Fizik: AnaSayfa
  Evrenin kökeni -1-2-3-4-5-6-7-8-9-10- 

EVRENIN KÖKENI - 7 -

Digges, Bruno ve Tycho Brahe




Kopernik’in çalismalariyla ilgili olarak su saptamasini yapiyor saygin bir bilim tarihçisi: “-Dünya hareket ediyor.- Kisa bir sürede inançla aklin, aklin yanilmazligiyla gelenege körü körüne bagimlilik arasinda asilmaz bir engel meydana getiren tez oldu ve birkaç yüzyillik kavga sonunda, bu konuda kesin olarak bilimin zaferinin kabul edilmesi gerektigi anlasilinca, bu zaferin sonucu çok büyük oldu. Bilimin, adeta bir mucizeyle, o zamana kadar hareketsiz bir durumda bulunan dünyayi gerçekten harekete geçirmis oldugu söylenebilir.” Bu saptamasini burada almak çok yerindedir ve ekleyecek bir sey oldugunu sanmiyorum.

Kopernik’in öldügü yil adeta devrimi kaldigi yerden alip devam ettirmek için dünyaya geldi, Thomas Digges. Popüler eseri olan “A Perfit Description of the Caelestiall Orbes” 1576 yilinda yayinlandi. Bu eserinde Kopernik evren modeline en dis küreyi kaldirarak ve yildizlari sinirsiz bir ortama dagitarak katkida bulundu. Kopernik’ten 30 yil, sanayi devriminden 200 yil kadar önce günes merkezli evren modeli en dis kabugunu atmisti. Bu yeni görüslerin ilk ve en kararli yandaslarindan biri olan Londrali Giordano Bruno (1548-1600) sinirsiz bir evren modelinin mantiksal sonucuna dikkat çekti: “Evrende bir küre ve merkez yoktur, fakat merkez her yerdedir.” Bu söz atomcu filozof ve sair olan Lukretius’un sözleriyle özdeslesmekteydi. Atomcu düsünürlere göre, yaratilmamis, yok olmayan, degismeyen varlik özdeksel (maddesel) atomdur. Bu düsünce doga bilimlerinin dogusunu saglamistir da denebilecek bir görüstür, Rönesans’ta da etkileri görülen bu düsünce sistemi Aristocu skolâstige karsi, atomculugun getirdigi mekanik dünya görüsünü savunmustur. Bu anlayisa göre evren yoktan var edilmemisti, atomlarla ve hareketleriyle meydana gelmisti. Bir çok merkez varsa ve evren atomlarin hareketiyle olustuysa eger bizim gibi canlilarin oldugu sayisiz baska günes sistemleri olabilirdi. Bunlarin etrafinda da gezegenler, bu gezegenlerde de bizim gibi canlilar olabilirdi.

Bu düsünceler üzerine, merkezde bulundugundan dolayi bir özelligi oldugunu düsünen ve bununla onur duyan skolastikçiler, yeterince yumusak karar, ölümünü çileden çiktilar. Neticesinde Bruno’nun yasami bir trajediye dönüstü. Düsünceleri zamanina göre çok uçlarda geziyordu, Katolik inancini alaya almasi ve fikirlerinden ödün vermeden savunmasina devam etmesi hayatinin son yedi yilini kilisenin cezaevinde geçirmesine, iskence edilmesine ve son olarak “Olanakli oldugu kadar yumusak bir ceza verilmesi ve kan dökülmemesi...” kararinin verilmesine neden olmustu. Hakkinda isterken kan dökülmemesi, kaziga baglanarak yakilmasi anlamina geliyordu. Bu çok aci ölüm karari açiklandiginda su sözleri haykirmistir: BU KARARI ALIRKEN SIZLER , BELKI ONU BENIM SIMDI ISITTIGIMDE DUYDUGUM KORKUDAN ÇOK DAHA FAZLA BIR KORKU IÇINDESINIZ. Evet, gerçekten de Skolastikçiler bilimin baskaldirisindan korkmaya baslamisti ve bir seyler yapilmaliydi. Bilimin kendilerine karsi açik bir tehdit olusturdugu ortadaydi ve bilimi üretenleri öldürerek kurtulacaklarini sandilar. Oysa bilim insanlari degisen kosullarin ürünlerinden baska bir sey degildi ve bu kosullari yok edemezlerdi zaten de yapamadilar.

Bruno, astronom degildi ancak siki bir Kopernik devrimcisiydi, mantiksal açidan evren modelinin gelism"esine katkida bulunmustur, ancak astronomi ile ilgili çalismalarindan dolayi degil dinle alay ettiginden dolayi, katledilmistir, tabii alay ederken astronomi ile ilgili düsüncelerini kullanmis oldugunu unutmamak lâzim. Bir Danimarka soylusu olan Tycho Brahe (1546-1601) kraliyetten de yardim alarak Avrupa’da ilk gözlem evini kurmus ve Uraniborg (Sky Castle- Gökyüzü Kalesi) adini vermistir. Daha 16 yasindayken Kopernik’in kullandigi çizelgelerde gezegen konumlarinda hata oldugunu buldu. 25 yasinda gökyüzünde ani bir parlamaya tanik oldu. Bu parlamanin gökyüzünde paralaktik bir kayma göstermediginden atmosfer içindeki bir olay oldugunu düsündü. 30 yasinda bir kuyruklu yildiz gözleyerek bunun da Ay’dan uzak bir cisim oldugunu gösterdi. Ilerleyen yillarinda daha modern bir gözlem evinin daha kurulmasini saglamistir. Zamaninin büyük bir kismini evi haline gelmis gözlemevinde gözlem yaparak geçiriyordu. Çiplak gözle yapilabilecek en iyi gezegen ve yildiz kataloglarini olusturdu. Bu çalismalari sirasinda Kopernik modelini ret edip, dünyayi evrenin merkezine tekrar koymak için bir sebep bulmustu.

Tycho‘ya göre eger dünya günesin etrafinda büyük bir dairesel yörüngede dolaniyorsa, dünya farkli konumlardayken takim yildizlarin sekillerinin paralaks neticesinde degismesi lazimdi. Paralaks ne diye soracak olursaniz kisaca söyle açiklanabilir:Tam önünüzde bir dogru boyunca dizilmis üç agaç olsun, eger siz oldugunuz konumu degistirirseniz görüntü de degisecektir. Mesela biraz saga kayarsaniz, en yakinizdaki agaç sola ortadaki biraz sagda, en uzaginizdaki ise ortadakine göre daha fazla sagda olacak sekilde görüntü degisir. Bu olay siz bu üçlü agaç sistemine ne kadar yakindaysaniz o kadar net olacaktir, yani agaçlara yakinken bir adiminiz görüntüde büyük bir degisime neden olurken, uzaktayken çiplak gözle fark edilemeyecek kadar az olabilir. Tycho, yildizlarin paralaktik kayma göstermemesinin nedenin dünyanin merkezde olmasi oldugunu düsündü. Aslinda birazda tutucu ve Kopernik karsiti olan Tycho’nun öyle düsünmek daha çok isine geldi. O da dünyayi tekrar merkeze tasidi. Ay, Günes’i dünya merkezli yörüngelere koydu. Diger bütün gezegenleri de Günes merkezli yörüngelere yerlestirdi. Tycho yildizlarin çok uzak oldugunu ve insan gözünün o uzakliklardaki bir paralaktik kaymayi algilayamayacagini düsünememisti. Insan gözü yildizlarin seklini ayirt edebilecek kadar gelismemistir, Tycho da çiplak gözle yaptigi bu çalismalar sonucunda yanilmakta haksiz degildir. Ayrica kürelerin olmasina gerek olmadigini, küreler olsaydi eger kuyruklu yildizlar tarafindan zaman içerisinde kirilmis olmalari gerektigini söylemistir.

Ilk bakista geri bir adim gibi görünse de Tcyho’nun çalismalari Kopernik öncesi modelleri alt üst ederek ileriye olan dev bir adimdi. Küreleri kaldirarak, sürekli degisen bir gökyüzü oldugunu göstererek, o güne kadar gelmis inançlarin bir kez daha zorlanmasina neden olmustur. 1601 yilinda kaybettigimiz Tycho, gözlemevini ve bütün gözlem verilerini asistani Kepler’e miras birakir. Gökyüzüne hitaben kullanilan “gök küre, gök kubbe” ifadelerinin yikilmaya yüz tuttugu zaman Tycho ile baslamis yani günümüzden 450 yil kadar önce, ancak bir takim çevreler hala “gök yüzü” yerine “gök kubbe” ve ”gök küre” ifadesini israrla kullanmaya devam ediyorlar. Bu çevreler Bruno’yu , Sivas’ta da ozanlari yakanlarin ta kendisidir. Görüldügü gibi günümüz Türkiye’si ile ortaçag Avrupa’si arasinda zaman ve konum disinda pek fark yok sadece eylemi yapanlarin adi ve maskeleri farkli.

Copyright © 2008 Temha.neT