BARIS SARTLARI
Baris antlasmasi konusunda
da yukarida zikrettigimiz
siyasî gruplar farkli sartlarin bulundugunu
ileri sürmüslerdir. Her grubun zihninde çok
degisik meziyetlere sahip bir Hz. Hasan
portresi bulundugu için söz konusu gruplar
zihinlerindeki Hasan’a uygun sartlari antlasma
metninde var oldugunu iddia etmislerdir.
Baris müzakereleri esnasinda Abdullah
b. Âmir b. Kureyz ve Abdurrahman b. Semure,
Muaviye adina; Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel
b. el-Hâris b. Abdulmuttalib ise Hz. Hasan
adina elçilik görevi
yürütmüslerdir.
Antlasma sartlari ile ilgili en detayli
bilgiler Belâzûrî tarafindan aktarilmaktadir.
Adi geçen yazar, biri Muaviye’den Hz. Hasan’a,
digeri ise Hz. Hasan’dan Muaviye’ye olmak
üzere iki mektubun bulundugunu kaydetmekte ve
bunlari oldugu gibi nakletmektedir. Daha
muahhar olan diger kaynaklarda bulunan
bilgiler de asagi yukari buna yakindir. Önce
Belâzûrî’nin naklettigi mektuplari, sonra da
büyük bir ihtimal ile Belâzûrî
kaynakli olan, diger
eserlerdeki bilgileri aktaralim:
“Bismillahirrahmanirrahim. Hasan b. Ali’ye
Muaviye b. Ebî Süfyan’dan
Ben seninle, benden sonra hilafetin sana ait
olmasi hususunda anlastim. Bu konuda Allah ve
Peygamberi aramizda kefil gösteriyor ve sana
söz veriyorum. Sana karsi hiç bir entrika
çevirmeyecek ve düsmanlik yapmayacagim. Kim
sözünden dönerse Allah’in en siddetli azabi
onun üzerine olsun. Sana beytulmaldan yilda
1.000.000 dirhem ile Fesâ
ve Derâbcird’in
haracini verecegim, simdiden oraya
görevlilerini gönder senin için çalissinlar.
Abdullah b. Âmir, Amr b. Selem el-Hemedânî,
Abdurrahman b. Semure, Muhammed b. Es’âs
el-Kindî sahit olup, mektup h.41 yili
Rebiulevvel ayinda yazildi.”
Belâzûrî, ikinci mektubun Hz. Hasan tarafindan
gönderildigini söylemektedir. Ona göre; Hz.
Hasan Muaviye’nin kiz kardesinin oglu olan
Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel b. el-Hâris b.
Abdulmuttalib’i Muaviye’ye göndererek,
kendisine biat edecegini bildirmistir.
Muaviye Hz. Hasan’a alti imzali olan bos bir
kagit göndermis ve sart olarak üzerine
yazacagi her seyi kabul etmeye hazir oldugunu
belirtilmistir.
Hz. Hasan da Muaviye tarafindan gönderilen
kagida sunlari yazmistir:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Hasan b. Ali ile Muaviye arasinda (hilafete
geçtikten sonra) Muaviye’nin Allah’in kitabi,
Resulünün sünneti ve Hulefa-i Rasidîn’in
sireti üzere amel etmesi, kendisinden sonra
veliaht tayin etmemesi ve kendisinden sonraki
halifenin sura ile belirlenmesi, insanlarin
mallarina, canlarina ve ailelerine eman
vermesi (dokunmamasi), Hasan b. Ali’ye gizli
veya açik hiç bir entrikada bulunmamasi ve
dostlarindan hiç birine hiç bir sey
yapmayacagi sartiyla ona hilafeti teslim
edecegine dair yapilan anlasmadir. Buna
Abdullah b. el-Hâris ve Amr b. Seleme sahittir”
Yukarida adini zikrettigimiz yazara göre;
Hz. Hasan tarafindan yazilan bu mektup
Muaviye’ye ulasinca, tüm sartlari kabul
ettigini bildirmis, bunun üzerine bu iki sahis
Kûfe’de bir araya gelmisler ve Hz. Hasan ona
H. 41 yilinin Rebiulahir ayinda biat etmistir.
Belâzûrî konuya dair yukarida zikredilen bu
iki mektup disinda ilave hiçbir bilgi
aktarmamaktadir.
Ibn Miskeveyh ve Kalkasandî ise, Hz. Hasan’in
Muaviye’ye su üç sarti ileri sürdügünü
belirtmektedirler:
1.Irak Beytu’l-Malinda bulunan paranin
kendisine verilmesi
2.Derâbcird’in haracinin kendisine verilmesi
3.Ali’ye lanet edilmemesi.
Ibn Miskeveyh bunlari söyledikten sonra
Basralilarin Derâbcird’in kendilerine
ait oldugunu söyleyerek, buranin haracini Hz.
Hasan’a vermediklerini de ilave etmektedir.
Belâzûrî de bunu dogrulamaktadir. Ona göre
Muaviye’nin emri üzerine Abdullah b. Âmir
Basralilari organize etmis ve söz konusu iki
yerlesim biriminde bulunan Hasan’in
görevlilerini oradan çikartmistir.
Ibn A’sem ve Nuveyrî ise Hz. Hasan’in,
Muaviye’den sonra hilafetin kendisine
birakilmasini sart kostugunu aktarmaktadirlar.
Ibn A’sem disindaki Siîlere gelince; Sia’nin
en muteber hadis bilginlerinden biri olarak
kabul edilen Kesî, Hz. Hasan’in sart olarak
sadece Hz. Ali taraftarlarina iyi davranilmasi,
onlarin geçmiste yaptiklarindan dolayi
cezalandirilmamalarini ileri sürdügünü
aktarmaktadir.
Meclisî ise Hz. Hasan’in Derâbcird’in haracini
istedigini kabul etmekle beraber bu istegin
Cemel ve Siffin’de yakinlarini kaybeden
ailelere yardim amaçli oldugunu söylemektedir.
Ancak bunun neden Hz. Ali tarafindan,
Derâbcird kendisine bagli iken,
yapilmadigini ise izah edememektedir.
Meclisî daha sonra Hz. Hasan’in sart olarak
“Muaviye’nin Kur’an ve sünnete uymasi,
hilafeti kendisinden sonra suraya birakmasi,
Ali’ye sövülmemesi, her yil kendisine 50.000
dirhem verilmesi ve herkese hakkettigi
atâlarin ödenmesini sart kostugunu” iddia
etmektedir.
Yine Siî temayüllü olarak taninan Dineverî
daha farkli sartlarin bulundugunu
belirtmektedir. Ona göre yukaridakilerden
farkli olarak Hz. Hasan su sartlari ileri
sürmüstür. “Iraklilardan hiç birine hile
yapilmayacak, siyah beyaz herkese eman
verilecek, Ahvaz’in yillik haraci her yil
kendisine verilecek, her yil kardesi Hüseyin’e
200.000 dirhem verilecek, Hasimogullari atâ ve
namazda Ümeyyeogullarina öncelenecektir”.
Yine Siî müelliflerden Isfehanî ise antlasma
sartlarini çok farkli tespit etmektedir. Ona
göre Hz. Hasan, Muaviye’den sonra hilafetin
kendisine birakilmasini, Kûfe Beytu’l-Malinda
bulunan her seyin kendisine verilmesini, adi
belirlenen bir yerin haracinin kendisine
birakilmasini ve buranin haracinin her yil ona
gönderilmesini, Hz. Hasan’a danisilmadan
hiçbir seye karar verilmemesini sart kosmustur
ki
bizce bunlar abartili iddialardir. Zira hem
halifeye biat etmek hem de bir anlamda da onu
kendine bagimli kilmak anlamina gelen bu
sartlar pek de tutarli görünmemektedir. Siî
müelliflerden Müstevfi el-Kazvinî ise Sia’nin,
Imamlarin imametlerini gizlemelerinin nedeni
olarak sürekli aktarmakta oldugu “can emniyeti
teorisine” basvurmaktadir. O, “Hz. Hasan,
Muhtar b. Ebî Ubeyd es-Sekafi tarafindan
yakalanip Muaviye’ye teslim edilecegini
anlayinca, onunla baris yapmanin daha makul
oldugu sonucuna vardi ve kendisi ile anlasti”
demektedir.
Kanaatimizce antlasmanin büyük bir ihtimalle
Ehl-i Sünnet ve Sia’nin ortak olarak
aktardiklari kismi dogru, aykirilik arzeden
yanlari tarafli ve yanlistir. Farklilik ve
birbiriyle çeliskiler arzeden kisimlar
tarihi süreç içerisinde kurgulanmis ve
daha erken bir döneme yerlestirilmistir.
Ehl-i Sünnet ve Sia’nin ittifak ettigi sartlar
ise sunlardir:
1.Hz. Hasan, ailesi ve taraftarlarina eman
verilecektir.
2.Hasan’a hayatini idame ettirecek bir gelir
saglanacaktir
Bunun disindaki sartlari dikkatle tahlil
ettigimizde dönemin kosullarina pek de
uygunluk göstermediklerini de anlariz. Simdi
farklilik arzeden bu sartlari gözden
geçirelim. Belâzûrî’nin aktardigi her iki
mektupta sart olarak Muaviye’den sonra
hilafetin ne olacaginin gündeme geldigi
aktarilmaktadir. Birinci mektuba göre Muaviye
hilafeti kendisinden sonra Hasan’a birakmakta,
ikinci mektuba göre ise
veliaht tayin etmeyecegi ve kendisinden sonra
hilafeti sûrâya birakacagi sarti
kabullenmektedir. Belâzûrî’deki bu bilgilere
yakin rivayetler Nuveyrî tarafindan da
aktarilmaktadir.
Antlasma esnasinda böyle bir sartin gündeme
gelmis oldugunu dogrulayan farkli bilgilere
sahip degiliz. Aksine kaynaklar Muaviye’nin
hicri ellilere kadar hilafetin kendinden
sonraki durumunu hiç düsünmedigini, bu dönemde
Mugire b. Su’be’nin telkinleri ile oglu
Yezid’i veliahd tayin etmeye karar verdigini
aktarmaktadirlar.
Yine Muaviye’nin oglu
Yezid’i veliaht tayin ettigi zaman Islam
aleminde aylarca süren tartismalarin meydana
geldigi de aktarilmaktadir. Bu tartismalar
esnasinda Muaviye’ye yöneltilen suçlama ise
hilafeti saltanata dönüstürme istegidir.
Bazi rivayetler Hz. Hasan ile Sa’d b. Ebî
Vakkas’in, hilafeti
Yezid’e birakmak isteyen Muaviye tarafindan,
ona rakip olabilecekleri gerekçesi ile
zehirletilerek öldürüldügünü
belirtilmektedir. Ancak hiçbir rivayet
Hz. Hasan’in Muaviye’ye benim hakkimi ogluna
veremezsin dedigini aktarmamaktadir. Aksine
kimi rivayetlere göre; Kûfeli Süleyman b.
Surad ve diger bazi kimseler Hz. Hasan’i
antlasma metnine böyle bir sart yazdirmadigi
hususunda suçlamislardir.
Bütün bunlar, bize göre,
Hz. Hasan ile Muaviye’nin baris görüsmeleri
esnasinda hilafetin Muaviye’den sonrasini
müzakere etmediklerini açik bir sekilde ortaya
koymaktadir.
Dahasi Hz. Hasan’in zihninde Muaviye’nin
kendisinden sonra oglu Yezid’i veliaht
birakacagina dair herhangi bir kuskunun
olduguna dair en ufak bir bilgi
kirintisina rastlanmamaktadir. Aksine gerek
Islam öncesi kabile reislerinin seçiminde
gerekse ilk halifelerin
hilafete gelislerinde böyle bir sistem
uygulanmadigi için Hz. Hasan’in Muaviye’den
süphelenerek böyle bir sart koydurmasi da pek
makul degildir.
Isfehanî’nin aktardigi “Hz. Hasan’in
Muaviye’nin yaptigi her seyi önce kendisine
danismasini istemesi” sarti
ise gerçege hiç uymamaktadir. Çünkü bu cümle
Hz. Hasan’in Muaviye’nin üstünde bir konum
kazanmasi, en azindan
kendisinden görev bekledigi anlamina
gelmektedir. Oysaki Hz. Hasan böyle bir
beklentinin içinde olmadigi gibi Muaviye
tarafindan kendisine önerilen görevleri
siddetle reddetmis,
Medine’ye dönerek hayatinin geri kalan kismini
son derece sade bir sekilde geçirmistir.
Muaviye’nin politikalarindan memnun olmayanlar
onu sürekli isyana tesvik ettilerse de Hz.
Hasan hiçbir zaman bu oyuna gelmedi,
Muaviye’ye biat ettigini, o yasadigi sürece
biatini bozup, ona ihanet etmeyecegini
söyleyerek, bu tür insanlarin beklentilerini
bosa çikardi.
Sonuç olarak
Kûfelilerin biatini aldiktan sonra halife
olarak tarih sahnesindeki yerini alan Hz.
Hasan, Hilafete geldikten sonra Muaviye ile
mücadele etmek için harekete geçmis, ancak
ordusu tarafindan yalniz birakildigi için
onunla anlasmak zorunda kalmis ve
hilafeti kendisine devretmistir.
Hilafeti devrettikten sonra Medine’ye
yerlesmis, siyasî hadiselerin hiç birinin
içerisinde yer almamistir. Onun bu tarihsel
tutumu sonraki kusaklar tarafindan yeniden
kurgulanmis, degisik boyutlariyla veya tek
tarafli yaklasimlarla ele alinarak
kullanilmaya çalisilmistir.