|
İslam Tarihi
>>
Osmanlılar >>
2. Murad Dönemi
SULTAN IKINCI MURAD DÖNEMI
1404 Haziran'inda Amasya'da dünyaya gelen Murad,
babasi Çelebi Sultan Mehmed (Birinci Mehmed)'in
vefati üzerine daha 17 veya 18 yasinda bir
delikanli iken Osmanli tahtina geçip idareyi
eline almak zorunda kaldi. Ileride de temas
edilip görülecegi gibi onun yönetimde bulundugu
dönem, idarî, mülkî ve hukukî mekanizmanin
istikrarli bir sekilde intizam ve ahenkle
yürüyen bir devir olmustu. Bununla beraber hâlâ
Timur âfetinden kalma ve islemekte bulunan bazi
yaralarin bulunduguna isaret etmek gerekir.
Yas bakimindan çocukluktan henüz çikmis olan
Ikinci Murad, hem savas sanatinda hem de siyasî
deha ve anlayista çocukluktan çok uzakti.
Gerçekten henüz on iki yaslarinda iken Seyh
Bedreddin Mahmud isyaninin bastirilmasinda
oynadigi önemli rol, babasi Çelebi Mehmed'in,
oglunun yasina göre vaktinden önce tahta
çikabilecegini ve buna lâyik olabilecegini
sezdigi belirtilmektedir. Bunun için de
hükümdar, oglunun, hükümdarlarin görmesi gereken
egitimden geçirilmesini istemis, veliahdin
savaslar ve iktidarin zorluklari ile
karsilasmasini arzulamistir. Oglunun erken
yaslarda tahta geçmesi, babasinin tasarilarina
da uygun düsüyordu. Genç yasi, yakisikliligi,
iliskilerindeki zerafet ve nezaket, gögüs gögüse
olan savaslardaki mahareti, kendisinden daha
yasli ve tecrübeli savasçilar ile bilhassa
vasisi durumundaki Bâyezid Pasa ile yaptigi
tartismalarda son derece yumusak basli
davranmasi ve çocuksu görünüsüyle askerlerinin
onu hem kalpten sevmeleri, hem de kudretine
saygi göstermeleri, Ikinci Murad'i ordunun
yegane hâkimi durumuna getirmisti. Babasinda
görülen muntazam yüz hatlari, oldugu gibi ogluna
da geçmisti. Onun manevî etkisine
yakisikliligindan ileri gelmis bir tesir de
eklenmisti. Velhasil, bir milletin, kendi
basinda bulunan hükümdarda görmek istedigi,
tabiatin taci olan yakisiklilik, bütünüyle
Ikinci Murad'da toplanmisti.
Sehzade Murad, 1410 yilina kadar Amasya
sarayinda kaldi. Sonra babasi Çelebi Mehmed ile
Bursa'ya, 1413'te de Edirne'ye gitti. 12 yasina
girince Rum vilayeti beyligi ile Amasya'ya
geldi. Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancik
bölgelerini içine alan Rum veya Danismendiye
vilayeti, Osmanlilar'in dogu sinir vilayeti olup
o dönemlerde fevkalâde bir önemi haiz idi. Bu
yüzden Osmanli sultani, sarktaki gelismeleri çok
dikkatle takip etmek zorunda idi. Çünkü burada,
küçümsenmeyecek miktarda Türkmen ve Mogol
göçebeleri vardi. Bunlari, merkezin kontrolü
altinda tutabilmek pek kolay bir is degildi.
Iste Çelebi Sultan Mehmed, büyük oglu Murad'i
lalasi Yörgüç Bey ile bu mühim vilayetin basina
gönderiyordu. Tayininden bir yil sonra Murad,
idaresinde bulunan Amasya kuvvetleri ile
Börklüce Mustafa isyanini bastirmak üzere
Saruhan ve Izmir taraflarina hareket emrini
almisti.
Babasi tarafindan, ileride hükümdar olabilecek
sekilde yetistirilen Murad, babasinin ölüm
haberini alinca Amasya ile Bursa'yi birbirine
baglayan uzun yolu süratle asip Bursa'ya yetisir.
Çelebi Sultan Mehmed'in ölümünden ancak o zaman
haberdar olan Yeniçeriler, yeni sultani
karsilamak üzere sehrin disina çikarlar.
Yeniçeriler, onunla birlikte saraya kadar gelip
huzurunda geçit resmini tamamladiktan sonra
bagliliklarini bildirirler. Bursa'da, devlet
ileri gelenleri ile yeniçeriler tarafindan
kendisine bey'at edilen Murad Bey, babasinin
cenazesini muhtesem bir törenle Yesil Cami
yanindaki türbesine defn ettirip bir hafta yas
tutulmasini emr eder. 25 Haziran 1421'de,
babasinin ölümünden kirk gün sonra Osmanli
tahtina geçip hükümdar olan Murad'a, Yildirim
Bâyezid'in damadi Seyh Emir Buharî hazretleri
kendi eliyle kiliç kusatip hükümdarligini ilan
eder. Hükümdar olduktan sonra çevresinde bulunan
beylikler ile politik bakimdan önemli olan
Karaman, Germiyan, Mentese, Dulkadir, Isfendiyar
beyleri ile Misir Sultani, Akkoyunlu ve
Karakoyunlu emirleri, Hindistan hükümdari, Alman
Imparatoru, Macar Krali Sigismond, Bizans
Imparatoru ile Eflâk ve Bogdan Voyvodalari, Sirp
ve Bosna Krallari, Mora Despotu ve Venedik
Cumhuriyeti gibi devletlerin tamamina özel
elçiler ile mektuplar gönderip kendisinin
Osmanli tahtina geçip hükümdar oldugunu
bildirir.
Tahta geçtigi sirada babasi gibi baris
temayülünde oldugu anlasilan Sultan Ikinci
Murad'in bu barisçi arzusu, özellikle Bizans
tarafindan farkli bir anlayisla yorumlanacaktir.
Bu sebeple Bizans, hemen hemen her zaman oldugu
gibi, bu sefer de, saltanat degisikliginin
meydana getirecegi nazik durumdan yararlanmaya
yeltendi.
Sultan Murad'in, Osmanli toplumunu taht hakkinda
tereddüde düsürecek yasta baska erkek kardesi
yoktu. Onun, iki kardesi, daha babalarinin
sagliginda ölmüslerdi. Sadece çocuk denebilecek
yasta iki küçük kardesi kalmisti. Bunlar da daha
sonra vebadan öleceklerdi.
Daha önce de temas edildigi gibi, Müslüman ve
Hiristiyan devletlere elçiler gönderen Sultan II.
Murad, Karaman Beyi ve Macarlarla birer baris
antlasmasi yapar. Barisi seven bir kimse olarak
Sultan Murad, bu duygusunu her zaman açiga
vuruyordu. Fakat Bizans devlet adamlarinin
Osmanlilar'daki saltanat degisikliginin meydana
getirebilecegi ilk günlerdeki saskinlik
havasindan faydalanmak istemeleri, Sultan
Murad'i mücadeleye hazirlanma mecburiyetinde
birakti. Bizans'tan, Sultan Murad'i tebrik için
gönderilen elçiye verilen gerçek talimat,
Mustafa Çelebi (Düzme Mustafa)'nin elde
bulunusundan istifadeyi temindi. Imparator
Manuel, bir koz olarak elinde tuttugu Mustafa
Çelebi vasitasiyle Murad'dan bazi menfaatler
temin etmek istiyordu. Buna göre, imparatorun
elçisi Çelebi Sultan Mehmed'in vasiyetine
istinaden Murad'in, küçük kardeslerinin
kendisine teslim edilmesini ister. Çelebi Sultan
Mehmed'in iki küçük oglunun (Yusuf ve Mahmud)
Bizans'a gönderilme isi, sadece bir vasiyet
olduguna göre iki devlet arasinda taahhüde bagli
olmayan bir mesele idi. Bunu bir hak isteme
seklinde ileri sürmek, Bizans kurnazligindan
baska bir sey degildi. Nitekim elçinin
sehzadelerle ilgili talebine veziri azam ve
Rumeli beylerbeyi olarak islerin idaresini
elinde bulunduran Bâyezid Pasa, padisah adina
"Müslüman evladinin, müslüman olmayanlar yaninda
terbiye ve egitim görmesinin Seriat-i
Muhammediye'ye aykiri oldugu, bu bakimdan
efendisi imparatora bu vâsilikten vaz geçerek
kendisi ile iyi iliskilerini devam ettirmesini
rica eyledigini" söyler. Böylece, daha önce
alinan vâsilik kararina uyulmayarak sehzadeler
Tokat'a gönderilir.
Manuel, elçilerine verilen bu cevabi ögrenince,
memleketinin içinde bulundugu acikli durumu ve
güçlü bir düsmanin öfkesini üstüne çekmekle
kendisini tehlikelere atmis olacagini hesap
etmeksizin Dimitrius Laskaris Leontarius'u iyice
silahlanmis on kadirga ile Limni adasina
gönderir. Leontarius, imparator adina burada
adeta bir sürgün hayati yasayan Mustafa Çelebi
ile pazarliga girisir. Yapilan bu pazarliga göre
Mustafa ve onun kader arkadasi olan Izmiroglu
Cüneyd serbest birakilacaklardi. Mustafa, tahtin
mesru vârisi olarak kabul edilecekti. Limni
adasindaki sürgün hayatindan sonra böyle bir
devlet kusunun basina konmasina sevinen Mustafa
Çelebi, saltanati ugruna bol bol vaadlerde
bulunur. Imparator, entrikali siyasetinin
Müslüman Türkler arasinda çikaracagi nifaktan
büyük faydalar umarak Mustafa'ya bazi sartlar
teklif edince bunlar büyük bir istiyakla kabul
edilir. Buna göre sayet Mustafa basarili olursa
Gelibolu ile Istanbul'un kuzeyinde Bogdan
sinirina kadar Karadeniz kiyisindaki bütün
sehirler ile güneyde Erysus ve Aynaroz'a kadar
olan yerlerin tamamini Imparatora geri vermeyi
taahhüd etti. Böylece Mustafa, büyük emeklerle
elde edilmis bulunan topraklan, tekrar Bizans'a
vermeyi kabul ediyordu. Mustafa, kendisi için
utanç verici olan bu antlasmayi imzaladiktan ve
yemin ile de onu teyid edip saglamlastirdiktan
sonra Leontarius, 15 gemiden mütesekkil bir filo
ile onu ve yandaslarini Gelibolu önlerine
çikarir (Eylül 1421). Bu hareketi ile Sultan
Ikinci Murad'a karsi cephe alan Bizans'la
birlikte Anadolu beylikleri de yeni hükümdarin
babasi olan Mehmed Çelebi'nin yaptigi ilhaklari
geri almak ve Osmanli tabiiyetini tanimamak
suretiyle ayaklanip Anadolu birliginin
bozulmasina sebep oldular. Nitekim Germiyanoglu
II. Yakub Bey, Sultan Murad'i tanimayarak
Mustafa Çelebi'nin tarafini tuttugu gibi,
Hamideli de Karamanoglu tarafindan isgal edildi.
Öte yandan babalan Ilyas Bey tarafindan Osmanli
sarayina gönderilmis bulunan
Menteseogullari'ndan Ahmed ve Leys de bu
karisikliklardan istifade ile kendi
memleketlerine dönmüs ve bagimsizliklarini ilan
edip kendi adlarina bastirdiklari paralara
Osmanli hükümdarinin adini koymamak suretiyle
onu tanimadiklarini gösterdiler. Anadolu
birligine vurulan darbe bu kadarla da
bitmiyordu. Aydinoglu ile Saruhanoglu eski
topraklarindan bir kismini ellerine
geçirmislerdi. Keza taarruza geçen Isfendiyar
Bey de Osmanlilar'in himayesi altinda Çankiri,
Kalecik ve Tosya'da hüküm süren oglu Kasim'i
buralardan kovmustu. Sultan Murad, Bizans
tarafindan tertiplenen ve Osmanli ülkesini
bölmeye yönelik olan Sehzade Mustafa isyani ile
ugrasirken bu oldu-bittilere karsi sessiz kalmak
ihtiyacini hissetmisti. Zira günün siyasî
sartlari bir müddet için onu böyle davranmak
zorunda birakmisti.
MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI ve ÖLDÜRÜLMESI
Sultan Ikinci Murad, hükümdarliginin ilk iki
yilini iç isyanlari bastirmak ve ülke birligini
yeniden tesis etmekle geçirdi. Gerek kendisi
gerekse devleti için en büyük tehlike Mustafa
Çelebi'nin isyani idi, Daha önce de temas
edildigi gibi Mustafa Çelebi, Bizans
Imparatoru'nun sözünden çikmamak, oglunu rehine
olarak onun yarlina vermek ve Osmanlilar'a ait
bazi yerleri Bizans'a terk etme karsiliginda
Imparatorun adami ile bir antlasma yapmisti.
Buna karsilik Imparator da Ikinci Murad'i degil,
onu hükümdar olarak taniyacakti. Bu hareketin
gerçeklesmesi için de Imparator ona yardim
edecekti. Iki taraf arasinda gerçeklestirilen bu
antlasma geregince Imparator, Limni adasinda
sürgün hayati yasayan Mustafa Çelebi'yi Gelibolu
önlerine çikarip ona yardim edecekti. Onu, 15
gemiden mütesekkil bir filo ile Gelibolu
önlerine çikaran Leontarius, bu hareketi ile
Bizans adina büyük bir basari saglamis oluyordu.
Mustafa Çelebi, yaninda Izmiroglu Cüneyd Bey ve
maiyetine ilaveten bir kisim Rum kuvvetleri de
oldugu halde Gelibolu'ya gelir.
Mustafa Çelebi'nin kuvvetleri Gelibolu'ya
çiktiklari zaman karsilarinda Sultan Murad'in
kuvvetlerini buldular. Iki taraf arasinda
siddetli muharebeler oldu. Mustafa'nin
kuvvetlerine kumanda eden Cüneyd Bey, galib
gelince Mustafa kadirgadan inip karaya çikar.
Ama muharebe yeniden devam edip siddetlenir.
Geceyi kadirgada geçiren Mustafa Çelebi,
Gelibolu halkinin ileri gelenlerini davet ederek
kendisinin Yildirim Bayezid'in oglu oldugunu,
Edirne'ye gitmesi için kendisine yol verilmesini
ve hükümdar olarak taninmasini ister, Gelibolu
halki ve civardakiler, Mustafa Çelebi'ye bey'at
ettilerse de Sahmelek komutasindaki kale
muhafizlari kaleyi teslim etmediklerinden
Mustafa Çelebi, Izmiroglu Cüneyd Bey ile
Leontarius'u kale önünde birakarak Aynaroz
taraflarina dogru yürüyüp bazi yerleri ele
geçirmisti. Halk, geçtigi yerlerde Mustafa
Çelebi'ye iltihak ediyordu. Böylece, gün
geçtikçe kuvvetleri de çogalip büyüyordu. Bu
arada önemli olan mesele Rumeli'de sadece halk
tabakasinin degil, askerin, komutanlarin ve
Rumeli Beylerbeyi'nin Mustafa Çelebi'ye iltihak
ederek onu hükümdar olarak kabul etmeleri
geliyordu. Zaten onun kisa zamanda muvaffak
olmasinin ve kuvvetlerinin çogalmasinin en
önemli âmili Rumeli bey ve komutanlarinin
kendisine katilmalari idi.
Mustafa Çelebi'nin, Müslüman kani akitilarak
zapt edilmis olan topraklari Bizans'a terk
etmeyi kabul eden bir antlasma imzaladigi ve
devletin birligini bozacak iddialarla ortaya
çiktigi halde Rumeli beylerinin ona iltihak
etmesi dikkati çekecek bir noktadir. Bazi
tarihçilere göre bunun sebebini henüz on sekiz
yasinda bulunan bir delikanlinin yerine,
yetiskin bir kimsenin tahta geçmesi arzusu
bulunmaktadir. Bununla beraber bu meseleye
sadece yasça küçük veya büyük olma açisindan
bakmamak gerekir. Bölge halkini etrafina
toplamayi basaran Mustafa Çelebi, Vardar
Yenicesinden sonra Edirne'yi de ele geçirmek
suretiyle Rumeli'ne hakim olacakti.
Cüneyd Bey'in fikir ve yardimi ile Rumeli'nin "Yayasini"
"Müsellem" hale getiren Mustafa Çelebi, her
birine elliser akça harçlik tayin ederek yeni
bir teskilat kurmaya muvaffak olur. Bu uygulama,
askerin hosuna gider. Mustafa Çelebi'nin yaptigi
tahribat ve kazandigi basari haberleri Bursa'ya
ulasinca Sultan Murad'in huzuru ile Vezir-i Azam
ve Beylerbeyi Bâyezid, ikinci vezir Çandarlizâde
Ibrahim, üçüncü vezir Haci Ivaz Pasa'larla
Timurtas Pasa'nin Umur, Ali ve Oruç Beyler
adindaki üç oglu bir görüsme yaparlar. Bu
görüsmede Ibrahim Pasa ile Haci Ivaz Pasa, hem
beylerbeyi olmasi hem de Rumeli beylerini
yakindan tanimasi sebebiyle Bayezid Pasa'nin
Mustafa Çelebi üzerine gönderilmesini teklif
ederler. Timurtas Pasa'nin ogullari ise bizzat
padisahin gitmesini söylerler. Sultan Murad, ilk
iki vezirin teklifi üzere babasinin en güçlü
vezirlerinden olan Bâyezid Pasa'nin gitmesini
uygun görür.
Gelibolu yolu kapali oldugundan Bâyezid Pasa kis
mevsiminde Istanbul Bogazi'ndaki Güzelcehisar (Anadoluhisari)'dan
Rumeli yakasina geçer. Yaninda büyük bir kuvvet
yoktu. Edirne tarafina gidip orada da kuvvet
topladi. Mustafa Çelebi'nin Gelibolu'dan çikip
geldigini duyunca onu Sazlidere mevkiinde
karsilar. Askeri, Mustafa Çelebi tarafina geçen
bu Pasa da sehzadeye iltihaka mecbur olur.
Mustafa Çelebi, Timur ile yapilan savasta aldigi
yaralari göstererek Bâyezid Pasa'yi kendine
baglayip vezir tayin etmek istediyse de çok
geçmeden Evrenos ogullari ve Cüneyd Bey'in de
tesviki ile onu Sazlidere'de öldürtür. Bâyezid
Pasa'nin öldürülmesinden sonra bütün askerleri,
Mustafa'nin tarafina geçerler. Bundan sonra
parlak bir tören ve muzaffer bir eda ile
Edirne'ye giren Mustafa Çelebi, burada
hükümdarligini ilân eder. Rumeli'deki bütün
sehir ve merkezler, onun hükümranligini
tanidilar.
Mustafa Çelebi, bundan sonra Anadolu'ya geçmek
üzere Gelibolu'ya tekrar hareket eder. Artik
Rumeli'nin bütün beyleri ve kuvvetleri onunla
beraberdirler. Mustafa Çelebi'nin Sazlidere
basansini haber alan Gelibolu muhafizi, kaleyi
Dimitrius Leontarius'a teslim etmek zorunda
kalir. Dimitrius, buraya asker ve mühimmat
koymaya hazirlanirken, Izmiroglu Cüneyd Bey
yetiserek buna mani olur. Bunun üzerine Mustafa
Çelebi'ye bas vuran Dimitrius'a, Mustafa Çelebi,
Gelibolu'yu Imparatora teslim edecegine dair
verdigi sözü unutmadigini, ancak böyle bir
harekette bulunmasinin Müslüman halk arasinda
büyük bir infiale sebep olacagini bu yüzden
halkin kendi padisahligini tanimayacagini
söyler. Bunun üzerine Istanbul'a dönen Dimitrius
Leontarius, durumu Imparatora anlatir.
Mustafa Çelebi, Gelibolu kalesini tahkim ederek
donanmaya komutanlar tayin eder. Buradaki isleri
yoluna koyduktan sonra Edirne'ye dönerek, daha
önce kardesi Çelebi Sultan Mehmed tarafindan
devlet hazinesine konmus bulunan servete el
koyarak sefahata baslar.
împarator, Mustafa Çelebi'nin kendisini
atlatarak Gelibolu'yu vermemesi üzerine onu terk
edip Sultan Murad'la anlasmak ister. Bu
siralarda Bursa'da bulunan Sultan Ikinci Murad,
Gelibolu'nun Imparatora teslim edilmedigi
haberini alinca o da bu firsattan istifade etmek
ister. Bunun için, Bâyezid Pasa'nin ölümünden
sonra Vezir-i Azam olan Çandarlizâde Ibrahim
Pasa'yi elçi olarak Istanbul'a gönderir. Fakat
Imparator, Gelibolu ile iki sehzadenin kendisine
teslim edilmesinde israr ettigi için bir
anlasmaya varilamaz. Bu durum, Sultan Murad'in,
Mustafa Çelebi tarafindan kazanilan basarilardan
bir hayli telasa düstügünü göstermektedir.
Gerçekten de Sultan Murad, Yildirim Bâyezid
zamaninda Bursa'ya gelen ve kaynaklarin
ifadesine göre bütün Osmanli padisahlarinin
kendisine hürmet ettigi, kendisinden daima hayir
dua bekledikleri ve kendilerine kiliç kusatan
Emir Sultan'dan manevî yardim talebinde bulunur.
Verilen bilgiye göre Emir Sultan, Murad ile
amcasi Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa)
arasindaki mücadelede, Sultan Murad tarafini
tutup onu tesci' etmis, ayni hükümdarin 1422
Istanbul muhasarasina beraberinde yüzlerce
dervis ile bizzat istirak etmistir.
Cenevizliler, Osmanlilar'dan önce Foça'daki sap
madenlerini isletiyor ve Saruhanogullari'na her
sene bir miktar para vererek buradaki kalede
ikamet ediyorlardi. Buradan elde edilen saplari
da Avrupa piyasalarina ihraç ediyorlardi. Bölge,
Osmanlilar'a geçtigi zaman bu vergiyi Osmanlilar
almaya basladilar. Bu Ceneviz kolonisi, dogudaki
diger Ceneviz kolonileri gibi belli bir süre
tayin edilen podesta (vali, komiser) veya
konsoloslar vasitasiyle idare ediliyorlardi.
Çelebi Sultan Mehmed'in sagliginda Foça'da Jan
Adorno adinda bir podesta bulunuyordu. Burasi on
sene müddetle kendisine verilmisti. Adorno, Foça
madenlerini islemek karsiliginda senede yirmi
bin altin üzerine Çelebi Sultan Mehmed'le
anlasmisti. Çelebi Mehmed'in vefatindan sonra
ortaya çikan Mustafa Çelebi hadisesi esnasinda,
maden isi aksamis ve Jan Adorno yillik imtiyaz
bedelini ödeyememisti.
Adorno, Çelebi Sultan Mehmed'in ölüm haberini
alinca bu firsattan istifade ile borcundan
kurtulmak isteyerek Sultan Murad'a mektuplar
yazar. Bu mektuplarda o, kendisini kadirgalarla
Anadolu'dan Rumeli'ye geçirebilecegini ve
kendisine hiç kimsenin yapamadigi hizmeti
yapacagini söylemisti. Murad tarafindan
memnuniyetle karsilanan bu teklif, zamani
gelince iyi bir sekilde degerlendirilecektir.
Böylece, Foça'lilarla da anlasan Sultan Murad'a
karsilik Mustafa Çelebi, kazandigi zaferin
sarhoslugu içinde kendini zevk ve eglenceye
kaptirmisti. Askerinin hizmetlerine karsilik,
onlari mükâfatlandirmayi aklina bile
getirmiyordu. Hatta öylesine ki sayet Cüneyd,
Sultan Murad'in hazirliklarini bildirerek
kendisini tembelliginden uyandirmamis olsaydi,
aleyhinde silahlandigi genç padisahi da unutacak
ve Edirne'de hareketsiz oturup duracakti. Cüneyd,
Mustafa'ya: "Murad, Imparatorla pazarlik halinde
bulunuyor, üstelik Frenklerle de anlasiyor. Biz
de Edirne'de hiç bir hazirlikta bulunmadan
oturuyoruz. Onlar bu tarafa gelmeden önce biz
karsi tarafa geçelim. Her bakimdan
düsmanlarimizdan üstünüz. Onlar bu tarafa
geçerlerse, bizim için felaket olur." diyerek
onu ikaz ediyordu. Cüneyd, bu sözleri ile
düsmanlari olan Sultan Murad'in Cenevizlilerle
birlikte Avrupa'ya gelmeden önce kendilerinin
Asya'ya geçmesini ögütlüyordu. Gerçi O, bu
düsünce ve bunun mahsûlü olan hareketleri ile
daha çok kendi menfaatlerine hizmet ediyordu.
Çünkü sonucundan ümidini kestigi bir tesebbüsün
sonlarindan, yeni bir hainlikle kurtulmak
niyetinde idi.
Mustafa Çelebi, derhal kuvvetlerini toplayarak
20 Ocak 1422'de Gelibolu'ya gelip Lapseki'ye
geçer. Sultan Murad'in müttefiki olan
Cenevizlilerin donanmasi, Mustafa Çelebi'nin
geçmesine mani olmak istediyse de bunda muvaffak
olamaz. Mustafa Çelebi'nin yaninda on iki bin
atli ve bes bin yaya vardi. Mustafa Çelebi,
burada üç gün kaldiktan sonra Bursa'ya dogru
harekete geçer. Bunu haber alan Sultan Murad,
Bursa'dan çikarak Ulubad'a gelir. Ulubat deresi
üzerindeki köprüyü keser. Böylece Mustafa'nin
ordusunun sol kanadi denize dayanmis, sag kanadi
da Ulubat gölü ve batakliklari ile kapanmis
bulunuyordu.
Sultan Murad'in maiyetinde Haci Ivaz Pasa ile
Timurtas'in üç oglu Umur, Ali ve Oruç Beylerle,
Cüneyd'in kardesi oldugu söylenen Hamza Bey de
vardi. Iki taraf, Ulubat suyu önünde ve suyun
iki kiyisinda karsilasirlar. Bu karsilasmada
hiçbir taraf üstünlük saglayamaz. Sultan
Murad'in ordusunda Mihaloglu Mehmed Bey de vardi.
Bu zat, Musa Çelebi'nin Rumeli'deki saltanati
zamaninda onun beylerbeyi yani ordu komutani
idi. Bununla beraber el altindan Çelebi Mehmed'e
taraftar idi. Çelebi Mehmed zamaninda akinci
beyliginde ve divanda bulunmustu. Seyh Bedreddin
Mahittud olayinda Tokat kalesinde hapsedilmisti.
Murad hükümdar olup, Mustafa Çelebi hadisesi
ortaya çikinca Murad'in devlet adamlari, eski
söhretli Rumeli beylerinden olan Mihaloglu'nun
serbest birakilarak gönlünün alinmasini ve bunun
Rumeli akinci beyleri üzerindeki nüfuzunun
büyüklügünden söz ettiler. Bunun üzerine
Mihaloglu Mehmed Bey derhal Tokat'tan alinarak
Bursa'ya getirilmis, oradan da ordu ile Ulubat
önüne gelmisti.
Mihaloglu Mehmed Bey, bir gece Ulubat çayinin
kenarina gelerek Rumeli akinci beylerini
isimleri ile çagirmaya baslar. Bunlar, çay
kenarina gelerek ölmüs oldugunu sandiklan
Mihaloglu'nun sag oldugunu anladilar. O, akinci
beylerine padisahlarinin oglunu terk ederek bir
düzme hükümdara tabi olduklarindan dolayi
sitemde bulunur. Bu sitem karsisinda onlar,
Mihaloglu'nun istegi dogrultusunda hareket
edeceklerine söz verirler. Böylece Mihaloglu,
Rumeli beylerinden, Murad'in tarafina
geçeceklerine dair söz almis oldu. Bu görüsmeden
haberdar olan Mustafa Çelebi, korkmaya baslar.
Bu korku, kalbinde büyük süphelerin meydana
gelmesine sebep olur.
Bu sirada Mustafa, Ulubat çayinin kiyilarina
yaklasir. Murad, savasa hazirlanmakla beraber,
tahta çikisinda kendisine kiliç kusatan Emir
Sultan'in kendisi için dua etmesini ister. Emir
Sultan da üç gün üst üste dua edip zaferin
Murad'a ait olmasi niyazinda bulunur. Bu üç gün
içinde Mustafa, sinirlerinin fazlasiyla
gerilmesinden dolayi bir burun kanamasina
tutulur. Mustafa'nin taraftarlari bunu, onun
yenilecegine bir isaret sayarlar.
Tam bu esnada Vezir Haci Ivaz Pasa'dan, Mustafa
Çelebi'ye gizli bir mektup gelir. Haci Ivaz,
mektupta kendi sadakatinden bahs ettikten sonra
Rumeli beylerinin Murad'la ittifakindan ve
gününü tayin ettikleri bir baskinla ansizin
kendisini yakalayacaklarindan inandirici bir
sekilde söz eder. Bundan baska Timurtas Pasa
ogullarindan da Cüneyd Bey'e bir mektup gelmisti.
Onlarin bu mektubunda da dostluklar
hatirlatiliyor ve Rumeli beylerinin Mustafa
Çelebi'yi yakalayarak Sultan Murad'a teslim
edeceklerine temas ediliyordu. Sayet kendisi
Osmanlilarin hâkimiyetini taniyacak olursa,
Aydin ve havalisinin kendisine verileceginden
bahs ediliyordu.
Mustafa Çelebi, Rumeli beylerinin Mihaloglu
Mehmed Bey ile görüsmelerinden süpheye düsmüstü.
Haci Ivaz Pasa'dan gelen mektup ise onun bu
süphelerini büsbütün artirmisti. Bunun üzerine
durumu Cüneyd Bey'e açar. Cüneyd Bey, kendisine
gelen mektuplari da ona gösterir.
"Harp hiledir" kaidesince uygulanan bu plân,
kisa zamanda tesirini göstermis ve Mustafa
Çelebi'nin, Cüneyd'den süphelenerek ona karsi
güvensizlik duymasina sebep olmustu. Cüneyd ise
bu isin sonunu iyi görmediginden, bir gece
Mustafa'nin ordusundaki herkes uyurken, gümüs ve
altindan en degerli esyasini alarak, silah
arkadaslarindan kendisine en çok bagli olan
yetmis kisi ile oradan çikip Aydin yolunu tutar.
Kaçaklar, çadirlarinda isiklan yanar durumda
biraktiklarindan, gidisleri ancak safak vakti
anlasilabildi. Bu haber orduda hemen yayildi.
Mustafa'nin askerlerini dehsetli bir korku sardi.
Bu korku sadece orduda degil, bizzat Mustafa'nin
kendisinde de vardi. O, Cüneyd'in Murad tarafina
geçtigini zannetmisti. Bu esnada Sultan Murad'in
ordusunda borazan ve davullarin çalmasi da
ondaki bu düsünceyi kuvvetlendiriyordu.
Aldatilmak suretiyle hiç kimseye güveni kalmayan
Mustafa Çelebi, bir an evvel Rumeli tarafina
kaçip kurtulmak istiyordu. Çok az maiyeti ile
Lapseki'ye dogru yola koyuldu. Bunun kaçmasindan
sonra Ulubat nehri üzerine kurulan köprüden
karsiya geçen Rumeli beyleri ve akinci tavcilari
(timarli akincilar) gelip Sultan Murad'a bas
egdiler.
Mustafa Çelebi kaçarken Biga çayi önüne gelerek
mevsim sartlan geregi nehrin taskin olmasindan
dolayi Biga kadisinin yardimiyla ve bir hayli
altin karsiliginda geçidi bulup karsi tarafa
geçmeye muvaffak olur. Sahile inen Mustafa
Çelebi, orada bulunan gemilere binerek Gelibolu
tarafina hareket eder. Giderken takip edilmemesi
için Anadolu sahilinde ne kadar nakil vasitasi
varsa hepsine el koyar. Gelibolu limanim da
tahkim eden Mustafa Çelebi, Gelibolu'daki
vasitalarin Anadolu sahiline geçmemeleri için
onlari da karaya çektirmek suretiyle kendi
konumunu emniyet altina alip sahillere
muhafizlar tayin eder.
Böylece, harp etmeksizin savas alanina
muzafferâne bir sekilde sahip olan Sultan
Murad'in adamlari, kendisine hiç tereddüd
göstermeden ve sicagi sicagina Mustafa
Çelebi'nin takib edilip bu isin bitirilmesini
teklif ederler. Ama Anadolu sahilinden, karsi
sahile geçmek üzere onlara yardimci olacak bir
vâsita da yoktu. Fakat Sultan Murad, daha önce
anlastigi Foça Ceneviz Beyi Adorno'ya vaziyeti
bildirerek derhal harp gemilerini göndermesini
ister. Adorno, hazir durumda beklemekte olan
yedi kadirga ile bogazi geçip Lapseki'ye gelir.
Sultan Murad, bes yüz kadar maiyeti ile
kadirgalarin en büyügüne biner. Diger
kadirgalarda da Türk ve Frenk askerleri
bulunuyordu. Gemilerle denizin ortasina
gelindiginde Adorno, Sultan Murad'in önünde diz
çökerek, sap madenleri sebebiyle Osmanli
hazinesine olan borcunun bagislanmasini rica
eder. Yirmi yedi bin Bizans altini tutan bu
borç, Sultan Murad tarafindan aff edilerek
Adorno'nun eline bir belge verilir. Gelibolu
sahilinde bulunan Mustafa Çelebi, Ceneviz
gemilerinin yaklastigini görünce Adorno'ya bir
adam göndererek Murad'i karaya çikarmamasini,
buna karsilik kendisine elli bin altin vermeyi
teklif ettiyse de bu teklif red olunur.
Karaya çikmaya muvaffak olan Sultan Murad'in
ordusu ile Mustafa Çelebi'nin ordusu arasinda
meydana gelen muharebede Mustafa'nin kuvvetleri
maglup olarak kaçarlar. Gelibolu kalesi, Sultan
Murad'a teslim olur. Harp meydanindan sür'atle
kaçan Mustafa Çelebi, nihayet Edirne'ye ulasir.
Sarayda bulunan hazineyi alarak Eflâk tarafina
dogru kaçmaya baslar. Üç gün kadar Gelibolu'da
kalan Murad, kaleyi teslim aldiktan sonra
süratle ve büyük bir ordu ile yoluna devam edip
Edirne'ye girer.
Murad, Mustafa'yi takip etmek üzere seçme
kuvvetler gönderir. Mustafa Çelebi, Sultan Murad
kuvvetleri tarafindan süratle takip edilir. Bu
kuvvetler, kendisini Edirne'nin kuzeyinde ve
Tunca nehrinin kenarindaki Kizilagaç
Yenicesi'nde yakalayarak Edirne'ye getirirler.
Sultan Murad, Mustafa'nin herhangi bir sahis
gibi umumi meydanda asilmasini emreder. Onun, bu
sekilde meydanda asilmasi, kendisinin Osmanli
sülalesinden olmadiginin belirtilmesi içindi.
825 (1422) yilinda Edirne'de asilarak öldürülen
Mustafa Çelebi'nin Rumeli'deki hükümdarligi,
takriben bir buçuk yil kadardir.
ISTANBUL KUSATMASI
Bizans Imparatoru Ikinci Manuel'in, Çelebi
Sultan Mehmed'in vefatindan sonra Mustafa
Çelebi'yi salivermesi ve onunla anlasarak
Osmanli Devleti'nin basina büyük bir gaile
açmasi, Sultan Murad'in kendisinden önce bes
defa kusatilmis bulunan ve hiç birinde de
alinamayan Istanbul, dolayisiyle Bizans
problemine bir çare düsünmesine sebep olmustu.
Mustafa Çelebi isyanini, fazla kardes kani
dökülmeden basarili bir sekilde atlatan Murad,
Bizans'in devamli surette oynadigi iki yüzlü
rolüne son vermek istiyordu.
Sultan Murad'in, amcasina karsi olan galibiyeti,
Bizans Imparatoru'nu korkutmustu. Mustafa
Çelebi'yi serbest birakip onu Murad'la
mücadeleye tahrik ederken, Osmanlilar'in
senelerce kardes kavgalari ile kanlarini akitip
zayiflayacaklarini düsünen imparatorun hesaplan
tam anlamiyla gerçeklesmemisti. Halbuki bütün
ricalara ve kendisine saglanmaya çalisilan
menfaatlere ragmen Bizans Imparatoru Manuel,
Mustafa Çelebi'ye yardimi daha kârli bulmus
olacak ki, Ikinci Sultan Murad'in bütün
tekliflerini red edecek ve hatta Sultan Murad'in
elçisi olan Çandarlizâde Ibrahim Pasa'yi dinleme
nezâketinde bile bulunmayacakti.
Gerçi Osmanlilar, baslangiçta imparatorun
düsündügü sekilde ikiye ayrilmakla beraber, bu
ikilik davasi, kisa sürmüs ve hemen hemen kansiz
denecek sekilde sona ermisti. Hatta fazla zayiat
verilmeden halledildiginden kuvvet kaybina da
ugranilmamisti.
Mustafa Çelebi hadisesinin bastirildigi ve
sehzadenin bertaraf edildigi haberini alan
ihtiyar Manuel ile saltanat ortagi olan oglu
VIII. Ioannis'i bir telas alir. Bu sebeple
görünüste Murad'i tebrik etmek, fakat gerçekte
durumu ögrenmek ve aradaki soguklugu giderip
dostluga çevirmek için Bizans asilzâdelerinden
Lakanas ve Marko Ganis adlarinda iki elçi
gönderirler. Bu elçiler, bütün kabahati Bâyezid
Pasa'ya yüklerler. Onlara göre Sultan Mehmed
(Çelebi Mehmed)'in vasiyetine ragmen, Bâyezid,
bu çocuklari vermedigi gibi elçileri de kovmustu.
Sultan Murad, bu iddiada bulunan elçileri
huzuruna kabul etmedigi gibi hediyelerini de red
eder. Öyle anlasiliyor ki Sultan Murad ise
Bizans'in bu iki yüzlülügüne kanmamis, baska
devletlerden tebrik için gelen heyetleri kabul
ettigi halde Istanbul ile ilgili hazirliklarini
tamamlayincaya kadar Bizans elçilerini kabul
etmemisti. Fakat bütün hazirliklarini
tamamlayinca elçileri huzuruna çagirarak
Imparatorlarinin yanina dönmelerini ve yirmi bin
askerin basinda olarak cevabini bizzat
kendisinin getirecegini söylemelerini emr
etmisti.
Bu hareketle Sultan Murad, artik imparatora
hesap sorma zamaninin geldigini kendisine
bildirmis oluyordu. Gerçekten de hazirliklar
tamamlandiktan sonra Sultan Murad 1422 senesi
Haziran ayinda önce on bin kisilik bir kuvvet
ile Mihaloglu Mehmed Bey'i Istanbul çevresini
vurmak üzere göndermisti. Bunun arkasindan da
bizzat kendisi yirmi bin kisilik bir ordu ile
hareket eder. 20 Haziran'da Istanbul önüne gelen
ordu, Yildizlikapi'dan Haliç'e kadar sehri
karadan kusatir. Osmanli donanmasi da bu
kusatmada hazir bulunur. Osmanli ordusunda top
ta vardi. Surlara hücum etmek ve onlari asmak
için sur yüksekliginde ve hatta bazan ondan daha
yüksek tekerlekli kuleler yapilmisti. Bu kusatma
daha öncekilere göre çok daha çetin, zorlu ve
sistemli olmustu.
Bu kusatma ile Istanbul altinci defadir Müslüman
Türkler tarafindan kusatiliyordu. Kusatmalarin
ilk dördü Yildirim Bâyezid, besincisi Musa
Çelebi tarafindan yapilmisti. Bizanslilar, her
kusatilmada, Türklerin basina yeni yeni gaileler
çikarip kurtuluslarini sagliyorlardi. Bundan
önceki kusatmalarin en siddetlisi, Yildirim
Bâyezid'in son kusatmasi idi. Fakat Timur belasi,
Türkleri büyük bir felakete ugratirken, Bizansi
da dördüncü muhasaradan kurtarmisti. Böylece
Timur, Bizans'in ömrünü yarim asir kadar uzatmis
oluyordu.
Osmanlilarin muhasarasindan, Imparator kadar
Bizans halki da korkuya düstügünden Istanbul'da
halk arasinda bazi dedikodular yayilmaya basladi.
Bunlarin basinda, Çelebi Sultan Mehmed zamaninda,
Osmanlilara elçilik vazifesi ile gönderilen
Bizans'in taninmis sahsiyetlerinden ve ayni
zamanda saray tercümani olan Teologos Koraks'in
bu sefer ayni vazife ile Murad'a gönderilmemis
olmasi, saray nazirinin hilesine baglaniyordu.
Bu sebeple Imparator Manuel, halkin süphesini
ortadan kaldirmak gayesiyle Teologos Koraks'i
Istanbul önlerinde çadirlarini kurdurmus bulunan
Sultan Murad'a gönderdi ise de Koraks bir sey
elde edemeyerek gerisin geriye dönmüstü.
Bizans halkinin çektigi korku ve içinde
bulundugu endisenin derecesi, ortalikta dolasan
dedikodu ve rivayetlerden de belli oluyordu.
Önemli sahsiyetlere karsi itimatsizligin bir
ifadesi olan bu rivayetler, bazi kimselerin
iskence ile öldürülmesine sebep oluyordu.
Nitekim Sultan Murad'a elçi olarak gönderilen
Teologos Koraks'in öldürülmesi, böyle bir
rivayetin sonucunda gerçeklesmisti. Buna göre
Koraks, idareciligini kendisine vermek sarti ile
Murad'a sehri teslim etme sözü vermisti. O, Piyi
(Silivri) kapisini açmak suretiyle Murad'in
sehre girmesini saglayacakti. Bu dedikodu,
Teologos Koraks'in, Murad'in yanindan dönüsünde
tahkir edilmesine sebep oldu. Saray tercümani
olan Koraks, Imparatorun huzurundan çikarken
muhafiz askerler bagirip çagirarak Koraks'in
idamini isterler. El ve ayaklari baglanan Koraks,
askerlere teslim edilir. Askerler, Koraks'in
üzerine çullanip onun gözlerini oyup vücudunu
birçok yerinden yaralarlar. Bundan sonra bir
zindana atilan Koraks, üç gün sonra oldugu yerde
ölür. Evi de yagma edilip atese verilir.
Bizans içerisinde böyle hadiseler cereyan
ederken, Sultan Murad da sehri almak için esasli
tedbirler aliyordu. Ordunun muhasarasi
baslamadan önce Mihaloglu Mehmed Bey'in
emrindeki askerler Istanbul çevresini
vurmuslardi. Sonra bizzat padisah, ordunun
basina geçerek kusatmaya basladi. Istanbul kara
tarafindan tamamen sarilmisti. Sehrin surlarinin
çikis kapilarinin karsilarina siperler
kazdirildi. Bu siperler, gayet kalin, sert ve
saglam kiris ile kalaslardan insa edilmis olup
surlara dönük cephelerine ok, mizrak ve tas
gülleye karsi agaç dallarindan sira halinde
koruyucu mahiyette bir takim sedler ilave
edilmisti. Öyle ki Türk ordusu, bu kuvvetli
siperler sayesinde Bizans surlarini delip tahrip
edecegine inaniyordu. Murad'in yaptigi bu
muhasara, o ana kadar Osmanlilar'in yapmis
oldugu en büyük ve en siddetlilerindendi.
Sultan Murad, askerlerini gayretlendirmek ve
onlarin sayilarini artirmak için Istanbul ve
hazinelerinin askerlere birakilacagini ilan
ettirdi. Bu haber üzerine orduya pek çok yerden
katilmalar oldu.
Kusatmaya, Yildirim Bâyezid'in damadi Emir
Sultan adi ile bilinen Seyh Semseddin Buharî de
bes yüz dervis ve muhibbani ile katilmisti. O,
askerlerin arasinda dolasarak manevî nüfuzu ile
onlari cesaretlendiriyordu. Bu arada iç
murakebeye dalarak ve dua ederek Istanbul
surlarinin Murad'in önünde açilacagi zamani
bekliyordu.
Emir Sultan, sonunda çadirindan çikarak 1422
Agustos'unun 24 Pazartesi günü Kostantiniyye'nin
düsecegini söyledi. Bazi kaynaklarin ifadesine
göre Emir Sultan, dedigi gün ve zamanda bir
savas atina binmis oldugu halde sehre dogru
ilerler. Seyh kilicini kinindan çekip "Allah,
Muhammed" diye haykirarak atini sürer. O,
askerin basinda idi. Arkasindan Altinkapi ile
Odunkapisi arasinda yani sehrin kara tarafindan
surunu çevreleyen büyük hat üzerinde savas
basladi. Bu hücum esnasinda Imparator Manuel
ölüm döseginde idi. Oglu Ioannis, Sen Roman
kapisini savunan askerin basinda idi.
Kostantiniyye'nin bütün halki bu tehlikeli günde
silah altinda idi. Kadinlar ve çocuklar kiliç
yerine tirpan kullaniyor, fiçilarin altlarindan
kendilerine kalkan yapiyorlardi. Savasin en
kizgin zamanlarinda bir taraftan kopan "Allah"
ve "Muhammed" nadalarina karsi, Bizanslilarin
söyledikleri "Hiristos" ve "Panaiya" kelimeleri
isitiliyordu. Günes batarken savas hâlâ sürüp
gidiyordu. Sonunda Osmanlilar, ordugâhlarina
döndüler. Bizanslilar, Müslümanlarin
çekilmelerini gökten inen "Panaiya"nm (Hz.
Meryem) görünüsüne baglamislardi. Öylesine ki o
devir müverrihlerinden Kanano'ya göre bunu
bizzat Emir Sultan da görmüstü.
Istanbul, bu kusatmada da feth edilemedi. Sultan
Murad, ordusunu Istanbul surlari önünden çekip
kusatmayi kaldirdi. Böylece Istanbul,
Imparatorun entrikalari sayesinde bir defa daha
Osmanlilarin elinden kurtulmustu. Imparator
Manuel, Bizans'in bundan önceki muhasaralarinda
oldugu gibi, padisahin basina yeni gaileler
açarak hükümdarin dikkatlerini baska bir yöne
çekmeye çalismis ve bunda muvaffak da olmustu.
O, Sultan Murad'in küçük kardesi ve Hamideli
(Isparta) Sancak beyi Mustafa Çelebi'yi tesvik
ederek sehzadenin saltanat davasina kalkmasina
sebep olmustu. Iste bu yüzden Sultan Murad,
Istanbul muhasarasini kaldirmak zorunda kalmisti.
Takriben iki ay kadar süren bu muhasaranin
kaldirilmasi için, hücum günü olan 24 Agustos
1422'de, burçlar üzerinde görüldügü ve
Osmanlilar'in bundan dolayi kusatmayi
biraktiklari iddia edilen kadin hayaleti, bir
hikâyeden ileri gidemez. Hükümdari, muhasaradan
vaz geçiren sebep ne Bizans'i kurtarmaya gelen
Hz. Meryem, ne de Bizans'in güçlü bir sekilde
karsi koymasidir. Kusatmanin kaldirilmasinin
gerçek sebebi, hükümdarin küçük kardesi
Mustafa'nin, saltanat dâvasina kalkisip Iznik'e
kadar gelmis olmasidir.
KÜÇÜK MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI
Küçük Mustafa, Çelebi Sultan Mehmed'in oglu olup
babasinin sagliginda henüz on üç yasinda iken
Hamideli sancak beyligine tayin edilmisti. Küçük
Mustafa, babasinin ölümünü müteakip, Murad'in
Osmanli tahtina geçmesi üzerine, öldürülmek
korkusu yüzünden Karamanoglu'nun yanina kaçmisti.
Sultan Murad, Istanbul muhasarasi ile mesgulken
Bizans Imparatoru'nun el altindan tesvik ve
ugrasilan sonucunda Anadolu'da saltanat
iddiasina kalkismisti. Imparator, kusatmadan
kurtulmak için sehzadenin lalasi Sarabdar
Ilyas'a mektuplar yazarak külliyetli miktarda
altin göndermisti ki, bunlarla asker
toplayabilsin. Is bu kadarla da bitmeyecek ve
Imparator, Küçük Mustafa'yi Istanbul'a
getirtecekti. Istanbul'a gelen Küçük Mustafa,
Manuel ve onun çocuklari ile görüsür. bu
görüsmede, muvaffak oldugu takdirde imparatora
karsi yapacagi fedakârlik hakkinda teminat
verdikten sonra Rumlarin verdikleri kuvvetlerle
Anadolu tarafina geçerek faaliyetlere baslar. Bu
faaliyetleri esnasinda, daha basindan beri
Osmanlilar'la çekisen Karamanoglu'nun Turgutlu
Türkmenleri ile Germiyanoglu'nun kuvvetleri de
kendisine iltihak eder. Sehzade Mustafa bu
sekildeki bir iddia ile ortaya çikmakla,
babasinin vasiyeti hilafina hareket etmis
oluyordu.
Mustafa, topladigi kuvvetlerle Bursa üzerine
yürür. Fakat Bursa halki, sehri ve kaleyi
Mustafa'ya teslim etmek istemez. Bu sebeple
kendisine, memleketin ileri gelenlerinden Ahi
Yakub ile Ahi Hoskadem'i elçi olarak gönderir.
Bunlar, Mustafa'ya para ve hediyeler takdim
etmek suretiyle onu
Bursa'yi almaktan vaz geçirmeye çalisirlar.
Elçiler, Sehzade Mustafa'nin kendisine vezir
yaptigi ve bütün bu olaylara sebep olan Sarabdar
Ilyas ile de görüsürler. Heyet, Bursalilarin
Sultan Murad'a bey'at ettikleri için ona
sadakatla bagli kalacaklarini ve gerekirse sehri
müdafaa edeceklerini söyler. Ayrica, bir Osmanli
sehrinin Karamanoglu'nun kuvvetleri ile
vurulmasinin da dogru olmayacagini anlatir.
Sarabdar Ilyas, heyetin bu teklifini kabul
edince, Mustafa'nin ordusu oradan ayrilip Iznik
tarafina dogru harekete geçer.
Sehzade Mustafa, Iznik kalesini kirk gün kadar
kusatma altinda tutar. Firuz Bey'in oglu olan
kale muhafizi Ali Bey, gelismelerden Sultan
Murad'i haberdar eder. Pâdisah, kaleyi sulh yolu
ile teslim etmesini bildirerek Mustafa orada
mesgulken kendisinin yetisecegini yazar. Ayrica,
küçük sehzadeyi alet edip kullanan Sarabdar
Ilyas'i da ondan ayirmaya çalisir. Bunun
gerçeklesmesi için Sarabdar Ilyas'a adamlar
göndererek kendisini Anadolu beylerbeyligine
tayin edecegini bildirir. Sarabdar'a gelen adam,
beylerbeyilik beratini da yaninda getirmisti. Bu
makama karsilik Sultan Murad, Sarabdar Ilyas'tan
çok önemli bir hizmet bekliyordu. O da kendisi
gelinceye kadar Sehzade Mustafa'nin kaçmasina
engel olup onu oyalamasi idi.
Sarabdar Ilyas, tiynetini bir defa daha ortaya
koymustu. Vaktiyle Çelebi Mehmed'in taraftari
iken Süleyman'in vaad ettigi menfaat
karsiliginda derhal Çelebi Mehmed'i birakarak
karsi tarafa geçmisti. Bu defa da saf
degistirmekte bir sakinca görmemisti. Anadolu
beylerbeyligine kondugunu ögrenince kendisinden
istenen seyleri büyük bir ustalikla basardi.
Ali Bey, Sultan Murad'dan aldigi talimat üzerine
muhasaranin kirk gün uzamasindan dolayi halka ve
sehre hiç bir zarar gelmeyecegine dair yeminli
söz aldiktan sonra teslim olur. Sarabdar Ilyas
da aldigi beylerbeyilik müjdesi üzerine sehirden
ayrilmaz. Çandarlizâde Ibrahim Pasa'nin sarayina
yerlesen Küçük Mustafa, timar ve memuriyetler
vermek suretiyle hükümdarligini ilan etmis
oluyordu. Böylece Osmanli mülkünde, yeniden
ikinci bir hükümdar tehlikesi belirmisti.
Âsikpasazâde bu hükümdarligi su ifadelerle
nakleder:
"Iznik'te, Ibrahim Pasa'nin sarayina kondular.
Etraftan gelip timar isteyene timar dahi
verdiler. Hüküm ve hükümet ettiler."
Sultan Murad, bütün gücü ile Istanbul'u kusatip
feth etmek üzere iken, kardesi Küçük Mustafa'nin
faaliyetleri üzerine, bazi tedbirler alarak
kusatmayi kaldirmak zorunda kalir. Çünkü
kardesinin hareketleri, memleketi ikiye bölmeye
yönelikti. Bu ise daha tehlikeli bir durum arz
ediyordu. Onun için derhal Gelibolu yolu ile
Anadolu'ya geçip Iznik üzerine yürür. Sultan
Murad'in bu yolculugu devam ederken Sehzade
Mustafa'nin, Iznik'te kalmasini tehlikeli bulan
Germiyan ve Turgutlu kuvvetlerinin komutanlari,
onu buradan uzaklastirmaya çalisirlar. Onu
tehlikeden korumak için Karaman, Germiyan veya
Istanbul'a götürmek istedilerse de daha önce
Sultan Murad'dan beylerbeyilik beratini almis
olan Sarabdar Ilyas, çesitli bahaneler ileri
sürerek buna mani olur.
Sultan Murad'in ordusu, yola çikisinin dokuzuncu
günü gece geç saatlerde Iznik'e gelir. Henüz
uyku mahmurlugunu atamamis ve Mustafa'ya bagli
olan askerlerin saskin bakislari arasinda,
sabahin erken saatlerinde açilan kapilardan
Iznik'e girilir. O anda hamamda bulunan Küçük
Mustafa, Mihaloglu tarafindan yakalanmak üzere
iken Mustafa'nin beylerbeyi olan Taceddinoglu
Mahmud Bey, efendisine bir at bulup onu kaçirmak
ister. Fakat bunda muvaffak olamaz. Ama
Mihaloglu'nu durdurup onunla vurusmaya baslar.
Taceddinoglu ile Mihaloglu arasinda baslayan bu
vurusma sonunda, her seyi idaresi altinda
bulunduran ulu hakimin (Allah) ecel hükmü,
Mihaloglu'nun sehadet beratini kanla yazip
hakkini teslim eyleyecektir. Nitekim, attan
düsürülen Mihaloglu ölümcül bir yara alir.
Bundan bir kaç gün sonra da vefat eder.
Mihaloglu'nu atindan düsürüp ölümüne sebep olan
Taceddinoglu Mahmud Bey, daha sonra saklandigi
yerde yakalanip Mihaloglu'nun adamlarina teslim
edilecek ve onlar tarafindan öldürülecektir.
Sultan Murad'in, Iznik'i kusattigi ve
Taceddinoglu ile Mihaloglu'nun vurustugu sirada
firsat kollayan Sarabdar Ilyas, Mustafa
Çelebi'yi yakalayip Murad'in, sehrin önünde
bulunan Mirahor basisina teslim eder.
Âsikpasazâde bu olayi da söyle verir:
"Bunlar bunda cenkte iken Sarabdar Ilyas,
Mustafa'yi tuttu kucagina aldi. At üzerinde
Mustafa "Hey lala, beni niçin tutarsin?" Hain
Ilyas "Kardesine ileteyin" der. Mustafa "Beni
kardesime iletme kim kardesim bana kiyar." der.
Sarabdar Ilyas sakin oldu. Aldi gitti
Hüdavendigar'a karsi iletti." Mustafa, padisahin
emri ile Iznik disinda bir incir agacinin
dibinde bogdurularak cesedi Bursa'ya gönderildi.
Sehzade Mustafa, Bursa'da babasinin türbesine
defn edildi.
Görüldügü gibi Küçük Sehzade Mustafa Çelebi
hadisesi, amcasininkinden daha kisa ve daha
kolay bir sekilde halledilmis oldu. Ikinci Murad,
Istanbul muhasarasini kaldirmakla, kardesinin
fazla taraftar toplamadan hakkindan gelip
kendisine birakilmis olan Osmanli tahtini
emniyete almak istiyordu. Onun, vakit kayb
etmeden isyani ortadan kaldirmaya tesebbüs
etmesi, memleketin ikiye bölünmesini ve beyhude
yere kardes kaninin akitilmasini önlemis oldu.
Böylece, Bizans'in bu son oyunu da
basarisizlikla son bulmus, ama olan aldatilmis
bulunan zavalli Küçük Sehzade Mustafa'ya olmustu.
Bizans'tan menfaat temin eden ve küçük
sehzadenin öldürülmesine sebep olan Sarabdar
Ilyas ise yaptiklari için:
"Suretâ ben günahkâr oldum. Illa bu ikisi
vilayette olsa zarar-i âmmdir. Ve biri dahi bu
kim, ben efendim ogluna yaramaz is etmedim. Bu
dünyanin murdarina bulasmadan sehid ettirdim. Ve
hem cemi-i âlem rahat oldu. Ve hem bizden önden
gelenler bu kanunu koymuslar" diyerek yaptigi
fenaligi tevile çalismistir.
Sultan Murad, Sehzade Küçük Mustafa'nin
gailesini bertaraf etmekle birükte benzer bir
tehlikenin daha mevcud oldugunun farkinda idi.
Bir daha kardes kaninin akitilmamasi ve ülkenin,
Bizans gibi entrikaci bir devlet ile, varligini
Osmanlilar'in zayiflamasina baglayan Karaman
gibi bir beyligin oyuncagi haline gelmemesi için
henüz ortaya çikmadan bu tehlike ve fitnenin
ortadan kaldirilmasi gerekiyordu. Bunun için
Sultan Murad, tarihi henüz kesin olmayan bir
zamanda, Tokat kalesinde tuttugu Mahmud ve Yusuf
adlarindaki iki kardesinin gözlerine mil
çektirip onlari kör ettikten sonra anneleriyle
birlikte Bursa'ya getirir. Idareleri için de
kendilerine yüksek seviyeden maas baglatir.
CANDAROGLU ISFENDIYAR BEY ILE OLAN MÜCADELE ve
IDARÎ DÜZENLEME
Karamanogullari'ndan sonra Anadolu
Beylikleri'nin en kuvvetlilerinden plan
Candarogullari, Karamanlilar gibi Osmanlilar'in
en zor ve sikintili anlarindan faydalanmaya
çalisan beyliklerden biri idi. Nitekim
Candaroglu Isfendiyar Bey, Sultan Ikinci
Murad'in amcasi Mustafa ve küçük kardesi Mustafa
Çelebi'lerie mesgul oldugu ani firsat bilerek
ondan yararlanmaya çalisarak Tosya, Çankiri ve
Kalecik'i geri almisti. Halbuki buralar, daha
önce Çelebi Sultan Mehmed zamanindaki gayretler
sonucunda elde edilmis olup Osmanli himayesinde
kalmak sartiyle Isfendiyar'in oglu Kasim Bey'e
verilmisti. Isfendiyar Bey'in geri aldigi bu
yerler, Osmanlilarin taraftan olan oglu Kasim'a
ait yerlerdi. Isfendiyar Bey, bu topraklan
almakla da yetinmeyip Tarakli Borlu denilen
Safranbolu'yu alip Bolu'ya dogru uzanmisti. Bu
arada Kasim Bey de Iznik hareketi esnasinda
kaçip Sultan Murad'in yanina gelmisti. Sultan
Murad, Küçük Sehzade Mustafa Çelebi olayini
halledince Isfendiyar'a karsi kuvvet gönderdi.
Kasim Bey de Osmanli kuvvetleri ile birlikte
bulunuyordu. Osmanli ordusu Bolu'ya geldigi
zaman Isfendiyar Bey'in ordusundaki Kasim Bey
taraftarlari, efendilerinin bulundugu Osmanli
ordusunun saflarina katilirlar. Böylece
Isfendiyar Bey, büsbütün sarsilir. Bununla
beraber savasi kabul etmekten baska çaresi de
kalmamisti. Bu sebeple Bolu ile Gerede arasinda
yapilan savasta maglub olup bozguna ugrar.
Muharebenin karisikligi arasinda kendi
Kapicibasisi Yahsi Bey tarafindan basina vurulan
bir "bozdogan"la kulagi sagir olur. Zorlukla
Sinop kalesine siginan Isfendiyar Bey artik
sagirdi.
Candaroglu'nu takib eden Osmanli kuvvetleri,
Kastamonu ile Bakir Küresini zapt ederler.
Isfendiyar Bey, küçük oglu Murad Bey
baskanliginda bir heyet vasitasiyle baris
istemek zorunda kalir. O, bu barisi saglamak
üzere Osmanli devlet adamlarina da ayri ayri
mektuplar yazarak tavassutlarini ister. Bu arada
torununun (Ibrahim Bey'in kizi) padisah
tarafindan nikahlanmasini da teklif eder. Sultan
Murad'in adamlari, barisilmasi için
hükümdarlarina ricada bulunurlar. Bunun üzerine
Sultan Murad, sulh yapmayi kabul etti.
Bu antlasma geregince Kasim Bey'e yerleri tekrar
geri verilecek, Osmanlilarin aldiklari Kastamonu
ile Bakir Küresi Isfendiyar Bey'e iade
edilecekti. Fakat Isfendiyar Bey, Bakir Küresi
hâsilatindan büyük bir kismini
Osmanli Devleti'ne verecek ve gerektigi zaman da
Osmanli ordusuna asker gönderecekti (827 H./1423
M.).
Sultan Murad, bundan sonra bazi idarî
tasarruflarda bulunup ondan sonra Edirne'ye
dönmeye karar vermisti. Hükümdar ilân edildigi
zaman henüz on sekiz yaslarinda bulunuyordu.
Karsisinda da tehlikeli ve kuvvetli bir rakip
olarak amcasi Mustafa vardi. Hükümdarliginin ilk
senesi ümidsiz denecek kadar korkunçtu. Bununla
beraber etrafinda ve kendisine sâdikane bir
sekilde bagli olan Bâyezid, Ibrahim, Haci Ivaz
Pasalarla Mihaloglu Mehmed Bey ve Kara Timurtas
Pasa'nin vezirlik rütbesine kadar çikartilmis
olan ogullan Ali, Umur ve Oruç Bey'ler
bulunuyordu.
Daha önce de görüldügü gibi Bâyezid Pasa,
Mustafa Çelebi hadisesinde Rumeli Beylerbeyi
oldugu için onun üzerine gönderilmis, sonunda
Düzme Mustafa tarafindan katl edilmisti.
Sultan Murad, küçük sehzade Mustafa Çelebi
olayini halledince vezirleri ile maiyetindeki
bazi mühim sahsiyetler arasinda mevcut rekabet
ve geçimsizliklerin farkina varir. Devlet
merkezinde fazla nüfuz sahibi kimselerin
varligini kendi kudret ve hâkimiyeti için bir
engel telakki etmis olmali ki, bunlarin bir
kismini yeni vazifelerle merkezden uzaklastirma
ihtiyacini duyar. Sultan Murad, Rumeli'ye
dönmeden önce bu isi halletmeliydi. Bunun için
Kara Timurtas Pasa'nin ogullarindan Umur Bey'i
Kütahya'ya, Ali Bey'i Saruhan (Manisa) sancak
beyligine gönderir. Oruç Bey'i de Anadolu
Beylerbeyi yapar. Padisah, kendi lalasi olan
Yörgüç Pasa'yi da Rumiye-i sugra valisi olarak
Amasya'ya gönderir. Evrenoszâdeler ile Pasa
Yigit oglu Turahan Bey ve Gümlü oglu gibi Rumeli
beylerinin harp zamaninda padisahin maiyetinde
birlesmeleri hariç baska zamanlarda Rumelideki
vazife yerlerinde bulunuyorlardi. Onun için
Rumeli beylerini ilgilendiren bir tedbire lüzum
yoktu. Böylece divanda sadece Ibrahim Pasa ile
Haci Ivaz Pasa kalmislardi.
Bu defa da iki vezir arasinda nüfuz rekabeti bas
göstermisti. Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa,
devletin kurulusu ile birlikte hizmete giren
Çandarli hanedanindan olup babasi Hayreddin ve
biraderi Ali Pasa'lar da bu vazifede
bulunmuslardi. Ibrahim Pasa, Çelebi Sultan
Mehmed'e olan sadakati ve tehlikeli zamanlardaki
hizmeti ile taninmis olup Çelebi Mehmed
zamaninda kadiaskerlik ve ikinci vezirlikte
bulunmustu. Bâyezid Pasa'dan sonra birinci vezir
olmustu.
Haci Ivaz Pasa da Çelebi Mehmed'in bütün
savaslarina istirak etmis, Karamanog'lu'nun
Bursa'yi muhasarasi sirasinda burayi müdafaa ve
muhafazada sebat göstermisti. Mustafa Çelebi
hadisesinde aldigi tedbirler ve yazdigi
mektuplarla Mustafa Çelebi kuvvetlerinin
dagilmasina sebep olmustu. Bu bakimdan büyük
hizmetleri olan degerli bir sahsiyetti. Çelebi
Mehmed zamaninda hürmet görmüs, Yesil Camiin
plânlarini tertip ederek disardan memlekete
sanatkârlar getirtmisti.
îste bu iki degerli vezir arasindaki rekabet,
Haci Ivaz Pasa'nin sahneden çekilmesine sebep
olmustu. Haci Ivaz Pasa'nin kul (yeniçeri) ile
gizli münasebetlerde bulundugu, padisaha suikast
yapacagi ve divana silahla geldigi Sultan
Murad'a haber verilir. Bir gün divanda Padisah,
Haci Ivaz Pasa'nin gögsüne eliyle dokunarak
içinde zirh bulundugunu anlayip sebebini sorunca
Haci Ivaz Pasa buna cevap veremez. Bu durum,
söylenenlerin dogru olabilecegini hatirlattigi
için gözlerine mil çekilmek suretiyle Bursa'da
ikamete mecbur edilir. Bu olayin hangi tarihte
oldugu kesin olmadigi gibi, hadisenin bir at
gezintisi sirasinda cereyan ettigine dair
rivayetler de bulunmaktadir. Bu hadiseden sonra
Ibrahim Pasa rakipsiz kalmis ve padisahin
kendisine tam anlamiyla güvenmesinden dolayi
tamamen müstakil imis gibi is görmüstür. Haci
Ivaz Pasa ise hicretin 831 (1428) yilinda
Bursa'da vefat etmistir. Cenazesi Pinarbasi'nda
Kuzgunluk mevkiine defn edilmistir.
Bu idarî düzenlemeden sonra padisah, Gelibolu
üzerinden yeniden Rumeli'ye geçip Edirne'ye
gelir. Sultan Murad, saltanatinin buhranli geçen
ilk yillarini geride birakip devlet islerini
idarî ve siyasî bir düzene kavusturduktan, ülke
ve halkin problemlerine çözüm yollari bulduktan
sonra biraz rahat bir nefes almaya baslar. Çünkü
artik içerde taht kavgasina yeltenip ülkeyi
bölünme noktasina getirecek kimse kalmamisti.
Disariya göre ise Sultan Murad'in gücü,
kendisinden çekinilir bir kuvvete ulasmisti. Bu
bakimdan artik evlenip rahat bir nefes
alabilirdi. Zira Isfendiyar Bey'in, bizzat
padisaha vermeyi teklif ettigi torunu Hatice
Alime Hanim'la evlenme zamani gelmisti. Bu
sebeple padisah, gelini almak üzere Isfendiyar
Bey'in sarayina Çasnigirbasi Elvan Bey, Tavasi
Serafeddin Pasa ile Reyhan Pasa; kadinlardan
Halil Pasa'nin dul esi ve padisahin Sah Ana diye
hitab ettigi Germiyanoglu Yakub Bey'in hanimi
ile daha birçok erkek ve kadini külliyetli
miktarda mal ve esya ile gönderir. Bunlar
"mihr-i muaccel"i takdim edip gelini
getireceklerdi. Kastamonu'da sölenler
tertipleyen Isfendiyar Bey de gelenleri
rütbelerine göre agirlayip bir nice ikramda
bulunur. Orada akd edilen dügün merasiminden
sonra Isfendiyar Bey, torununu Halil Pasa ile
Germiyanoglu Yakub Bey'in hanimlarina teslim
ederek büyük bir merasimle ugurlar. Hicretin 828
(1424) yilinda gerçeklesen bu dügünün, Sultan
Murad bakimindan Edirne'de mi yoksa Bursa'da mi
yapildigi kesin olarak tesbit edilebilmis
degildir. Zira kaynaklardan bir kismi bunun
Edirne'de, bir kismi da Bursa'da olduguna dair
bilgi vermektedir. Bazi kaynaklar ise Sultan
Murad'in bulundugu yeri zikr etmezler.
Uzunçarsili, Sultan Murad'in nikahladigi kizin
adinin Hatice Sultan oldugunu hicrî, 906 (M.
1500) tarihli bir vakfiyesi bulundugundan,
kabrinin Bursa'da Kükürtlü Kaplicasi'nin
yakinindaki Hatice Sultan Türbesi denilen büyük
bir türbede oldugunu, orada daha baska
kabirlerin de bulundugunu, ne türbe kapisinda ne
de diger kabirlerde bir kitabenin bulundugunu
nakleder.
Sultan Murad, evlendigi yil içinde kiz
kardeslerinden üçünün de dügünlerini yaptirir.
Hemsirelerinden Sultan Hatun'u Isfendiyar Bey'in
oglu Kasim Bey'e, Ayse Hatun'u bilahare Varna
muharebesinde sehid düsecek olan Karaca Bey'e,
Ayse Hatun'u da Çandarlizâde Ibrahim Pasa'nin
oglu Mahmud Bey'e nikahlamisti. Bu dügünler
vesilesiyle büyük ziyafetler veriliyor, fakir ve
yoksullar doyuruluyor, dügüne istirak eden
herkese ihsanlarda bulunuluyordu.
RUMELI'DE ISTIKRARIN saglanmasi
Candaroglu Isfendiyar Bey üzerine yapilan
harekâti firsat bilen Eflâk voyvodasi Drakul,
Silistre'yi geçip Osmanli topraklarina taarruz
etmisti. Sultan Murad'in emri ile bu taarruza
karsilik olmak üzere Firuz Bey de Eflâk'a
siddetli bir akin yapmisti. Bu akinda Firuz Bey,
Drakul'u maglub etti. Maglub olan Drakul iki
senelik haraca karsilik bir miktar para ve bazi
hediyeler verecegini taahhüd etti. Bu
maglubiyetle Drakul, barisa zorlanmisti. Sultan
Murad'in Anadolu'dan Edirne'ye gelmesi üzerine
Drakul iki oglu ile birlikte bizzat Edirne'ye
gelmis ve bagliligini arz edip iki yillik
vergisini de takdim etmisti. Bunun üzerine
yaptiklarina göz yumulan Drakul, yerinde kalmak
üzere ülkesine gönderildi. Ama iki oglundan biri
(veya ikisi) de rehin olarak Osmanli sarayinda
alikonmustu. 1424 yilinda gerçeklesen bu barisla
bölge nisbeten rahat ve huzura kavusmus
oluyordu.
Bölgede istikrarin saglanmasina tesir eden
âmillerden biri de süphesiz ki Bizans'la varilan
antlasmadir. Gerek Düzme Mustafa, gerekse Küçük
Mustafa olaylarini çikarip Sultan Murad'i ve
ülkesini bir hayli yoran, kardes kaninin
akitilmasina sebep olan Bizans, artik yapacak
bir sey bulamadigi için Osmanlilar'la iyi
geçinmek ihtiyacini hissetmisti. Zira aksi
takdirde kendi ülkesi ve imparatorluklari
tamamen elden gidebilirdi.
Bu dönemde, Bizans Imparatoru Manuel, henüz
hayatta ise de çok yasli oldugundan sekiz dokuz
seneden beri bütün isleri saltanat ortagi olan
oglu VIII. Ioannis görüyordu. Ioannis, daha kötü
bir duruma düsmemek için Sultan Murad'a
müracaatla baris yapmak istedigini bildirir.
Bunun için elçi olarak Lukas Notaras, Melahrinos
ve Bizans tarihçisi Françes'i Sultan Murad'a
gönderir. Yapilan anlasma geregince Bizans, her
sene Osmanli hazinesine üçyüz bin akça veya otuz
bin duka altini vermeyi kabul ettigi gibi,
Misivri ve Terkos mintikalari hariç olmak üzere,
daha önce Bizanslilara geçmis olan Karadeniz
sahilindeki bütün yerler ile Selanik havalisinde
bulunan Situnion ve Ustruma (Karasu) taraflarina
ilaveten, Osmanlilar'in Zeytin dedikleri Izdin'i
de terk ediyordu (28 Subat 1424).
Yine 1424 senesinde Sirp despotu Istefan (Etyen)
Lazareviç, Edirne'ye gelip eski dostluk
antlasmasini yeniledi. Onunla birlikte bir Türk
heyeti Alman Imparatorlugu'na seçilmis olan
Macar Krali Sigismond'u tebrike ve iki yillik
bir mütareke müzakeresinde bulunmak için
gönderildi. Buna göre Osmanli heyeti, hem
Sigismond'un imparatorlugunu tebrik edecek, hem
de iki yillik bir mütareke imzalayacakti.
Osmanli hükümdari bu heyetle birlikte kiymetli
hediyeler de göndermisti. Sigismond tarafindan
kabul edilen Osmanli heyeti ile iki yillik bir
baris antlasmasi imzalanir. Bu akitten sonra
Sigismond, Osmanli padisahina ayni sekilde
hediyeler gönderir.
Rumeli'de istikrarin saglanmasina sebep olan
anlasmalar yapildiktan ve bölge harpsiz bir
döneme girdikten sonra artik Anadolu'daki
pürüzlerin ortadan kaldirilmasina sira
geliyordu.
Çelebi Sultan Mehmed'in vefati ve iki Mustafa
Çelebi'nin isyanlari zamaninda, daha önce
Osmanli sarayinda rehin bulunan Mentese Beyi
Ilyas Bey'in iki oglu Leys ile Ahmed kaçarak
memleketlerine gelmis ve hükümdarlik yapmaya
baslamislardi. Rumeli'deki durumu düzene sokan
Sultan Murad, Mentese tarafina gelerek bu iki
kardesi elde edip Tokat kalesine gönderdikten
sonra beyligi tamamen ilhak etmisti. Hicrî 829
(M. 1425) tarihinden itibaren bu beylik artik
tarihe karismisti.
IZMIROGLU CÜNEYD BEY'IN AKIBETI
Kaynaklarda Izmiroglu, Aydinoglu, bazan da Kara
Cüneyd diye adlandirilan bu beyin babasi olan
Ibrahim, Yildirim Bâyezid tarafindan Izmir'e
subasi olarak tayin edilmisti. Ankara savasi
sonrasinda çikan kardes kavgalari esnasinda
Cüneyd Bey, önce Isa Çelebi'ye yardim etmis,
arkasindan da Süleyman Çelebi ile birleserek
onun tarafindan Ohri sancak beyligine
getirilmisti. Kardesler arasindaki mücadeleden
istifadeyi düsünen Cüneyd Bey'in bu dönemdeki
faaliyetlerinden ilgili bölümlerde bahsedilmis
ve hakkinda bilgi verilmisti.
Daha önce de temas edildigi gibi Cüneyd, Mustafa
Çelebi (Düzme Mustafa) kuvvetleri ile Ulubat
suyu kenarina kadar gelmisti. Burada, Sultan
Murad tarafindan tatmin edilip Aydin beyligine
döner. Bundan sonra bütün gayretiyle eski
Aydinogullan topraklarini tamamen elde etmeye
çalisir. Böylece Anadolu birligini yeniden bozma
faaliyetlerine ön ayak olur. Osmanlilara olan
bagliligi red edip Osmanli idarecileri ile
ugrasmaya baslar. Bunun üzerine Sultan Murad,
onu yola getirmek maksadiyla yeni Aydin ili beyi
Yahsi Bey ile Anadolu Beylerbeyi Oruç Bey'i
vazifelendirir. Ancak bu beyler Cüneyd'e karsi
bir basari elde edemezler. Bu son muvaffakiyet
üzerine Aydin Bey'i olarak harekete geçen Cüneyd,
Anadolu beylerini ve Bizans'i Osmanlilar'in
aleyhine tahrike baslar. O, bununla da
yetinmeyerek Venedik ile de ticarî ve siyasî
münasebetlere girisir. Bununla beraber Sultan
Murad'in Anadolu Beylerbeyligine tayin ettigi
Hamza Bey, bu meseleyi ciddi bir sekilde ele
alarak Halil idaresinde gönderdigi kuvvetler,
Cüneyd'i Akhisar civarinda maglub edip onu
sigindigi Ipsili kalesinde kusatirlar. Cüneyd,
Karamanoglu Ibrahim Bey'in yardimlarini saglamak
maksadiyla gizlice onun yanina gidip bir miktar
Karaman askeri ile döndüyse de, bilahare bu
yardimci kuvvetlerin kaçmasi sonunda Sisam
adasinin karsisinda bulunan Ipsili kalesinde
oglu Bâyezid ile birlikte tutunmaya çalisir. Bu
arada Bizans Imparatoru VIII. Ioannis ve Venedik
ile temasa geçerek yeni bir saltanat müddeisini
Selanik'e geçirip Rumeli'nde isyan çikarmayi
tasarlar. Fakat Murad Bey, Cenevizliler'den
kiralanan gemiler ile onu deniz tarafindan da
sIkIstirdigmdan vaziyeti gittikçe kötülesmeye ve
artik müdafaada bulunamayacak bir duruma gelir.
Bunun üzerine Hamza Bey'e teslim olmak zorunda
kalan Cüneyd, kanina girdigi insanlara karsilik
1425 yilinda öldürülür. Çanakkale hapishanesinde
bulunan oglu Kurt Hasan ile kardesi Hamza Bey de
ortadan kaldirilarak soyuna son verilir.
KARAMANOGLU MEHMED BEY'IN ANTALYA'YI
KUSATMASI VE OGLU IBRAHIM BEY'IN OSMANLI
HIMAYESINE GIRMESI
Ankara Muharebesi'nden sonra Timur tarafindan
yeniden kurulan Karaman Beyligi'nin basina
Alaeddin Ali Bey'in oglu Mehmed Bey tayin
edilmis, kardesi Bengi Ali Bey de Mehmed Bey'in
hâkimiyeti altinda olmak sartiyla Nigde ve
havalisine getirilmisti. Mehmed Bey,
Osmanlilar'dan çekindigi için bir ara Memlûk
sultaninin himayesini kabul etmisti. Fakat
Memlûk Devleti'ne ait bazi yerlere el uzattigi
için o devletle de arasi açilmisti. Gerçekten de
Tarsus kusatmasi yüzünden Memlûklularla arasi
açilan Karamanoglu Mehmed Bey, önce Nigde'ye
hâkim bulunan kardesi Bengi Ali Bey, sonra da
Dulkadiroglu Nasirüddin Mehmed Bey'le giristigi
mücadeleyi kayb etmis ve Dulkadirliler
tarafindan esir alinarak Kahire'ye gönderilmisti.
Memlûk Sultani Melik Müeyyed Seyh, gerek
Bursa'da, gerekse Tarsus ve Kayseri'de giristigi
taskin hareketlerinden dolayi Karamanoglu Mehmed
Bey'i azarlayip hapse attirmisti. Onun yerine de
Karaman hükümdari olmak isteyen Nigde hâkimi
Bengi Ali Bey'i destekleyerek onun
hükümranligini tanimisti. Böylece Bengi Ali Bey,
Karaman hükümdari olmustu. Fakat Memlûk sultani
Melik Müeyyed'in ölümünden biraz sonra
hükümdarligi elde eden Seyfeddin Tatar, Mehmed
Bey'i serbest birakarak memleketine gönderir.
Bengi Ali Bey, Mehmed Bey'in idareyi tekrar ele
geçirmesi üzerine yeniden Nigde'ye çekilir.
Bilindigi gibi Ankara Muharebesi'nden sonra
Antalya ve Korkuteli ile civari, Timur
tarafindan Hamidoglu Osman Bey'e verilmisti.
Osman Bey, Antalya'yi Osmanlilar'dan alamamis
ise de Korkuteli taraflarinda hüküm sürüyor ve
Antalya'yi da elde etmek için çare ariyordu.
Gerek Çelebi Sultan Mehmed'in ölümü, gerekse
Mustafa Çelebiler isyanin, meydana getirdigi
karisikliklardan istifade etmek isteyen
Hamidoglu Osman Bey, Antalya'yi zapt etmek
istemis, fakat bu ise tek basina gücünün
yetmeyecegini anlayinca Karamanoglu ile birlikte
hareket etmeye karar vermisti.
O dönemde, Osmanlilarin Antalya Sancak beyi olan
Firuz Bey oglu Hamza Bey, bu birlesmeye mani
olmak ve dolayisiyla sancagini kurtarmak için
henüz iki kuvvet birlesmeden önce Korkuteli'nde
bulunan Osman Bey'in kuvvetlerine baskin yapmis,
Hamidoglu da bu müsademe esnasinda öldürülmüstü.
Bu olaydan sonra Karamanoglu Mehmed Bey, Antalya
önüne gelip kaleyi karadan kusatmisti. Bu sirada
kaleden atilan bir gülle, Karamanoglu'na isabet
ederek ölümüne sebep olmustu. Böylece Antalya,
hem muhasara hem de isgalden kurtulmustu.
Karaman ordusunda bulunan Mehmed Bey'in büyük
oglu Ibrahim Bey, babasinin cenazesini alarak
Karaman ordusuyla birlikte dönmüs ve Mehmed
Bey'in cenazesini Larende'ye (Karaman) defn
etmisti (27 Safer 826/9 Subat 1423).
Mehmed Bey'in ölümü üzerine yaninda bulunan
ogullarindan Ali Bey, aralarindaki saltanat
rekabeti yüzünden askerin Ibrahim Bey'i
istedigini görünce kaçip Antalya kalesine
siginir. Ibrahim Bey ve diger kardesi Isa Bey
ise babalarinin cenazesini alip memleketlerine
dönerler. Fakat Mehmed Bey'in kardesi Bengi Ali
Bey, kardesinin öldügünü ögrenince Konya'ya
gelip hükümdarligini ilân etmisti. Bunun üzerine
Ibrahim ve Isa Beyler, babalarinin cenazesini
defn ettikten sonra Osmanlilar'a siginmak
zorunda kalmislardi.
Bu arada Antalya sancak beyi olan Hamza Bey de
Karamanoglu Mehmed'in ölümünü ve Antalya'nin
kurtuldugunu, kendisine iltica etmis olan Mehmed
Bey'in oglu Ali Bey'le Sultan Murad'a arz
etmisti.
Ibrahim Bey, amcasi Bengi Ali Bey'in yerine
hükümdar olmak üzere Sultan Murad'in yardimini
istemisti. Sultan Murad, eskiden beri aralarinda
bulunan akrabaligi kuvvetlendirmek için Ibrahim
Bey'le kardesleri Ali ve Isa'ya birer kiz
kardeslerini vererek onlari kendine baglamaya
çalisir. Osmanli siyasetine uygun düsen bu
davranisla Sultan Murad, aradaki eski
düsmanliklari ortadan kaldirmayi hedefliyordu.
Bu düsmanligi tamamen yok etmek için onlarin her
birine Rumeli'nde birer sancak da vermisti. Bu
arada Ibrahim Bey'e kuvvet verip onun Konya ve
Larende üzerine yürümesini saglayan Sultan
Murad'in bu kuvveti sayesinde Ibrahim Bey,
amcasini kaçirip Konya'da Karaman Beyligi'ne
hâkim oldu. Fakat bunun karsiliginda da daha
önce Osmanlilara ait olup Timur tarafindan
Karamanogullari'na verilmis olan bazi yerleri (Hamideli
Beysehir) eski sahiplerine yani Osmanlilar'a
terk etmeye razi oldu (1424).
Sultan Ikinci Murad, gerek Rumeli, gerekse
Anadolu'da kismen baris, kismen de mücadelelerle
sagladigi sükûnetin devam etmesi için daha bazi
islerin yapilmasi gerektigine inaniyordu.
Nitekim Amasya, Tokat ve Canik havalisindeki
yerlerde bir takim küçük Türkmen aile ve
asiretleri vardi. Bunlar, gerek bulunduklari
kalelerinin sarp olusu, gerekse devletin baska
bölgelerde mesgul olmasindan istifade ile zaman
zaman çevrelerini vurup eskiyalik ediyorlardi.
Halk, bu yüzden bir hayli sIkInti çekiyordu.
Hatta Solakzâde'nin ifadesine göre, insanlar
bunlarin yüzünden evlerinden çikamaz hâle
gelmislerdi. Bunlarin normal bir hale gelmesi ve
geregi gibi idareleri devleti bir hayli mesgul
ediyordu. Bu yerli Türkmen ailelerinden bir
kismi, Ankara muharebesinden sonra Çelebi Sultan
Mehmed tarafindan ortadan kaldirilmis ise de
büyük bir grubu faaliyetlerine devam ediyordu.
Sultan ikinci Murad, lalasi Yörgüç Pasa'nin
faaliyetleri sonucunda bunlarin büyük bir
kismini ortadan kaldirmaya muvaffak olmustur.
GERMIYANLI MÜLKÜNÜN OSMANLI'YA VASIYETI
Daha önce, Yildirim Bâyezid tarafindan zapt
edilmis bulunan Germiyan Beyligi, Ankara
Muharebesi'nden sonra yeniden dirilttirilen
diger Anadolu beylikleri gibi o da tekrar
bagimsizligina kavusmustu. Germiyanoglu Ikinci
Yakub Bey de ülkesine yeniden sahip olmustu.
Yakub Bey, "Fetret Dönemi" diye bilinen
sehzadelerin mücadeleleri esnasinda Çelebi
Sultan Mehmed tarafini tutmustu. Bir ara
Karamanoglu'nun tecavüzüne maruz kaldiysa da
Çelebi Sultan Mehmed'in, Karamanoglu'nu yenmesi
üzerine Yakub Bey, Osmanlilar'in himayesinde
devletini idare etmisti.
Kiz kardesinin oglu olan Çelebi Sultan Mehmed'in
ölümü üzerine Yakub Bey, Osmanlilar'daki
saltanat degisikliginden istifadeye yeltendi. Bu
yüzden Sultan Ikinci Murad'in kardesi ve
Hamideli Sancakbeyi Mustafa Çelebi'ye meyl
ederek Karamanoglu ile birlikte Mustafa'ya
kuvvet verip yardim eder. Bununla beraber Sultan
Murad, Yakub Bey aleyhinde hiç bir harekette
bulunmuyordu. O da son anlarina kadar beyligini
muhafaza etmisti. Hatta Osmanli hükümdari, "Sah
Ana" diye hitab ettigi Yakub Bey'in esini,
Candaroglu Isfendiyar Bey'in torununu alacagi
zaman gelini getirmeye göndermisti.
Erkek evladi bulunmayan Yakub Bey, kiz
kardesinin torunu olan Murad'i gün geçtikçe
sevmeye baslar. Bu sevgi, erkek evladinin
olmayisi ve Osmanlilar'in ileride büyük bir
devlet haline gelecegini sezmesi üzerine onun,
ülkesini Osmanlilar'a vasiyet etmesine sebep
oldu.
Bu sebepledir ki, ilerlemis yasina ragmen
Edirne'de bulunan padisahi ziyaret etmek ister.
Bu gaye ile yola çikan Yakub Bey, Bursa'ya
gelir. Oradan Çanakkale Bogazi'na kadar giderek
Gelibolu'da Rumeli yakasina ayak basar. Ikinci
Murad, Yakub Bey'i karsilamak için Meriç ve
Ergene üzerinde insa ettirmekte oldugu köprü
sahasina kadar gelir. Bu vesile ile Sirbistan
siniri valisi Ishak Bey'in idaresinde orada
yaptirmakta oldugu köprünün insaat durumunu
görme imkânini da elde eder. Yüz yetmis kemer
üzerine kurulan ve hâlen Uzunköprü ilçesine
adini vermis bulunan bu köprü, yapilis
tarzindaki özellikten dolayi Ikinci Murad'in
sultanlik çaginda kurulmus binalar arasinda ilk
plânda yer alir.
Yakub Bey, geçtigi bütün yollarda oldugu gibi
Edirne'de de hürmet ve itibar görür. Padisah,
onu yasinin büyüklügüne ve mevkiine lâyik bir
hürmetle karsilar. Yakub Bey, Edirne'de misafir
bulundugu siralarda büyük senlikler yapilir.
Devrin en büyük hekim ve sairlerinden olan Seyhî,
mihmandar sifati ile onun maiyetine verilir.
Seyhî, gezmelerinde ona refakat etmeye ve
arzularinin en küçügüne kadar bütün isteklerinin
yerine getirilmesine memur edilmisti.
Bu söhretli misafir, gördügü misafirperverlikten
dolayi minnettar olarak ülkesine döner. Sultan
Murad'in, emrine verdigi askere karsi o kadar
cömertçe davranir ki, Gelibolu'ya ulastigi
sirada parasi tükenir. O zaman padisaha bir
mektup yazarak durum ve ihtiyacini bildirir.
Sultan Murad, Germiyan Beyi'nin mektubunu
okudugu zaman:
"Cenab-i Hak, Germiyan Beyi'ni bize öyle bir
kardes olmak üzere göndermis ki, kendi
gelirinden baska bizimkileri de yiyor." diyerek
derhal onun sanina lâyik olacak sekilde bir
miktar para gönderir.
Ikinci Murad'i ziyaret ettigi sirada seksenini
bulmus olan Yakub Bey, ilk karsilasmada Sultan
Murad'in elini öpmek istediyse de padisah elini
vermez. Karsilikli öpüsüp musafaha ederler.
Yakub Bey, ziyaretinin sebebini anlatarak içten
gelen arzusunu sifahî (agizdan) arz ile
ölümünden sonra memleketini padisaha vasiyet
eyler. O, ülkesini kizkardeslerinin çocuklarina
birakmak istemiyordu.
Edirne'de bir ay kadar kalan Yakub Bey,
Kütahya'ya dönüsünden bir sene sonra 832
Rebiülahir (1429 Ocak)'ta vefat ederek
Kütahya'da yaptirmis oldugu imâret mescidi
mihrabinin arkasina defnedilir. Yaninda zevcesi
Pasa Kerime Hanim da vardir. Yakub Bey,
hastalandigi sirada yazdirip Ikinci Murad'a
gönderdigi vasiyetnâmesinde ülkesini Osmanlilara
vasiyet eyleyip terk ettigini tekrarlamisti.
Böylece Yakub Bey'in vasiyeti üzerine beyligi,
Osmanli idaresine girmisti. Buranin sancak
beyligine de Kara Timurtas Pasa'nin torunu ve
Umur Bey'in oglu Osman Bey tayin edilmistir.
Aradaki fasilalar hariç olmak üzere takriben
otuz sene kadar Germiyan hükümdari olan Yakub
Bey, çok cömert bir insandi. Bilginleri seven
bir kimse olarak Yakub Bey, sarayinda pek çok
sair, edip, bilgin ve tabibin bulunmasini
saglamistir. Edirne'de kendisine mihmandar
olarak tayin edilen Seyhu's-Suara Seyhî Sinan da
bizzat kendi himayesinde yetisen ve sonradan
Osmanlilar'in hizmetine giren bir kimse idi.
O, ilim ve fikir adamlarini himaye hususunda
babasinin izini takib etmisti. Türkçe'nin
gelismesine hizmet etmis, meshur ilk Türkçe
imâret vakfiyesini güzel bir yazi ile hak
ettirerek imâretin duvarina koydurmustu.
Çok cömert, eli açik, ihsani bol bir kimse olan
Yakub Bey, Bursa'ya geldigi zaman Osman, Orhan,
Yildirim Bâyezid ve Çelebi Sultan Mehmed'in
türbelerini ziyaret eder. Bu esnada henüz
hayatta bulunan Emir Sultan'i da ziyaret ederek
elini öper.
SIRBISTAN VE GÜVERCINLIK KALESI MESELESI
Sirbistan, Birinci Kosova muharebesinden beri
Osmanlilar'in nüfuzu altinda idi. Ankara
muharebesinden sonra Sirbistan himayeden
çikmamakla beraber kendi lehine bazi tavizler
elde etmisti. Kosova muharebesinde öldürülen
Lazar'in yerine Stefan Lazareviç (1389-1427)
Sirp despotluguna getirildi. Stefan Lazareviç,
Temmuz 1427 senesinde evlad birakmadan ölünce
onun yerine kiz kardesinin oglu Jorj Brankoviç,
Sirp despotu oldu. Osmanli tarihlerinde Vilk (babasinin
adi Vulk) oglu diye bahs edilen Jorj
Brankoviç'in Sirp despotu olur olmaz bazi
kalelerini Macarlara terk etmesi, Osmanlilar ile
Sirp ve Macarlar arasinda bazi çatismalarin
çikmasina sebep oldu. Bu adam, selefi ve Osmanli
dostu olan Lazareviç'in gütmekte oldugu siyaseti
terk ederek gerektiginde Osmanlilar'a karsi
kendini müdafaa etmek ve Türk taarruzlarini
kuzeye yani Macaristan'a geçirmemek için hem
Alman Imparatoru hem de Macaristan Krali olan
Sigismond'a kendi topraklarindan bazi mühim
yerleri vermisti. Bu yerlerden birisi de
Sirplarin merkezi olan Semendire ile Orsova
arasinda ve Tuna nehri kenarindaki Golumbaç (Kolombaç)
idi. Osmanlilar buraya "Güvercinlik" diyorlardi.
Halbuki eski despot Stefan Lazareviç, ölmeden
önce burayi on iki bin duka altin borcuna
karsilik "boyar" yani beylerinden birisine rehin
olarak vermisti. Belgrad'i isgal eden Sigismond,
parayi ödemeden Kolombaç'i da almak isteyince,
boyar kaleyi Osmanlilar'a terk etti
Sigismond'un, Macaristan'a açilan yollar
üzerinde önemli ve stratejik bir mevkide bulunan
Güvercinligi zorla almak istemesi üzerine Sultan
Murad, kalenin müdafaasina kosar. Macadar bir
basari elde edemedikleri gibi Sigismond da ölüm
tehlikesi geçirerek bir fedaisi sayesinde zor
kurtulmustu. Sigismond, muvaffak olamayinca
Osmanlilarla anlasmak zorunda kalir ve
Güvercinlik'in Osmanlilar'a geçmesini kabul
eder.
Belgrad'in Macarlara verilmesi üzerine hükümet
merkezini daha önce Semendir'e nakl etmis olan
Jorj Brankoviç, Sigismond'un basarisiz oldugunu
görünce ondan ümidini keserek Osmanlilar'la
anlasmaya çalisir. Varilan anlasmaya göre o, her
sene Osmanli hazinesine elli bin duka altin
vermeyi, Macarlarla münasebetlerini kesmeyi ve
padisah istedigi zaman Osmanli ordusuna asker
göndermeyi kabul eder.
Sultan Murad, Edirne'ye döndügü zaman
hükümdarlara nâmeler göndererek yeni fetihlerini
bildirir. Güvercinlik ve Krusevaç gibi kalelerin
ele geçirilmesiyle Osmanli sinirlari,
Sirbistan'in kuzeyinde yeni gelismeler kayd
etmisti. Güvercinlik, Macaristan'a açilan yollar
üzerinde oldugu gibi bilhassa Sirbistan'in
müdafaa ve elde tutulmasina yarayacak bir mevki
isgal ediyordu. Onun içindir ki, zaptindan on
alti yil sonra Segedin muahedesi yapilirken
Güvercinlik üzerinde bir hayli durulacaktir.
Macaristan bakimindan çok önemli bir üs olarak
kabul edildigi için burasi, her firsatta
Macarlar tarafindan gözetlenecektir. Hatta Fatih
Sultan Mehmed, 1473 senesinde Uzun Hasan'a karsi
sefere giderken Macar elçisi Padisahin ve
dolayisiyla Osmanlilarin bu müskül durumundan
yararlanarak Güvercinlik'in terkini veya
kalesinin yikilmasini isteyecektir.
SELÂNIK VE YANYA'NIN FETHI
Birinci Murad zamaninda kusatilip alinamayan,
fakat hicrî 791 (M. 1394) yilinda Yildirim
Bâyezid tarafindan zapt edilen Selânik, Ankara
Muharebesi'nden sonra Bizans Imparatoru ile
uyusmak isteyen Emir Süleyman tarafindan
Bizanslilara terk edilmisti. Selânik sehrinin,
Osmanlilar tarafindan ilk defa olarak fethi ve
bilahare tekrar Rumlarin eline geçisine dair
bilgiler, Yildirim Bâyezid dönemi hadiseleri
arasinda zikr edilmisti.
Osmanlilar'in saltanat degisikligi ve buna bagli
olarak çikan taht kavgalari fitnesi ortadan
kalkip tehlikeli durumlarinin düzelmesinden
sonra sira daha önce ellerine geçmis olan
Selânik'in yeniden elde edilmesine gelmisti.
Bunun için Sultan Murad, Evrenoszâdelerle
Turahan Bey komutasindaki ordusuyla Selânik'i
muhasara ettirmisti. Bu sirada Manuel'in oglu
Andronikos, Selânik valiliginde bulunuyordu.
Muhasara yüzünden sikintiya düsen halk,
Andronikos'un muvafakati olsun olmasin,
kendilerine yiyecek vermek ve sehri mamur hale
getirmek sartiyla Venediklilere satmaya karar
verir. Venedikliler, kendilerine sadik kalmak
sartiyle Selânikliler'in tekliflerini kabul ile
elli bin duka altin karsiliginda Selânik'i satin
alirlar. Böylece Selânik halki, para
karsiliginda kendilerini yabanci bir millete
satarken, Venedikliler de kan yerine
keselerinden para dökerek Ege kiyilarinin en
mühim sehirlerinden birine sahip olurlar. Bu
esnada zaten hasta olan Andronikos da
Venedikliler'ce Mora'ya gönderir (H. 826 / M.
1423).
Sultan II. Murad, Selânik'in Venedikliler'in
eline geçmesini istememisti. Fakat o sirada daha
pürüzlü ve önemli isler oldugundan ses
çikarmamis ve uygun bir zaman gözetlemeyi uygun
görmüstü. Sultan Murad, 1426 yilinda Ayasolug'a
giderek orada bulundugu sirada Midilli, Sakiz ve
Rodos ile eski antlasmalari yeniledigi zaman
Venediklilerin Selânik'i almalarindan dolayi
bunlarla olan muahedeyi yenilemeyerek Venedik
elçisini geri çevirmisti.
Padisah, buradaki islermi yoluna koyduktan sonra
Edirne'ye döner. Venedikliler yeni bir heyet
göndererek muahedeleri yenilemek istedilerse de
padisah: "Selânik, babamdan kalma mülkümdür.
Büyük babam Bâyezid bazusunun kuvvetiyle
burasini Rumlardan aldi, eger oranin idaresi
Rumlarin elinde bulunsaydi, bunlara haksizlik
ettigimi belki iddia edebilirlerdi. Siz ise
Italya'dan gelen Latinlersiniz. Buralara
sokulmaniza sebep ne? Ya arzunuzla oradan
.çekiliniz, ya da hemen gelirim" cevabini verir.
Böylece elçiler bir is göremeden geriye
dönerler. Osmanlilar'in bu sekildeki kesin
tutumu üzerine Venedikliler, ilk günlerden
itibaren isi diplomatik yollarla ve gürültüsüz
atlatmaya çalisirlar. Sultan Murad'a defalarca
elçi gönderirler ama bu çabalarin hiç birisi
Sultan Murad'i bu oldu bitti karsisinda
yumusatamaz. Bu arada Venedikliler, sehrin zapti
kadar garip ve tuhaf olan bir muameleye bas
vurarak bizzat Bizanslilarin tavassutunu temin
ederler. Padisah, imparatorun bu tavassutunu çok
garip bulmustu. Ioannis'in göndermis oldugu
Nikola de Gona ve Frangopulos adlarindaki
elçilerine, sayet Selânik imparatora ait olsaydi
orayi hiç bir zaman zapt etmek istemeyecegini,
fakat Venediklilerin, imparatorun arazisi ile
kendi topraklan arasina yerlesmesine de müsaade
edemeyecegini söyleyerek anlari da geri
gönderir.
Bu müzakereler esnasinda sefer hazirliklarini da
ihmal etmeyen Sultan Murad, 1430 senesi
Subatinin ortalarinda Edirne'den Serez'e gelir.
Burada Anadolu Beylerbeyi olan Hamza Bey
komutasindaki Anadolu kuvvetleri ile Sinan Bey
komutasindaki Rumeli kuvvetlerini bir araya
getirir. Kendisi Serez'de kalarak Hamza Bey'i
ileriye gönderir. Bütün kusatma hazirliklari
yapildiktan sonra Venedik valisinden sehrin
teslimini ister. Fakat Venedik valisi bunu red
eder. Bunun üzerine Hamza Bey sehri topla
dövmeye baslar. Selânikliler, Venedikliler'den
donanma ve yardim istedilerse de bu yardim
gerçeklesmedi. Muhasara karargahina gelen Sultan
Murad, sehrin bir an önce düsmesini istiyordu.
Venedikliler Rumlara itimad edemediklerinden
kendi askerlerini Rumlarin arasina dagitmislardi.
Bu sekilde sehir müdafaa edilirken Rumlarin
gevsekligini ve icabinda karsi tarafla
anlasmalarini önlemeyi düsünüyorlardi.
Umumi hücumla alindigi takdirde sehrin zarar ve
tahribata ugrayacagini hesaplayan Hamza Bey, hem
buna mani olmak, hem de fazla zahmet çekilmeden
fethi mümkün kilmak için surlardan içeriye
adamlar soktu. Sayet Venedikliler, Rumlardan
gelebilecek bir hainligin önünü almak üzere
önceden gerekli tedbirleri almamis olsalardi
belki de Hamza Bey'in adamlari gayelerine
ulasacaklardi. Buna meydan vermemek düsüncesi
ile Venedikliler, her Rum askerinin yanina
degisik memleketlerden ücretle topladiklari
adamlardan kurulu yagmaci (Butineur) denilen
askerden birini koymuslardi. Ayrica Hamza'nin
oklarinin ucuna mektuplar sararak Rumlari sehir
kapilarini açmaya tesvik etmesi, buna karsilik
kendilerine hürriyet ve himaye vaad etmesi de
bir sonuç vermedi. Çünkü Venediklilerin çok siki
tedbirler almalari üzerine sehre sokulan
adamlarla içeriye firlatilan mektuplarin, Rumlar
üzerindeki tesirleri önlenmisti.
26 Subat gecesi meydana gelen depremde halk
büyük bir heyecan yasadi. Fakat Venediklilerin
çabasi sonucunda bu korku ve heyecan giderilerek
müdafaa daha bir güç kazandi. Rumlar,
Venediklilere mecburen itaat ediyorlardi. Hamza
Bey'in tekliflerini kabul etmeyen Venedikliler'e
karsi padisah, hücuma karar verir. Bu, sehrin
zapt edildigi zaman, âdet oldugu üzere yagmaya
ugramasi demekti. Hükümdar böyle bir karar almak
zorunda kalmisti. Çünkü daha önceki bütün baris
ve teslim çagrilari cevapsiz kalmisti.
28 Subat'i 1 Mart'a baglayan gece, Selânik halki
arasinda genel hücumun ertesi gün yapilacagi
söylentileri dolasmaya baslar. Bunun üzerine
halk, kalabalik topluluklar halinde kiliselerde
toplanmaya basladi. En fazla kalabalik ise Aziz
Dimitrios'un tabutu bulunan ve içinde devamli
olarak "kutsal yag" akan kilisede toplanmisti. O
gün aksama dogru, Osmanlilar'in, limandaki üç
Venedik kadirgasini yakmasi, Venedikliler
arasinda büyük bir korkunun meydana gelmesine
sebep oldu. Bu yüzden bütün askerlerini kaleden
çekip gemilere bindirdiler. Venediklilerin,
sehrin savunmasindan ayrilmalari, Rumlari
büsbütün perisan etmisti. Bu yüzden onlardan da
bulunduklari mevzileri terk edenler oldu. Ertesi
gün safakla baslayan genel hücum sonunda Osmanli
askeri sehre girmeye basladi. Bu esnada Selânik
halkindan bazilari, gruplar halinde Venedik
kadirgalarina binmek istedilerse de bunlar,
Venedikliler tarafindan gemilere alinmazlar.
Selânik sehrini para karsiligi alan
Venedikliler, sadece sehrin ticaretini
düsünüyorlardi. Zira Selânik, Ege Denizi'nde
ticarî mevkii parlak bir sehirdi. Fakat orada
barinamayacaklarini anladiklari zaman dindaslari
olan Rumlari, Müslüman olan Osmanlilar'a terk
etmekten çekinmemislerdi.
Öyle anlasiliyor ki sehrin umumî bir hücumla
alinacagi söylentileri bosu bosuna çikarilmis
bir iddia degildi. Zira Mart ayinin ikinci günü
sato tarafindan yapilan siddetli bir hücum ve
merdivenlerle üzerlerine çikilan surlarin isgali
sonunda, kale kapilarinin açilmasi ile sehir
zapt edildi (27 Receb 833/2 Mart 1430).
Selânik'in düsmesi, Avrupa ve bilhassa
Venedik'te büyük üzüntülere sebep olmustu.
Selânik zapt edilince Sultan Murad, Vardar
Yenicesi ile diger sehirlerden Türk aileler
getirterek buraya iskân ettirir. Bu politikasi
ile o, sehrin Müslüman Türk hüviyeti kazanmasina
çalisiyordu. O, sadece iskân ile yetinmiyerek
buraya yerlestirilenler için bazi imkânlar da
sagliyordu. Bu sebeple Aya Dimitri (Sen
Dimitrios) kilisesi hariç olmak üzere diger
bütün kiliseleri camiye tahvil ettirir.
Hammer'in ifadesine göre bazi kiliseleri de
yiktirip onlarin malzemesinden sehrin ortasinda
bir Türk hamami yaptirir.
Böylece Müslümanlarin rahat ibadet etmeleri ve
diger sosyal tesislerden istifade etmelerini
saglamisti.
Osmanli kaynaklan, Selânik'in kirk günlük bir
kusatma sonunda zapt edildigini yazarlarsa da
yabanci kaynaklarda buranin daha kisa bir sürede
zaptedildigi bildirilmektedir. Subat ortalarinda
baslayan kusatma, 2 Mart'ta sona erdigine göre
bu sürenin çok daha az oldugu anlasilmaktadir.
Selânik muhasarasi devam ederken, Amiral Andrea
Moceniko komutasindaki Venedik donanmasi,
Gelibolu'yu zapt etmek için ugrastiysa da bunda
basarili olamadigi gibi gemi bakimindan da
zayiata ugradi. Zira henüz emekleme durumunda
bulunmasina ragmen Osmanli donanmasi, onlarin
basarili olmasina ve Gelibolu'yu ele
geçirmelerine engel olmustu.
Amiral Moceniko'nun yerine geçen Silvestr
Morisini Selânik'in intikamini almak için 1431
yilinda Çanakkale bogazinin Anadolu yakasindaki
istihkamlara ani bir baskinda bulunarak ele
geçirdigi muhafizlari öldürmüs, surlarini da
tahrib etmisti. Bundan sonra Sultan Murad ile
Venedikliler arasinda Gelibolu'da bir muahede
imzalanir. Bu muahede ile Selânik'in
Osmanlilar'a terk edildigi belgelendirilip kabul
ediliyordu. Dukas'in ifadesine göre
Venedikliler, Egriboz adasinin Osmanlilar
tarafindan zapt edilmesinden korktuklari için
böyle bir baris teklifinde bulunmuslardi.
Selânik'in zaptindan takriben bir buçuk sene
sonra 13 Safer 835 (9 Ekim 1431)'de Yanya
Osmanli topraklarina katildi. Yildirim Bâyezid
zamanindan beri Yunanistan'in Epir bölgesinde
Latin kökenli despotlar vardi. Osmanlilarin
yüksek hâkimiyeti altinda bulunan ve merkezi
Yanya olan Epir despotu Karlotoçi (Carlo Tocco)
ölünce ogullari arasinda hâkimiyet mücadelesi
bas göstermisti. Bunlardan Memnon adindaki ogul,
Osmanlilar'dan yardim ister. Bunun üzerine
Sultan Murad, Karaca Pasa komutasinda gönderdigi
kuvvetler ile Memnon'a yardim edip onu arzusuna
kavusturur. Bununla beraber yerli Ruro halki,
ogullar arasinda meydana gelen bu mücadele ile
Latinlerden memnun degildir. Bu yüzden aradan
fazla bir zaman geçmeden Yanya halkinin ileri
gelenlerinin meydana getirdigi bir heyet, o
siralarda Selânik civarinda bulunan Sultan
Murad'i ziyaret eder. Heyet, halkin hürriyetine,
örf, âdet ve ibadetlerine dokunmayacagina dair
Sultan Murad'dan bir ferman aldiktan sonra
sehrin anahtarlarini kendisine teslim eder.
Sultan Murad, Yanya'yi teslim almak için Karaca
Pasa'yi görevlendirir. Karaca Pasa'nin sehri
teslim almasindan sonra buraya da Türkler iskân
edilir.
Yanya'nin baris (sulh) yolu ile alinmasi ve
özellikle halkin istegiyle Osmanli idaresinin
kabul edilmesi, Osmanli idare ve adaletinin,
Balkan halklari üzerinde nasil iyi bir tesir
meydana getirdiginin göstergesidir. Kendi
dindaslari olan Latinlerin zulüm ve
çekismesinden bikan halk, adalet ve hak
sinasliklarina güvendikleri Osmanliya baglanmayi
tercih etmisti.
BALKANLAR'DAKI YENI OLAYLAR
Macarlar, eskiden beri Balkanlar'daki
milletlerin Osmanlilar'a karsi tavir koymalarini
istiyor ve kendilerini bölge halklarinin bir
çesit hâmisi kabul ediyorlardi. Bu yüzden, Eflâk
ve Sirbistan'in Osmanlilar'la olan
baglantilarini kesmekte kakarli görünüyorlardi.
Durumun nezaketini bilen Osmanli devlet adamlari
da buna karsi tedbir almakta gecikmiyorlardi.
Onun için de zaman zaman çatismalar meydana
geliyordu. Bu çatisma ve anlasmazliklara
ilaveten bölgede iç karisikliklarda sürüp
gidiyordu. Devamli karisikliklara sebep olan
bölgedeki olaylari Eflâk ve Sirbistan hadiseleri
olmak üzere iki kisma ayirmak mümkündür.
EFLÂK HÂDISELERI
Eflâk'in söhretli voyvodasi Mirça'nin ölümünden
sonra bölge, senelerce sürecek olan iç
karisikliklara sahne olacaktir. Bu mücadeleler
esnasinda voyvodalarin bazilari Macarlar,
bazilari da Osmanlilar'dan yardim göreceklerdir.
Eflâk'taki iç mücadele Mirça'nin kardesinin
çocuklari olan Dan'lilar ve Mirça'nin oglu Vlad
Drakula'nin torunlari olan Drakul'lular arasinda
cereyan ediyordu. Bu mücadeleler sebebiyle
voyvodalar makamlarini yeterince saglama
alamadiklari gibi bu dönem Eflâk kaynaklari da
kifayetsiz olduklari için voyvodalarin saltanat
tarihlerinde karisikliklar bulunmaktadir.
Mirça'nin ölümünden sonra kardesinin oglu Dan,
Eflâk voyvodasi olmustu. Fakat bu voyvoda,
Bogdan prensinin yardimini alan Vlad Drakul
tarafindan öldürülür. Dan'in oglu Osmanlilar'dan
yardim istedigi için kendisine yardim edildiyse
de bunda iyi bir basari saglanamadi. Bu yüzden
bu da babasi gibi Vlad tarafindan
öldürülür(1431). Vlad, bu cesareti, Macarlarin
ve bilhassa Sigismond'un kendisini himaye
etmesinden aliyordu. Dukas ve Hammer'in
ifadelerine göre Eflâk Beyi (voyvodasi) Vlad, ya
insafsiz ve zâlimliginden veya Sigismond'un
kendisine verdigi Dragon nisanindan dolayi
Drakul (Eflâl dilinde hilekâr, Seytan) lakabi
ile aniliyordu. Vlad, bütün bu himayelere ragmen
Sigismond'un kendisini Türklerin elinden
kurtaramayacagini düsünerek rakiplerine galip
gelmekle birlikte Osmanlilar'a da sokularak
görünüste onlara olan bagliligini göstermek
istiyordu. Filhakika Vlad Drakul, Osmanli
hükümdarinin, Karaman seferine hareket edecegi
esnada bizzat Bursa'ya kadar gelerek bagliligini
arz ve Sultan Murad'in Macaristan'a yapacagi
seferlerde kendisine her türlü kolayligi
gösterecegini vaad ettigi gibi böyle bir seferde
Osmanli ordusuna klavuzluk edecegini de taahhud
eder. Bu arz-i ubûdiyetten memnun olan Sultan
Murad, onu tekrar ülkesine gönderir.
Büyük bir idarî ve diplomatik tecrübeye sahip
olan Osmanli devlet erkâni, Vlad'in iki
yüzlülügünü çok iyi biliyordu. Bu sebeple onun
Macarlarla olan münasebetlerini bozmak için ayni
sene (1432), yanina asker vererek onu
Transilvanya'ya akin yapmaya memur eder. Bu
sekilde, Vlad Drakul vasitasiyle Macarlara büyük
bir darbe indiren Sultan Murad, bilahare
Macarlarla dostlugu yenilemek ister. Zira Sultan
Murad, Macaristan ile dostça münasebetlerin
faydali olacagini düsünür. Bu sebeple
Imparatorun bulundugu Bâl sehrine tantanali bir
elçilik heyeti gönderir. Sigismond, heyeti Bas
kilisede ve bütün hükümdarlik alametleri
üzerinde bulundugu halde kabul eder. Bu elçilik
erkânindan on iki kisi ilerleyerek Imparatora
altin sikkelerle dolu on iki altin kupa, bir
takimi sirma islemeli, bir takimi da kiymetli
taslarla süslü ipekli elbiseler sunar. Böylece
mütareke yenilendikten sonra Sigismond, Sultan
Murad'in elçilerini gayet sahane bir surette
taltifederek birçok hediyelerle Padisahlarina
gönderir (Kasim 1433).
SIRBISTAN HÂDISELERI
Eflâk voyvodasi Vlad Drakul gibi Sirp despotu
Jorj Brankoviç te Macarlara dayanip onlardan
yararlanmak istiyordu. Zaten Macarlar da Sirp
despotunu Osmanlilar aleyhine tesvikten geri
kalmiyorlardi. Sirbistan'in iki önemli sehrinden
Belgrad'in Macarlar, Güvercinlik'in de
Osmanlilar elinde bulunmasindan dolayi her iki
devletin Sirbistan üzerindeki dikkatleri daha
fazla hassasiyet kazanmisti. Sirp despotunun
Osmanli Devleti'ne sadik görünmesine ragmen el
altindan da Osmanlilar'in aleyhindeki bazi
hareketleri, Üsküp Sancak Beyi Ishak Bey
tarafindan haber alinip merkeze bildirildiginden,
onun komutasindaki bir ordu ile Sirbistan
içlerine dogru bir akin yapilir. Bu akinla, Sirp
despotunun Macarlarla olan alâkasini kesmek ve
Osmanlilar'a olan bagliligini güçlendirme
hedeflenmisti.
Ishak Bey komutasindaki Osmanli ordusunun
Sirbistan ortalarina kadar bir akin yapmasi,
Sirp despotu Brankoviç'i telaslandirir. Bu
yüzden Macarlarla olan münasebetlerini kesmeyi
ve kizi Marya (Mara)'yi Osmanli hükümdarina
zevce olarak vermeyi kabul ederek barisi
saglayabildi. Sarica Pasa, Osmanlilara olan
baglilik yeminini ettirmek ve padisahin
nisanlisini getirmek üzere Jorj Brankoviç'in
sarayina gider. Bununla beraber yine ayni sene
(1433) içinde, Evrenoszâde Ali Bey'in
Macaristan'a yaptigi bir akinda basarili
olamamasi, Brankoviç'i yeniden Macarlarla
münasebetlerini gelistirmeye yöneltir. Hatta
kizini padisaha nisanlamis olmasina ragmen onun
henüz küçük oldugunu ileri sürerek dügünün
yapilmasini da tehir eder.
Iki yüzlü harekette Eflâk voyvodasindan da usta
davranan Jorj Brankoviç, Macar Krali Sigismond
ile birlikte Karamanoglu Ibrahim Bey'le gizlice
anlasarak onu, Osmanlilar aleyhine kiskirtmaya
ve bir takim faaliyetlerde bulunmaya sevkeder.
Bundan cesaret alan Ibrahim Bey, Osmanli
ülkesine saldiracak ve bazi yerleri ele
geçirecektir. Fakat ileride de bahs edilecegi
gibi Sultan Murad, Karamanoglu Ibrahim Bey'in
hakkindan geldikten sonra tekrar Rumeliye
dönecektir. Durumun kendi aleyhindeki vehametini
görmekte gecikmeyen Brankoviç, padisahin
hiddetini teskin ile dikkatini baska seyler
üzerine çekebilmek için kizi Mara'yi aldirmasi
istirhaminda bulunacaktir. Sultan Murad,
pasalarini toplayip kendileri ile bu durumu
görüsünce pasalar "almak gerek sultanim"
demislerdi. Bunun üzerine sultan da "tedarik
neyse edin" diyerek Kizlaragasi Reyhan Aga ve
Oruç Bey ile Sirp sinirlari üzerinde toplanmis
olan askerin komutani Ishak Bey'in esini gelini
almak üzere bir heyetle Üsküp'e, oradan da
Semendire'ye gönderir. Âsikpasazâde hadiseyi su
ifadelerle nakl eder:
"Bir kaç günlük yol kalinca Vilk oglu, kâfir
beylerinin hatunlarini karsi gönderdi. Acayip
konukluklar eyledi. Gayet iyi tazimle
Semendire'ye getirdiler. Onda dahi nihayetsiz
konukluklar etti. Çeyizinin hesabini yazmislar.
Defterini Özbek Aga'ya verdiler. Vilk oglu demis
ki: "Ben çeyizi kizima vermedim, Hünkâra verdim,
dilerse bu câriyesine versin, dilerse gayri
câriyesine versin". Elhasil kizi Edirne'ye
getirdiler. hünkâr kendine dügün etmedi. "Bir
sipahi kâfirin kizina ne dügün gerek" dedi. Ve
her ne kim Vilk oglu dedi, onu Hünkâr'a dediler.
Hünkâr eder "Benim câriyelerime verecegim yok
mudur ki onun kizinin çeyizini vereyin." dedi.
Hiç nesne kabul etmedi. Geri çeyizini ol kiza
verdi. Bir sehl zaman durdu, Bursa'ya gönderdi.
Isfendiyar kizi dahi Bursa'da idi, onu Edirne'ye
getirdi."
Jorj Brankoviç, mutad merasimle, kizini Osmanli
sarayina götürmek üzere gelen heyete teslim
eder. Edirne'ye gelen Mara oradan da Bursa'ya
gönderilir.
Sultan Murad, kizi Mara'yi Edirne'ye göndermis
olan Jorj Brankoviç'e pek güvenemiyordu. Bu
sebeple Sirp despotu ile Eflâk voyvodasinin
Macarlar'la arasini iyice açarak kendisine
baglanmalarini saglamak için Macaristan
harekâtina katilmalarini emr eder. Padisahin
emri geregince Jorj Brankoviç ve Vlad Drakul
1438'deki Macaristan akinina katilirlar. Her iki
hükümdarin Evrenoszâde Ali Bey komutasindaki
akinci kuvvetlerine iltihaklarini müteakip
Demirkapi üzerinden Tuna nehri âsilir. Birbuçuk
ay kadar süren akinlar esnasinda,
Transilvanya'da bazi sehirler zapt ve kaleler de
tahrib edilir. Bu akinlar esnasinda birçok
ganimet elde edilir.
Sultan Murad, 1438 kisinda Brankoviç'in kizi
Mara ile evlendi. Bununla beraber Sirbistan
hududundaki Türk kuvvetlerinin komutani olan
Ishak Bey'den aldigi raporlar, kayinpederine
itimad edilemeyecegini gösteren delillerle dolu
idi. Sultan Murad, müstereken icra edilen
Transilvanya akinina ragmen Macarlarla
aralarinin açilmadigini görünce, Sirbistan
problemine kesin bir çözüm getirme kararma varir.
Buna göre Karamanoglu'nu tahrik edenlerden
birisi daha bütünüyle ortadan kalkacakti.
Sultan Murad, Brankoviç'in, Semendire'nin
anahtarlari ile birlikte Edirne'ye gelmesini emr
eder. Brankoviç, itaat edecek yerde, büyük oglu
Greguar'i Semendire'nin tahkim ve müdafaasina
memur eder. Kendisi de diger oglu Lazar'i yanina
alarak Sigismond'a halef olan Albert'e siginir.
Sultan Murad, Brankoviç gibi Eflâk Voyvodasini
da davet etmisti.
Voyvoda Drakul, Jorj Brankoviç'i taklid
etmeyerek padisahin dâvetine icabet eder. Vlad
Drakul, ordugâha gelince yakalanarak Edirne'ye
gönderilir. Edirne'den de Gelibolu'ya yollanarak
haps edildiyse de iki oglunu rehin olarak
birakmayi kabul ettiginden hapiste uzun süre
tutulmayarak serbest birakildi. Vlad Drakul
ülkesine dönerek yine eski makamina geçer.
Sultan Murad, Sirbistan isini kesin bir sonuca
baglamak için Semendire üzerine kuvvet sevk
eder. Brankoviç'in oglu tarafindan müdafaa
edilen Semendire, üç ay müddetle kusatilir. Bu
esnada, Sirbistan islerini çok iyi bilen Ishak
Bey, hacdan dönünce kusatmanin siddeti artirilir.
Bu siddetli kusatmaya tahammül edemeyen
Semendire, 1439 yilinda teslim olur.
Asikpasazâde, sehrin fethinden hemen sonra onun
Müslüman Türk sehri haline getirilmesi için kadi
tayin edildigini, Cuma namazinin kilindigini ve
hisarina asker kondugunu yazar. Sehri müdafaa
edenlerle birlikte esir düsen Greguar, daha önce
rehine olarak Edirne'ye gönderilmis bulunan
kardesi Stefan ile birlikte Tokat'a yollanarak
hapsedilir.
Semendire muhasarasi devam ederken bir Macar
ordusu sehrin imdadina geldiyse de Ishak Bey ile
Timurtas Pasaoglu Osman Çelebi tarafindan maglub
edildikten baska Macaristan'a da akinlar
düzenlendi. Osmanlilar bu sefer esnasinda pek
çok esir ve ganimet aldilar. Seferde bizzat
bulunmus olan tarihçi Âsikpasazâde, "esirlerin
sayisinin çok fazla oldugunu, kendisinin bile
bes esir satin aldigini, esirlerin fazlaligi
sebebiyle fiyatlarinin düstügünü, hatta bir
askerin, güzel bir cariyeyi bir çift çizme ile
mübadele (degistirdigini) ettigini" yazar.
Sultan Murad, bu sefer esnasinda, eteklerinde
kuruldugu dagin madenlerinin çoklugundan dolayi
"Sehirler anasi" diye adlandirilan Novaberda'yi
bizzat kendisi yeniden feth ederek ele geçirdi
(1439). Böylece Sirbistan'in diger sehir ve
yerleri de zapt edilmis oluyordu. Novaberda,
daha önce zapt edilmis ise de fetret döneminde
tekrar Sirplara iade edilmisti. Maden ocaklari
ile meshur olan Novaberda, asirlarca Osmanli
ordusunun mermi ihtiyacini kullanmada hizmet
görmüstü.
Sirbistan'a karsi yapilan hareket, Bosna Krali
Tvartko'yu korkuttugundan, Osmanli hazinesine
daha önce vermekte oldugu yirmi bin duka altini
yirmi bes bine çikarmisti.
BELGRAD'lN MUHASARASI
Tarihî kronoloji itibari ile Karaman seferinden
sonra olmasina ragmen, olaylarin akisi içinde
Sirbistan hadiseleri ile yakin ilgisinden dolayi
bu muhasaradan bahs edildikten sonra, Karaman
olaylarina temas edilecektir.
Sirbistan'in fethinden sonra Belgrad için de bir
seyler yapmak gerekiyordu. Zira o siralarda
Macar hâkimiyetinde olmakla beraber Belgrad,
gerçekte bir Sirp sehri idi. Filhakika o
tarihlerde Bohemya'da meydana gelen krallik
mücadelesi ile Alman Imparatoru ve Macaristan
Krali Albert'in ölümünden dolayi meydana gelen
çekismeler, Sultan Murad'i düsüncesini
gerçeklestirmeye yöneltmisti. O, bu sehrin
stratejik durumunu çok iyi biliyordu. Bunun için
de "Belgrad, Engürüs vilayetinin kapisidir"
diyerek onun askerî önemini ortaya koyuyordu.
Sultan Murad, Belgrad'i muhasara için önce
Evrenosoglu Ali Bey komutasinda bir ordu
gönderdi. Arkasindan bizzat kendisi de bu
kusatmaya istirak etti. Kusatma hem karadan hem
de nehirden yapiliyordu. Osmanli toplari kaleyi
dövmeye baslayinca ondan büyük bir parçayi yikip
bir gedik açtilar. Osmanli birlikleri buradan
içeri daldilarsa da siddetli bir mukavemetle
karsilastilar. Sehri Zovan adinda Raguza'li bir
rahip müdafaa ediyordu. Evrenosoglu kusatmayi
kaldirmadi. Surun etrafindaki hendek kenarina
kadar büyük bir siper kazdirdi. Bu arada kale
burçlarindan, kendisini rahatsiz edenleri de
kaçirdi. Polonya Krali iken ayni zamanda
Macaristan kralligina da getirilmis olan
Viladislas, Sultan Murad'dan kusatmayi
kaldirmasini rica etmis ise de buna pek aldiris
edilmedi. Bu siralarda Macaristan içlerine dogru
da akinlar devam ediyordu. Fakat alti ay kadar
devam eden Belgrad kusatmasi, zamanin
uzamasindan dolayi kaldmldi.
KARAMAN SEFERI
Murad Bey'in destegi sayesinde idareyi elde edip
is basina gelmis olmasina ragmen,
Karamanlilar'in, Osmanlilar'a karsi takib
ettikleri tarihî ve daimî düsmanlik siyasetine
devam etmekte mahzur görmeyen Ibrahim Bey,
mevkiini ve yerini kuvvetlendirdikten sonra Sirp
despotu ve Macarlar'la ittifak ederek
Osmanlilar'in aleyhindeki faaliyetlerine baslar.
Osmanlilarin, Rumeli'deki sIkIsik durumlarindan
devamli olarak istifade etmeyi adeta bir prensip
haline getiren Karamanlilar, bu sefer de
rollerini Ibrahim Bey vasitasiyle oynuyorlardi.
Evrenoszâde Ali Bey'in, Macaristan'a yaptigi bir
akinda muvaffak olamamasi üzerine,
Balkanlar'daki Hiristiyanlarla is birligine
giren Ibrahim Bey, 1433 senesinde de Sirp ve
Macarlar'la birleserek Osmanlilar'in aleyhinde
bir ittifak kurmustu.
Karsilikli anlasmalar geregince Macarlar ile
Sirp despotunun Tuna'yi geçip Güvercinlik (Kolambac)
kalesine taarruzlari esnasinda Karamanoglu
Ibrahim Bey de Beysehir'den sonra Hamideli'ni
isgal etmeye baslayarak bu sancagin beyi olan
Sarabdar Ilyas'i esir almisti. Rumeli islerinin
kritik bir vaziyet arz etmesinden dolayi
yerinden ayrilamayan Murad Bey, her iki tarafi
da tarassut ediyordu. Bununla beraber
Rumeli'ndeki isler yüzünden Edirne'yi birakip
Karamanoglu'nun üzerine gidemiyordu. Karamanoglu
da bunu bildigi için isgal sahasini gittikçe
genisletmeye çalisiyordu.
Sultan Murad, Sinan Pasa komutasinda bir ordu
sevk ederek Macarlari maglub eder. Maglub olan
Macarlar'dan bir kismi Tuna nehrinde bogulurken
krallari da zor kurtulmustu (1433).
Sultan Murad, Güvercinlik önünde kazanilan bu
zaferden sonra Rumeli'ndeki vaziyetin
düzeldigini görünce vezir Saruca Pasa'yi Edirne
muhafazasinda birakarak Karamanoglu'nun üzerine
yürür. Aksehir, Konya ve Beysehri'ni alan Sultan
Murad, Bozkir'a kadar gidip Karamanoglu'nu takib
eder. Yaninda bulunan Karamanoglu Isa Bey'i de
Karaman hükümdari ilan edip, Ibrahim'i sonuna
kadar takib edecegini açikça ortaya koyar. Buna
karsilik Ibrahim Bey, âlimlerden Mevlânâ Hamza
vâsitasiyle özür dileyerek barisa talib olur.
Padisahi bu konuda ikna etmek için Mevlânâ
Hamza, epey dil döker. Bunun üzerine Sultan
Murad:
"Senin hatirin için günahindan vaz geçelim,
fakat onun bu makama gelmesi bizim yardimimizla
olmustur. Simdi onu azl ederek biraderi Isa
Bey'i Karaman Bey'i yapmayi uygun gördüm"
deyince Mevlânâ Hamza, Padisahin ayaklarina
kapanarak onu düsüncesinden vaz geçirir. Sonunda
is, Osmanlilar'dan aldigi yerleri iad etmekle
tatliya baglanir. Sultan Murad, Sükrüllah'i (Behcetü't-Tevânh
adli eserin müellifi) Karamanoglu'na elçi olarak
gönderir.
Osmanlilar'a karsi giristigi tecavüzden dersini
aldiktan kisa bir müddet sonra
Dulkadirogullan'na ait Kayseri'yi zapt etmesi,
Ibrahim üzerine yeniden kuvvet gönderilmesine
sebep oldu.
Bu son gelismeler karsisinda Macarlar'la ayni
zamanda hareket eden Sultan Murad, Macarlar'in
maglubiyeti üzerine 1437 baharinda tabiî
müttefiki Dulkadirlilarla beraber dogudan ve
batidan Karaman ülkesine taarruz eder. Tokat'tan
yola çikan kuvvetli bir Osmanli ordusu, Maras
Bey'i Dulkadirli Süleyman Bey'le birlikte
Kayseri'yi kusatirken, Murad Bey de Rumeli ve
Anadolu kuvvetleri ile Aksehir'e girer. Böylece
Karamanlilari, isgal ettikleri yerlerden çikarir.
Ibrahim Bey, Ikinci Murad'in kiz kardesi olan
haniminin ricalari üzerine bu sefer de af
edilir.
Daha önce de belirtildigi gibi Sultan Murad,
kizkardeslerinden birini de Karamanoglu Ibrahim
Bey'in kardesi olan Isa Bey ile evlendirmisti.
Isa Bey, Ikinci Murad tarafindan Hamideli
sancakbeyligine getirilmisti. Karaman
Devleti'nin yanibasindaki bir Osmanli sancaginin
basina, Ibrahim Bey'in en büyük rakibinin
getirilmis olmasi onu ürkütmüstü. Bu korku
yüzünden olsa gerek ki, 1437 yili sonlarina
dogru Ibrahim Bey, kardesi Isa Bey ile giristigi
bir vurusmada onu öldürür.
Bu arada, Osmanlilar'in Dulkadirogullari'ni
himaye etmesini bir türlü hazmedemeyen
Memlûklular, Karamanoglu'nun Osmanlilar
karsisinda ezilmesinden dolayi endiseye
kapilirlar. Zira bu, Osmanlilarin tek baslarina
Anadolu'nun hâkimi durumuna gelmeleri, ve
Anadolu'da kendilerine ait olan topraklarin
kaybi demekti. Osmanlilar ile Memlûklular
arasinda Karaman ve Dulkadir gibi tampon
devletlerin bulunmasi, Memlûk Devleti için bir
garanti olarak görülüyordu. Bunlarin, Anadolu'da
Osmanlilari ezip ortadan kaldirmalari imkânsizdi.
Fakat fütuhatçi olan ve dünyanin en müsait
jeopolitik mevkiinde yerlesmis bulunan
Osmanlilarin Memlûklulari ezmesi imkân dahilinde
idi. Bu durumu bilen Memlûk idarecileri,
Osmanlilarla savasmak üzere bizzat sultanlarinin
sefere çikmasini bile düsünmüslerdi. Fakat
Sultan Murad'in Anadolu'da kalmayip Rumeli'ye
geçmek üzere oldugu haberinin gelmesi üzerine
sultan bu tasavvurundan vazgeçer. Bununla
beraber Suriye valisine Anadolu islerine çok
dikkat etmesi emrini verir.
SAHRUH'A KARSI TAKIP EDILEN OSMANLI
SIYASETI
Sultan Murad, dedesi Yildirim Bâyezid zamaninda
oldugu gibi bir anda kendisinin de yeni bir
tehlike ile karsi karsiya geldigini görür. Bütün
bati Hiristiyan dünyasini sevince bogan bu
tehlike, dogudan geliyordu. Venedik gibi bazi
Hiristiyan devletler ise bu tehlikeyi bir silah
gibi kullanarak bazi Osmanli sehirlerini istila
ümidine bile kapilmislardi.
Timur'un çok dindar oldugu söylenen oglu Sahruh
(1404-1447), Anadolu ve Iran'da babasi
tarafindan tesis edilen füli durumu yeniden iade
etmek arzusunda oldugundan Anadolu'daki olaylari
yakindan takib ediyor ve mektuplari ile bazi
durumlari tasvib etmedigini bildiriyordu. Öbür
taraftan, önce Timur'un sonra da Sahruh'un
destegini saglayan Akkoyunlu Bey'i Karayülük
Osman Bey, ona bir mektup göndermisti.
Mektubunda Anadolu beylerinden Karamanoglu
Mehmed Bey, Isfendiyar Bey, Hamidoglu Hüseyin,
Cüneydoglu Hamza ve Dulkadir Bey Süleyman ile
Birlikte Bizans ve Trabzon imparatorlari da
dahil olmak üzere Gürcü meliklerinin de emrine
girmek için kendisini beklediklerini yazmisti.
Timur'un yaptigi tahribati unutmayan Osmanlilar,
içislerinin karisik olmasina ragmen, kudretini
devam ettiren Sahruh'un ölümüne kadar (1447) ona
açiktan açiga cephe almaktan uzak durmuslardi.
Sultan Ikinci Murad, Memlûk ve Karakoyunlular
gibi Timurlulara kafa tutmayi düsünmüyordu. O,
dedesi zamanindaki Timur hadisesinden iyi bir
ders almisa benziyordu.
Sultan Murad, Memlûk Devleti ile de iyi
geçinmeye dikkat ediyordu. Bu devletin, Anadolu
siyasetine karsi kötü bir tavir takinmamaya
itina ediyor, onlarin çogu zaman Osmanlilar'in
tabii olan Karaman ve Dulkadirogullari'nin
islerine müdahale etmelerine ses çikarmiyordu.
Zira o, Balkanlar'in ve Anadolu'nun mutlak
hâkimi olmadan, bu ülkelerdeki tabi devletleri
ortadan kaldirmadan, Timurlular ve Memlûklular
gibi kudretli Müslüman dogu devletleri ile,
sonunun nereye varacagi ve nasil bitecegi belli
olmayan bir mücadeleye girmenin hiç bir faydasi
olmayacagini biliyordu.
Bütün Anadolu topraklari üzerinde metbûluk
iddiasinda bulunan Sahruh, Memlûklularin,
Anadolu siyasetine karsi açik bir sekilde cephe
aliyordu. 1437 yilina kadar Memlûk
yöneticilerinin Osmanlilarla hemen hemen hiçbir
ihtilafi olmadi. Hatta Sahruh, Anadolu'ya
girince bunlar, dört elle Osmanli dostluguna
sarildilar. Karamanoglu Ibrahim Bey de bu yüzden
onlara karsi cephe aldi. Zira bir Osmanli Memlûk
ittifaki demek Karaman Beyligi'nin haritadan
silinmesi demekti.
Sahruh'un, 17 Eylül 1429'da Selmas Meydan
savasinda Karakoyunlularla müttefiklerini
perisan etmesi ile Anadolu ve Suriye yollari
bütün genislikleri ile onun önünde açilmis
bulunuyorlardi. O zamana kadar Sahruh'un
aleyhinde olabilecek herhangi bir faaliyette
bulunmamakla beraber Sultan II. Murad, bu
durumdan endise duyuyordu. Sultan Murad'in bu
endisesinin farkina varan Venedik, bu tehdidi
siyasî bir manevra ile kendi lehine çevirmeye
yeltendi ise de Sultan Murad'dan istedigini elde
edemedi. Sahruh'un, adi geçen savasi kazanmasi,
Misir'da da büyük endiselere sebep olmustu. Buna
karsilik Osmanli Memlûk yakinlasmasi daha bir
perçinlenmis görünüyordu. Sahruh'un Herat'a
dönmesi ile bu iki büyük devlet rahat nefes
aldilar.
Sahruh'un üçüncü Azerbaycan seferine çikmasi
(1435), Osmanlilarca yeni bir tehlikenin isareti
olarak görüldü. Buna karsilik Avrupa'da ise
büyük ümit ve hayaller uyandi. Zira Yildirim
Bâyezid döneminde oldugu gibi, II. Murad'in da
basina bir felâketin gelmesi artik an
meselesiydi. Bu da onlar için Osmanlilar'in
ortadan kalkmasi ve Avrupa'nin, Müslümanlardan
temizlenmesi demekti.
Karakoyunlu hükümdari Iskender Bey, Sahruh'un
oglu Muhammed Cuki Mirza'nin önünden kaçarak
Tokat'a gelip siyasî mülteci olarak Osmanlilar'a
siginir. Ibn Hacer'in ifadesine göre Iskender
Bey, ulak gönderip kisi Tokat'ta geçirmek üzere
II. Murad'dan müsaade ister. Bunun üzerine
Sultan Murad, Amasya valisi olan Yörgüç Pasa'ya
Iskender'in lâyik oldugu sekilde agirlanmasini
emr eder. O, bununla da yetinmeyerek Karakoyunlu
beyine on bin altin ile sirmali elbiseler,
islemeli silahlar, altin egerli atlar, köle ve
câriyeler göndermisti. Yine padisahin buyrugu
üzerine Yörgüç Pasa da Iskender'in askerleri
için lazim olan bin kepenek, iki bin çul ve
torba ile davar vesair hayvan tedarik etmisti.
Bu esnada Sahruh, kalabalik ve muazzam ordusu
ile Azerbaycan'da bulunuyordu. Bu ordunun tehdid
sahalarinin nerelere kadar uzanacagi pek
kestirilemiyordu. Iskender Bey'in Osmanlilar'a
siginmasi, babasi Kara Yusuf Bey'in Yildirim
Bâyezid'e ilticasina benziyordu. II. Murad,
Iskender
Bey'i reddetmeyi hükümdarlik serefi ile
mütenasib görmemekle beraber, Timurlulara bagli
olan ve ikide bir ayaklanan bu Karakoyunlu
hükümdarlarindan da kurtulmak istiyordu. Zira o
dönemin en güçlü ordusuna sahip olan bu Türk
Hakanligi ile sonu nereye varacagi belli olmayan
bir savasa girmek istemiyordu.
Baharin gelmesi, Sultan II. Murad'a bu beyi
topraklarindan uzaklastirma firsatini vermisti.
Çünkü Iskender Bey'in askerleri, baharla
birlikte yöredeki halka saldirmaya, onlarin
çoluk çocuklarini esir etmeye ve mallarini
ellerinden almaya baslamislardi. Bunlara engel
olamayan Yörgüç Pasa, durumu Sultan Murad'a
bildirir. Böyle bir karsiliga cani sikilan
Osmanli Padisahi, Anadolu Beylerbeyi olan
Timurtas Pasa oglu Umur Bey'i, Iskender'in
üzerine gönderir. Ona, ilk önce Iskender'e
memleketi güzellikle terk etmesinin
bildirilmesini, bundan bir netice alinmadigi
takdirde üzerine varilarak zorla hudud disi
edilmesini emr eder. Umur Bey, aldigi emir
üzerine Iskender Bey'e bir mektup yazarak
memleketi terk etmesini ister. Bu mektup üzerine
Iskender, askerlerini alip Osmanli ülkesini terk
eder. Zira artik Osmanli ülkesinde kalmak
tehlikeli bir hal almistir. Buna, 1436 baharinda
Sahruh'un bütün Anadolu devletlerine onu kabul
etmemeleri gerektigine dair gönderdigi mektup da
ilave edilirse artik Iskender Bey için
yapilabilecek bir seyin kalmadigi anlasilir. O
da Tebriz'e gidip Sahruh'a boyun egmeyi uygun
görecektir. Sahruh da isi daha fazla ileri
götürmek istemez. Irkdas ve dindas devletlerle
mecbur kalmadikça harbe girmenin bir mânâsi
yoktu. O da Herat'a döner.
OSMANLI ARNAVUTLUK MÜNASEBETLERI
Osmanlilar, Çelebi Sultan Mehmed döneminde 1415
yilinda Arnavutluk'taki Kruya (Akçahisar)'i
yeniden ellerine geçirmislerdi. Bir yil sonra da
Venedikliler'le çikan anlasmazlik yüzünden Yuvan
Kastriota'ya hücum etmislerdi. 1417'de
Avlonya'yi da zapt eden Osmanlilar, ilk defa
Akdeniz sahillerine çikiyorlardi. Osmanlilar'in,
Arnavutluk faaliyetleri daha sonra da devam
etmisti. Bu seferler sonunda Gergi Araniti ile
Yuvan Kastriota, Osmanli tabiiyetini kabule
mecbur olmuslardi. Bunlardan Yuvan Kastriota,
aralarinda en küçügü Gergi Kastriota olan dört
oglunu rehine olarak Sultan Murad'in yanina
göndermek zorunda kalmisti. Gergi, bir iç oglani
olarak padisahin hizmetinde Osmanli terbiyesi
görerek büyümüs ve Iskender adini almisti.
Arnavutlugun, genellikle güney ve merkez
kisimlarinda yeni bir teskilat kuran Osmanlilar,
kuzeyde özellikle daglik bölgelerdeki kabilelere
dayanan Arnavut beylerini kendilerine tabi birer
senyör olarak yerlerinde birakmislardi. Bu
Arnavut beyleri içinde en kuvvetli olani Ergiri
sancaginin kuzeyindeki bölgeye hâkim olan Yuvan
Kastriota idi. O da diger Arnavut beyleri gibi
muayyen yillik tahsisat sözünü alinca Venedik
tarafina dönmekten ve onlara hizmet etmekten
çekinmeyerek 1428'de Venedik himayesine girer.
Zaman zaman Venediklilere müracaatla oglu
Iskender Bey'in bir Osmanli Beyi sifati ile
Venedik arazisine saldirilan olursa kendisini
bundan sorumlu tutmamalarini da rica ediyordu.
Fakat Selânik'ten sonra Yuvan Ili'ne gelen
Osmanli kuvvetleri, ona tekrar boyun egdirdiler.
Bu arada Arnavutluk'ta köylerin timar olarak
taksimi esnasinda mukavemetler görüldü.
Özellikle Ergiri bölgesinde, buranin eski
Arnavut senyörleri olan Thopia Zenebissi ile
Gergi Araniti tatmin olunmadiklarindan siddetli
bir isyan ve ayaklanmaya bas vurdular. Asilere
karsi hareket eden Evrenos oglu Ali Bey, bir
bogazda pusuya düsürülerek agir kayiplara
ugratildi. Osmanlilar, Venedikliler'in bu isyani
tahrik ettiklerini düsünüyorlardi. Onun için bu
konuda Venedikliler'e ihtarda bulundular.
Durumun nezaket kazanmasi üzerine bizzat sefere
çikan Sultan Murad, Serez'e giderek harekât
sahasina yakin bulunmak istedi. Buradan da
Manastir'a gelerek Rumeli Beylerbeyi Sinan Pasa
ile Uc Beyleri Turhan ve Ishak Beyleri,
yanlarina yeniçeri bölükleri de katarak harekât
sahasina gönderdi. Isyan bastirilarak buradaki
mahsur Türkler, muhakkak bir katliamdan
kurtuldular. Venedik senatosu Osmanlilar'in
ihtari üzerine asilere yardim edilmemesi için
Arnavutluk'taki makamlara emirler göndermisti. O
zaman daglara siginan asi Arnavut senyörleri,
Macar Krali ile iliski kurdular. Kral,
Balkanlar'da Osmanlilara karsi yeni bir müttefik
bulduguna inanarak anlari tesvik etti. Böylece
Osmanlilar'i uzun süre mesgul edecek olan
Arnavutluk gailesi ortaya çikti. Gerçekten de
uzun bir süre geçmeden Izladi savasi sirasinda (Kasim
1443) Osmanli ordusundan kaçacak olan Iskender
Bey, Arnavut beylerinin basina geçmek suretiyle
mukavemet hareketini organize edip; Kuzey
Arnavutluga giden Anayol üzerindeki Kocacik
kalesini zapt ederek babasinin topraklarini elde
etmeye yönelik faaliyetlere giristi.
IKINCI MURAD VE HAÇLI ITTIFAKI
Belgrad kusatmasinin basarisiz bir sekilde
sonuçlanmasi üzerine baslayan ve maglubiyetlerle
geçen buhranli bir kaç yilin verdigi cesaretle
Hiristiyanlar, Osmanlilar'i Avrupa'dan
atacaklarina iyice kanaat getirmislerdi. Gerçi
Osmanlilar, düsmanin gücünden dolayi Belgrad
muhasarasini kaldirmis degillerdi. Bunun sebebi,
kalenin çok müstahkem olmasi, uzun süren
muhasaranin sebep oldugu salgin hastaliklarin
verdigi zayiatti.
Hiristiyan dünyasindaki bu anlayis ve sebep
oldugu birlesme, Osmanlilar tarafindan
ögrenilmisti. Gerçekten 1439 yilinda Floransa
konsilinde Bizans Imparatoru VIII. Ioannis
Paleologos'un istirakiyle Sark ve Garp
kiliseleri arasinda "Union"un imzalanmasi,
Osmanli Devleti'nde büyük bir kaygi ile
karsilanmisti. Osmanlilar'daki bu kaygiyi
ögrenen Ioannis, Sultan Murad'dan çekindigi için
ona elçiler gönderip bu konsilin sadece dinî bir
sebebe dayandigini, siyasî bir gayesinin
bulunmadigini bildirecektir. Bizans tarihçisi
Dukas bu olayi söyle nakl eder:
"Imparator, seyahatten avdeti münasebetiyle
Murad'a elçiler gönderdi. Padisaha karsi
minnettarligi ile hilesiz dostlugunu arzetti.
Zira bazi kimseler, Murad'i imparator aleyhine
harekete sevk etmek istemisler ve padisaha
"imparator, Frengistan'a gittigi vakit
Frenklerle ittifak edip Frenk oldu. Bunlar,
denizden ve karadan padisah aleyhine
yürüyecekler ve Türkleri Garp vilayetlerinden
çikaracaklar" demislerdi. Elçiler ise bu hususta
Murad'a izahat vererek imparatorun Italya'ya
seyahatinin kendisine arz edildigi gibi
olmadigini, kendi dinlerinin akidelerinde (inançlarinda)
meydana gelen ihtilaflarin halli için gittigini
söylediler. Böylece Padisah'in fikrini tashih
ettiler." Bununla beraber daha o zaman
Floransa'da Osmanlilar aleyhine denizden ve
karadan bir Haçli seferi plâni
kararlastirilmisti. Imparatorun mabeyincisi J.
Torzello, o zaman söyle yazmakta idi:
"Rumeli'nin bahis mevzuu durumu göz önüne alinir
ve söyledigim gibi haçli askeri gelirse,
Allah'in inayetiyle bir ay içinde her sey
halledilmis olacaktir. Rumeli zapt olunduktan
sonra bir ay içinde de Arz-i Mukaddes ele
geçirilecektir." Gerçekten muasir Türk
kaynaklari, Gazavat ve Misir sultanina
gönderilen Varna fetihnâmesi, Floransa
toplantisini buhranin baslangici olarak kabul
ederler.
Bilindigi gibi Sultan Ikinci Murad zamani,
Osmanli Macar mücadelesinin baslama dönemidir.
Gerçi Sirbistan, Osmanlilar tarafindan feth
edilinceye kadar Macarlarla bazi çatismalar
olmustu. Fakat genelde Macarlar, Osmanli
hareketinin kendi hududlarinin çok uzaginda
bulunmasindan dolayi bunu pek önemsemiyorlardi.
Fakat Sirbistan'in Osmanlilar'a ilhaki ile
Osmanlilar ile Macarlar komsu iki devlet haline
gelmislerdi. Bu ana kadar Macar hâkimiyetinde
bulunan Erdel (Transilvanya) topraklarina
yapilan akinlar hariç tutulacak olursa, buraya
girilmemisti. Akin hareketlerinde birçok
çarpisma olmussa da bunlar, tam anlamiyla bir
fetih ve ilhak degil, fethe zemin hazirlayan
harplerdi. Halbuki Belgrad zaptina tesebbüs
edilmekle Osmanlilar, artik Macar topraklan için
de tehlike olmaya baslamislardi. Bu sebeple iki
millet arasinda bir mücadele kaçinilmaz
oluyordu. Çünkü Osmanlilar "îlay-i kelimetullah"
gayesi ile giristikleri hareketlerini daha
ileriye götürmek, Macarlar da buna mani olmak
gayesini güdüyorlardi.
Macarlar karsisinda, kayda deger ve maglubiyetle
biten çarpismalarin ilki, Mezid Bey komutasinda
Transilvanya'ya yapilan akin hareketidir.
30 Zilkade 845 (18 Mart 1442)'de Mezid Bey
komutasindaki bir akinci kuvveti,
Transilvanya'ya girmisti. Bu birlik, mutad
akinlarda bulundugu gibi Sent Imre mevkiinde de
büyük bir basari elde ederek Hermanstad kalesini
kusatma altina almisti. Bu siralarda
tarihlerimizde Yanko denilen Jan Hunyad (Hunyadi
Yanos), Macarlarin Osmanlilara karsi olan
savaslarinda ilk defa ortaya çikar. Jan Hunyad,
Simon de Kemeny ile birlikte muhasara altinda
bulunan kalenin imdadina yetisir.
Mezid Bey'in, yersiz gururu yüzünden
kaybedildigi anlasilan bu savas hakkinda Hammer
su ifadeleri kullanmaktadir: "Mezid Bey, daha
önceleri kazandigi basari ile gururlandigindan,
anlari karsilamaya yürüdü. Mezid Bey,
yigitlikleri ile taninmis seçkin sipahilerine
Hunyad'in ati ile tasidigi silahlari tarif
ederek onlar hakkinda bilgi vermisti. Sipahiler
de Hunyad'i ölü veya diri yakalayip
getireceklerine söz vermisti. Casuslari
vasitasiyle bunu ögrenmis bulunan Hunyad, atini
ve silahlarim Simon de Kemeny ile degistirmisti.
Simon, degistirilmis bulunan bu kiyafete
aldanmis olan Türklerin hücumuna ugradi. Bu
karisiklikta Simon de Kemeny en iyi
askerlerinden üç bin kisi ile birlikte yok oldu.
Fakat Hunyad'in gücü ve Hermanstad
muhafizlarinin bir çikisi, savasin öteki tarafça
(Macarlar) kazanilmasina sebep oldu."
Gerçekten, kaynaklarin verdigi bilgiye göre
muhasarayi kaldiran Mezid Bey, Hunyad'i karsilar.
Siddetli çarpismada Hunyad'in arkadasi Simon üç
bin kisi ile maktul düser. Böylece Mezid Bey,
galip gelmek üzere iken Hermanstad'daki
kusatilmis kuvvetin bir çikis yapip harbe
istirak etmesiyle iki ates arasinda kalan
akincilar, yanlarinda bulunan esirleri birakmak
zorunda kaldiklari gibi yirmi bin sehid vererek
maglub olurlar. Bu arada Mezid Bey ile oglu da
sehid olur. Elde edilen Türk esirleri vahsiyâne
bir iskenceye tabi tutularak Öldürülürler.
Hiristiyan dünyasinin kendi dininden olmayanlara
karsi sergiledikleri bu vahsiyane hareket, kendi
eserlerinde söyle nakl edilir:
"Önden ve arkadan hücuma ugrayan Türkler,
arkalarinda tasidiklari esirleri düsmana terk ve
yirmi bin ölüyü birakarak kaçmaya basladilar.
Mezid Bey ile oglu öldüler. Hunyad, düsmanini
takipten dönünce, galipler tarafindan
getirilmekte olan esirleri kendisi sofrada
bulundugu halde vahsiyâne bir eglence olmak
üzere gözleri önünde öldürttü. Macarlarin
kayiplari sadece üç bin kadardi. Hunyad, daglar
üzerinde Türk baslarindan tepeler yaptirarak
Kizil kule geçidinden Alpleri geçip Eflâk'a
girdi. Tuna'nin iki yakasindaki memleketleri
bütünüyle yakip yikti. Dönüsünde, hemsehrileri
kendisini vatan kurtarici olarak karsiladilar.
Hunyad, askerleri gibi kendisi de kan içici
oldugundan Sirp despotu ve Macaristan'in
müttefiki Jorj Brankoviç'e ganimet mallari ile
savasta almis oldugu silahlar ve baska seylerle
dolu bir araba gönderdi ki, bu araba on atla
çekilmekte idi. Mezid Bey ile oglunun baslari
da, arabanin tepesinde görülmekte idi. Bu dehset
verici ganimetlerin ortasina oturtulmus yasli
bir Türk, bunlari Brankoviç'e bizzat sunmak
zorunda birakilmisti."
Jan Hunyad'in bu galibiyeti, Avrupa'da büyük bir
söhret kazanmasina sebep oldu. Bu maglubiyetin
acisini çikarmak ve öcünü almak üzere Osmanli
Devleti, ayni senenin Eylül ayinda ikinci bir
kuvvet sevkine karar verir. Rumeli Beylerbeyi
Hadim Sehabeddin Pasa (Kula Sahin) Anadolu ve
Rumeli askerleri ile yeniçerilerin de katildigi
bir kuvvetle Silistre üzerinden Eflâk'a girer.
Kuvvetine magrur olarak ihtiyatsiz hareket eden
Pasa, tecrübeli akinci beylerinin tavsiyelerine
kulak asmadigindan, Vlad Drakul ile birlikte
hareket eden Jan Hunyad tarafindan Vazag
mevkiinde büyük bir bozguna ugrar. Kendi
hayatini güçlükle kurtarabilen Kula Sahin Pasa,
kaçarak Tuna'yi geçer. Ancak onun bu korkakligi
kendisinin derhal beylerbeylikten alinmasina ve
yerine Kasim Pasa'nin Rumeli beylerbeyi olmasina
sebep olur.
Hiristiyan âlemde, büyük bir sevince vesile olan
bu iki galibiyet, Türkler aleyhinde bir Haçli
ittifakinin meydana gelmesine sebep olmustu.
Papa IV. Eugenius tesviki ile Türkler aleyhinde
derhal bir ittifak meydana getirilmisti. Bu
ittifaka Macarlar'dan baska Leh, Ulah (Eflâk) ve
Sirplarla Alman Imparatorlugu dahilindeki
milletler, Fransa ve Belçika gönüllüleri yaninda,
Anadolu'da Karamanoglu Ibrahim Bey, dahil
olmustu. 22 Temmuz 1443'de Macaristan'in merkezi
olan Offen (Budin)'den hareketle Semendire
yakininda Tuna'yi geçip Sirbistan'a gelen bu
orduya bazi Bulgarlar, Bosnalilar ve Arnavudlar
da katiliyorlardi. Sultan Murad'a dost
görünmesine ragmen Imparator Ioannis de hem
Papa'ya hem de Macar kralina elçiler göndermek
suretiyle onlari Türkler aleyhine kiskirtiyordu.
Müttefiklerin basinda Polonya ve Macaristan
krali Ladislas ile Jan Hunyad bulunuyorlardi.
Macarlara iltica etmis olan Sirp despotu Jorj
Brankoviç ile Eflâk Beyi Drakul ve Papa'nin
vekili Kardinal Jülyen Cezzarini de bu müttefik
Haçli ordusunda yer aliyorlardi. Bu ordu,
Sirbistan'i istila ile Krusevac (Alacahisar),
Sehirköy ve Nis'i tahrib edip atese verir. 1443
Ekim ayinda Osmanli topraklarina giren
Haçlilarla ilk muharebe 3 Kasim 1443'te Morava
nehri kenarinda ve Nis civarinda olur. Üç kol
halinde muharebeye istirak eden Osmanli ordusu,
maglub olarak dört bin esir ve iki bin sehid
birakir. Bu harpten önce Haçlilarla is birligi
yapip onlarin müttefiki durumuna gelen
Karamanoglu Ibrahim Bey, Haçlilarla ayni zamanda
harekete geçince Sultan Murad Anadolu'ya geçerek
Konya taraflarina gitmis, maglub olan
Karamanoglu ile bir anlasma yaptiktan sonra
derhal Edirne'ye, oradan da Sofya'ya hareket
etmisti. Fakat bu sirada Morava savasi
haçlilarca kazanildigi için Sultan Murad,
Balkanlarin güneyine çekilmek zorunda kalir.
Bulgaristan'a giren Haçlilar, Sofya'yi alirlar.
Haçlilarla birlikte hareket eden Bulgarlar,
onlara hem süvari kuvveti hem de yiyecek
tedariki için yardimda bulunurlar. Osmanli
tebeasi olan Bulgar halkinin, Haçlilara bu
sekilde yardimlari onlarin daha da güçlenmesine
sebep olur. Böylece onlar, Meriç vadisine yol
veren Balkan geçitlerine dayanirlar. Karaman
seferinden yeni dönmüs olan Sultan Murad, bu
istilayi Izladi derbendinde güçlükle
durdurabildi. Haçlilarin bu cür'etli yürüyüsü,
Osmanli Devleti'ni o kadar agir bir buhran içine
sürükledi ki, Türklerin pek yakinda
Balkanlar'dan tamamiyla atilacagi her tarafta
konusulan genel bir kanaat haline gelmisti.
Yanko'nun basarilari, Papa IV. Eugènius
tarafindan merasimle kutlaniyordu. Gerçekten de
Eylül 1444 yilinda Haçli ordusunun bir kere daha
Tuna'yi astigi zaman adi geçen Papa, Türklerin
artik tamamen Avrupa'dan atilacagindan
süphesinin kalmadigini, durumun böyle bir hal
almasindan dolayi sevincini belirtecek kelime
bulamadigini yazmakta idi. Çagdas Yunan
tarihçisi Chalkokondyles de, simdi Balkanlar'da
yerlerinden atilmis birçok yerli senyörün
atalarinin topraklarini yeniden elde etmek için
acele harekete geçtiklerini görüyor ve hatta
"müttefiklerden her biri, Rumeli'nin isgalinden
sonra ganimetin hangi parçasini alacagini
tasarlamakla mesguldu" der.
Biraz önce de görüldügü gibi Haçlilarla Morava,
Izladi ve Yalvaç muharebeleri yapilmis olup
Osmanli ordusu zor durumda kalmisti. Tam bu
siralarda Haçlilarin müttefiki olan Karamanoglu
Ibrahim Bey, uygun zamanin geldigini düsünerek
ve firsat bu firsattir diyerek Osmanlilar'la
yaptigi antlasmayi bozarak 1444 Ilkbaharinda
tekrar Osmanli hududunu geçerek büyük ölçüde
istila ve tahriplere baslamisti. Böylece
Osmanlilar, Rumeli ve Anadolu'da iki ates
arasinda kalmislardi.
Sultan Murad, gerek devam eden maglubiyetler,
gerek bir önceki Karaman seferine katilan ve
harbin kazanilmasinda faal bir rol oynayan
Amasya Sancak Beyi büyük oglu Sehzade
Alaeddin'in Amasya'ya döndükten kisa bir müddet
sonra vefati, gerekse bu yeni Karaman taarruzu
yüzünden bir hayli sikintili anlar yasadi. Iste
bu yüzden Sultan Murad, baris yapmayi uygun
görmüstü.
Bu karari veren Sultan Murad, Jorj Brankoviç
vasitasiyle Macaristan kralina müracaat edip
baris teklifinde bulunur. Vladislas bu müracaati
kabul ederek Edirne'ye bir heyet gönderir.
Burada "Edirne-Segedin" diyebilecegimiz bir
baris antlasmasi yapilir. 12 Haziran 1444 (25
Safer 848) tarihinde Edirne'de imzalanan bu
antlasmaya göre Sirplardan alinan yerler (Semendire,
Kolombaç, Krusevaç, Topliçe taraflan, Leskofça
ve Zelenigrad) yine Jorj Brankoviç'e birakilacak,
Sirbistan'in tekrar kurulmasi ve despotun
Osmanlilar'in yaninda bulunan iki oglunun
iadeleri kabul ediliyordu. Buna karsilik Sirp
despotu da Osmanlilar'a vergi vermeyi kabul
ediyordu. Bundan baska Eflâk, Osmanlilar'a vergi
vermekle beraber Macarlarin nüfuzu altinda
birakilmakta idi. Sultan Murad, muahedeye sadik
kalacagina dair Macar elçileri önünde yemin
eder. Bu antlasmanin Macar krali Vladislas
tarafindan da tasdiki için Macar elçilik heyeti
ile birlikte bir Osmanli heyeti de Macaristan'a
gidecekti. Muahede geregince despotun Osmanlilar
yaninda bulunan iki oglu da serbest birakilacak
ve Izladi muharebesinde esir düsen padisahin
enistesi Çandarlizâde Mahmud Çelebi de yetmis
bin duka altin kurtulus akçesi (fidye-i necat)
karsiliginda serbest birakilacakti. Bundan sonra
Türkler ve Macarlar birbirlerinin topraklarina
tecavüz etmeyip dostça yasayacaklardi.
BU DIPNOT NEREDE
Edirne'ye gelen Macar heyeti ile birlikte
padisahin tasdik ettigi muahedeyi Vladislas'a
vermek ve onun tasdik edecegi muahedeyi de alip
getirmek üzere Kapicibasi Baltaoglu Süleyman Bey
baskanliginda bir Osmanli heyeti Macaristan'a
gönderildi. Osmanli mürahhas heyeti önce Jan
Hunyad'a müracaat ettiyse de o, bu yanlisligi
düzelterek, heyeti Segedin'de bulunan milli
meclise gönderdi. Yüz atli maiyetiyle hareket
eden heyet, Segedin'e varir. Segedin'deki havaya
göre antlasmanin imzalanip imzalanmamasi
hususunda iki farkli görüs bulunuyordu. Papa ile
Bizans Imparatoru muahedenin imzalanmamasi
taraftari idiler. Buna karsilik Edirne
muahedesiyle memleketini kurtarmis olan Sirp
despotu, muharebenin devaminda bir fayda
görmeyecegini ve belki de zarar görecegini
düsünerek sulhun akdini istedigi gibi Jan Hunyad
da muahedenin muvakkat bir zaman için kabul
edilmesinde israr ediyordu. Nihayet kral,
bunlarin görüsünü kabul ederek 12 Temmuz 1444'de
Segedin'de muahedeyi imzalayarak Türk heyetine
verir. Kral, barisi bozmayacagina dair kutsal
kitaplarina el basarak Osmanli heyeti önünde
yemin eder. On yili kapsayan muahede iki dilde
yazilip teati edildi.
KARAMAN SEFERI
Haçlilarin, Balkanlari astigi ve Osmanlilar'in
Rumeli'ni kayb etme tehlikesi ile karsi karsiya
kaldigi bir dönemde, Karamanoglu Ibrahim Bey,
daha önce imzaladigi muahedeyi bozarak 1444
Ilkbaharinda Osmanli hududunu geçerek daha genis
ölçüde istila ve tâhriplerde bulunmustu. Bu
yüzden Anadolu ve Rumeli'nde Osmanlilar iki ates
arasinda kalmislardi.
Karamanoglu'nun, Haçlilarla birlesip Osmanli'yi
arkadan vurmasi, Islâm dünyasinda büyük bir
tepkiye sebep oldu. Devrin din bilginleri onu
müskil durumda birakan vaazlara basladilar.
Karamanoglu'nun aleyhinde baslayan bu cereyan
üzerine Sultan Murad, Amasya'nin Hanefî
ulemasindan Abdurrahman el-Muslihî tarafindan
yazdmis bir mektupla, Islâm dünyasinin ulemasina
müracaat ederek, bir din düsmaninin taarruzunu
def etmek için ugrasan bir Islâm hükümdarinin
mülküne, baska bir Islâm hükümdarinin
taarruzuyla tahribat ve katl yapmasinin
müslümanlikla ne derece telif edilecegi hakkinda
dört mezheb ulemasindan fetva istemisti. Böylece
Sultan Murad'in kendisi, Haçlilarla ugrasirken,
Karamanoglu'nun, kendi ülkesini tahrib edip
Haçlilara yardim etmesine karsilik onun üzerine
yürümek için dinî bir destek aradigi
anlasilmaktadir. Murad Bey'in bu hakli müracaati
üzerine, devrin âlimlerinden Safiî Kadi'l-Kudat'i
Seyhülislâm Sihabu'd-Din Ahmed Ibn Hacer el-Askalanî
(öl. 1449), Hanefî Kadi'l-Kudat'i Seyhülislâm
Saadeddin Deyrî (öl. 1462) ile Abdusselam el-Bagdadî,
Malikî âlimlerinden Kadi'l-Kudat Seyhülislâm
Bedreddin et-Tenesî (öl. 1449), ve Hanbelî
âlimlerinden Seyhülislâm Bedreddin el-Bagdadî
(öl. 1453), Karamanoglu üzerine yapilacak bir
seferin mesru olacagina dair fetva verdiler.
Hatta Ibn Hacer el-Askalanî, verdigi fetvada,
Karamanoglu'na karsi mukateleye gücü yetenlerin
onunla savasmalarinin vâcib oldugunu belirterek
kaninin helâl oldugunu beyan ediyordu. Saadeddin
Deyrî ise kaleme aldigi fetvasinda
Karamanoglu'nun yapmis oldugu fenaliklardan
dolayi tevbe edip Hakk'a rücu' etmesini, bunun
gerçeklesmesi için de Frenklerle savasan
Osmanoglu'na askerleri ile yardim etmesini
tavsiye ediyor, aksi takdirde dünyada ve
ahirette rezil olup hüsran içinde kalacagini
belirtiyordu. Keza Bedreddin el-Bagdadî
el-Hanbelî ve Bedreddin et-Tenesî de Ibrahim
Bey'in katlinin lâzim geldigine fetva
vermislerdi. Amasya kadisi Abdurrahman el-Muslihî
de bu fetvalara yaptigi bir serhle fetva
sahiplerinin görüsüne istirak ediyordu.
Ibrahim Bey'in, Frenklerle birlikte hareket
etmesini Müslümanlikla bagdastiramayan Sultan
Murad, Islâm dünyasinin taninmis âlimlerinden
alinan bu fetvalar üzerine harekete geçer.
Sultan Murad, oglu ve Manisa sancakbeyi Mehmed'i
yerine vekil birakarak Edirne'den ayrilir. Henüz
tam anlamiyla istikrara kavusmamis Rumeli'nin
tehlikeli durumunu da göz önünde bulundurarak
yaninda bes alti bini açmayan Kapikulu askeri
oldugu halde 12 Temmuz'da Çanakkale Bogazi'ni
geçip Anadolu askeri ile birlestikten sonra
Karamanlilar'a karsi büyük ve müthis bir intikam
seferine girisir.
Osmanlilarin giristikleri bu intikam seferi
karsisinda panik içinde Taseli'ne kaçabilen
Ibrahim Bey, esi olan padisahin kiz kardesi ile
veziri Server (Sürur) Aga'yi Yenisehir'de
bulunan Murad Bey'e gönderip pek çok taviz
karsiligi barisa razi olacagini bildirir.
Elçiler, padisaha çok yalvarirlar. Bunlar,
Ibrahim Bey'in ilk tecavüzünde herhangi bir
müdahalesinin bulunmadigini, son defaki tecavüzü
de Turgutogullari'nin tahriki ile oldugunu beyan
ederek ycniden barisin saglanmasina muvaffak
olurlar. Murad Bey, kizkardesinin ve bütün suçu
Turgutogullari'na yükleyen Server Aga'nin
israrlari üzerine ileri sürecegi sartlari yerine
getirmesi sartiyle Karamanoglu ile anlasmayi
kabul eder. Çok zor durumda kalan Ibrahim Bey,
Murad Bey'le yeminle teyid ettigi bir "sevgendnâme"
(yeminlesme) akdederek ileri sürülen agir
sartlari kabul etmek zorunda kalir. Türkçe
olarak kaleme alinan bu sevgendnâmeye göre
Ibrahim Bey, Osmanlilar'a karsi düsmanca
hareketlerde bulunmayacagini Kur'an-i Kerim
üzerine yemin etmek suretiyle belirtiyor, Murad
Bey ile oglu Mehmed Çelebi'nin düsmanlarina
düsman, dostlarina da dost olmayi kabul ederek
savas sirasinda da oglu emrinde yardimci
kuvvetler göndermeyi taahhud ediyordu.
Bu anlasmadan anlasilacagi üzere, Islâm
dünyasinin efkâr-i umumiyesi karsisinda suçlu
duruma düsen ve bundan endise duyan Ibrahim Bey,
Osmanlilar'in Rumeli'deki mukadderatini tayin
edecek olan Varna savasi sirasinda Osinanlilar'a
zorluk çikarmadigi gibi Ikinci Kosova savasina
da oglunun komutasinda yardimci kuvvetler
göndermek suretiyle Osmanlilar'in, dolayisiyle
Islâm âleminin dikkatlerini üzerine çekti. Buna
paralel olarak Hiristiyanlar üzerine yapacagi
bir seferin daha önceki fena intibai silecegini
hesaplayarak henüz Kibrislilar elinde olup büyük
babasi Alaeddin Ali Bey'in 1367 yilinda fethine
tesebbüs ettigi Gorigos kalesini (Kiz kalesi)
zapt eder.
Daha önce de görüldügü gibi II. Murad,
Karamanoglu üzerine gitmeden önce oglu Manisa
sancakbeyi Mehmed'i Edirne'ye getirtmis ve
Karaman seferi esnasinda da onu yerine vekil
olarak birakmisti. Sultan Murad, Karamanoglu ile
yaptigi anlasmadan sonra Agustos baçlarinda
Yeniçehir'den Mihaliç ovasina gelmiçti. Buradan
kapikulu askerleri ve beyleri önünde henüz 12
yasinda genç bir sehzade olan oglu Mehmed lehine
tahttan feragat eder. Böylece kendisi Bursa'da
rahat ve huzurlu bir sekilde ahiret içleri ile
mesgul olup ibadet edebilecekti. Sultan Murad'in
tahtini bir çocuga terk edis hadisesini mücerred
ve sahsî bir heves veya hevessizlik olarak degil,
hükümdarin böyle bir karara gidecek kadar asil
ve feragatli bir ruh haletine sahip oldugunu
görmck lazimdir. Bu tahttan uzaklasma keyfiyeti
belki de Sultan II. Murad'in, devrine
kazandirmis oldugu muvaffakiyetlerin anahtaridir.
Zira tahti, sahsî bir ikbal ve devlet ihtirasi
adina degil, kütle menfaati namina üstüne almis
olmanin en kesin ve açik delilidir.
Solakzâde, Sultan Murad'in çok çalismak
suretiyle Osmanli memleketinde güven ve emniyet
temin ettigini, içleri yoluna koydugunu
belirttikten sonra söyle der: "Saltanat
içlerinden feragat buyurup, bundan sonra
halvette ve uzlette oturmayi arzu eyledi.
Saltanat tantanasini, miskinlik sermayesine
tebdil etmekle sonsuz ugurlar bulmayi ummakta
idiler.” Sultan Murad, bu karekter ve
yaratilista olan bir kimse idi. Fakat ne yazik
ki bu arzusu, gerçeklesmeyecekti. Çünkü henüz 12
yasinda olan bir çocugun baçinda bulundugu
devlet, kolay yutulabilir bir lokma idi. Bu
sebeple Hiristiyanlar, on yillik bir muahede
yapmis olmalarina ragmen bu antlasma on gün bile
sürmeyecektir.
VARNA SAVASI
Kutsal kitaplari olan Incil üzerine yemin
etseler bile kendilerine göre "dinsiz olan
Müslümanlar" söz konusu olunca bu yeminin
geçerli sayilmayacagi anlayisini gelenek haline
getiren Hiristiyanlar, Varna Savasi ile bu
geleneklerini devam ettirmis görünmektedirler.
Zira Osmanlilar ile Hiristiyan müttefikler
arasinda imzalanan baris antlasmasi, daha
mürekkebi kurumadan bu müttefikler tarafindan
bozulmustu.
Sultan Ikinci Murad ile Macaristan ve Lehistan
Krali Vladislas arasinda 10 yil için yapilan
mütareke, alti hafta geçmeden bozuldu. Incil
üzerine yapilan yeminden henüz 10 gün geçmemisti
ki, Papa'nin vekili Kardinal Julien Sezarini,
kral ile krallik meclisi üyelerine, Osmanlilarla
imzalanmis olan antlasmanin bozulmasi ve
Eylül'ün ilk günü Orsova'nin kusatilmasi için
ekanim-i selâse (Teslis, üçlü ilâh sistemi) ve
Hz. Meryem ile azizlerden Etyen ve Ladislas
üzerine yemin ettirir.
Hiristiyan dünyasini böyle bir antlasmayi
bozmaya yönelten firsat, Sultan Murad gibi
tecrübeli bir hükümdarin hükümdarliktan
çekilerek, devletin basina çocuk yasta bir
kimsenin getirilmesi idi. Bu saltanat
degisikligi, Türklerin, Balkanlar'dan atilmasi
için uygun ve kaçirilmaz bir firsatti. Bu
firsatin degerlendirilmesi gerekiyordu. Bunun
için de, yapilan yeminin hiç bir mânâ ifade
etmeyecegi, bizzat din adamlari tarafindan
belirtilmeliydi. Nitekim bu da yapildi. Bu arada
Karamanoglu Ibrahim Bey fiilen bir sey
yapamiyorsa da vaziyetin müsaid oldugunu
müttefiklere bildirmesi, Bizans Imparatorunun
Papa'yi tesvik etmesi ve sarayinda bulunan
Osmanli hanedanina mensup sehzade Orhan'i
(Çelebi Sultan Mehmed'in oglu) Çatalca
taraflarina salivererek saltanat iddiasiyla onu
ortaya çikarmasi, durumu nazik bir safhaya
sokmustu. Çünkü Osmanli yönetimi böyle bir sey
beklemiyordu. Zira yapilan antlasma, bagli
kalinmasi gereken bir yemindi. Kime karsi ve
hangi sartlarla olursa olsun bozulmamasi
gerekirdi. Fakat Haçli ordusu yeminine bagli
kalmadigi için böyle bir savas vuku bulmustu.
Dukas'in ifadesine göre antlasmanin bozulmasini
anlamakta güçlük çeken Sultan Murad, Hammer'in
de belirttigi gibi, savas esnasinda "düsmanlarin
hainliklerini kendi askerlerine göstermek
istiyormus ve yemininden dönenleri cezalandiran
Cenâb-i Hakk'in, himayesini bekliyormus gibi,
Hiristiyanlarin bozmus olduklari antlasmayi,
hendegin kenarina dikilen bir mizragin ucuna
astirmisti."
Türkleri bütünüyle Balkanlar'dan uzaklastirmak
için gereken tedbirlere bas vuran Papa,
Anadolu'daki Türklerin Rumeli'ye geçmelerini
önlemek için Çanakkale Bogazini kapatmak üzere
Kardinal Françesco Gondolmieri komutasindaki
donanmadan da uygun mektuplar aliyordu. Bu da
savasin yeniden baslamasi için bir firsatti.
Papanin, donanma komutani olan Kardinal
Françesco Gondolmieri, Anadolu'dan Rumeli'ye
kuvvet geçirilmeyecegini temin ediyordu. Bu
vaziyet karsisinda artik Türklerin isi
bitiriliyor ve Balkanlardan çikarilacaklarina
kesin gözle bakiliyordu. Haçlilarin, basarili
komutani Jan Hunyad'm, Türklerden alinacak
Bulgaristan'a kral olacagi da vaad ediliyordu.
Böylece, baslangiçta antlasmayi bozmanin ve
yeniden Osmanlilarla bir harbe girmenin taraftan
olmayan Jan Hunyad, fikrinden caydirilmis
oluyordu.
Edime-Segedin muahedesinin bozulmasi üzerine,
Macar, Bohemya, Eflâk, Hirvat, Polonya ve Alman
milletleri ile Papa taraftarlari da dahil olmak
üzere büyük bir ittifak kurulmustu. Gizlice
donanma vermek suretiyle Venedikliler de bu
ittifaka dahil olmuslardi. Osmanlilar'in üst
üste maglubiyetleri, Venedikliler'i parsayi
toplamak ümidine kaptirmisti. Sayet Osmanlilar
maglub olurlarsa ki buna kesin gözü ile
bakiliyordu Gelibolu, Selânik ve Karadeniz
sahilindeki bazi yerler, bunlara verilecekti.
Bununla beraber Venedikliler, Papa'ya verdikleri
gemilerine kendi bayraklarini degil, Papalik ve
Burgondiya bayraklarini çekmislerdi. Böylece
güya Osmanlilar'a karsi tarafsiz kaldiklarini
göstereceklerdi. Osmanlilar'a vergi veren Raguza
(Dubrovnik) Cumhuriyeti de Macarlarla birlikte
hareket ederek harbin sonundaki taksimde Avlonya
ile Kanina'yi almak istiyordu. Bizans Imparatoru,
müttefiklerin galibiyetinden istifade edecegini
ümid etmekle beraber, Osmanlilar'dan çekindigi
için sureta pek istekli görünmüyordu. Bununla
beraber Imparator VIII. Ioannis, Macar Krali ve
diger hiristiyanlara bas vurup Karamanoglu'nun
isyanindan dolayi müttefiklerin acele sefere
çikmalarini istemisti. Bu siralarda akd edilen
Edirne muahedesi üzerine, 30 Temmuz 1444 tarihli
ikinci bir mektupla Türklerin çok zor durumda
olduklarini bildirerek bir an önce harbe
baslanmasini israrla tavsiye ediyordu. Bu
hareketi ile harbe girmeden ve burnu kanamadan
bir hisse almak istiyordu.
Muahedenin bozulmasindan sonra derhal taarruza
geçilmedi. Böylece bir açikgözlük veya hile daha
yapiliyordu. Zira, muahedenin bozulmus
oldugundan haberi olmayan Osmanlilar'in,
antlasma geregince Sirplara terk edecekleri
yerlerin verilmesi bekleniyordu. Gerçekten de
muahedeye bagli olan Osmanlilar, antlasma geregi
Sirplardan aldiklari yerleri geri verdiler.
Ancak bundan sonra Eylül ayinda Birlesik Haçli
ordusunun taarruzu baslayacakti. Müttefikler,
baslarinda Kral Vladislas oldugu halde harbe
girmeyen Sirp despotunun (muahededeki yeminini
bozmayacagini söyleyen Sirp despotu, Osmanli
Devleti'ni de durumdan haberdar etmisti)
topraklarina girmeyerek Orsova'dan Tuna nehrine
geçip Vidin'e gelirler. Burayi yaktiktan sonra
Nigbolu'da Eflâk voyvodasi Vlad Drakul'un
kuvvetleri ile birleserek Tuna boyunca yürüyüp
Sumnu'ya ulasirlar. Geçtikleri yerlerde
müdafaasiz köyleri ve hatta kiliseleri
yagmalayarak Sumnu'yu aldiktan sonra Pravadi
yolu ile Vama önünde belirdiler. Osmanlilarin,
Tuna nehrinde isletilmek üzere Kamçik nehri
agzinda yaptiklari yirmi sekiz nehir gemisi de,
bu kuvvetler tarafindan yakilir.
18-22 Eylül'de Tuna'yi asip Varna yakinlarina
gelen bu güçlü ordunun meydana geçirecegi
tehlikeden endiseye düsen Osmanli devlet ricali,
durumun vahemetini kavradiklarindan basta
vezir-i a'zam Çandarli Halil Pasa olmak üzere
diger devlet adamlarinin telkini ile II. Mehmed,
babasini baskomutan olmak üzere Edirne'ye davet
eder. Cebe Ali (Veya Kassaboglu Mahmud Bey),
tehlikenin büyüklügünü anlatmak üzere Sultan
Murad'a gönderilir. Cebe Ali'nin tesirli
konusmasi üzerine Murad Bey, yaninda kirk bin
Anadolu askeri ile Edirne'ye dogru yola çikar.
Bu esnada Çanakkale Bogazi Haçli donanmasi
tarafindan tutuldugu için oradan Rumeli'ye geçme
imkâni bulamaz. Sultan Murad, düsmani sasirtmak
için küçük bir kuvvet gönderip kendisi sür'atle
Istanbul Bogazina gelip Güzelcehisar (Anadolu
Hisari)'dan Rumeli'ye geçer. Koordineli bir
sekilde hareket eden Osmanli birliklerinden biri
bogazin Anadolu tarafina geldigi zaman Veziri
A'zam Halil Pasa komutasindaki bir diger birlik,
toplarla Anadolu Hisari'nin karsisina gelip
geçis için gerekli emniyet tedbirleri almisti.
Her bir nefer için bir duka altin verilmek
suretiyle Ceneviz gemileri ile karsi sahile
geçen Osmanli ordusunun geçis haberi, düsman
birlikleri arasinda telasa sebep olur. Sultan
Murad'in, bogaz geçisini engellemek isteyen iki
Bizans gemisinden biri, topla batirilirken
digeri yarali olarak kaçip kurtulur.
Sür'atle Edirne'ye gelen Murad, oglu Mehmed ve
vezir-i a'zami orada birakarak ordu komutani
sifatiyla Varna önlerine gelmis olan Haçlilar
üzerine gider.
Murad Bey, Varna önlerine geldigi sirada
düsmanin ileri hareketini yakindan takib eden
Rumeli Beylerbeyi Sehabeddin Pasa, esas orduya
katilir. Harp düzenine göre Osmanli ordusunun
sag kolunda Anadolu Beylerbeyi Karaca, sol
kolunda da Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin
Pasalar (bazi kayitlarda sol kolunda Turahan Bey
bulunmustur) bulunuyorlardi. Merkezde de bas
komutan olarak II. Murad vardi. Daha önce de
temas edildigi gibi merkez cephesinin önüne bir
mizrak ucuna takilmis olarak Segedin
muahedenhamesi dikilmisti. Ordunun gerisi tahkim
edilmediginden sarilma tehlikesi vardi. Merkezde
yeniçerilerin önünde kaziklarla korunmus bir
hendek bulunuyordu.
Müttefiklerin, Ulahlar ve bes bölük Macar'dan
meydana gelen sol kanadi, Varna batakliklari ile
muhafaza altina alinmisti. Sag kol ise açik
ovaya ve sehre dogru düsmüstü. Burasi açik ve
tehdide mamz oldugundan Macar kuvvetleri tamamen
burada toplanmislardi. Siyah bayraklari altinda
Kardinal Jülyen Sezarini komutasindaki kuvvetler
bu kolda idiler. Kral Vladislas, merkezde Sen
Jorj sancagi altinda bulunup elli süvari ile
koruma altina alinmisti. Baskomutan Hunyad ise
hemen hemen her tarafta görülüyordu.
Her iki tarafin sahip oldugu insan gücü, kesin
olarak belli degilse de düsman kuvvetlerinin
Türk kuvvetlerinden daha fazla oldugu bir
gerçektir. 28 Receb 848 (10 Kasim 1444) Sen
Marten yortusuna tesadüf eden Sali günü baslayan
Varna Savasi, Haçlilarca ugurlu sayilan bir
günde oldugu için sevince sebep olmustu. Bununla
beraber, Hiristiyanlari büyük bir korkuya sevk
eden bir hadisenin de cereyan ettigini belirtmek
gerekir. O anda patlak veren siddetli bir
kasirga, kralinki hariç olmak üzere Haçli
ordusundaki bütün bayraklari savurup atmisti.
Muharebe baslar baslamaz Jan Hunyad, Osmanli
ordusunun Karacabey komutasindaki sag koluna
hücum ederek püskürtür. Sol kola yüklenen Eflâk
kuvvetleri ise bu kolu bozguna ugratirlar. Hatta
yandan padisahin bulundugu ordu merkezine dogru
yürüdülerse de sonradan püskürtülürler. Ordunun
gensinin iyice tahkim edilmemesinden dolayi
(burada agirliklar ve develer bulunuyordu) bu
kisim da tehdid altinda idi. Sag ve sol kollar
dagilmis olduklarindan ordu merkezinde yalniz
hükümdar, maiyeti ve kapikulu askerleri kalmisti.
Fakat Sultan Murad telas göstermeyerek yerinde
duruyor ve komutayi birakmiyordu.
Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlarinin
bozuldugunu gören Macaristan krali Ladislas,
kendini tutamayarak heyecana kapilir ve Polonya
kuvvetleri ile birlikte Osmanli ordusu merkezine
ve padisahin üzerine hücum ederek sancaklarin
bulundugu yere kadar gelir. Hükümdarlarinin
büyük bir tehlikeye maruz kalacagini gören
yeniçeriler, büyük bir gayretle savasip
merkezden içeriye giren düsman kuvvetlerini
çevirirler. Tam bu esnada Timurtas adli bir
yeniçeri, kralin atinin ayagina bir balta
vurarak onu ati ile birlikte yere düsürür.
Kralin düstügünü gören Koca Hizir adinda bir
yayabasi (Yeniçeri bölük komutani), hemen kosup
kralin basini keser. Kesilen basi bir mizragin
ucuna takip yüksek sesle baginp kralin öldügünü
söyleyince Polonya kuvvetleri dagilip kaçmaya
baglarlar. Büyük bir kismi da kaçamayarak
öldürülür. Bu sirada Osmanlilar'in sol kolunu
çevirmekte olan Jan Hunyad, sür'atle yetiserek
vaziyeti düzeltmeye çalisip, "biz, kral için
degil, dinimiz için vurusmaya geldik" dediyse de
basarili olamaz. Kralin öldügünü duyan Osmanli
birliklerinin daha bir azimle geri döndüklerini
görünce toplayabildigi kadar askeri ile kaçmaya
baçlar.
Varna muharebesinde Anadolu Beylerbeyi Karaca
Pasa ile Kara Timurtas Pasa'nin torunu Umur
Bey'in oglu Osman Bey sehid olmuslardi. Düsman
ordusunda ise Kral Ladislas ve muahedenin
bozulmasinda birinci derecede rol oynayan
Kardinal Julyen Sezarini ölmüslerdi. Bazi
kaynaklarda (Sahavî, et-Tibru'l-Mesbûk fî
Zeyli's-Süluk, Ayasafya Ktb., nr. 3113, s. 191)
Osmanlilarin bu savasta on bin kadar sehid
verdikleri belirtilmektedir. Düsmanin telefati
ise bundan daha fazla idi.
Sultan Murad, kazandigi bu önemli zaferden
sonra, güvendigi adamlarindan biri olan Azeb
Bey'le savas alanini gezip düsman ölülerini
görünce:
— Sasilacak sey degil mi? Bütün bu delikanlilar
arasinda bir tane ihtiyar yok, der. Bu söz
üzerine Azeb Bey ona su cevabi verir:
— Eger aralarinda yaslica bir kimse olsaydi,
böyle delice bir harekette bulunmazlardi."
Osmanlilar, bu savaçta külliyetli miktarda savas
ganimeti elde ettiler. Degerli esya ile dolu
ikiyüz elli araba, galip gelen Osmanlilar'in
eline geçmisti. Bu da gerçekten büyük bir
ganimet idi.
Müslümanlarin, Avrupa'daki varliklarinin devam
edip etmemesi bakimindan bir dönüm noktasi olan
Varna savasindan sonra, zaferi müjdelemek üzere
belli basli sehirlerin kadilarina ve Islâm
hükümdarlarina fetihnâmeler gönderildi. Sultan
Murad, bu savasta esir alinan düsman
askerlerinden bir kismini ve nasil demirden
adamlari yendigini daha iyi anlatabilmek için
Macar asilzâdelerinin giydigi zirhlarla
donatilmis yirmi bes esiri, Misir Sultani Melik
Zahir Çakmak'a gönderdi.
II. Murad, bozulmasin diye bal içinde muhafaza
edilen kralin basini zaferinin bir nisanesi
olarak Bursa valisi Cebe Ali'ye göndermisti.
Bursa halki, kalabalik bir topluluk halinde bu
zafer nisanesini karsilamaya çikar. Nilüfer
suyunda yikanan bu bas, bir mizrak ucunda
sokaklarda dolastirildi. Böylece, daha önceki
savaslarda meydana gelen maglubiyetler yüzünden
moralleri bozulmus olan halka moral verilmeye
çalisilir.
Murad Bey, savasi müteakip Edirne'ye dönünce
vezirlerinin de istegi üzerine bir müddet daha
orada kalir. Zira tehlike henüz tam anlamiyla
ortadan kalkmis degildi. Bir müddet sonra
tehlikenin tamamen kalktigini gören Murad Bey,
oglunun mevkiini sarsmamak için, yaninda
Sarabdar Hamza Bey ile Iskender Pasa oldugu
halde Manisa'ya çekilir. Manisa'daki ikameti
müddetince kendisine Saruhan, Aydin ve Mentese
sancaklarinin geliri tahsis olunur. Âdeta,
tahttan ikinci bir feragat anlamina gelebilecek
bu fedakârliga ragmen Murad Bey'in, Varna galibi
olarak büyük bir söhret kazandigi
anlasilmaktadir.
II. MURAD'IN TEKRAR TAHTA GEÇISI
Murad Bey'in, Manisa'ya çekilmesinden sonra,
devamli surette onu padisah olarak kabul edip
buna göre muamele eden Çandarli Halil Pasa ile,
genç padisahin etrafinda toplanan rakipleri
ikinci vezir ve Rumeli Beylerbeyi Hadim
Sehabeddin, genç padisahin lalasi Zaganos ve
vezir Saruca Pasa'lar arasinda bir iktidar
mücadelesi baslar. Bu arada, genç padisahi yeni
fetihler için tesvik eden Sehabedin ve Zaganos
Pasa'lar, onu devletin siyasetine hakim tek
hükümdar olarak görmek istiyorlardi. Bu durumdan
haberdar olan ve kendilerini tehlikede gören
Karamanoglu ile Kastamonu hâkimi, Murad Bey'e
bas vurarak vaziyeti anlatmak zorunda
kalmislardi. Sonradan bunlara Bizans Imparatoru
ve Despot da katilacaklardir, Murad Bey, bu bas
vurular üzerine küçük sultan ile, onu bu
siyasete iten vezirleri siddetle ikaz etmis
olmasina ragmen, oglunun gerçek bir padisah gibi
hareket etmesinden dolayi da içten içe
sevinmisti. Bundan sonra Çandarli Halil Pasa'nin
hazirlayacagi uygun vasati beklemeye baslar.
Nitekim çok geçmeden yeniçeriler 1446'da
Sehabeddin Pasa'nin aleyhine olmak üzere isyan
ederler. Halkin da destegi ile güçlükle
bastinlari bu isyan üzerine, devletin iç ve dis
emniyeti için Murad Bey'in tekrar Edirne'ye
gelip is basina geçmesi gerekiyordu. Halil
Pasa'nin gizli daveti ile Murad Bey, 5 Mayis
1446'da Rumeli'ye gitmek üzere 4000 kisilik bir
kuvvetle Manisa'dan yola çikar. Fakat sonradan
fikrini degistirerek Bursa'ya gider. Ama Mora'da
despot Konstantin'in tasarrufunun devam ettigi
bir sirada Halil Pasa, Ishak Bey ve Anadolu
Beylerbeyi Özgüroglu Isa Bey, onu tekrar
Edirne'ye davet ederler. Bunun üzerine Murad
Bey, Agustos sonlarinda, oglunun haberi olmadan
Edirne'ye gelir. Ertesi gün Halil Pasa, Ishak
Bey, Isa Bey ve diger beyler aralarinda anlasip
genç padisaha nezaketen tahtini babasi lehine
terk etmesini, fakat onun bunu kabul
etmeyecegini söyleyerek bir emrivaki yaparlar.
Murad Bey, yapilan teklifi kabul ederek tahta
geçer. Tursun Bey, Sultan Mehmed'in babasina
olan saygisindan dolayi tahtini gönül rizasi ile
teslim ettigini söyleyerek söyle der: "Amma çün
atasina nisbet-i kemâl-i inkiyadi var idi, hüsn-i
riza ile atasin getürdi, saltanatin teslim
etti." O anda da orada hazir bulunan herkes
kendisine bey'at etti. Mehmed, veliahd olarak
Zaganos ve Nisanci Ibrahim Bey'le birlikte
Manisa'ya gönderildi.
BALKANLAR'DA HAKIMIYET VE MORA SEFERI
Yildirim Bâyezid zamaninda Osmanli nüfuzu altina
girmis olan Mora, Ankara Muharebesi'nden sonra
baglantidan kurtulmustu. Mora'nin büyük bir
kismi Bizans'a aitti. Eskiden beri imparatorun
oglu veya kardesleri bu yarimadada "Despot" adi
ile müstakil birer hükümdar gibi hüküm
sürerlerdi. Mora Despotu olan Konstantin
(1448'den itibaren Bizans Imparatoru), Segedin
muahedesini kabul etmek zorunda kalan Sultan
Murad'in, hükümdarliktan çekilmesi üzerine
durumu kendi lehine müsait görerek Teb, Beotya
ve Pindos taraflarini ele geçirerek Mora'nin
müdafaasi için faaliyetlere girismisti. O,
bununla da yetinmeyerek Osmanli taraftan olan
Atina prensi II. Nerio Acciajoli'yi de
kendisiyle birlesmeye zorlamisti. Kuzeyden
gelebilecek bir Osmanli hücumuna karsi, Gördes
ile Korent denilen ve karadan Mora'nin kapisi
durumunda bulunan dar geçidi (berzah)
saglamlastirmisti. Böylece Mora, Osmanlilara
karsi yeniden tahkim edilmis oluyordu. Mora
seferinin sebebi de Padisahin bu tahkimattan
süphelenmesi idi. Osmanlilarin, nüfuzlari
altindaki Mora'dan vaz geçmeleri mümkün degildi.
Çünkü Yunanistan fütuhatinin tamamlanmasi,
Mora'ya hâkim olmakla mümkündü. Öyle anlasiliyor
ki Osmanlilar'in güttükleri siyasî hedef,
Tuna'nin güneyinde, kendi yönetimlerinde olmayan
bir toprak parçasi birakmamakti.
Daha önce de temas edildigi gibi Varna
savasindan önce Papa donanmasinin Çanakkale
Bogazini kapatmasi ve Macaristan Krali'nin
Varna'ya kadar gelmesi, bütün Hiristiyan
dünyasina oldugu gibi Kostantin'e de cesaret
vermisti. O da digerleri gibi Osmanlilar'in
Varna'da tamamen perisan olacaklarini ve artik
Balkanlari tamamiyle terk edeceklerine
inaniyordu. Bu yüzden de Osmanlilar'a ait bazi
yerleri almisti. Sultan Murad, Varna zaferini
kazandiktan sonra, Kostantin'in isgal ettigi
yerleri geri vermesini istemis ise de uygun bir
cevap alamamisti. Bu yüzden Mora'nin tekrar
nüfuz altina alinmasi gerekiyordu.
Sultan Murad, Mora seferinden önce bölgeyi ve
insanlarini taniyan akinci komutanlarindan Pasa
Yigitoglu Gazi Turahan Bey'den buranin askerî,
siyasî ve etnografik durumu hakkinda tafsilatli
bilgi alir. Sultan Murad, gereken bilgiyi
aldiktan sonra Turahan Bey'in akinci
kuvvetlerini Mora'nin fethi ile görevlendirir.
Korent kalelerini elde edebilmek için çok
miktarda top mermisine (gülle) ihtiyaç vardi.
Bes kaleyi birden vurabilmek için develerle
buraya bakir nakl edilerek toplar dökülür.
Serez'de toplanan Osmanli kuvvetleri, süratli
bir yürüyüsle 8 Ramazan 850 (27 Kasim 1446)'da
Korent (Korintos) berzahini kapayan Hexamilion (Kesmehisar)
surlari önüne gelirler. Top atesiyle baslayan
savasa bizzat Sultan Murad da katilir. Onun
basinda bulundugu asil ordunun gayreti ile kale
Aralik ayinin onunda zapt edilir.
Osmanlilar'daki topçulugun ilerlemesi sayesinde
on üç günde surlar delinmis ve Osmanli ordusu bu
deliklerden içeri girip kaleyi zapt etmisti.
Korent'in düsmesi ile Mora'nin kapilari yeniden
Türklere açilmis oldu. Osmanlilar'ca Balyabadra
adi verilen Mora'nin merkezi ve en büyük sehri
Petras, tekrar feth edildi. Mora'nin kapisi olan
bu yerler alininca bir koldan Padisah, diger
koldan da Turahan harekete geçerler. Bunun
üzerine Despot Konstantin, tarihçi Halkondilas'i
elçi olarak Sultan Murad'a gönderir. Elçi, haber
iletmesin diye baslangiçta tevkif edildiyse de
sonunda serbest birakilir. Konstantin de senede
belli bir miktar vergi vermeyi kabul eder.
Ayrica Korent berzahi (geçit) kendisine
yiktirilir. Sonuç olarak Osmanlilar'a karsi
tecavüzlerde bulunan Despot Konstantin ile
kardesi Thomas, tekrar Osmanli tabiiyetini
tanimak zorunda kalirlar. Bu basaridan sonra
Edirne'ye dönen Sultan Murad, buradan getirdigi
esirleri Anadolu'ya nakl ettirip, oradan da bu
bölgeye Müslüman Türkleri getirtmek suretiyle
nüfus mübadelesi yapmisti.
Eflâk Voyvodasi Vlad Drakul, Sultan Murad'in
Mora isini basarili bir sekilde sonuca baglayip
Edirne'ye döndügünü görünce, onunla anlasmak
ister. Fakat Yanko tarafindan öldürülür. Öte
yandan daha önce Osmanli ordusundan kaçtigini
belirttigimiz Arnavut Iskender Bey, Papa ve
Macar Krali ile temaslarda bulunup Arnavutluk
yolu üzerindeki Kocacik hisarini ele geçirmisti.
Morava savasi sirasinda ordudan kaçip bozgunluga
baslamasi, Kroya sancagina tayin edildigine dair
sahte bir ferman uydurup Kroya (Akçahisar)'ya
girip hisardaki Osmanli askerinin tamamini
uykuda iken kiliçtan geçirmesi, tekrar
Hiristiyanliga dönmesi ve Papadan yardim görmesi
gibi hareketleri yüzünden ortadan kaldirilmasi
gerekiyordu. Iskender Bey, aldigi yardimlar
sonucunda kazandigi bazi basarilarina güvenerek
Venedikliler'le de bozusur. Osmanlilar bunu iyi
degerlendirerek 1448 yazinda bir taarruza karar
verirler. Gerçekten de Sultan Murad, belirtilen
yilda yaninda Sehzade Mehmed de olmak üzere
büyük bir ordu ile Arnavutluga girerek Kocacik
hisarini zapt eder. Fakat kisa bir müddet sonra
Sirp Despotu Jorj Brankoviç'ten, Jan Hunyad'in
Macar, Eflâk, Bohemya ve Almanya'dan topladigi
90.000 kisilik bir ordu ile Tuna'yi geçip Sirp
topraklarina girmek üzere oldugu haberini alinca,
Sofya'ya çekilerek ordusunu yeniden düzene
sokar. Buradan güney yolu ile Kosova ovasina
gelerek düsmanini savasa mecbur eder.
IKINCI KOSOVA MUHAREBESI
Osmanlilar'a karsi tertiplenen bu yeni Haçli
seferi, Varna zaferinden dört yil sonra 17-19
Ekim 1448 tarihlerinde olmustur. Takdirin bir
tecellisi olacak ki bu ikinci seferde bulunan
Osmanli hükümdarinin adi da Murad'dir. Birinci
Kosova'da Murad Hüdavendigâr (Birinci Murad),
Ikinci Kosova zaferinde de Ikinci Murad
bulunmuslardi.
Osmanli Devleti, Iskender Bey'in ayaklandirdigi
Arnavutlar'i yola getirmek için ugrasiyordu.
Sultan Murad, Iskender'in merkezi olan Kroya (Akçahisar)'yi
kusatma altina aldigi zaman Jan Hunyad'in hududu
geçmek üzere oldugunu Sirp Despotu ile Vidin
sancak beyinden ögrenmisti. Bu haberin alinmasi
üzerine Sultan Murad kusatmayi kaldirip Sofya'ya
dönmüstü. Bu arada Jan Hunyad, Albert'in küçük
ogluna naib olarak Macaristan'in bütün
dizginlerini ele geçirmisti. Varna muharebesinin
kahramanligina sürdügü lekeyi silmek için var
gücü ile çalisip kuvvet topluyordu. Bunda
muvaffak da oluyordu. Çünkü kisa zamanda
etrafinda, Macarlar'dan baska Eflâk, Polonya,
Erdel ve Almanya gibi devletlerden de kuvvetler
toplanmisti. Böylece Jan Hunyad, doksan bin
kisilik bir kuvvetin basina geçip Sirbistan'i
isgal ile yoluna devam eder.
Sultan Murad, Hunyad'in Tuna'yi geçmek üzere
oldugunu ögrenince derhal Arnavutluktan çikarak
Sofya'ya gelir. Burada orduyu terhis etmeyerek
timarli sipahilere memleketlerinden harçlik
getirmek üzere "harçlikçi"lar tayin edip
Sofya'da beklemeye karar verir. Jan Hunyad ise
yoluna devamla 1448 senesinin Ekim ayi
ortalarinda Kosova'ya gelir. Osmanli hükümdari
da 80-100 bin kisilik bir kuvvetle ayni yere
gelir.
Sultan Ikinci Murad, muharebeden önce baris
teklifinde bulunmak üzere düsmana elçiler
gönderdiyse de bunlar, Jan Hunyad tarafindan
gerisin geriye gönderilmislerdi. Iki ordu harb
etmeksizin karsilikli olarak bir gün beklediler.
Muharebe 1448 Ekim ayinin 17, 18 ve 19. günü
olmak üzere üç gün sürdü. Savas, Jan Hunyad'in
hücumu ile basladi. Osmanli ordusu klasik bir
düzenle sag, sol ve merkez olmak üzere bölümlere
ayrilmisti. Düsmanin sag kolunda Macarlar ile
Sicilyalilar, sol kolunda da Alman, Bohemya,
Transilvanya ve Eflâk (Ulah) kuvvetleri
bulunuyordu.
Hunyad, Varna'daki hatalan tekrarlamayacagini
düsündügünden savasi kazanacagindan emin
görünüyordu. Haçli ordusunda, I. Murad'in oglu
olan Savci'nin öldürülmesinden sonra kaçmayi
basaran oglu Davud da vardi. Muharebenin ilk
günü, hafif silahlarla baslayan savas, esit
sartlar altinda devam ediyordu. Hunyad, Osmanli
ordusunun ikinci gün çekileceginden emin
görünüyordu. Bu sebeple asil hücum ikinci günü
ögleden sonra baslayip aksama kadar devam etti.
Savci Bey'in oglu Davud'un tavsiyesi ile gece
yarisi Osmanli ordusuna yapilan baskin da bir
ise yaramaz. Muharebe üçüncü gün günesin
dogmasiyla tekrar baslar. Taktik geregi Osmanli
ordusunun sag ve sol kanatlan mukavemet
edemiyorlarmis gibi yavas yavas geri çekilirler.
Böylece merkez, düsmana karsi açik ve korumasiz
kaliyordu. Durumu fark eden düsman, bütün gücü
ile merkeze yüklenir. Yeniçeriler bütün güçleri
ile karsi koyarlarsa da onlar da yine plân
geregi geri çekiliyormus havasini verirler. Tam
bu sirada Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlari,
merkeze girmis olan düsman kuvvetlerini yandan
ve arkadan çevirmeye baslarlar. Bu sirada
Turahan Bey'in bulundugu sol kol, Osmanli karsi
taarruzunun merkezini teskil ediyordu. Çünkü
Osmanlilar'in sol kolu ile harb etmekte olan Jan
Hunyad'in sag cenahini, Turahan Bey kuvvetleri
çevirmekte idi. Çevrildigini anlayan düsman,
ümitsizce savasmaya devam ediyordu. Tam bu
esnada Vezir-i A'zam Çandarlizâde Halil Pasa'nin
delâleti ve bazi vaadlerle Eflâk prensini
harpten çekilmeye ikna etmesi üzerine düsman tam
bir ümitsizlige kapilir. Önden ve arkadan hücuma
maruz kalan düsman, perisan olmustu. Bununla
beraber askerler, geri çekilerek siperlerine
ulasabildiler. Hunyad, komutanlari ile görüsüp
durum degerlendirmesi yapar. Ama gece yansi
yanina aldigi bazi seçkin süvarileri ile harp
meydanini terk edip kaçar. Onun kaçtigini
bilmeyen ordusu, sabahleyin Türklerin hücumuna
dayanmaya çalisirsa da komutanlarinin kaçtigini
ögrenince tamamen dagilir. Bu ordudan pek azi
kurtulur. Düsmanin zayiati on yedi bin kadardi.
Halkondil'e göre Osmanlilar'in zayiati ise dört
bin civarindadir. Böylece Kosova ovasinda
Müslüman Türkler ikinci defa parlak bir zafer
kazanmis oluyorlardi. Ikinci Kosova, Avrupa'nin,
Türkleri Balkanlar'dan sürmek için yaptigi
sonuncu tesebbüstür. Bundan sonra Avrupa tamamen
savunma durumuna geçecek, elindeki toprak ve
menfaatleri kaptirmamak için mücadele edecektir.
Sultan Murad, 1450 yazinda oglu Mehmed'i de
yanina alarak ikinci defa Amavutluk seferine
çikar. Osmanli kuvvetleri Akçahisar'i kusatip
toplarla dövmeye basladilarsa da hisarin
savunmasini Vrana'ya birakip disarda ani
baskinlarda bulunduktan sonra sarp daglara
siginan Iskender'in bu neviden baskinlari
yüzünden alinamaz. Tam bu esnada Jan Hunyad'in
yeni bir hücuma kalkisacagi sayiasi yayilir.
Ekim soguklarinin da baslamasi üzerine Sultan
Murad, kusatmayi kaldirip Edirne'ye döner.
Sultan Murad'in kaleyi feth etmeden Edirne'ye
dönmesi, Hiristiyan âleminde büyük bir sevinçle
karsilanir. Bu hâdiseden sonra Iskender Bey'in
söhreti birdenbire artar.
SEHZÂDE MEHMED'IN DÜGÜNÜ
Akçahisar kusatmasinin kaldirilmasi, Hiristiyan
dünyasinda büyük bir sevince sebep olmustu.
Bununla beraber Osmanlilar üzerinde fazla bir
etkisinin, olmadigi anlasilmaktadir. Zira bu
hadiseden hemen sonra Sultan Murad, sehzadesi
Mehmed için Edirne'de muhtesem bir dügün
tertiplemisti.
Sultan Murad, daha önce bir sefer evlenmis
bulunan oglu Sehzâde Mehmed'e Dulkadiroglu'nun
kizini almak istedigini, Vezir-i A'zam Halil
Pasa'ya sorup fikrini almak ister. O da bu
görüsün yerinde oldugunu söyler. Bu sirada
Dulkadir Beyligi'nde Nâsirüddin Mehmed Bey'in
oglu Süleyman Bey bulunuyordu. Bundan çok
seneler önce, Çelebi Sultan Mehmed Bey de
Nâsirüddin Bey'in kizini almis oldugu için arada
bir akrabalik da vardi. Bunun için derhal Amasya
sancakbeyi Hizir Bey'in hanimi, görücü olarak
Elbistan'a gönderilir. Süleyman Bey'in bes
kizindan en küçügü olan Sitti Hanim'in nikahi
kiyildiktan sonra gelin olarak Edirne'ye
getirilir. 1450 senesi kisinda (H. 854, Sevval-Zilhicce)
genç sehzade Mehmed'in evlenmesi münasebetiyle
dogu ve batidaki dost hükümdarlar ile tâbi
beyler, Edirne'ye davet edilerek muhtesem bir
dügün yapilir. Bu is ve davetlerin organizasyonu
için Saruca Pasa görevlendirilmisti. Dügünden
sonra Sehzade Mehmed genç karisiyla birlikte
Manisa'ya gider.
SULTAN II. MURAD'IN VEFATI VE SAHSIYETI
Sultan II. Murad, genç evlileri Manisa'ya
ugurladiktan kisa bir müddet sonra 1 Muharrem
855 (3 Subat 1451) günü kusluk vakti vefat etti.
Kaynaklarin çogu, Sultan Murad'in Ölümünü nüzûl
(felç) isabetine, bazilari da soguk
alginligindan ileri gelen kisa bir hastaliga
baglarlar. Dukas ve Hammer gibi bazi tarihçiler
de asiri yorgunlugun ölümüne sebep oldugunu
bildirliler. Öldügü zaman henüz kirk sekiz
yaslarinda idi. Ölüm hadisesinden hemen sonra
cesedi tahnit edilir. Vefat haberi Manisa'daki
Sehzade Mehmed'e bildirilerek derhal gelmesi
istenir. Halil Pasa tarafindan gönderilen bu
haber üzerine "Beni seven arkamdan gelsin" diyen
Sehzade Mehmed, sür'atli bir sekilde Edirne'ye
gelip babasinin ölümünden 16 gün sonra Osmanli
tahtina geçer. Ileride "Fatih" ünvanini alacak
olan genç padisah, babasinin vasiyeti geregi
cesedini Bursa'ya göndererek onu bugün hâlâ
"Muradiye" diye bilinen semtteki türbesine defn
ettirir.
Murad Bey, veya halkin dili ile Koca Murad 1446
Agustos'unda tanzim edip Eylül sonlarinda Halil
Pasa, Saruca Pasa, Ishak Pasa ve kadiasker
Mehmed b. Feramürz tarafindan tescil olunan
vasiyetnâmesinde nereye ve ne sekilde
gömülecegini, üstüne yapilacak türbenin ne
sekilde olacagini ve nihayet vakfinin sartlarini
bildirir. O, asli Arapça olan ve oglu tarafindan
uyulan vasiyetnâmesinde söyle diyordu:
"... Öldügüm zaman beni Bursa'ya, caminin
yakinindaki oglum Alaeddin'in 3-4 arsin yanina
gömün. Mezarimin üstüne büyük hükümdarlar için
yapilan muhtesem türbelerden yapmayiniz.
Cesedimi lahde degil, sünnet-i seniyye üzre
topraga koyun. Etrafi duvar fakat üstü açik bir
türbe yapiniz. Hafizlarin Kur'an okuyacaklari
yerin üzeri kapali, kabrimin üstüne yagmur
yagmasi için oraya tesadüf eden kismin üstü açik
olsun. Azad edilmemis olan kölelerimin tamami
ölümümden kirk gün önce azad edilmistir.
Etrafima evlad ve akrabalarimdan kimseyi
gömmeyin. Eger Bursa'dan baska bir yerde ölürsem
nâsimi oraya nakl ediniz. Bu nakil, bir persembe
günü olsun ki, defin cuma günü gerçeklessin..."
II. Murad hakkinda gerek Osmanli, gerekse diger
milletlere mensub tarihçilerin ittifaka yakin
bir sekilde beyan ettiklerine göre o, ince
ruhlu, hassas, çok âdil, merhametli, sözüne ve
vaadlerine sâdik, cesur, azim ve tedbir sahibi,
güler yüzlü, ahdine riayet edenler hakkinda
dost, ahdini bozanlar hakkinda da sedid idi.
Hammer'in de ifadesine göre memleketini seref ve
hakkaniyetle idare ederek milletinin hatirasinda
mütedeyyin (dindar) lütufkâr, âdil ve metin bir
hükümdar adi birakti. Savasta oldugu gibi
barista da sözünün eri idi. Ancak sözünden
dönenlerin korkunç öc alicisi idi.
Sultan II. Murad, ince ruhlu ve hassas bir kimse
idi. Ilmî müsahabeleri sever, ulemayi himaye
eder ve onlara tahsisatlar ayirirdi. Musikî,
siir ve edebiyata düskündü. Denebilir ki siir,
onunla Osmanli sarayina girmisti. Suara
tezkireleri, onun sairliginden bahs ederlerken
onun ilim ve sanata olan sevgisinden de uzun
uzadiya söz ederler. Güldeste-i Riyaz-i Irfan'a
göre bizzat kendi latif tab'i (yaratilisi) siire
meyyâl ve nükte söyleyicilerin dildâdesi olup
haftada iki gün âlim ve sairleri divaninda
toplayip ilmî mübâheseler ederek ve sairlerin
münazara ve münakasalarini dinleyerek "Ehl-i
kemâlin cevheri, ancak itibar ile parlayip
açilir" derdi. Çagdas tarihçi Ibn Tagriberdî,
onun sahsiyeti hakkindaki su ifadeleri ile
gerçegi yansitmaya çalisir: "Hükümdarligi uzun
sürmüs, yükselmis, hasmet kazanmis, saadete
ermis ve Rûm (Anadolu) hükümdarlarinin en büyügü
olmustur. Cihaddan hiç bir vakit geri kalmamakla
beraber eglence ve zevke düskündü. Allah yolunda
tehlikelere bizzat atilir ve bu ugurda yorulmak
bilmez, varini yogunu harcardi. Bütün hayati
böyle geçmis denebilir. Bununla beraber halka
karsi âdil olup isleri ile yakindan ilgilenirdi.
Ayni zamanda cömert ve iyi huylu idi. Yalniz su
kadar var ki keyfine düskündü. Musikî ehlini
severdi. Fakat bir cihad haberi gelince derhal
kalkar her seyi birakirdi."
Ülkesinde kültür ve ilim hayatini yükseltmek
için her fedakârligi göze alabilen Sultan Murad,
ilim adami ve bilginlere karsi son derece cömert
davranirdi. Bu sebeple Arabistan, Türkistan ve
Kirim gibi yerlerden pek çok degerli âlim, onun
ülkesine gelmisti. Bu da memlekette kültürün
gelismesine ve ilmî ilerlemenin sür'atli bir
sekilde olmasina sebep olmustu. Gerçekten de
onun döneminde Arapça ve Farsça'dan bir çok
eserin Türkçe'ye tercüme edildigini, bunun da
kültürel gelismeye tesir ettigini biliyoruz.
Hatta onun adina birçok eser telif ve tercüme
edilmisti.
Sultan Murad, Edirne, Bursa, Selânik, Ipsala ve
Ergene gibi önemli yerlesim merkezlerinde
yaptirdigi hayir ve sosyal tesisler ile de
dikkat çeker. Yaptirdigi muazzam eserler
sebebiyle kendisine "Ebu'l-hayrât" ünvani
verilmisti. Onun bu neviden faaliyetlerini gören
devrinin devlet erkâni ile zenginleri de benzer
tesisleri kurmakta gecikmediler. Bursa'da
Muradiye Camii, imâret, medrese ve müstemilâti
Sultan II. Murad tarafindan yaptirilmistir.
Fakat bu hakan asil dev eserlerini Edirne'de
insa ettirmisti. Bunlarin en mühimleri, Muradiye
(1435), Dâru'l-hadis (1435), Yeni Cami (Bugünkü
adi ile Üç Serefeli, 1447) gibi eserlerdir. "Üç
Serefeli" denen minare, Türk minarelerinin en
güzellerinden biridir. 1413'te Çelebi Sultan
Mehmed'in, Mimar Konyali Haci Alaeddin'e
tamamlattigi Eski Cami'de oldugu gibi Üç
Serefeli'de de kisin abdest musluklarindan sicak
su akardi. Sultan Murad, Edirne'yi ihya
edercesine kalkindirmis ve Balkanlarin en büyük
sehri haline getirmisti. O, Ergene köprüsünü
yaptirmak suretiyle bölgeyi de yerlesime açmisti.
Dogu ile bati arasinda önemli bir geçit vazifesi
gören Ergene köprüsünün yeri, orman ve
bataklikti. Bu yüzden burasi, eskiya, kanun
kaçaklari ve hirsizlar için mükemmel bir barinak
vazifesi görüyordu. Sultan Murad, böyle bir
yerde köprü yaptirmak suretiyle hem kötülüklerin
barinagini kurutmus oluyor, hem ulasimin
kolaylasmasini sagliyor, hem de bölgenin mamur
hale gelmesine yardim ediyordu. Köprünün
insasindan sonra burada cami, hamam, imâret ve
pazar gibi halkin ihtiyaçlarina cevap
verebilecek sosyal tesisleri kurduktan sonra
halki oraya yerlestirir. O, bununla da kalmaz,
gelip oraya yerlesen halki birçok vergiden de
muaf tutar. Âsikpasazâde köprü insaatinin
durumunu verdikten sonra söyle der: "Köprünün
iki basini mamur sehir edüp imâret ve Cuma
mescidi etti. Hamam ve pazarlar yapti. Ve ol
vakit kim imâretin kapusu açildi. Sultan Murad
ulemayi ve fukarayi kendisi aldi ol imârete
vardi. Bir nice gün atâlar etti. Akçalar ve
floriler ülestirdi. Ol taam pistigi vakit kendi
mübarek eli ile fukaraya ülestirdi. Ve çiragin
kendi uyardi. Yapan mimarlara hil'atlar
giydirdi. Ol sehrin halkini cemi-i avarizdan
muaf ve müsellem etti."
Kaynak: Osmanli
tarihi
|