Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris
Imzalamasi
Muaviye’nin
Irak’a gelisi, zaten bir arada zor duran Hz.
Hasan’in ordusunun maneviyatini daha da
bozmustur. Çünkü bu ordu yukarida da vurgulamaya
çalistigimiz gibi bir birine düsman ve
aralarinda bir çok savas meydana gelmis olan
farkli kümelerden olusuyordu. Kûfeli askerlerin
bu özelligini gayet iyi bilen Muaviye, Irak’a
gelir gelmez bu orduyu dagitmanin yollarini
aramaya basladi. Buna Hz. Hasan’in öncü
kuvvetleri komutani Ubeydullah b. Abbas ile
baslamayi uygun buldu ve kendisini yarisi pesin,
yarisi Kûfe’de ödenmek üzere 1.000.000
dirhem karsiliginda saflarina katmayi
basardi.
Yakubî, Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina
sekiz bin kisilik bir grup ile katildigini
söylemektedir.
Isfehanî ise tek basina ve gece gizlice
katildigini, sabahleyin ordunun sabah namazina
kalktiginda kendilerine imamlik yapmak üzere onu
aradiklarini ve bulamadiklarini, bunun sonucunda
da Muaviye’ye katildigini anladiklarini, daha
sonra kendilerine Kays b. Sa’d’in namaz
kildirdigini belirtmektedir.
Ubeydullah’in Muaviye’nin ordusuna katilmasi Hz.
Hasan’in ordusundaki çözülmeyi hizlandirmistir.
Ubeydullah, Hz. Hasan’in yakin akrabasiydi, Hz.
Ali’nin amcasinin ogluydu. Yakin akrabasinin
Hasan’a ihanet edip saf degistirmesi, gönülsüz
olarak bu mücadelede yer almis olan, fakat
kaçmanin yolunu arayan kitle üzerinde etkili
olmus, Muaviye’nin saflarina katilmalarina neden
olmustur. Ya’kubî’nin Ubeydullah ile
8000 kisinin Muaviye’ye katildigini
söylemesi de bu çözülme ile alakalidir.
Kaynaklar Kays ile beraber 4000 kisinin
kaldigini söylemektedirler. Öncü kuvvetlerinin
tamami ise yukarida da ifade ettigimiz gibi
12.000 kisi idi. Dolayisiyla Muaviye’ye 8000
kisi katilmis olmaktadir ki bu Ya’kubî’yi
dogrulayan bir rakamdir.
Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina
katilmasiyla Hz. Hasan’in ordusunun öncü
kuvvetlerinin basina Kays b. Sa’d geçmisti. Kays,
ordusunun hizli bir sekilde dagildigini görmüs,
bunun önüne geçmek için
Ubeydullah’i ihanetle suçlamis agir hakaretlerde
bulunmustur.
Ancak Kays’in bu girisimleri hiçbir ise
yaramamistir. Irak ordusunda Muaviye’nin
bekledigi çözülme hizla sürmektedir. Kays’in
ordusunda bulunan sadece siradan askerler degil,
Kûfe’nin ileri gelenleri de Muaviye’ye
giderek ona biat etmislerdir. Hatta bunlardan
bazisi temsil ettikleri kabileler adina biat
etmekteydiler.
Kûfe’deki durum da savas alanindan çok farkli
degildi. Meclisî, savasa gitmeyip Kûfe’de kalan
insanlarin da Muaviye’ye mektuplar yazarak onu
sehre davet ettigini söylemektedir.
Dolayisiyla Hz. Hasan sadece ordusunun
üzerindeki kontrolünü yitirmekle kalmamis, ayni
zamanda Kûfe’yi de yitirmisti. Zaten bunu
anlamasi da çok fazla sürmeyecektir.
Öte taraftan Ibn
A’sem el-Kûfî’nin de belirttigi gibi
Kays b. Sa’d, bütün gayretlerine ragmen,
ordusunun yasadigi çözülmenin önüne geçmeyi
basaramayinca durumu Hz.
Hasan’a bildirdi.
Kays’dan gelen mektup, Hz. Hasan’in moralini
daha da bozdu ve Kûfelilere asagidaki konusmayi
yapti:
“Ey
Iraklilar babam Ali’yi savasa ve tahkime
zorlayanlar sizlerdiniz. Sonra ona muhalefet
edenler (yine) sizler oldunuz. Sonra bana
geldiniz. Muaviye gelince
ileri gelenleriniz ona biat ettiler. Beni kendim
ve dinim hususunda aldatmayiniz”
Ibn A’sam’a göre ise konusmanin metni su
sekildedir: “Ey Iraklilar siz benimle
ne yapmak istiyorsunuz. Iste Kays’in mektubu,
sizin ileri gelenlerinizin Muaviye’ye
katildiklarini yaziyor. Vallahi bu sizin tek
kötülügünüz degildir. Babami tahkime zorlayanlar
[yine] sizlerdiniz. Bunu kabul edince de ona
muhalefet ettiniz. Sizi Muaviye ile ikinci kez
savasmaya çagirinca buna yanasmadiniz. Sonra
ona, Allah’in kendisine uygun gördügü sey oldu.
Sonra bana itaat edip isyan etmeyeceginize dair
biat edenler yine sizlerdiniz. Biatinizi aldim
ve bu amaçla hareket ettim, bu hareketimde neyi
amaçladigimi Allah bilir. Olan yine sizden oldu.
Ey Iraklilar sizden çektigim yeter. Bana dinim
hususunda eziyet etmeyiniz. Ben Müslüman bir
kimseyim. Hilafeti Muaviye’ye birakiyorum”.
Bu konusmanin içeriginden Hz. Hasan’in
içinde bulundugu haleti ruhiyenin ipuçlarini
yakalamamiz mümkündür. Yine yukaridaki ifadeler
Hz. Hasan’in Sabât’ta yaptigi konusmanin sadece
bir ihtimali dile getirdigini göstermektedir.
Öte taraftan Ubeydullah’i kendi tarafina
çeken Muaviye, Hz. Hasan’in ordusuna son darbeyi
vurmak için Busr b. Ebî’l-Ertât komutasinda bir
orduyu Kays b. Sa’d’in üzerine sevk etmisti.
Kays ile Busr arasinda meydana gelen savasta,
Busr büyük bir yenilgiye ugramakla kalmamis,
Samlilardan pek çok kimse öldürülmüstü.
Bunun üzerine Muaviye, Ubeydullah b. Abbas’i
saflarina kattigi metotla, Kays’i da
kendisine baglamak istedi ve ona da
Ubeydullah’a yaptigi teklifin aynisini yapti.
Ancak Kays, bu teklifi kabul etmeyip, siddetle
reddetti.
Kays’i kendi tarafina çekmeyi basaramayan
Muaviye, onun komutasindaki 4000 kisilik kuvveti
büyük bir ordu ile kusatti.
Dineverî, Muaviye’nin Kays b. Sa’d’i
kusattigi esnada, Abdullah b. Âmir’in de
Medain’de bulunan Hz. Hasan’i kusattigini, Hz.
Hasan’in kusatmayi yarmak amaciyla harekete
geçmek istedigini, ancak askerlerini savasa
gönderemedigini ve onlarin isteksizligini
gördükten sonra da Abdullah b. Âmir’e, Muaviye
ile sulh yapmak istedigini belirttigini
aktarmaktadir.
Bagdadî ise Hz. Hasan’in bütün bu olanlara
ragmen bu zor karari yalniz basina vermedigini
ordusunun ileri gelenleri ile istisarede
bulunduktan sonra Muaviye ile baris yapmanin hem
kendisi ve hem de askerleri için daha dogru
olacagi neticesine vardigini ve onunla anlasmak
için harekete geçtigini söylemektedir.
Ibnu’l-Esîr, Bagdadî’nin belirttigi bu
istisareyi aktarmakta ve Hz. Hasan’in
arkadaslarina asagidaki konusmayi yaptigini
söylemektedir:
“Andolsun,
Samlilar hakkindaki kanaatimiz eskisi gibi devam
ediyor ve hiçbir süphe ve pismanlik duymus
degiliz. Samlilar ile selamet ve sabirla
çarpisip duruyoruz. Ancak sonunda
selamet büyük bir düsmanliga dönüsecektir. Bu
sabir da zaten [simdiden]eleme dönüstü. Çünkü
sizler Siffin savasina giderken dininizi
dünyanizin önüne almis bulunuyordunuz. Bunun
arkasindan siz öldürülen iki kisi arasinda
kaldiniz. Bir kesim Siffin’de öldürüldü ve siz
onlarin da intikamini almaya çalisiyorsunuz.
Geri kalanlariniz ise zaten kaçip gitmistir.
Aglayanlariniza gelince; onlar da bize isyan
etmis durumdadir. Biliniz ki Muaviye bizi hiçbir
izzet, seref ve adalet yönü
bulunmayan bir hususa çagirmistir. Eger ölümü
tercih edecek olursaniz hemen Muaviye’nin bu
teklifini kesinlikle reddeder ve onu Allah’in
hükmü ve kiliçlarinizin agziyla muhakeme ederiz.
Eger dünya hayatini tercih edecek olursaniz bu
hususta rizanizi aliriz”
Hz. Hasan’in bu konusmasi üzerine orada
bulunanlarin hepsinin bir agizdan, hayatta
kalmak istediklerini bagirdiklari rivayet
edilmektedir.
Bu konusma sonrasinda oradakilerin verdigi
cevaplar da Hz. Hasan’in arkasindaki destegi
tamamen yitirdigini, baris disinda yapacagi bir
seyinin kalmadigini ortaya koymaktadir.
Hz. Hasan’in arkasindaki destegi
yitirdigi için hilafeti Muaviye’ye devretmek
zorunda kaldigini bize gösteren baska veriler de
bulunmaktadir. Sadece Sünnî kaynaklar degil Siî
kaynaklar da Hasan’in hilafeti devretmesinin en
önemli nedeninin, arkasindaki destegi yitirmis
olmasi gerçegi oldugunda hem fikirdirler.
Örnegin Siî dünyanin en önemli
bilginlerinden biri olan Müfid, Hz. Hasan’in
etrafinda hemen hemen hiç kimsenin kalmadigini,
tam bu esnada Muaviye’nin kendisine baris teklif
ettigini söylerken,
Tabersî de buna
katilmaktadir.
Yine bir baska Siî müellif olan Meclisî de
hilafet devrinin temel nedeninin güç kaybi
oldugunu vurgulamakta ve asagidaki haberi
aktarmaktadir: Hz. Hasan kusatma altinda iken
“Zeyd b. Vehb el-Cüheynî, kendisine bundan sonra
ne yapmayi düsündügünü sordugunda cevabi söyle
olmustur:
Vallahi Muaviye’nin benim için
bu insanlardan daha hayirli oldugunu düsünüyorum.
Bu insanlar benim taraftarim olduklarini
söylüyorlar, fakat beni öldürmek istiyorlar,
malimi yagmaliyorlar. Vallahi Muaviye’den kendim
ve ailem için bir güvence alip, canimizi ve
malimizi kurtarmam savasmamdan daha hayirlidir.
Vallahi Muaviye ile savasacak olursam, bunlar
beni bogazimdan tutarak kendisine
teslim edeceklerdir.”
Yillar sonra Medine’ye gelenler Hz.
Hasan’i, iktidari Muaviye terk ettigi için
elestirince onun baris antlasmasinin gerekçesi
olarak “Kûfelilerin savasmak istememeleri”ni
zikretmesi
söz konusu antlasmasinin yegane
nedeninin güç kaybi oldugunu açik bir sekilde
ortaya koymaktadir.
Ibn Miskeveyh, Hz. Hasan’in arkasindaki
destegi yitirmesi kadar Kûfe’de kalanlara da
güvenmemesini gerekçe olarak zikretmektedir. Ona
göre; Hz. Hasan, hilafeti Muaviye’ye teslim
etmeden kisa bir süre önce ordusuna yapmis
oldugu asagidaki konusma da bunu ortaya
koymaktadir. “Ey Iraklilar! Sizden
gördügüm üç sey beni yaralamistir. Babami
öldürmeniz, beni yaralamaniz ve malimi zorla
gasp etmeniz”
Bütün bu gerçeklere ragmen kimi
tarih yazicilari olaya tamamen dinî bir veche
kazandirmaya çalismaktadirlar. Örnegin; Ibn
Arabî Müslümanlar arasinda bir savasin meydana
gelmemesi için Hz. Hasan’in, hilafeti Muaviye’ye
devrettigini söyledikten sonra, Hz. Peygamber’in
“Benim bu oglum seyyiddir. Allah bununla iki
Müslüman kitlenin arasini bulacaktir. ”
dedigini aktarmakta ve onun bu gaybî habere
binaen savasmak istemedigini ve bu yüzden
Muaviye ile baristigini söylemektedir.
Kalkasandî de bu anlasma ile Hz. Peygamberin bir
mucizesinin gerçeklestigini söylemekte,
söz konusu hadise atifta bulunmaktadir.
Ancak yukarida da ifade etmeye çalistigimiz gibi
eger Hz. Hasan gerçekten böyle bir hadisi
bildigini ve bu hadis ile amel edip bunun sonucu
olarak, Muaviye ile savasmak niyetinde
olmadigini kabul etsek, savas için asker
toplamasini, askerlerini
Muaviye’nin üzerine göndermesini, hatta bu iki
ordu arasinda savasa meydan
vermesini ve bu savasta bazi insanlarin ölümüne
sebep olmasini izah
edemeyiz. Bize göre; Hz. Hasan’i temize çikarmak
için ortaya atilmis olan bu iddia dogru olmus
olsaydi, onun Kûfe’den hiç hareket etmeksizin
hilafeti Muaviye’ye devretmesi gerekirdi.
Nitekim, Hz. Hasan’in ta Medain’e kadar gelip
hilafeti burada Muaviye’ye teslim etmesinin
hiçbir mantiki gerekçesi bulunmamaktadir. Yine
Kûfelilere hitaben yapmis oldugu konusmalar
bizim bu kanaatimizi hakli çikarmaktadir. Hz.
Hasan basindan beri vurgulamaya çalistigimiz
gibi son derece zeki, akli basinda ve gelecegi
görebilen bir devlet adami idi. Binlerce insanin
ölümüne veya eziyet ve sikinti çekmesine engel
olmak için hilafeti Kûfe’de Muaviye’ye teslim
etmek ona en uygun düsen tavir olacakti. Evet
Hz. Hasan hilafeti Muaviye’ye devretme niyetinde
olmadigi ve onunla savasi düsündügü
gibi bunda basarili
olabilecegi ümidi de tasiyordu. Ama sartlar onu
baris masasina oturmak zorunda birakmistir.