|
Zaman Kavramı be
İkizler Paradoksu
Zaman
kavramının tam olarak anlaşılması, özellikle fizik
biliminde pozitif bağlamda çok büyük bir sıçrayışa
vesile olmuştur. Simetrik bir devinim olan güneşin
doğması ve batması (Gündüz-gece) olayı
insanoğlunun ezelden beri aşina olduğu bir kavram
olduğundan pratik hayatında kullandığı birçok
olguyu bu kavram doğrultusunda sıraya
yerleştiriyordu. Mesela sabah koyunlar otlaklara
çıkartılır akşam yatılır gibi. Gündüz-gece kavramı
zaman kavramının ilk tohumudur diyebiliriz. Daha
sonraları insanoğlu çok özel durumlarla
karşılaşmış ve o an yaşadıkları zamanı veya daha
önce yaptıklarını ya da daha sonra yapacaklarını
zaman kavramı altında tanımlama gereği duymuştur.
Böyle bir kavram oluşturmak içinde herkse göre
sabit bir niceliği zaman ölçüsü olarak tanımlamak
gerektiğini fark etmiştir. Bu doğrultuda 1960
yılından önce, zaman standardı “ortalama güneş
günü” cinsinden hesaplanmıştır. Ortalama güneş
saniyesi bir güneş gününün (1⁄60)(1/60)(1/24)’ü
olarak alınmıştı.
Ama bu kavram gelişen teknoloji karşısında
yetersiz kalmış, hassasiyetini gelişen teknoloji
karşısında günden güne kaybetmiştir bunun üzerine
bilim adamları 1967 yılında zaman kavramı için
yeni bir sabit geliştirmişlerdir: Atomik saat. Bu
olguya göre sezyum atomunun 9 192 631 770 defa
titreşim yaptığı süreye 1 saniye denilmiştir. Çok
kesin ve net gibi gözüken bu tanım şimdiki
zamanlarda gelişen nano –teknolojinin
ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır.
Modern fizikte zaman
kavramının önemi Einstein ile beraber ortaya
çıkmıştır. Einstein’dan önceleri geçerli olan
Newton fiziği uzay-zamanı ayrı ele alarak, zamanı;
evrenin her noktası için mutlak kabul etmekte ve
zamanın bütün referans sistemlerinden bağımsız
olduğunu söylemekteydi. Einstein bu kavramın
yanlış olabileceğini daha o günlerde kestiriyordu.
Işık hızı ve zaman arasında bir kopma noktası
olabileceğini düşünen Einstein bu düşüncesini bazı
örneklerle desteklemeye çalıştı. Mesela bir saat
kulesinin yakınlarında olduğunu tasavvur eden
Einstein, saat kulesinin tam 12 yi gösterdiğini
varsaymıştır. O saat kulesinin Einstein’a saatin
tam 12’i olduğunu göstermesi, ışık ışınlarının
önce saat kulesine ve oradan da Einstein’ın
gözlerine yansıması demektir. Ama burada bir
gariplik vardır; ışık ışınları tam saat
kulesindeyken de Einstein’ın gözlerine gelirken
aldığı yol boyunca da dahil olmak üzere bütün bir
zaman aralığında hep aynı bilgiyi
taşıdığını(saatin 12 olduğu bilgisi) görmüştür ve
ışık ışınları için zamanın durduğu sonucuna
ulaşmıştır. Einstein “eğer o ışık ışınının
üzerinde yolculuk yapsaydım dünyayı nasıl
görürdüm” diye düşünür ve bu düşüncesinde yıllar
sonra bulacağı özel görelilik teorisinin altyapısı
bulunduğu açıkça görülmektedir. Einstein özel
görelilik teorisinde kısaca; evrende hiçbir ivmeli
hareket eden nesnenin ışık hızına ulaşamayacağını
söyler. Einstein bu durumu şöyle özetlemektedir;
“Görelilik kuramına uygun olarak m kütleli bir
maddeciğin kinetik enerjisi m.v²/2 ifadesiyle
değil, mc²/√1-v²/c² ifadesi verecektir. V hızı, c
ışık hızına yaklaştıkça, bu ifade de sonsuza
yaklaşmaktadır. Bu yüzden, ivmeyi yaratmak için
kullanılan enerji ne kadar büyük olursa olsun, hız
her zaman c’den küçük kalmalıdır.”Yani yeterli
güçte bir roket yaptığımızı düşünelim. Işık hızına
çok yakın hızlara ulaşmamıza rağmen hızı
arttırmakta ısrar ettiğimiz taktir de verdiğimiz
enerji sürekli olarak kütleye dönüşecektir. Başka
bir deyişle kütlesi olan hiçbir şey ışık hızına
ulaşamaz. Zaten ışığı oluşturan
taneciklere(fotonlara) baktığımızda kütlesiz
olduklarını gözlemleriz. Ayrıca fotonlar ışık
hızında hareket etmeleri zamanlarının olmaması
anlamına gelir yani sıfır zamanda hareket ederler.
Görelilik teorisiyle
birlikte zamanın göreceli bir kavram olduğu ortaya
çıkmış ve yepyeni bir bilimin(modern fizik) kapısı
aralanmış oldu.
Einstein’ın 1905
yılında ileri sürdüğü özel göreliliğin iki
postülasının(1)Birbirlerine göre düzgün doğru
hareket yapan tüm gözlemciler için ışık hızı
aynıdır. 2) Birbirlerine doğru hareket halindeki
tüm gözlemciler için fizik kanunları aynıdır.)
yanı sıra evrendeki bilinen 3 boyut haricinde
birde zaman boyutunun olduğunu ortaya koyması
fizik dalındaki en büyük devrim olarak
nitelendirilmektedir. Şimdi zamanın göreceliği
kavramını en iyi şekilde özetleyen ve çok popüler
bir örnek olmasına rağmen hala kavram hatalarının
yapıldığı ikizler paradoksuna Richard GOTT’un
özgün anlatımıyla bakalım: “İkiz kız kardeşler,
Dünya ve Evren(orijinali Earth ve Astra’dır.) bu
paradoksun klasik örneğidir. Tahmin ettiğiniz gibi
Dünya Dünya’da kalır, Evren ise bir roketle ışık
hızının %80 hızıyla Alpha Centauri yıldızına
gider. Alpha Centauri Dünya’dan 4 ışık yılı
uzaklıkta olduğuna göre, Evren’in oraya varışı 5
ışık yılı sürer. Evren’in saati Dünya’nın saatine
göre %40 daha yavaş ilerler, Bu nedenle Evren bu
yolculukta sadece 3 yıl yaşlanırken; Dünya,
Evren’in yıldıza varışını 5 yıl olarak ölçer.
Evren, Alpha Centauri’ye ulaştığı anda yön
değiştirir ve yine ışık hızının %80’i bir hızla
geri döner. Dönüş yolculuğu yine aynı şekilde
Dünya tarafından 5 yıl, Evren tarafından da 3 yıl
olarak ölçülür. Sonuç olarak Evren Dünya’ya
vardığında; kendisinin toplam 6 yıl, Dünyanın ise
toplam 10 yıl yaşlandığını görür. Yani Evren dünya
zamanına göre 4 yıl ileri gitmiştir. İşte paradoks
tam bu noktada ortaya çıkar. Evren ışık hızının
%80’i hızla Alpha Centauri’ye doğru giderken,
roketin camından bakıp, aslında Dünya’nın ışık
hızının %80 hızıyla gittiğini ve kendisinin sabit
durduğunu ileri sürebilir. Bu düşüncedeki yanlış
şudur; İkiz kardeşler aynı deneyimleri
yaşamadılar. Dünya’da bulunan Dünya, yön
değiştirmeksizin sabit bir hızla hareket eden bir
gözlemci(Dünya’nın Güneş etrafındaki hızı ihmal
ediliyor) olduğundan Einstein’ın ilk postülasını
sağlar(postülayı hatırlayalım: Birbirine göre
düzgün doğru hareket yapan tüm gözlemciler için
ışık hızı aynıdır). Buna karşın Evren,
yön değiştirmeksizin sabit hızla hareket eden
bir gözlemci değildir. Evren, Alpha Centauri’ye
vardığında yön değişitirir. İşte üzerinde
durulması gereken en kritik nokta “yön değiştirme”
olgusudur. Şimdi Evren’in bu yolculuk sırasında
neler düşündüğüne bakalım: Evren, Alpha
Centauri’ye doğru giderken camdan bakar ve
Dünya’nın ışık hızının %80 i hızla hareket
ettiğini görür. Alpha Centauriye vardığında
saatine bakar ve 3 yıl geçtiğini görür, bunun
üzerine ışık hızının %80’i hızla hareket eden
Dünya’daki Dünya’nın kaç yıl yaşlandığını bulmak
için işlem yapar ve çıkardığı sonuç 1,8 yıl olur.
Yani kendisi 3 yıl, Dünya ise 1,8 yıl yaşlanmıştır
Evrene göre. Alpha Centauriye vardığında Evren
konumunu Dünyaya doğru çevirir. İşte tam bu yön
değiştirme hareketini yaptığı anda uzay-zamanı
farklı bir eğimle diler ve aslında hareket edenin
kendisi olduğunu algılar. Dönüş yolu boyunca yine
ışık hızının %80’i hızla hareket eden ve Dünya’ya
varan Evren, yaptığı hesaplar sonucunda dönüş yolu
boyunca Dünya’nın 8,2 yıl dolayısıyla 8,2(dönüş)
+1,8(gidiş) olmak üzere toplamda 10 yıl
yaşlandığını kendisinin ise 3+3 yıl olmak üzere 6
yıl yaşlandığı sonucuna varır. Görüldüğü gibi
ortada paradoks yoktur. Evren’in Dünya’daki
olayların eş zamanlı olduğuna dair olan fikri “dönüş
hareketi” sonrasında tamamen değişir ve
aslında hareket edenin kendisi olduğunu algılar.
Yani böylece her iki kardeşinde yaşları hakkındaki
hesaplarının doğru olduğu ortaya çıkar.”
Burada da çok net bir
biçimde görüldüğü üzere zaman göreceli bir
kavramdır. Ama bu görelilik fizik yasalarını
kesinlikle etkilememektedir. Fizik yasaları sahip
oldukları simetri sayesinde(o da belki bir başka
yazının konusu olabilir) her koşulda kesinliğini
muhafaza etmektedir. Şu unutulmamalıdır ki, eğer
hız, zaman gibi kavramlardan bahsediyorsak anlam
kargaşasını önlemek için mutlaka bir referans
noktası belirtmeliyiz. Kim bilir beklide zaman
kavramını daha ayrıntılı bir şekilde
anlayabilirsek birçok bilim adamının ve
bilim-kurgu yapımcısının fantezisi olan geleceğe
ve geçmişe yolculuk rutin yapılan işlerden birisi
olacaktır(!)
|