|
İslam Tarihi
>>
Selçuklular
>>
Kılıç Arslan
KILIÇ ARSLAN
(1092-1107)
Kiliç Arslan Iznik'e gelip Anadolu
Selçuklu tahtina oturduktan sonra Bizans
imparatorunun tahrik ve kiskirtmasiyla Izmir
emiri Çaka Bey ile ugrasmak zorunda kaldi.
Tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile
pekçok zafer kazanan ve Peçenek Türkleri ile
isbirligi yaparak Bizans'i ortadan kaldirip
büyük bir devlet kurmak niyetinde olan Çaka Bey
Bizans imparatoru için büyük bir tehlike teskil
ediyordu. O tarihlerde Bizans imparatorlugu
Marmara kiyilarinda Anadolu Selçuklulari,
Edirne'de Peçenekler, Ege'de de Çaka Bey
tarafindan kusatilmis durumdaydi. Ege denizinde
ve adalarda hakimiyet Çaka Bey'in idi. Bu
durumdan oldukça rahatsiz olan Bizans
Avrupa'daki hristiyan dünyasindan bir an önce
Haçli seferlerini baslatmasini istiyordu. Bizans
imparatoru Alexios Komnenos Hristiyan
dünyasindan acil yardim alamadiysa da Kumanlarla
anlasarak onlarin 40.000 süvariyle Bizans
ordusuna katilmasini sagladi. Meriç nehrinin sol
kiyisinda Umur Bey mevkiinde Peçenekler'e
saldirarak onlari tarih sahnesinden sildi (29
Nisan 1091). Bu zaferle cosan Haçlilar da birkaç
yil sonra hazirliklarini tamamlayarak hem Bizans
imparatorluguna hayat verdi, hem de Anadolu ve
Ortadogu'yu bir kan gölüne çevirdi.
Alexios simdide Çaka Bey'i bertaraf
etmek için plânlar yapiyordu. Kiliç Arslan Çaka
Bey'in kizi ile evlenerek onunla akrabalik
kurmustu. Fakat onun giderek güçlenmesi aslinda
Kiliç Arslan'i da endiselendiriyordu.
Imparatorun Kiliç Arslan'a "Çaka Bey senin
devletini ele geçirmek istiyor" tarzinda yazdigi
mektup sultanin endiselerini daha da arttirmisti.
Sonunda Kiliç Arslan ile impaator Alexios Çaka
Bey'e karsi bir ittifak yaptilar ve Kiliç Arslan
bir ziyafet sirasinda kayinpederini öldürdü
(1095). Böylece Çaka Bey'i bertaraf eden ve
imparatorla anlasarak batiyi emniyet altina alan
Sultan Kiliç Arslan daha sonra Malatya seferine
çikti. Selçuklu hakimiyeti sirasinda Gabriel
adli bir ermeninin yönetiminde olan sehir hem
Danismendliler'in hem de Türkiye
Selçuklulari'nin hedefi olmustu.
Danismendliler'den daha erken davranarak sehri
muhasaraya baslayan Kiliç Arslan Haçlilarin
Selçuklu sinirlarina yaklastigini haber alinca
kusatmayi kaldirip süratle geri döndü.
KILIÇ ARSLAN VE HAÇLILAR
Ortadogu Islâm dünyasinin taht kavgalari
ve mezhep çatismalari ile mesgul oldugu bu
dönemde hilâl-haç, dogu-bati mücadelesinin en
hareketli ve en mühim bir safhasini teskil eden
haçli istilasina maruz kalmistir. XI. yüzyilin
sonlarinda baslayan bu hareket asirlarca devam
etmistir. Devrimizi alâkadar eden bu haçli
harekâtinin hedef ve plânlarindan ana hatlariyla
bahsetmemiz uygun olacaktir.
XI. asrin son yillarina dogru bilhassa
dini, ictimaî ve iktisadî sebeplerle ortaya
çikan bu hareket bati Avrupa'da Vatikan
kilisesinin önderliginde baslatilmistir. Din
perdesi altinda Papalik müessesesinin tesviki
ile geri medeniyetli ve ilkel halk kitleleri
harekete geçirilerek müslümanlara karsi büyük
bir istilâ harekâti baslatilmistir. Papazlar Hz.
Isa'nin dogum yeri Kudüs'ün ve kutsal saydiklari
makamlari müslümanlar tarafindan kirletildigini,
Kudüs'e giden hristiyanlara zulüm ve iskence
yapildigini öne sürerek böylesine mukaddes bir
sehrin müslümanlarin elinden alinmasi
gerektigini ifade ediyorlardi. Halbuki uzun
süredir kutsal topraklar hristiyan haci adaylari
tarafindan ziyaret ediliyor ve bu konuda onlara
müslümanlar tarafindan mani olunmak söyle dursun
zorluk bile çikarilmiyor, hatta yardim
ediliyordu. Filistin'de kendilerine ayrilmis
hastahaneler ve ikamet merkezleri
bulabiliyorlardi. Kiliseleri, manastirlari hatta
kitapliklari bile vardi.
Kesislerin hristiyanlari istedikleri
yöne sevketmek için kullandiklari çok etkili bir
silâh vardi. Bu da affettirmekti. Onlarin bu
defa ayni silâhi kullanarak günahkâr halk
kitlelerini kendi maksatlarina alet ettiklerine
sahit oluyoruz. Zavalli halk bu kutsal yolculuga
çikmakla günahlarinin affedilecegine inaniyordu.
Bunun yaninda bati Avrupa'nin ekonomik kriz
içine düsmesi ve bu sikintidan ancak dogunun
baharat ve diger ticaret yollarini ele
geçirmekle kurtulacaklarina dair propagandalarda
bu konuda etkili olmustur. Fakat en önemli sebep
Islâmin giderek hristiyanlik aleyhine evrensel
bir din haline gelmesi, Malazgirt zaferinden çok
kisa bir süre sonra Anadolu, Suriye ve
Filistin'in müslüman Türk hakimiyetine geçmesi,
Iznik'in baskent oldugu bir Türk devletinin
kurulmasi, Çaka Bey'in Izmir'de tesis ettigi
kuvvetli bir donanma ile Bizans'i tehdit etmesi,
dogudan bir sel gibi akan Türkmen kitlesinin
bastiklari yeri vatan yapma düsünceleridir.
Müslüman Türkler büyük bir ihtimalle Bizans
engelini asacak ve Avrupa'ya da hakim
olacaklardi. Türklerin Rumeli'ye geçmelerini
önlemek, Anadolu, Suriye, Filistin ve
Akdeniz'den onlari temizlemek gerekiyordu. Bunu
da ancak bütün hristiyan dünyasinin birlikte
hareket etmesi halinde basaracaklardi. Hilâl'e
karsi haçin savunulmasi görevini üzerine aldigi
kabul edilen Bizans artik müslüman Türkler
karsisinda bu görevini yerine getiremeyecek
gibiydi. O halde hristiyan dünyasi kendini Türk
tehdidine karsi güvenlik altina almak için
kutsal topraklarin fethine çikmaktaydi.
Papa II. Urbanus 18-28 Kasim 1095
tarihleri arasinda bütün bati Avrupa'nin ileri
gelen din adamlarinin katildigi bir toplantida
bu büyük harekâta süratle hazirlanmalari
gerektigini anlattiktan sonra ilk büyük haçli
kitlesinin harekete geçmesini temin etmistir.
Ertesi yil yani 1096'da Pierre l'Ermitte ile
Walter sans Avoir idaresinde heyecanli fakat
disiplinsiz bir haçli kitlesi düzensiz bir
vaziyette Belgrad, Nis, Sofya, Filibe ve Edirne
üzerinden Istanbul'a gelmis ve Bizans imparatoru
Alexios Komnenos tarafindan 6 Agustos 1096
tarihinde Anadolu yakasina geçirilmistir. Bir
savas disiplininden uzak bu haçli kitlesi Eylül
1096'da Sultan Kiliç Arslan'in kardesi Davut
tarafindan bozguna ugratilmis ve kurtulanlar
Istanbul'a siginmislardir. Bu haçli sürülerinin
Kiliç Arslan tarafindan imha edilmesi üzerine
Avrupa'da prens ve dükler zirhli askerlerden
mütesekkil ordularla yeni bir harekâti
baslatmislardir. Bu ikinci harekâta katilan
prens ve dükler sunlardir.
1. Fransa krali I. Henri'nin kardesi
Vermandois kontu Hugues.
2. Toulouse kontu Raimond de Saint
Gilles.
3. Asagi Loren kontu Godefrooi de
Boullon, kardesleri Boudouin ve Eustace.
4. Flandr kontu II. Robert.
5. Fatih William'in oglu Normandia kontu
Robert.
6. Toranto hakimi Bohemund, kardesi
Roger, yegeni Tancred ve amcasi Sicilyali Roger.
Birincinin aksine tam bir disiplin
içinde bulunan bu ordular savas kabiliyeti
yüksek sövalyelerden olusuyordu. Bu askerler
yukarida isimlerini yazdigimiz komutanlarin
idaresinde 4 kol halinde harekete geçmislerdi.
1. Tuolouse kontu Raimond'un
idaresindeki kitalar Güney Fransa ve Italya
üzerinden Istanbul'a gelecekler.
2. Boudouin, Pirre de Toul, Godefroi de
Bouillon ve kardesi Boudouin emrindeki kuvvetler
kuzey Fransa ve Rhen nehri üzerinden hareketle
Almanya'yi geçip Balkanlar üzerinden Istanbul'a
geleceklerdi.
3. Bohemund ve yegeni Tancred'in
komutasinda güney Italya'daki Normanlardan
tesekkül eden kuvvetler Adriyatik denizinden
Epir'e oradan da kara yolu ile Trakya üzerinden
Istanbul'a ulasacaklardi.
4. Hugues de Vermandois, Normandiya dükü
Robert ve Flandr kontu Robert baskanligindaki
bir grup da Fransa, Italya ve Dalmaçya üzerinden
Istanbul'a geleceklerdi.
Bu yeni haçli kuvvetleri 1097'de
imparator Alexios tarafindan karsiya geçirildi.
Mayis 1097'de Iznik'i kusatan Haçlilar müstahkem
surlarla çevrili sehri sikistirmaya basladilar.
Anadolu Selçuklu sultani Kiliç Arslan bu sirada
Malatya'da bulunuyordu. Üstün haçli kuvvetleri
karsisinda basarili olamayacaklarini anlayan
Türk askeri sehri Bizans kumandani Butumites'e
teslim etmek üzere müzakerelere basladiklari
sirada Kiliç Arslan gelince teslimden vazgeçerek
Haçlilarla kanli bir mücadeleye giristiler.
Selçuklu sultani ordusunu Iznik hisari önündeki
ovada savasa soktu. Çok çetin geçen bu
çarpismalar sirasinda her iki taraf da agir
zayiat verdi. Sonunda Iznik'i kendi
mukadderatina birakarak Haçlilari daglik
bölgelerde ve geçitlerde sikistirmak gayesi ile
geri çekilmeye karar verdi. Haçlilar siddetli
hücumlar sonunda Iznik'i ele geçirerek Bizans'a
teslim ettiler (19 Haziran 1097). Kiliç Arslan
böylece yalniz baskentini degil oradaki asker ve
hazinelerini de kaybederken haçli kuvvetleri de
Eskisehir istikametinde ileri harekâta devam
ettiler. 30 Haziran 1097'de Eskisehir ovasinda
Haçlilari tekrar sikistiran Kiliç Arslan arkadan
yetisen zirhli birlikler karsisinda geri
çekilmek zorunda kaldi.
Kiliç Arslan Anadolu içlerine çekilirken
muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine
katilmaya çagirdi. Bu arada Danismendli
Gümüstekin Gazi ve Kayseri bölgesi emîri Hasan
ile ittifak yapti.
Haçlilar Eskisehir ovasinda bir kaç gün
dinlendikten sonra Bizanslilarin tavsiyesine
uyarak Konya'ya dogru yola çiktilar. Türk
birlikleri zaman zaman yaptiklari baskinlarla
Haçlilara agir zayiat verdirdiler. Haçlilar
Agustos ortalarinda Konya'ya varip Meram'da bir
süre dinlendikten sonra Eregli'ye hareket
ettiler. Kiliç Arslan bu sirada tekrar
haçlilarin karsisina çikti, fakat savasa girmeye
cesaret edemedi. Haçlilar Eregli'de iki kola
ayrildilar. Bir kismi Kilikya istikametinde yola
devam ederken büyük bir bölümü de Kayseri'ye
yöneldi. Emir Hasan yol boyunca Haçlilarla
kahramanca savastiysa da Türklerin Kayseri'yi
bosaltmalarina engel olamadi. Haçlilar
Kayseri'yi geçip Göksun ve Maras yolu ile
Antakya'ya dogru ilerlediler. Haçlilar
Kilikya'ya varinca, Ermeniler'den gördükleri
yardimlar sayesinde oldukça rahatladilar. Burada
Godefroi de Bouillon'un kardesi Boudouin Ermeni
Thoros'un daveti üzerine haçli ordusundan
ayrilarak Urfa'ya gitti ve bir süre sonra onu
öldürterek Urfa Haçli Kontlugu olarak bilinen
ilk haçli devletçigini kurdu (10 Mart 1098).
Haçlilar daha sonra 27 Haziran 1098'de Büyük
Selçuklu hakimiyetindeki Antakya'yi isgal ederek
ikinci Haçli devletini teskil eden Antakya
prinkepsligini kurdular. Böylece Suriye'nin en
önemli sehrini ele geçirdikten sonra asil
hedefleri olan Kudüs'e dogru ilerlemeye
basladilar. O sirada Fatimî valisi Iftiharü'd-Devle'nin
hakimiyetindeki Kudüs'ü zaptederek binlerce
müslümani kiliçtan geçirdiler ve Kudüs'te ilk
Haçli Kralligi'ni kurdular (15 Temmuz 1099).
Birinci Haçli seferinin Kudüs'ün
zaptiyla (15 Temmuz 1099) sonuçlanmasi Avrupa'da
büyük bir heyecan uyandirdi ve Urbanus'un halefi
II. Pascalis yeni bir sefer için yogun bir
faaliyet baslatti. Clermont konsilinden sonra
Avrupa'da araliksiz sürdürülen haçli
propagandasi bazi küçük gruplarin kara veya
deniz yoluyla akin etmelerini saglamaktaydi.
Hristiyan dünyasinin Kudüs ve hakim olduklari
diger topraklari ellerinde tutmak için hiç
süphesiz çok sayida insana ihtiyaci vardi.
Nitekim Godefroi de Bouillon ve kral I. Baudouin
Avrupa'dan sürekli insan istemislerdi. Doguya
gidenler dinî duygularini tatmin etmekten çok
oraya yerlesmek niyet ve düsüncesindeydiler.
Ancak sayilari yeterli olmadigi için Dogu'da
istedikleri üstünlügü saglayamiyorlardi. Bu
sebeple de güçlü ordularin bölgeye intikali için
çaba sarfediyorlardi. Fakat büyük ordulari
harekete geçirmek için sadece dinî propaganda
yeterli olmuyor, oradaki zenginlik ve serveti de
dile getirmek gerekiyordu.
Papa II. Pascalis yeni bir haçli seferi
için Avrupa'nin güçlü krallarina çagrida
bulunmus, ancak olumlu cevap alamamisti. Fakat
Birinci haçli seferi nasil onlarsiz basariya
ulastiysa bu sefer de tecrübeli liderlerin
idaresindeki askerlerle basariya
ulastirilabilirdi. Gerçekten de 1101 yili haçli
seferine katilan üç büyük ordu da dükler,
kontlar ve kilise ileri gelenlerinin
liderliginde yola çikmisti. Birbirlerinden ayri
olarak hareket eden üç ordunun birincisi Milano
baspikoposu Anselm'in idaresindeki Lombardlar,
Kont Etiennne de Blois'in emrindeki Fransizlar
ve Konrad'in kumandasindaki Almanlar'dan
olusuyordu. Ikinci ordu Nevers kontu II.
Guillaume'un kumandasindaki Fransizlar, üçüncü
ordu ise Aquitania dükü IX. Guillaume'un
kumandasindaki Fransizlar ve Bavyera dükü IV.
Welf'in idaresindeki Almanlardan mütesekkildi.
1101 yili haçli seferine katilan ilk
ordu Lombard ordusu idi Baspiskopos Anselm'in
idaresindeki büyük bir Lombard ordusu 13 Eylül
1100'de Milano'dan yola çikti. Ordu Subat
sonlarinda Istannbul'a vardi ve surlarin disinda
karargâh kurup Fransiz ve Alman birliklerini
beklemeye basladi. Lombardlar Istanbul'a
geldiklerinde Italyan Normanlarinin reisi ve
Antakya prinkepsliginin kurucusu Bohemund'un
yaklasik bir yil önce Danismendli Gümüstekin
Gazi tarafindan esir alindigini ögrendiler.
Burada onu esaretten kurtarip bölgeyi istilâ
etmeye karar verdiler. Imparator Alexios
Komnenos, Raimond ve Etienne de Blois onlari bu
karardan vazgeçirmeye çalistilarsa da basarili
olamadilar. Lombardlar ve müttefikleri Izmit
yakinlarindaki Kivetot'ta toplandiklari sirada
durumdan haberdar olan I. Kiliç Arslan dört yil
öncesine göre daha hazirlikli görünüyordu.
Anadolu'da gelismekte olan Danismendli Beyligi
ile en azindan Haçlilara karsi birlikte mücadele
edecek kadar iyi iliskiler içindeydi. 3 Haziran
1101'de Kivetot'tan hareket eden ordu Iznik,
Osmaneli, Gölpazari, Nallihan ve Ayas üzerinden
Ankara'ya vardi. Ankara kalesi Anadolu Selçuklu
sultani I. Kiliç Arslan'a bagli bir Türk
garnizonu tarafindan müdafaa edilmekteydi. Fakat
bu küçük birlik Haçlilara mukavemet edecek kadar
güçlü degildi. Haçlilar 23 Haziran 1102'de
kaleyi ele geçirdiler ve anlasma uyarinca Bizans
temsilcisine teslim ettiler.
Birinci ordu daha sonra Amasya ve
Niksar'a gitmek üzere Ankara'dan ayrildi. Haçli
ordusunu izledigi anlasilan Sultan I. Kiliç
Arslan Danismendli Gümüstekin Gazi'yi yardima
çagirdi. Haçlilarla yapilan savas gözönünde
bulundurulursa Kiliç Arslan'in Haleb Selçuklu
meliki Ridvan ve Harran emiri Karaca'dan da
yardim istedigi anlasilmaktadir.
Sultan Kiliç Arslan Haçli ordusunun
önünde geri çekilirken araziyi tahrib ettigi
için Haçlilar yol boyunca yiyecek sikintisi
çektiler. Çankiri'nin güçlü bir Türk garnizonu
tarafindan korundugunu gören Haçlilar çaresizlik
içinde etrafi yagmaladilar. Kiliç Arslan'in
hemen saldiriya geçmemesi muhtemelen bekledigi
yardimin gelmemesinden dolayi idi. Bundan dolayi
da Haçli birliklerinin yürüyüslerini
zorlastirmak ve zaman zaman da baskin tarzinda
taarruzlarda bulunmakla yetiniyordu.
Haçlilar Çankiri'dan itibaren sürekli
olarak Türk birliklerinin saldirilarina maruz
kalinca, öncü ve artçi kuvvetleriyle kendilerini
korumaya çalistilar. Fakat Türkler ordunun
gerisinin 700 kisilik bir kuvvetle korundugunu
görünce ani hücuma geçtiler. Lombardlar panige
kapilip dagildilar. Amasya istikametindeki
yürüyüslerini devam ettiren Haçlilar Amasya
yakinindaki bir yerde ordugâh kurdular. Kiliç
Arslan, Gümüstekin Gazi, Karaca ve Ridvan'in
kumandasindaki 20.000 kisilik Türk ordusu 2
Agustos Cuma günü haçli kampini kusatmis, fakat
Lombardlar ve Fransizlar'in birlikte sikica
teskil ettikleri saflari yaramamislardi. Ertesi
gün Konrad ve yegeni Bruno kumandasindaki 3.000
kisilik Alman birligi yiyecek aramak için
ordugâhtan ayrilmislar, iki mil uzakta Türklere
ait bir kaleye saldirip içindeki esya ve erzaki
almislardi. Geri dönerlerken Türklerin kurdugu
pusuya düserek hem elde ettikleri ganimet hem de
700 kisiyi kaybetmislerdi. Haçlilar ertesi gün
Türklerle savasa girmek niyetinde olduklari
halde sonradan gece karanligindan istifadeyle
kaçip gitmeye karar vermislerdir ki bu durum
sövalyelerin kahramanlik ve fedakârlik gibi
meziyetleriyle bagdasmamaktadir. Sövalyelerin
zoru görünce kadin, çocuk ve yaslilari terkedip
telâs ve korku içinde dagildiklari
anlasilmaktadir. Türkler haçlilarin gece
karanligindan istifadeyle kaçtiiklarini
ögrenince önce ordugâha gelip burada kalanlari
esir aldi veya öldürdü. Daha sonra Kiliç Arslan,
Gümüstekin ve Belek Gazi kaçan orduyu takibe
koyuldular. Kisa bir süre içinde onlara
yetiserek hepsini kiliçtan geçirdiler. Haçlilar
büyük zayiat verdiler. Ordunun yüzde seksenini
kaybetmislerdi. Ancak liderlerin hepsi sag salim
Istanbul'a dönmüstü. Böylece 1101 yili haçli
seferine katilan birinci ordunun harekâti
hezimetle sona ermisti.
Kiliç Arslan ve müttefikleri bu zaferi
kutlarken ikinci bir haçli ordusunun Anadolu'yu
geçerek Konya'ya dogru yol aldigini ögrendiler.
Bütün Türk kuvvetleriyle birlikte tepeler ve
ovalar üzerinden bu haçli ordusunu takibe
koyuldular. Yol boyunca araliksiz Türk
hücumlarina maruz kalan sövalyeler Konya'ya
gelmis fakat sehrin güçlü bir Türk garnizonu
tarafindan korundugunu görmüslerdi. Muhasaradan
bir sonuç alamayinca Eregli'ye hareket eden
Haçlilar yol boyunca siddetli susuzluk çektiler.
300 kisi yolda ölürken digerleri de çok bitkin
ve perisan düsmüslerdi. Konya'dan ayrildiktan
3-4 gün sonra 13-16 Agustos'ta Kiliç Arslan ve
müttefikleri tarafindan kusatilip imha
edildiler. Kurtulabilenler sefalet içinde ve
büyük zorluklarla yollarina devam edip
Antakya'ya ulasabildiler.
Kiliç Arslan'in müttefikleriyle birlikte
kazandigi bu zaferden hemen sonra Aquitanyalilar
ve Bavyeralilardan olusan üçüncü bir haçli
ordusunun Anadolu'ya girdigi ögrenildi. Kiliç
Arslan Lombardlar'a yaptigi gibi bu orduyu da
yürüyüsleri sirasinda yipratmak için Haçlilarin
geçecekleri bölgeleri tahrib etti. Sultan
Eregli'ye dogru geri çekilirken bütün Türk
birliklerini toparladiktan sonra bu büyük haçli
ordusuyla savasa girmeyi düsünüyordu. Haçlilar
Eylül ayi basinda Eregli yakinlarina kadar
geldiler. Eregli suyunun kenarinda kismen
bataklik olan arazide cereyan eden savasta
Haçlilar agir bir bozguna ugradilar. Canlarini
kurtarabilen az sayidaki kisiler daglara
çekildiler. Aquitanyali Fransizlar ve Bavyerali
Almanlardan olusan üçüncü haçli ordusunun da bu
sekilde pusuya düsürülerek imha edilmesiyle 1101
yili haçli seferi Türklerin kesin zaferiyle
noktalanmis oluyordu. Kazanilan bu zafer
Türklerin Anadolu'daki varliklari açisindan bir
dönüm noktasi teskil etmekttedir. Kiliç Arslan,
Gümüstekin Gazi, Ridvan ve Artuklu Belek Gazi
gibi çok sayida Türk emiri üç haçli ordusunu da
birbiri arkasindan bozguna ugratmakla
Anadolu'nun Türk vatani oldugunu kesin olarak
ortaya koymus oluyorlardi. Artik Anadolu
topraklari Haçli tehdidinden kurtulmus ve
haçlilarin Anadolu'da toprak ele geçirme
emelleri yikilmisti.
KILIÇ ARSLAN VE DÂNISMENDLILER
Dânismendliler 1071-1178 yillari
arasinnda Sivas, Amasya, Tokat ve Malatya ile
civarlarinda hüküm süren bir Türk beyligidir.
Sultan I. Kiliç Arslan'in Haçlilarla mesgul
oldugu sirada Danismendli Gümüstekin Gazi 1100
yilinda Ermeni Gabriel'in elinde bulunan ve daha
önce Sultan Kiliç Arslan tarafindan da muhasara
edilmis olan Malatya'ya hücum etti. Zor durumda
kalan Gabriel haçli reislerine haber gönderip
acil yardim istedi. Bunun üzerine Antakya
prinkepsi (prens) Bohemund yola çikarak
Dânismendli Gümüstekin Gazi üzerine yürüdü.
Fakat maglûp oldu ve esir alinarak önce Sivas'ta
daha sonra da Niksar'da hapsedildi. Bu durum
Islâm dünyasinda büyük bir sevinç uyandirdi.
Haçlilar ise çok büyük endiseye kapildilar.
Bohemund'u kurtarmak için harekete geçen bir
haçli ordusu yukarida temas edildigi gibi 1101
yilinda Ankara'yi zaptederek yol boyunca pekçok
köy ve kasabayi tahrip ve yagma etti. Ayni
maksatla harekete geçen baska bir haçli ordusu
da Anadolu topraklarina girmisse de Dânismendli
Gümüstekin Gazi Halep Selçuklu meliki Ridvan ve
diger emîrlerle isbirligi yapan Sultan Kiliç
Arslan bu haçli ordusunu Merzifon yakinlarinda
tamamen imha etmistir. Ne yazik ki bu gelismeler
Anadolu Selçuklulariyla Dâ-nismendliler
arasindaki isbirligi ve ittifakin bozulmasina
sebep olmustur.
Müsterek düsmanin imhâ edilmesinden
sonra 1102 yilinda Malatya'yi ele geçiren
Danismendli Gümüstekin Gazi ile Sultan Kiliç
Arslan arasinda rekabet basladi. 1103 tarihinde
Maras yolu ile Antakya üzerine yürümekte olan
Kiliç Arslan Danismend Gazi'nin Bohemund'u 100
bin dinar fidye karsiliginda serbest biraktigini,
esirler arasinda bulunan Richard'in da
saliverilmesi maksadiyla imparator Alexios
Komnenos ile müzakereye giristigini ögrenince
hem Anadolu Selçuklu Sultani hem de müttefiki
olmasi itibariyla alinan fidyeniin yarisinin
kendisine verilmesini istedi. Fakat Gümüstekin
Gazi bu teklifi reddedince onun üzerine yürüdü
ve 1103 yilinda maglûp ettti.
Gümüstekin Gazi'nin 1104 yilinda ölümü
üzerine Kiliç Arslan Malatya'yi muhasaraya
basladi. Ona mukavemet edemeyecegini anlayan
Gümüstekin Gazi'nin oglu Yagisiyan 2 Eylül 1106
tarihinde (bazi rivayetlere göre 2 Eylül 1105
tarihinde) sehri teslim etmek zorunda kaldi. Bu
olay Dânismendliler'in Anadolu'da giderek
artmakta olan nüfûzunu kirdi ve Anadolu
Selçuklulari'nin doguda yayilmalari için müsait
bir ortam hazirladi.
Kiliç Arslan doguda istilâ harekâtina
geçmeden önce bati sinirlarini emniyet altina
alma ihtiyacini hissettti. Bu maksatla Bizans
imparatoru Alexios Komnenos ile haçlilara karsi
anlasti ve gönderdigi birliklerle Bizans
ordusunun Bohemund'u maglûp etmesine yardimci
oldu.
BÜYÜK SELÇUKLULARLA ÇATISMA VE
KILIÇ ARSLAN'IN ÖLÜMÜ
Kiliç Arslan'in doguya dogru yayilma
politikasi onu Büyük Selçuklularla çatismaya
itti. Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar'in
uzun yillar devam eden mücadelelerinden sonra
Berkyaruk'un 1104 yili sonlarinda ölümü ve
Musul'da meydana gelen olaylar Kiliç Arslan'in
Büyük Selçuklu topraklarini ele geçirme ümidini
artirdi. Kiliç Arslan'in genisleme politikasi
Arslan Yabgu ve Mikailogullari arasindaki ailevî
rekabetin yeniden alevlenmesine sebep oldu.
Kiliç Arslan'i sarka dogru genislemeye sevkeden
baska bir sebep de Islâm medeniyeti sinirlari
içinde gelismekte olan dogunun bu dönemde
Anadolu'ya göre çok ileri seviyede olmasiydi. Bu
sirada Meyyâfarikîn (Silvan) emîri Ziyaeddin
Muhammed Sultan Kiliç Arslan'i ülkesine davet
ederek ona baglilik arzetti. Anadolu'daki diger
beyler de ona itaatlerini bildirdiler (1105).
Sultan ertesi yil Urfa'yi kusatti. Fakat
sehir müstahkem surlarla çevrili oldugu için
netice elde edemedi ve Çökürmüs'ün adamlarinin
daveti üzerine Harran'a gitti. Haçlilar
karsisinda zor durumda kalan müslüman halk Kiliç
Arslan'in Urfa'yi kusatmasini ve Harran'a
gelisini sevinçle karsiladilar. Fakat sultan
hastalanip Malatya'ya dönünce Urfa muhasarasi da
sarka yayilma harekâti da neticesiz kaldi.
Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed Tapar
emîr Çökürmüs'ün vaad ettigi hizmet ve malî
yardimdan vazgeçmesi üzerine Musul ve civarini
Huzistan ve Fars arasindaki bölgeyi istilâ edip
halka zalimce davranan Emir Çavli Sakavu'ya iktâ
etti. Çökürmüs Çavli'nin Musul'a dogru yola
çiktigini duyunca ona karsi asker toplamak için
harekete geçti. Dostlarina da haber gönderip
yardim istedi. Erbil hakimi Ebü'l-Heyca
cevabinda çabuk davranirsa kendisi ile birlikte
hareket edebilecegini aksi halde Çavli'ya
katilmak zorunda kalacagini bildirdi.
Çökürmüs bu tavsiyeyi yerinde bulup
hemen yola koyuldu ve Erbil'e bagli bir köyde
Ebü'l-Heyca'nin askerlerinin kendisine iltihak
etmesini sagladi. Çavli'nin yaninda 1000 kisilik
Çökürmüs'ün ise 2000 kisilik süvari birligi
vardi. Çökürmüs galip geleceginden süphe
etmiyordu. Savas baslayinca Çavli Çökürmüs'ün
merkezde bulunan kuvvetlerine saldirdi ve onlari
perisan etti. Çökürmüs tek basina kaldi, felç
oldugu için ata binemiyor ve bir sedye içinde
tasiniyordu. Nihayet esir alinarak Çavli'nin
huzuruna götürüldü. Çökürmüs'ün esareti ve
askerlerinin yenik düstügü haberi Musul'a
ulasinca oglu Zengî'yi onun yerine emîr tayin
ettiler. Sehrin ileri gelenleri ittifakla onu
destekleme karari aldi. Kale müstahfizi Kizoglu
Çökürmüs'e ait at ve mallari askerlere dagitti.
Hille Arap emîri Seyfü'd-Devle Sadaka'ya, Kiliç
Arslan'a ve Bagdat sahnesi Aksungur el-Borsukî'ye
haber gönderip Çavli'yi sehre sokmamak için
kendisine yardimci olmalarini istedi. Kizoglu
mektubunda yukarida adi geçen sahislarin hepsine
yardima geldikleri takdirde sehri kendilerine
teslim edecegini bildirmisti. Seyfü'd-Devle
Sadaka bu teklifi kabul etmemis ve sultan
Muhammed Tapar'a bagli kalmayi uygun görmüstü.
Çavli yanindaki emîrlerle Musul'u muhasaraya
basladi. Askerler Emîr Çökürmüs'ü her gün katir
sirtinda dolastiriyor ve "Sehri teslim edin beni
de bu durumdan kurtarin" diye nida
ettiriyorlardi. Fakat Musullular onun bu
sözlerine hiç aldirmiyorlardi. Nihayet bir gün
atilmis oldugu çukurdan Çökürmüs'ün cesedi
çikarildi. Çökürmüs'ün esareti üzerine
adamlarinin Sultan Kiliç Arslan, Hille Arap
emîri Sadaka ve Emîr Aksungur'a davetiye
çikardiklarini görmüstük. Kiliç Arslan bu
teklifi kabul edip ordusu ile Musul
istikametinde harekete geçti. Kiliç Arslan'in
Musul seferine katilan emîrler arasinda
Inalogullarindan Ibrahim, Siirt emîri Kizil
Arslan, Artukoglu Ilgazi, Harput emiri Çubukoglu
Mehmet, Hani emiri Sahruh ve Erzen emiri Togan
Arslan da vardi. Nusaybin'e ulastiginda Çavli
Musul'dan ayrilmak zorunda kalmisti. Kiliç
Arslan bir süre Nusaybin'de kaldi ve ordusuna
bir hayli iltihaklar oluncaya kadar orada
bekledi. Kiliç Arslan'in yaklastigini gören
Çavli Sincar'a gitti. Artukoglu Ilgazi ve
Çökürmüs'ün adamlarindan bir grup da ona
katilinca 4.000 kisilik bir süvari kuvvetine
sahip oldu. Öte yandan Musul halki ve
Çökürmüs'ün askerleri Nusaybin'de bulunan Kiliç
Arslan'dan kendilerine dokunmayacagina dair
yemin aldi. Hep birlikte Musul üzerine yürüdüler
ve Sultan Kiliç Arslan 22 Mart 1107 tarihinde
sehre hakim oldu. Çökürmüs'ün oglu ve adamlari
onu merasimle karsiladilar. Kiliç Arslan da
onlara hil'at giydirdi. Musul'da tahta oturan
Kiliç Arslan Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed
Tapar adina okunmakta olan hutbeye son verip
kendi adina hutbe okuttu. Askere ve halka çok
iyi davrandi. Kaleyi Kizoglu'ndan teslim alan
Kiliç Arslan halka zulüm gibi gelen bazi
vergileri kaldirdi. Fitne ve fesada sebep olan
jurnalciligi yasakladi. Kim jurnale tevessül
ederse öldürürüm diye ferman çikardi. Sehre
kendi memurlarini da tayin ederek Musul'u
tamamen kontrolü altina aldi.
Kiliç Arslan Nusaybin'e geldigi sirada
Musul'dan ayrilan Çavli Artukoglu Ilgazi ile
birlikte Sincar'a oradan da Rahbe'ye geçmisti.
Halep Selçuklu meliki Ridvan bu sirada Emîr
Çavli'ya bir mektup göndererek haçlilara karsi
isbirligi teklif etti. Çavli da Ridvan'a ulaklar
göndererek Musul'a yeniden hakim olabilmesi için
kendisine askeri yardimda bulunmasini ve bu
gerçeklestikten sonra Haleb'i tehdit etmekte
olan haçlilara karsi birlikte hareket
edebilecegini bildirdi. Bu sartlarla yapilan
anlasmayi kabul eden Ridvan Antakya hakimi
Tancred ile baris yaptiktan sonra derhal
askerleri ile birlikte ona katildi.
Musul'daki islerini tamamlayan Sultan
Kiliç Arslan bir miktar asker ve bazi emîrlerle
14 yasindaki oglu Meliksah'i burada vekil
birakip Çavli ile savasmak üzere 4.000 kisilik
süvari birligi ile yola çikti. Çavli'nin güçlü
bir orduya sahip oldugunu duyan bazi emîrler
ordudan ayrilmaya karar verdiler. Buna ilk
tesebbüs eden Emîr Inaloglu Ibrahim çadirlarini
ve agirliklarini birakip ordudan ayrildi. Daha
sonra diger bazi emîrler de ayni sekilde hareket
ettiler. Bunun üzerine Sultan Kiliç Arslan
Bizans Imparatoru Alexios Komnenos'a yardim için
gönderdigi birliklerini geri çagirmak zorunda
kaldi. Sultan Habur'a geldiginde yanindaki
süvarilerin sayisi 5.000 idi. Emîr Çavli'nin ise
4.000 süvarisi mevcuttu. Haleb Selçuklu meliki
Ridvan ve bir grup askeri de Emîr Çavli'ya
katilmisti. Kaynaklarin ifadesine göre Çavli'nin
askerleri daha mert ve daha cesurdu. Çavli
Sultan Kiliç Arslan'a bagli emîrlerin
birlikleriyle ayrilip gittiklerini görünce
takviye kuvvetleri gelmeden hemen hücuma geçmeyi
düsündü. 9 Sevval 500 (3 Haziran 1107) tarihinde
meydana gelen savasta Sultan Kiliç Arslan
olaganüstü bir cesaret göstermis ve düsman
üzerine bizzat kendisi yürümüstür. Çavli'nin
sancaktarinin kolunu kesmis, hatta bizzat
Çavli'ya yetisip kiliç sallamis, fakat Çavli
zirhli oldugundan ona bir zarar verememisti. Bu
sirada Çavli'nin ordusu taarruza geçip Kiliç
Arslan'a bagli kuvvetleri bozguna ugratti ve
agirliklarini yagmaladi. Kiliç Arslan
askerlerinin maglup oldugunu görünce kendisine
karsi saltanat davasina giristigi Büyük Selçuklu
hükümdari sultan Muhammed Tapar'in eline esir
düsmekten korktu ve onlara ok yagdirarak atini
Habur nehrine sürdü. Ati ve kendisi zirhli
oldugundan ve arkadan da sandallarla devamli ok
yagdirildigindan nehri geçmeyip boguldu. Cesedi
birkaç gün sonra Habur'a bagli Semsâniyye
köyünde bulundu. Cenaze önce burada
defnedildiyse de daha sonra Meyyâfarikîn'e
(Silvan) götürüldü (Temmuz 1107).
Sultan Kiliç Arslan'in atabegi Mehmed
Meyyafarikîn'de onun için Kubbeetü's-Sultan
adiyla meshur bir türbe yaptirdi. Sultan Kiliç
Arslan'in oglu Mesud 1143-1144 yillarinda
cenazeyi Konya'ya götürmek istedi, sultanin
tabutu bu maksatla Âmid'e getirildiyse de
Gürcülerin Islâm topraklarina saldirmalari
dolayisiyla bu mesele ile ilgilenemeyip cenazeyi
tekrar Meyyafarikîn'deki türbeye naklettirdi.
Kiliç Arslan'in kahramanca çarpismasina ragmen
feci bir sekilde ölmesi Türkler arasinda
unutulmaz acilar birakti. Ibnü'l-Esîr: "Bazi
ölüm olaylari Araplar arasinda nasil meshur ise
Kiliç Arslan'in ölümü de Türkler arasinda öyle
meshurdu" diyor. Hatta bu olayin Osmanli
hanedaninin mensup oldugu Kayi boyunun
hafizasinda derin izler biraktigi ve
Süleymansah'in Firat'ta bogulmasiyla
karistirildigi görülmektedir. Hristiyan
tarihçilerden Willermus da Kiliç Arslan'i çok
cesur, ileri görüslü ve mahir bir kumandan
olarak tanitir. Gerçekten de Kiliç Arslan
Anadolu'ya geldiginde bir yandan bagimsizlik
sevdasinda olan Türkmen beylerini Anadolu
Selçuklu devletinin semsiyesi altinda toplamak,
bir yandan Bizans imparatorlugu diger taraftan
da Haçlilarla ugrasmak zorunda kalmisti.
Kiliç Arslan Haçlilarin Anadolu'dan
geçmesine mani olamadiysa da daha sonra gelen
birliklere Anadolu'yu mezar yaparak devletin
varligini korumayi basarmistir. Kiliç Arslan
halk ve askerleri tarafindan çok sevilen adil
bir hükümdardi. Hayirsever oldugu için ölümüne
sadece müslümanlar degil hristiyanlar da
üzülmüslerdir. Çagdas Ermeni tarihçisi Urfali
Mateos onun çok âlicenap ve hayirsever bir insan
oldugunu, ölümünde hristiyanlarin da yas
tuttugunu söyler.
KILIÇ ARSLAN'DAN SONRA ANADOLU
SELÇUKLU DEVLETI
Türk-Islâm tarihi için büyük bir
istikbal vaad eden Anadolu Selçuklu sultani
Kiliç Arslan'in genç yasta ölümü, ogullari
arasinda Danismendliler'in de müdahale ettigi
taht kavgalarina sebep oldugu gibi bunu firsat
bilen Bizans'in da Anadolu topraklarini geri
alabilmek için harekete geçmesine müsait bir
zemin hazirladi. Kiliç Arslan'in ölümü Anadolu
Selçuklularini Süleymansah'in ölümüyle ortaya
çikan buhranlardan daha büyük karisikliklara
sürükledi. Onun ölümü bütün dogu dünyasini
etkiledigi gibi Bizans'i da Bohemund'un
Balkanlar'dan saldirmaga hazirladigi sirada
muhtemel bir tehlikeden kurtarmis oluyordu. Öte
yandan kudretli hükümdarin vefati Büyük
Selçuklular'in Iran'da uzun bir süre daha
tutunmalarini saglamakla beraber müslüman
Suriye'yi kendisini birlestirmeye muktedir
yegâne kuvvetten de mahrum birakiyordu. Bu
tarihten itibaren Bizans, Haçli ve Ermenilerle
birçok cephede birden savasmak zorunda birakilan
Anadolu Türkleri bir ölüm-kalim mücadelesine
gireceklerdir.
Kiliç Arslan'in ölümü üzerine Emîr
Bozmis tarafindan Malatya'ya götürülen oglu
Tugrul Arslan'in annesi Ayse Hatun, nüfuzlu bazi
Türk emîrleriyle evlenerek sehri elinde tutmaya
çalisiyordu. Önce Il-Arslan adli bir emîrle
evlenen Ayse Hatun daha sonra onu tevkif
ettirerek devrin meshur ve kahraman emîrlerinden
Belek Gazi ile de evlendi ve onu ogluna atabeg
tayin etti.
Öte yandan sultan Kiliç Arslan'in
Konya'daki nâibi durumunda olan Kayseri Emîri
Hasan, Sultan Muhammed Tapar ile iyi iliskiler
içindeydi. Sultan Muhammed Tapar kendisini metbu
taniyacagina dair sadakat yemini aldigi
Sahinsah'i muhtemelen Emîr Hasan'in da tesvik ve
yardimlariyla 1109 yilinda serbest birakti. Veya
o Ibnü'l-Kalânisî (s. 158)'nin dedigi gibi 503
yili baslarinda (1109) ordugâhtan kaçarak gelip
Konya'da Selçuklularin basina geçti. Sahinsah
Konya'da idareyi ele aldiktan sonra Emîr Hasan
ile birlikte Bizans sinirlarina basarili
taarruzlarda bulundu. Bu seferin basariya
ulasmasindan Sultan Muhammed Tapar'in gönderdigi
ileri sürülen yardimlarin da büyük rolü oldugu
söylenebilir. Ancak bu yardimlarin hangi yolla
ve nasil gerçeklestirildigini bilmiyoruz.
Deguignes, Albertus ve Anna Comnena'ya istinaden
(s. 59 vd.) Rumlarin Anadolu'da Türklerden üstün
duruma gelmeleri üzerine Muhammed Tapar'in Emîr
Mevdûd'u buraya gönderdigini ve bu ordunun
Stamirie sehrini muhasara, zabt ve yagma
ettigini, daha sonra da Kudüs'ü ziyaretten dönen
hristiyan hacilari öldürdügü, bir kismini da
esir aldigini söyler. Sayet bu hadise dogruysa
bunu Büyük Selçuklu sultanlarinin Anadolu'ya
yaptiklari son müdahale olarak kaydedebiliriz.
Büyük Selçuklu ordularinin Suriye'de haçlilara
karsi baslattigi cihad ile ayni devreye
rastlayan bu harekât Büyük Selçuluklar ile
Anadolu Selçuklularini müsterek düsmana karsi
müttefik hale getirmisti. Ancak bu ittifak ve
karsi taarruza ragmen Türklerin Anadolu içlerine
dogru geri çekilmelerine engel olunamadi.
Sahinsah taarruz halindeki Bizans'a karsi
Alasehir üzerine bir ordu gönderdi. Fakat sehrin
valisi Konstantin Gabras, Efes civarinda onlari
maglub etti. Bunun üzerine Sahinsah, imparatora
elçi göndererek sulh teklifinde bulundu.
Imparator da kabul etti ve iki taraf arasinda
bir anlasma imzalandi.
Sultan Muhammed Tapar'in 504/1110-1111
tarihinde haçlilara karsi Imparator Alexios ile
bir anlasma yapmasi Türkler ile Bizans
arasindaki eski düsmanliklari tamamen ortadan
kaldirmamisti. Nitekim 1113 yilinda Anadoolu
Selçuklu sultani Sahinsah'in Emîr Monolug (Monolycus)
ve Emîr Muhammed gibi bazi kumandanlariyla
beraber Bizans'in Ege bölgesindeki topraklarina
taarruz ettigini görüyoruz. Dönüste Kütahya
önlerinde Imparator Alexios tarafindan pusuya
düsürülerek maglûp edilmelerine ragmen Bizans,
1116 yilinda Emîr Monolug'un yeni bir sefere
çikmasina engel olamadi. Ancak Alexios bundan
sonra Antakya princepsi Roger ile anlasmak
suretiyle Türklere karsi takib ettigi politikayi
degistirdi ve onlar üzerine daha siddetli
saldirilar tertip etmeye basladi. Bunun üzerine
kardesi Mesud'un saltanati ele geçirmek üzere
isyan ettigini haber alan Anadolu Selçuklu
sultani Sahinsah ve Emîr Monolug imparatora
basvurarak sulh istemek zorunda kaldilar.
Alexios Komnenos'un Afyonkarahisar'daki
ordugâhina giderek Bizans lehine bazi sartlari
muhtevi bir anlasmayi imza ettiler. Anna
Comnena'ya göre (s. 405) bu anlasmayla Türkler
ülkelerini adeta imparatorun rizasiyla ellerinde
tutar bir hale getirilmek isteniyordu. Böylece
Türkler Bizans sinirlarini zorlamayacaklar ve
Bati Anadolu güvence altina alinmis olacakti.
Konya Selçuklu tahtini ele geçirmek
üzere harekete geçen ve Emîr Gazi'nin kiziyla
evlenerek Danismendliler'in de destegini elde
eden Mesud, Afyonkarahisar'da imparatorla
sözkonusu anlasmayi imzaladiktan sonra
ihttiyatsiz bir sekilde dönmekte olan kardesi
Sahinsah'a saldirdi. Halbuki Imparator ona
Mesud'un isyani bastirilincaya kadar beklemesini
tavsiye etmisti. Sahinsah'in bir süre önce
öldürdügü Emir Hasan'in oglu Gazi babasinin
intikamini almak için bizzat Sahinsah'a hücum
etti. Fakat Sultan onu bertaraf etti ve
Imparatora iltica etmek üzere geri kaçti. Ancak
Mesud'un askerleri Aksehir yakinlarindaki bir
kalede ona yetistiler ve yakalayip gözlerine mil
çektiler (1116). Mesud kardesinin yerine
Konya'da tahta çikti. O Konya'ya münhasir kalan
hakimiyetini kayinpederi Emir Gazi'nin
himayesinde sürdürüyordu ki bu Anadolu'da
üstünlügün yeniden Danismendliler'e geçtigini
gösterir. Daha sonra kardesi Sahinsah'in tamamen
kör olmadigini ögrenen Mesud basina yeni
gaileler açmasindan endise ederek onu yay
kirisiyle bogdurarak öldürttü. Süryani Mikhail
ise Mesud'un daha önce kardesi Sahinsah
tarafindan hapsedildigini, Sahinsah'in imparator
ile görüsmek üzere Mesud'u hapisten çikardigini
ve Danismendli Emîr Gazi'nin yanina götürüp onu
sultan ilân ettiklerini ve Istanbul'dan (aslinda
Afyonkarahisar'dan) dönmekte olan Sahinsah'i
pusuya düsürüp gözlerine mil çektiklerini
anlatir. Bar Hebraeus ise Muhammed Tapar'in
Meliksah (Sahinsah)'i Malatya'ya gönderdigini,
onun küçük kardesi Tugrul Arslan'i azlettikten
sonra diger iki kardesi Mesud ve Arab'i da
hapsettigini, burada yillarca kalan Meliksah (Sahinsah)'in
Danismend oglu tarafindan rahatsiz edilmesi
üzerine Imparator Alexios'dan yardim istemek
üzere yanina gittigini ve Meliksah (Sahinsah)'in
pek çok altin ve hediye ile dönerken yolda
Danismend oglu tarafindan pusuya düsürülerek
gözlerinin kör edildigini, bunun üzerine
Malatya'daki emîrlerin de Mesud'u hapisten
çikardiklarini, onu ve kardeslerini Malatya'da
birakip Konya'ya giderek burayi baskent
yaptigini söyleyerek Mesud'un saltanati ele
geçirmesinde Danismend oglu Emir Gazi'nin önemli
rol oynadigini ortaya koymaktadir. Ancak O,
Sahinsah'in 1109'dan 1116'ya kadar Konya
Selçuklu tahtini isgal ettiginden habersiz
gibidir. Sibt ise Sultan Kiliç Arslan'in
Musul'da biraktigi oglunun Mesud oldugunu, onun
503'e (1109) kadar Sultan Muhammed Tapar'in
yaninda mahbus kaldigini ve sonra kaçarak
Malatya'ya geldigini ve Anadolu'ya hakim
oldugunu söyler. Mesud'un da diger kardesleri
gibi babasinin yaninda bulunmasi ve onun
ölümünden sonra Sultan Muhammed Tapar'in yanina
gönderilmis olmasi gayet tabiidir. Ancak Kiliç
Arslan'dan sonra Anadolu Selçuklu tahtina önce
Sahinsah'in sonra da Mesud'un geçtigini kabul
etmek gerekir. Zira gerek Anna Comnena ve
gerekse yukarida sözünü ettigimiz diger
kaynaklar bu görüsü teyid eder mahiyettedir.
Kaynak: Osmanli tarihi
|