplarinin
müslüman ahaliyi rahatsiz etmemeleri gayesi ile
uç bölgelerine dogru sevk edildiklerini daha
önce anlatmistik. Yavekiyye denilen ve Oguzlarin
muhtelif kollarina mensup bulunan bu Türkmenler
Suriye'de Uvakoglu Atsiz adli bir Türkmen
reisinin idaresinde Fatimilere karsi akinlarda
bulunmaktaydi. Diger bir Yavekiyye grubu ise
Kutalmisogullarinin idaresinde Anadolu'da
faaliyet gösteriyordu. Bu iki Türkmen grubu
arasinda zaman zaman birbirleri ile mücadele
halinde olanlar vardi. Meselâ Atsiz'dan ayri
olarak Filistin'de faaliyette bulunan Sökli adli
baska bir Türkmen reisi Kutalmisogullarindan
ikisi ile birlesmis Fatimiler'i tanimis fakat
Atsiz tarafindan maglub edilerek öldürülmüstü.
Bu hadiseden dolayi Atsiz ile Süleymansah ve
Mansur'un arasi açilmistir. Atsiz'in Sultan
Meliksah'in kardesi Tutus tarafindan öldürülmesi
ile Suriye bölgesi merkezi hükümetin yönetimi
altina alinmistir (Eylül 1078).
Sultan Meliksah Anadolu'yu da kendi
hakimiyeti altina almak için Emir Porsuk'u
görevlendirmistir. Kutalmisogullarinin daha
Anadolu'ya geldikleri ilk günlerden itibaren
Büyük Selçuklularla aralarinin iyi olmadigini
anlayan Mikhail Dukas'in 1074 Haziran'inda
Abbasi halifesi Kaim Biemrillah'a mektup yazarak
Sultan Meliksah ile barismasi için tavassutunu
rica ettigini ve 1076 yilinda Azerbaycan'da
bulunan Meliksah'a muazzam hediyeler
gönderdigini biliyoruz. Muhtemelen imparator ile
Sultan Meliksah arasinda bir anlasma vuku bulmus
olmalidir. Belki de rakip taht iddiacilarina
karsi Türkler tarafindan desteklenmesinin sebebi
de budur.
Anadolu'da Kutalmisogullarinin fetih
hareketine paralel olarak akinlarda bulunan
Afsin, Sanduk, Dilmaçoglu Mehmed, Dudu Bey,
Tarankoglu gibi meshur bazi Türk beylerinin 1076
yilindan itibaren Anadolu'dan ayrilip
Suriye'deki Tutus'a iltihak etmeleri bu beylerin
büyük Selçuklu Devleti'ne itaat ettiklerine ve
belki de âsî saydiklari Kutalmisogullarinin
yanindan bu sebeple ayrildiklarina delil teskil
eder.
Bu beylerin de geri dönmesi ile
Anadolu'nun iç ve bati kesimlerinde tek basina
kalan Kutalmisogullari üzerine gönderilen Emîr
Porsuk yapilan savasta veya mübarezede Mansur'u
öldürmüs fakat baska bir netice elde edemeden
geri dönmüstür. Mansur'un sultana isyan ettigi
için ortadan kaldirildigi ve hakimiyet
sahalarinin Süleymansah'a verildigine dair
rivayetler dogru olmasa gerektir. Çünkü Sultan
Meliksah'in Kutalmisogullarina karsi iyi niyet
beslemedigi onun daha sonraki icraatindan da
açikca anlasilmaktadir. Nitekim Süleymansah'in
Tutus tarafindan öldürülmesinden sonra
ogullarini Isfahan'a götürmüs ve onlar Sultan
Meliksah'in 1092'de ölümüne kadar orada
kalmislardir.
Agabeyinin (Mansur'un) ne sekilde olursa
olsun ortadan kalkmasindan sonra Süleymansah bir
müddet daha Bizans'la isbirliginde bulundu.
Porsuk'un ona karsi bir sey yapamamis olmasinda
Bizans'in destegini görmüs olmasi da rol
oynamistir. Sultan Meliksah'in gönderdigi ordu
geri döndükten sonra Süleymansah'in durumunun
daha da kuvvetlendigi anlasiliyordu. Bu arada
Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'in
kaynaklarin ifadesine göre Süleymansah'a bir
mensûr, sancak ve hil'at göndererek onu Sultan
olarak kabul etmesi biraz güç anlasilir bir
keyfiyettir. Çünkü halifelik bütünüyle
Meliksah'in hakimiyetinde bulunuyordu. Bundan
dolayi Sultan Meliksah'in arzusu hilafina baska
bir sahsa Sultan ünvanini tevcih etmesi mümkün
görünmemektedir. Bu rivayetin sonradan yani
Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurulusundan sonra
uydurulmus olmasi ihtimali vardir. Bununla
beraber Süleymansah'in bu ünvani kendiliginden
almis olmasi da mümkündür.
1079-1080 yillarinda Türk fetihleri
Marmara ve Karadeniz sahillerine kadar
uzanmistir. 1080 yili sonlarinda Bizans'in asil
ailelerinden birine mensub olan Nikephoros
Melissenos Süleymansah ile anlasarak
Imparatorlugunu ilan etti. Türk kuvvetlerinin
yardimi ile Iznik'i karargâh yapip Istanbul
üzerine yürümeye hazirlandi. Ayni tarihte Bizans
tahtinda hak iddia ederek Istanbul üzerine
yürüyen Alexios Komnenos, Melissenos'u aldatarak
Istanbul'da tahta çikti. Süleymansah ise
Melissenos tarafindan muhafaza edilmek üzere
kendisine birakilan Iznik civarindaki bazi
kaleleri bir daha terk etmeyerek bölgeye sikica
yerlesti.
Alexios'un tahta geçmesi Süleymansah'i
Bizans'a karsi daha serbest ve kaygisiz
davranmaya sevketti. Yeni hükümdarla hiç olmasa
önceden bir ittifaki mevcut degildi. Bilakis
Melissenos ile birlikte hareket etmis oldugu
için Bizans'i yeni hükümdarla birlikte düsman
kabul etmekle siyasi ve ahlâkî bir sakinca
yoktu. Bu sebeple Türkler'in artik Bogaziçi
sahillerine kadar geldikleri ve buradan geçen
gemilerden haraç almak üzere karakollar tesis
ettikleri Anna Komnena'nin ifadesinden
anlasilmaktadir. Bursa ve Iznik sehirleri basta
olmak üzere o bölgedeki bütün sehir ve kasabalar
ister istemez Türklere teslim olmuslardi. Daha
çok genç yaslardan itibaren savas meydanlarinda
tecrübe kazanmis, Türklerin adetlerini ve
hareket tarzlarini daha iyi ögrenmis bulunan
imparator Alexios önce Istanbul sehrine rahat
bir nefes aldirmak maksadiyla küçük gemilerle
Bogaziçi sahillerinde bulunan Türk
karargâhlarina bazi baskinlar tertip etti ve
onlari geri çekilmeye zorladi. Türkmenler
bölgenin iç kisimlarina çekildiler. Alexios
bundan sonra Peçenek ve Norman gailelerini
ortadan kaldirmak maksadiyla Türkmenlerle daha
fazla bozusmayi tercih etti. Süleymansah'a
müracaat ederek hediye adi altinda muayyen
yillik haraç mukabilinde baris isteginde
bulundu. 1081 yilinda yapilan anlasmaya göre
Izmit körfezine dökülen küçük Dragos (Drakon,
Kirkgeçit) çayi Bizans ile sinir olarak kabul
edildi. Süleymansah'in bu münasebetle Bizans
imparatoruna batidaki düsmanlarina karsi
savaslarinda yardimci kuvvetler göndermeyi
taahhüt ettigi de anlasilmaktadir. Nitekim
Alexios önce Dalmaçya kiyilarina çikartma
yaparak Draç'i aldi ve sonra Selanik üzerine
yürüyen Norman kuvvetlerini ve bunlarin basinda
bulunan ünlü Bohemund'u Süleymansah'in Yagmur
adli bir kumandanin emrinde göndermis oldugu
Türklerin yardimlari sayesinde geri çekilmeye
mecbur etti.
Türkler bu sekilde Bizans imparatorlugu
bünyesinde çikan taht kavgalarina müdahale
ederek hakimiyet sahalarini Karadeniz, Marmara
ve Akdeniz sahillerine kadar genislettiler. Bir
Bizans kaynaginin ifadesiyle "her yer Türklerle
doldu".
Süleyman Sah Malazgirt zaferini takip
eden birkaç yil içinde Anadolu'da yeni bir
devlet kurduktan sonra Türkistan ve Iran'dan
Anadolu'ya gelen Türklerin sayisinda büyük bir
artis oldu ve özellikle 1080 yilinda
Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türk
nüfusu akin etti. Bu Türkler sayesinde Anadolu
Selçuklu Devleti daha da güçlendigi gibi
Bizans'in kötü idaresi savaslar ve isyanlar
dolayisiyla perisan olan ve büyük bir sikinti
içine düsen yerli halklarda Süleymansah'in
idaresinde huzur ve sükuna kavusuyor ve devlet
saglam temeller üzerine oturuyordu. Bizans'in
dinî sahada takip ettigi ortodokslastirma ve
Rumlastirma politikasi da Ermenileri,
Süryanileri ve diger mezhep mensuplarini bu
devlete düsman ederek Selçuklulara
yaklastirmisti. Bizans impatatorlugunun
Ermenileri dogudan Anadolu'ya sürmesi ve
Balkanlardaki Türkler üzerinde baski kurmasi
bunlarin Bizans'tan nefret ederek Selçuklu
yönetimini tercih etmelerine sebep olmustur.
Ayrica Anadolu'da büyük toprak sahiplerinin
emrinde esir olarak çalisanlarla topraksiz
köylüler de Selçuklular sayesinde topraga
kavustuklari için onlarin idaresinden memnun
oluyorlardi. Süleymansah ve daha sonra gelen
hükümdarlar araziyi köylülere dagitarak devlet
mülkiyeti altinda herkesin tasarrufuna imkân
veren mîrî bir toprak rejimi uygulamislardir.
Batidaki sinirlarini Istanbul
yakinlarina kadar genisleten Süleymansah
gözlerini Güneydogu Anadolu'ya çevirdi. Ilk
safhasinda plânsiz vuku buldugu açakca görülen
Türk akinlari sirasinda Güneydogu Anadolu ve
Firat bölgesi oldukça ihmal edilmis ve Türk
akincilari bölgede fazla birsey elde edemeden
Suriye'ye intikal etmislerdir. Anadolu içlerinde
ve batisinda Kutalmisogullari suurluca bir fetih
harekâtina giristikleri sirada Suriye'de de buna
benzer bir harekâta baslanmis olmakla beraber bu
müslüman bir ülkede yerlesmek mânâsini
tasidigindan dolayi mahiyet bakimindan farkliydi.
Süleymansah'in faaliyetlerini güneye dogru
gelistirmeye basladigi bu devrede Ermeniler
arasinda Bizanslilarin Philaretos dedikleri bir
sahis çok büyük bir nüfuz ve kudrete sahip
bulunmaktaydi. Mensei hakkinda fazla bilgiye
sahip bulunmadigimiz Philaretos Bizans hizmetine
girmis ve imparator Romanos Diogenes tarafindan
Maras valiligine getirilmisti. Ancak Malazgirt
savasinda diger Ermeniler gibi efendisine ihanet
ederek savasa katilmadan geri dönen Philaretos
Romanos Diogenes'in tahttan düsürülmesi ile onun
yerine geçen Mikhail Dukas'i tanimamis ve
bagimsiz hareket etmeye baslamisti.
Mikhail'in büyük karisikliklar içinde
geçen hükümdarligi esnasinda Türklerin Anadolu
içlerindeki faaliyetlerinden de faydalanan
Philaretos Kilikya'nin en önemli sehirleri olan
Tarsus, Mamistra ve Anazarba'yi eline geçirdigi
gibi onun kumandanlarindan biri de 1077 yilinda
Urfa'yi (Edessa-Ruha) Bizanslilarin elinden aldi.
1078 yilinda Antakya ahalisi kendilerini
Türklere karsi müdafaa eder ümidiyle onu
sehirlerine davet edip hakimiyeti altina
girdiler. Bu suretle Philaretos'un devleti
Toroslar'dan Urfa'ya kadar uzanan oldukça genis
bir sahayi kaplamis bulunuyordu. Philaretos yeni
Bizans imparatoru Alexios Komnenos'a da
bagliligini bildirmisti. Bununla beraber
tedbirli hareket etmek gayesiyle Haleb'in
müslüman hakimi Serefü'd-Devle Müslim'e haraç
vermek suretiyle yaranmaya gayret ediyor ayni
zamanda Büyük Selçuklu sultani Meliksah ile de
iyi münasebetler kurmaya çalisiyordu.
Süleymansah Alexios ile yaptigi
anlasmadan sonra bir taraftan muhletif
kumandanlari vasitasi ile ayrintilari tespit
edilemeyen fetih harekâtina devam ederek
Anadolu'nun kuzeyinde hâlâ Bizans elinde bulunan
bazi kaleleri zaptettirirken bir taraftan da
kendisi güneye dogru yürüdü ve Tarsus'u muhasara
ederek aldi. Çok eski devirlerden beri Anadolu
içlerine yapilan gazalarin en mühim
merkezlerinden biri olan ve bazi rivayetlere
göre 100 bin savasçi çikaran Tarsus 965 yilinda
Bizans imparatoru Nikephoros Phokas tarafindan
zapt edilmis ve bundan sonra uzun müddet
Bizanslilarin hakimiyeti altinda kalmisti.
Süleymansah'in bu sehri büyük bir ihtimalle 1083
yilinda fethettigi anlasilmaktadir. Bunu takip
eden yil Türkiye Selçuklu hükümdarinin basta
Adana, Mamistra ve Anazarba olmak üzere bütün
Kilikya sahasini ele geçirdigi görülmektedir.
Artik sira Antakya'ya gelmisti.
|