|
Genel
rölativite teorisi, devinen ağır cisimlerin,
uzayın eğriliği içinde ışık hızıyla yol alan
dalgalanmalar şeklinde kütlesel çekim dalgaları
yayınına neden olacağını söylemektedir. Bunlar
elektromanyetik alan dalgalanmaları olan ışık
dalgalanmalarına benzemesine karşın, ayırt
edilmeleri çok zordur ve ışık gibi, kendisini
yayınlayan nesnelerden enerji alıp götürürler.
Bu
yüzden de büyük kütlelerden oluşmuş bir sistemin,
zamanla durağanlıkta karar kılması beklenebilir.
Çünkü, her türlü devinim enerjisi, çekim
dalgalarının yayımlanmasıyla uzaklaşıp gidecektir.
Tıpkı suya atılan mantarın önce inip çıkmasına
karşın, yayılan halkaların enerjisini uzağa
taşıdıkça devinimini azaltıp sonunda
durağanlaşması gibi.
Bununla birlikte, kuantum fiziğindeki çift
oluşması denen olaya göre yüksek enerjili gamma
ışınlarının enerjilerini E=m.c2 denklemlerine
uygun bir biçimde parçacık ve karşı parçacık
çiftlerine dönüşürler. Yani bir gamma ışını
(fotonlar) bir başka fotonla çarpışarak yerinde
bir parçacık çifti oluşturmaktadır. Uzayın boş
olarak düşündüğümüz boyutlarında bu parçacıklar
her an var olup yok olurlar. Ve bunların çok kısa
süreler içinde ortaya çıkıp kaybolmaları yüzünden
gözlenemediklerinden, gerçekte yok olmalarına
karşın edimsiz çiftler olarak mevcutturlar.(Bunlar
deneysel olarak ispatlanmıştır.)Bu
kavram ışığında, proton boyutlarında tümüyle
çökmüş maddeden oluşmuş bir milyar ton kütleli bir
mini karadeliğin çevresinde, bu edimsiz
parçacıkların sürekli bir biçimde ortaya çıkıp yok
olmaları ve karadeliğin boyutlarının da çok küçük
olduğu göz önünde bulundurulursa, bu çiftlerden
biri, karadeliğin içine girerken, eşi, yalnız
kalan parçacık kuantum, mekaniksel yönden yok
olmayarak gerçek dünyada, gerçek bir parçacık
olmaya zorlanır ve evrenin en uzak köşelerine
gitmekle özgür halde bırakılır. Uzaktan bakan bir
gözlemci de ,bu parçacığın karadelikten çıkmış
görünümünün neden olduğu şaşırtıcı bir yargıyla
karadeliklerin parçacık yayınladığını
düşünecektir. Bununla birlikte, doğanın enerji
dengesinin korunması nedeniyle de bu parçacıkların
yaratılması için gerekli olan enerjinin bir
yerlerden gelmesi gerekmektedir ki, bu da açık
kaynak olarak karadeliğin çekim alanının
enerjisidir.Bu
yüzden parçacık yaydıkça da karadelik, enerji ve
E=m.c2 itibariyle de kütle yitirir. Başka bir
deyişle, yayılan her 1 kg.’ lık parçacık için
karadeliğin kütlesi de 1 kg. azalarak zamanla
buharlaşmaya başlar.Bir
karadeliğin parçacık ya da enerji yayma hızı,
deliğe bir sıcaklık değeri verilerek tanımlanır.
Yıldız büyüklüğündeki karadeliklerin sıcaklığı,
derecenin milyonda biri kadar (mutlak sıcaklığın
–273,16 derece olduğu düşünülürse, ne kadar soğuk
olduğu anlaşılır) olduğundan (ayrıca çekim
alanının çok yüksek olmasından ) parçacık kaçma
olasılığı çok zayıf görünmektedir. Dolayısıyla
böyle bir karadeliğin buharlaşıp yok olma süresi
milyarlarca yıl iken, mini karadeliklerin buna
kıyasla çok daha azdır.
Deliğin boyutların küçüldüğünden oluşan çiftlerden
biri karadeliğin olay ufkunun içine
girerken,diğerinin kaçma olasılığı yüksektir.
Bundan dolayı da karadeliğin kütlesi ne kadar
küçükse, bu olayın etkisi daha fazla olacağı için
parçacık yayımlaması da o kadar fazla olacaktır.
Bu da bu tür kardeliklerin sıcaklığının çok yüksek
olacağını gösterir.
Gerçekten de bir trilyon madde içeren bir ilk
karadeliğin (evrenin başlangıcında oluşan mini
karadelikler) sıcaklığı 1 milyar derece iken,
delik küçüldükçe bu değer artmaktadır. Sonuç
olarak karadelik küçüldükçe,ısınacak ve daha çok
parçacık yayımlayacak, parçacık yayımladıkça daha
da küçülecek ve küçüldükçe de …
Buharlaşıp patlayıncaya değin bu kısır döngü
böylece devam edip gidecek ve son 1/10 sn içinde
de karadeliğin tüm enerjisi 10 milyon tane 1
megatonluk hidrojen bombasının (ki 1 hidrojen
bombası atom bombasının yaklaşık 1400 katıdır)
aynı anda patlamasına eşdeğer bir güçle patlayarak
gamma ışınlarına dönüşecektir.
Böylesine büyük bir enerji Ayı toz haline
getirmeye ve tozları güneş sisteminin her yanına
dağıtmaya yeterlidir. 1 milyon tonluk mini bir
karadelik otuz yıl içinde tümüyle buharlaşıp
patlamasına karşın,kütlesi 1 milyar ton olan bir
karadelik de yaşamını 300 milyon yıl sürdürür.
Kütleleri 4 milyar tondan daha büyük olanları ise,
yavaş yavaş buharlaşmalarından dolayı günümüzde de
varlıklarını sürdürebilmektedirler.
Güneşin tam 2,95 katı olan bir karadeliğin
schwarzchıld yarıçapı ile olay ufkunun yarıçapı
özel bir hal olarak aynı uzunlukta olup üst üste
çakışık durumdadır. Dolayısıyla, karadeliğin
donmuş yüzeyi aynı zamanda onun olay ufku olur.
Çift olay ufuklu karadeliğin dış ile iç olay
ufukları arasında uzay soyut iken iç olay ufku ile
tekillik arasındaki bölgeye geçilince, tekrar
bizim uzay zaman boyutlarına geçerek iç olay
ufkunun yarıçapı uzunluğu reel olur.
Fakat, schwarzchıld karadeliklerinde, karadeliğin
kütlesi olay ufkunun ardında kalıp soyut
olacağından (ki diğer karadeliklerde de aynıdır
) yani böyle kütlesel bir tanım bize göre, bizim
var kabul edişimize göre mevcut olacağından, tek
yönlü zarın arkasına geçerek yolculuk yapan birisi
ezilmek üzere merkeze doğru çekildiğinde, önünde
kendisini başka bir sona götürecek madde yığınıyla
karşılaşmaksızın hareketine devam edecektir.
Ayrıca evrende, makrokozmostan mikrokozmosa her
şey kendi çevrimleri içerisinde kurtdelikleri
içerir.
Dolayısıyla insan da,anne karnındaki bir
akdelikten dünyaya gelip büyür yaşar ve sonucunda
da karadeliğine gömülerek aslına rücu etmeye
başlar. Günümüzde sayılı bazı bilim adamları da
(mesela Poul Davies gibi) parçacıklar adı altında
olanın gerçekte evrenin o boyuta çökmüş birer
karadelik olduğunu (*1) (Elektromanyetik alan
parçacığı olan fotonlara da aynı şekilde alttaki
evrenimizin tünel uçları olan kurt delikleri
olarak bakılabilmektedir.) belirtmeleriyle
birlikte John Wheeler de daha temel düzeydeki
evrenin dokusunun kuantum köpüğü adını verdiği
kurtdelikleri olduğunu söylemektedir. Başka bir
deyişle schwarzchıld karadeliklerindeki gibi mini
karadelikler ve akdelikler olan fotonlar.
Yani evrenimizi mikroskopik olarak gözden
geçirebilseydik, üç boyutlu uzayın tüm anlamını
yitirerek uzay zaman örgüsünün kuantum köpüğü
denilen,oluşan ve gözden kaybolan,devamlı hareket
halinde fakat asla ilerlemeyen veya gerilemeyen
baştan başa durağan ve zamansız olup,bitmek
tükenmek bilmeyen bir etkinlikle dolu solucan
deliklerinden oluşmuş bir dantel gibi olduğunu
görürdük.
Biraz daha açarsak, uzay, üzerinde uçan bir pilota
göre düz bir okyanusa benzer, fakat üzerine düşen
talihsiz bir kelebek için çalkantılı bir
karmaşadır. Daha yakından bakıldığında da tüm
yapının her tarafı solucan delikleriyle doluncaya
kadar daha çok karışık olduğu görülür ve bu
delikler uzaydaki her noktanın,diğer bütün
noktalarla oyuk bir fincan kulbunun fincan
içindeki iki ayrı bölgeyi birleştirmesi gibi
bağlar.Bu
noktadan bakıldığında da elektromanyetik ve
gravitasyonel kuvvetlerle diğer iki kuvvetin
kuantum köpüğüne tesir edip sakin bir göle atılmış
bir kayanın meydana getirdiği dalgaların örneğine
benzer bir titreşim meydana getirerek,çekirdek
altı parçacıklar diye belirttiğimiz şeylerin, bu
titreşim modelleri ya da dalgalar olduğunu
görürüz. (Yani elektromanyetik olarak oluşmuş üç
boyutlu holografik görüntüler).Bunlardan bazıları
proton,bazıları nötron,diğer bazıları ise kuark…vb.dir.
Bu dalgalar, atomları meydana getirmek üzere
birbirlerine etki ederek,
atomlar,molekülleri,moleküller de fiziki dünyanın
maddesini meydana getirmektedir.
Böylece garip bir biçimde kayalar ve yıldızlar,
sadece Hiçlikteki bu dalgalanmalardan ibaret
olurlar. Başka bir deyişle; fiziki gerçekliğin
temel yapı taşları bizim onları bildiğimiz anlamda
nesneler olmayıp mini karadelik ve akdelikler
olarak göz önüne alınan uzayın bir bölümündeki
hafif bükülmenin bir yerçekimi alanını başka bir
yerdeki farklı cinsten bir eğriliğe sahip dalgalı
bir geometri bir (maddeye göre var saydığımız
belli skaladaki dalgalar olan) elektro manyetik
alanını,eğriliği fazla düğümlenmiş bir bölgede
parçacık gibi hareket eden bir yük, kütle enerji
yoğunluğunu ifade ederek her şeyin hiçliğin
kendisi olan (ki varlık yokluğun ta kendisidir) bu
eğrilikten (geometriden) ibaret olduğunu
belirterek kuantum köpüğündeki dalgalanmalar
şeklindeki madde kavramının, boş uzay zaman ile
Tek ve aynı şey olduklarını göstermektedir.
Nasıl gravitasyonel ve elektromanyetik dalgasal
kuvvetler,maddi nesneler ve parçacıkların
arasındaki etkileşimlerden oluşmuşlarsa, algılar
ve diğer zihinsel görüntüler de beyin (duygular ve
vücut) ile ,onu çevreleyen gerçek dünya arasındaki
etkileşimlerden oluşmuştur. Bu yüzden
gözlemler,algılar ve tüm evrenin temel
özelliklerinin maddi değil, zihinsel olduklarını
söyleyebiliriz.
Böyle bir anlayış da bizi,dışımızda var kabul
ettiğimiz karadelik-akdelik (kurtdelikleri) gibi
kavramların ötelerde,haricimizdeki bir ortamda
değil (çünkü onlar orada yer almıyorlar) bilincin
örtünerek dışta var kabul ettirdiği bir yanılsama
olduğu gerçeğine götürüp her şeyin her şeyle
bağlantılı olduğunu ve bunun bilincin bir
özelliği olduğunu gösterir.
Dolayısıyla,zihnimiz,özümüz olan bilincimizin
kurtdeliğine sıçrama yapabilseydi, dördüncü
boyuttan tüm evrenimizin bir kağıt gibi
dürüldüğünü görürdük ve bir mistiğin
“bilinçliliği evreni kapsamakta olan bir insan
için evren kendi “bilinci” olur,bu arada fiziksel
bedeni de “Evrensel Aklın” belirişi şekline
dönüşür. Kendi içsel görüntüsü en yüce gerçekliğin
bir ifadesi olur, kendi sözü de sonsuz gerçekliğin
ve kuvvetin bir yansıması haline gelir.”
sözleriyle ifade ettiği biçimde evrenimizi
göklerin, arzın ve dağların emanetlenemediği yükü
sahiplenerek algılardık.
Dinsel bir bakış açısında:Hz
İsa (a.s), kendisine “Bize Baba’yı göster” diyen
havarisi Filipus’u “bunca zamandır sizinle
birlikteyim,Beni hâlâ tanımadın mı” diye biraz
azarlayıp “size söylediğim sözleri
kendiliğimden söylemiyorum; ama bende yaşayan Baba
kendi işlerini yapıyor. Ben Babadayım,Baba
Bendedir. Beni gören Babayı görmüştür.”ifadeleriyle,
sistemi kısaca dile getirirken, Hz Muhammed
(s.a.v) de bunu en vurucu hali ile “Nefsini
bilen Rabbini bilir.” sözü ile özetlemiştir.
İstanbul - 18.01.2001
http://afyuksel.com
(*1) parçacıklar hem
tünel ucu olan karadelik biçiminde var iken aynı
zamanda bir alt boyutundaki kuantum köpüğündeki
çalkantılı titreşimlerinin bir görüntüsüdür
Kaynakça:
Ahmed Hulusi ; Kendini Tanı
William J Kaufman ; Evrenin Evrimi
John Taylor; Kara Delik
Stephen W Hawking; Zamanın Kısa Tarihi
Michael Talbot; Mistik Düşünce Ve Yeni Fizik
Discovery Channal; Black Holes
Tubitak Bilim Teknik; Ekim 95, syf . 26
Holografik Evren ; Ken Wilber
|