|
Evrenin kökeni -1-2-3-4-5-6-7-8-9-10- EVRENIN
KÖKENI - 9 -
René Descartes (1596-1650)
Kronolojik bakimdan Bacon, Descartes’tan önce
gelmesine ragmen biz burada, önce Descartes’tan
söz etmeyi uygun görüyoruz. Çünkü düsünce sistemi
bakimindan, birbirlerine indirgenemeyen iki karsit
ilkenin varligini ileri sürerek dini inançlarla
bilimsel düsüncenin, idealizmle materyalizmin
uzlasamayacagini ve birbirlerine
indirgenemeyecegini sistemlestirmesi açisindan F.
Bacon’un gerisinde, çaginin ilerisindedir. “Dünya
üzerine Inceleme” adini verdigi çalismasini,
Galileo’nun mahkum edildigi haberini almasi
üzerine yayinlamaktan vazgeçmis olmasi, F.
Bacon’unki kadar köklü bir atilim yapamamis
olmasinin nedenin büyük bir olasilikla kilise ile
bir çatismaya girmekten çekinmis oldugunu
gösterir. Kiliseyle net bir zitlasmaya girmek
istemese de Fransa’dan kaçip daha özgür bir ortam
aradigi Hollanda’da da Protestan kilisesinin ve
Aristotelesçilerin sert saldirilariyla karsilasir
ve senato su karari verir “... yeni oldugu ve
ayrica gençlige eski ve saglam felsefeden yüz
çevirttigi için Descartes’in felsefesi
yasaklanmistir.” Burada ifade edilmek istenen su
olsa gerek “Yeni olandan korkuyoruz,çünkü din
dogmalariyla uyuttugumuz halkin uyanmasina, ve
yerlerimizden edilmemize izin veremeyiz.” Her
neyse, simdi burada, Descartes bizim için neden
önemli çünkü O dogmatik anlayisin karsisina her
seyden süphe ederek çikmisti. Gelistirmis oldugu
“kartezyen yöntem” bilim için çok önemli bir
adimdir ve zamaninda tam da gerek duyulan düsünce
sistemiydi. Gelisen bilimsel çalismalarla ilgisini
anlayabilmek için yönteminin dört ilkesine kisaca
deginmek evren ile ilgili fikirlerin gelisimini
anlamada büyük fayda saglayacaktir.
* “1. Dogrulugu apaçik bilinmeyen her seyden süphe
edecegim” Descartes’in en temel ilkesidir.
Duyularimiz yanilabilir, akil yanlis islem
yapabilir yada unutabilir, duygularimizla akil
çatisabilir bu saglikli bir akil yürütmeyi
engelleyebilir; kisaca bilgi kaynaklarimizin
hepsinden süphe edebiliriz ama su anda süphe
ettigimizden süphe edemeyiz diyerek, her türlü
düsünce etkinliginin temeline süpheyi yerlestirir.
“Düsünüyorum öyleyse varim!” süphe etmek düsünsel
bir eylemse, düsünmem içinde var olmamiz
gerekiyorsa, biz varizdir diyor. “Apaçik” derken
fikir yürütebilmek içinde dogrulugundan en çok
emin olabilecegimiz, bu tür cümleleri kullanmamiz
gerektigini söylemek istemektedir. Sonuç ne? O
güne kadar gelmis olan tüm kavramlardan süphe
edip, tekrar gözden geçirilmesi gerektigi. Bazi
kemiklesmisler, inançlar ve fikirler için ne kadar
tehlikeli degil mi?
* “2. Inceleyecegim sorunlari, bunlari daha iyi
çözümleyecegim tarzda ve mümkün olan en küçük ve
çok sayida parçaya ayiracagim.” Burada, dogada bir
bütünlük oldugunu, bütünün parçalarinin arasinda
nedensel ve zorunlu bir baglanti oldugunu düsünür.
Tümdengelimci izler görülmekte yani yukaridan
asagi dogru sistematik olarak yapilanmis, organize
bir bütün oldugunu düsünmekte. Analizle bu yapinin
daha küçük parçalarinin tek tek incelenmesi
gerektigini söyler ve sonra 3. ilke devreye girer.
* “3. Bilinmesi en kolay olan nesnelerden
baslayarak, en bilesik nesnelere kadar, agir agir
ve derece derece yükselerek, düsünceyi düzenle
yürütecegim.” Analizle ve tek tek incelenerek
ulasilan bilgilerin bir araya getirilmesiyle daha
tümel, genis bilgilere ulasilmaya çalisilmasi
gerektigini ve var oldugunu kabul ettigi en tümel
yapiya ulasilabilecegini söylemekte. Ikinci ile
üçüncü ilkeyi daha iyi kavrayabilmek için su
örnegi burada vermek yerinde olacaktir.
Bir üçgenin tanimini yapmaya kalkistigimizda
kaçinilmaz olarak dogrulardan söz etmek zorundayiz,
yani üçgeni analiz ettigimizde daha küçük
parçalari olan dogrularin tanimini da yapmamiz
gerekiyor. Sentez yaparken de üç dogrunun bir
birbirleriyle kesisip kapali bir düzlem
olusturduklarinda daha tümel bir yapi olan üçgeni
tanimlariz. Tikel yapi dogrular, bunlarin üçü
belli bir bagintiya uyarak bir araya geldiginde
üçgen dedigimiz geometrik sekil ortaya çikiyor, bu
sekil dogruya göre daha tümel bir yapidir. Bir
üçgenin tanimini yapmaya kalkistigimizda
kaçinilmaz olarak dogrulardan söz etmek zorundayiz,
yani üçgeni analiz ettigimizde daha küçük
parçalari olan dogrularin tanimini da yapmamiz
gerekiyor.
Sentez yaparken de üç dogrunun bir birbirleriyle
kesisip kapali bir düzlem olusturduklarinda daha
tümel bir yapi olan üçgeni tanimlariz. Tikel yapi
dogrular, bunlarin üçü belli bir bagintiya uyarak
bir araya geldiginde üçgen dedigimiz geometrik
sekil ortaya çikiyor, bu sekil dogruya göre daha
tümel bir yapidir. Son ilkesi de önceki üç ilkeyi
dogru sekilde kullanip kullanmadigimizi kontrol
etmeye yöneliktir.
- “4. Hiçbir seyi noksan birakmadigimdan emin
olmak için, her adimda sayim ve genel gözden
geçirme yapacagim.” Gerek analiz gerekse sentez
yaparken incelemecinin hata yapabilecegi
olasiligindan dolayi bütünü olusturan zincirinin
kopacagi ve yanlis sonuca gidilebilecegini düsünüp
böyle bir ilkeye gerek duymustur. Görüldügü gibi
bilimsel çalismalarin düsünsel kismi da kurulmaya
baslamaktadir. O güne kadar bilimsel çalismalar
daha çok din adamlari tarafindan yürütülmekte ve
maddi destek daha çok kiliselerden ve kiliselerle
ortak hareket eden aristokratlardan saglanmaktaydi.
Ancak yine kiliseye bagli bir okulda egitim gören
Descartes bilim ile dini dogmalarin inceleme
alanlarini ayirma yoluna yönelmis, böylece bilimi
din adamlarinin elinden çikmasi için gerekli olan
düsünsel yapiyi getirmisti. Kendisi de materyalist
olmayan Descartes Tanri, Ruh ve maddenin
birbirlerinden farkli üç temel oldugunu söyleyerek
aralarindaki ayrimi belirtmesi açisindan bilimi
dinden ayiran çok ciddi bir adimdir. Ona göre
Tanri en yetkin ve sonsuz olandir. Ruh düsünce
ile, madde ise yer kaplama ile ilgilidir. Kisaca
bilimin alani belirlenmeye baslamis, sinirlari
belirginlesmeye baslamisti. Descartes’ta
determinist, mekanikçi bir uzay anlayisi vardi,
yani belli bir sistem içinde, belli bir andaki
durumu ve hareketi bilinen nesnenin durumu ve
hareketi, yalnizca o anin degil geçmisin ve
geleceginde bilgisini verir, görüsündeydi. Yani
her hareketin bir nedeni vardi ancak ilk hareket
ettirici Tanri idi, Ona göre her sey önceden
belirlenmisti belirleyense, Tanri... Buna
kadercilik dememiz pek yanlis olmayabilir. Bu gün
kullandigimiz, onsuz yapamayacagimiz, bilimsel
grafiklerimizi çizmekte kullandigimiz koordinatlar
geometrisi de Descartes’in eseridir.
Descartes dini dogmalara karsi çok sert bir tavir
almamis olsa da, Onun her seyin temeline “süphe”yi
koyarak ve özellikle Tanri,Ruh ve maddenin farkli
çalisma alanlari oldugunu söylemesi açisindan çok
ciddi bir adim attigini itiraf etmeliyiz. Bilimde
engellenemez yükselisin düsünsel evriminin en net
ifadelerinden birini Descartes’te görebiliyoruz,
ancak düsünsel evrimin getirdigi düsünsel devrimi
Francis Bacon yapmistir.
Bu arada Descartes’in pratikte materyalist,
teorikte idealist bir filozof oldugunu unutmamak
gerekir. “Disimizda bulunan seylerin
gerçekliginden süphe etmemiz gerekir. Ancak öte
yandan onlarin gerçekten var olduklarini kabul
edebiliriz. Çünkü dis dünyanin varligi hakkindaki
düsüncemizin kaynagi, Tanri’ dir. Eger dis dünya
gerçekten var degilse, Tanri’nin bizi aldatmis
olmasi gerekir.” Descartes’in bütün doga biliminin
bu sözleri üzerine kurulmus olmasi onun
materyalistlerle siddetli bir tartismaya girmesine
neden olmustur. Bu açidan bakildiginda, biz bu
yazida Descartes’in bilimsel düsüncenin
gelinmesindeki katkisini yadsiyamayiz ancak
fikirlerini degerlendirme, alip kullanma konusunda
materyalizm ve materyalizmin yavrusu olan bilim
adina çok dikkatli olunmalidir. Descartes’in temel
fikirleri her ne kadar bizden destek görebilecek
olsa da inançlari etkisinde kalarak ulastigi
sonuçlar son derece tehlikelidir. Çagdasi Francis
Bacon materyalist cephede yer alip idealizme ve
dogmalara karsi çok iyi savas vermis tümdengelimi
ret ederek bilimsel metodun kökeni olan tümevarim
felsefesini kurmustur. |