|
Evrenin kökeni -1-2-3-4-5-6-7-8-9-10- EVRENIN
KÖKENI - 5 -
KOPERNIK DEVRIMI VE EVREN MODELI
Kopernik devrimi bilim ile felsefenin henüz
birbirinden kesin çizgilerle ayrilmadigi bir
dönemde gerçeklesmistir. Buna ragmen çogu
çalismada Descartes, Francis Bacon’a yer
vermemekle büyük bir haksizlik veyahut hata
yapilmakta oldugu kanisindayim. Hatta her dönemde
bile, bilimi felsefeden ayirmak, özellikle bilimin
bas kaldiris dönemlerinde bilimsel düsüncenin ve
metodun kurucularini bilimden ayirmak ciddi bir
yanilsamadir. Kopernik Devrimi basligi altinda
genel olarak yer alan isimler Kopernik-Tycho-Kepler-Galileo-Newton’dur
ve bence eksik bir saptamadir. Özellikle Francis
Bacon ve Descartes’in kesinlikle bu listeye dahil
edilmesi ve ilerleyen kisimlarda söz edecegimiz
bir çok kisinin de hakkinin verilmesi gerekir.
Ortaçag karanligindan uyanisa baslandigi
dönemlerde, Avrupa Aristoteles fiziginin ve
Batlamyus evren modelinin yeterli olamadiginin
farkindaydi. Sorunun bilincinde olan Roger
Bacon’un, iyi bir matematikçi oldugu bilinir bunun
yani sira optik üzerine çalismalarindan dolayi da
gözlük ve teleskopun temellerini Bacon’un atmis
oldugu düsünülür. Bilimsel çalismalarda izlenen
yöntemin yanlis oldugunu ilk olarak dile getiren
kendisidir. O’na göre bilimsel yöntem deney ve
gözlemlere dayali olmaliydi. Matematigin görevi
deney ve gözlemlerle elde edilen verilerin
arasindaki bagintilari kurmakti. O güne kadar
izlenen yöntem inançlara ve gerçege uydurulmaya
çalisilan modellerdi ancak Bacon’a göre bu
yanlisti, dogrusu gözlem ve deneylerle elde edilen
verilere göre modeller düsünmek, düsünce araci
olarak inanç degil matematik kullanmak ve
matematikle ulasilan sonucu tekrar gerçekle
karsilastirip sinamakti. 1340 yilinda William
Occam, “Occam’in usturasi” olarak bilinen ünlü
prensibi ortaya atti. Burada ustura bir kuramda
karmasa varsa onun kesilip atilmasi anlamina
gelmektedir. “Birbirleriyle yarisan teoriler
arasinda en iyisi, birkaç varsayim içeren en
basitidir.” sözleriyle de bunu anlatmak istemistir.
Batlamyus evren modeli bu prensibe pek uymuyordu
çünkü bir gezegenin hareketini açiklayabilmek için
bir sürü daire kullanilmasi gerekiyordu. Bu ilke
dogrultusunda hareket eden bir çok düsünür daha
iyi sonuçlar veren daha basit teoriler aramaya
baslamislardi. Bacon ve Occam’in düsüncelerini çok
iyi kavramis olan ve kullanan Kopernik 2000 yillik
Yer merkezli evren modelini yikacak ve yerine
Günes’i koyacakti. Bu olayla düsünce tarihinde
etkisi yönünden boy ölçüsebilecek çok az dönüsüm
vardir. Son dört yüz yilda artan bir hizla gelisen
bilimin, baskaldirisinin astronomi alanindaki
Kopernik Devrimi ile basladigini rahatlikla
söyleyebiliriz çünkü astronominin gelismesi için
gerekli etkenler diger bilimlerin gelismesi için
gerekenden çok daha baskindi. Gelisen burjuvanin
varliginin kaynagi denizciligin, gelistigi
dönemlerde yön belirlemesi çok önem kazanmisti
çünkü hiçbir tüccar dogal olarak gönderdigi veya
aldigi malin –bu mal ucuz isçi de olabiliyordu
tabii- baska bir limana gitmesini istemiyordu.
Ayrica o günlerde yürürlükte olan takvim MÖ 48
yilinda düzenlenmisti, ve bir yili 365 gün
gösteriyordu, ancak bu gün biliyoruz ki bir yil
365 gün 6 saattir.
Bu durumlardan ve daha önce söz ettigimiz mistik
nedenlerden ötürü astronomide hiçbir bransta
olmadigi kadar fazla bilgi birikimi vardi.
Batlamyus evren modeline sürekli yeni eklemeler
yapilarak gerçek dogaya uydurulmaya çalisiliyordu,
öyle ki bu durum bagnazliga dönüsmüs, kökten bir
degisimi düsünmek çok zor olmustu. Batlamyus
modeline Cemal Yildirimin TÜBITAK yayinlarinda
çikan Bilimin Öncüleri adli kitabindaki benzetmeyi
burada yazmak çok dogru olacaktir: “Benzetme
yerinde ise bas, gövde, el ve ayak gibi her
parçasi baska bir yerden derlenmis bir heykelin
acayip görüntüsünü sergiliyordu.” Kopernik Devrimi
Rönesans öncesinden, son dönemlerine kadar bir
araliga yayilmaktadir. Bu devrimin etkisini
anlayabilmek için entelektüel çevrelerin en genel
anlamda evren ile ilgili arastirmalara bakisinin
evrimini gösteren su sözleri tarihsel sira
içersinde yazarsak sanirim daha açikça
anlayabiliriz: 1. “Bu konuda daha fazla sey
bilinemez, çünkü tanribilim, bilinmesi olanakli
her seyi bilir.” Bundan sonra sirayla
yazacaklarimin hepsi önce mahkum edilmis, kabulü
için çok çabalar harcanmis düsüncelerdir. Her bir
düsünce kendini kabul ettirmek için bir öncesiyle
savasmak zorunda kalmistir. 2. “Hiristiyan dini bu
konuda daha çok sey ögrenilmesine manidir.” Ilk
düsüncede her seyin zaten tanri bilim tarafindan
bilindigi söylenirken simdi ise bilinmeyen ve
açiklanmayi bekleyen çok seylerin oldugu ancak
Hiristiyan dinin buna engel oldugu ilan edilmistir.
3. “Bu dünyanin gerçek bilginleri, yalniz
filozoflardir.” Yeni bilgileri arastirma tekeli
tanribilimin elinden alinip filozoflara
devredilmek üzere. 4. “Tanribilimin bilginlerinin
sözleri uydurma masallara dayanir.” Burada da
bilim tanribilimin elinde tamamen alinmasi
gerektigi duyurulmus olunuyor. Bu saydigimiz dört
savla ilgili olarak bakiniz F. Albert Lange ne
diyor, “Bu savlarin sahiplerini bilmedigimiz
dogrudur. Belki de bu savlarin çogu hiçbir zaman,
hiç olmazsa genel toplantilarda, savunulmamis,
sadece okullarda verilen derslerde veya yapilan
tartismalarda ileri sürülmüstür. Ancak
piskoposlarin bu hastaliga karsi o kadar siddetli
bir tarzda yürütmüs olduklari savas, bu tür
iddialara yol açan entelektüel egilimin oldukça
yaygin oldugunu ve büyük bir gözü peklikle
kendisini gösterdigini yeterli bir ölçüde
kanitlamaktadir.” Yazdigimiz bu savlarin ilki
yaklasik XV. yy baslarinda sonuncusuysa ilk kez
XVII. yy. ortalarinda dile getirilmistir. Hemen
simdi Kopernik devriminin basladigi ve
çözümlendigi tarihe bakiyoruz, aynen uyusmakta.
Baslangiçta, Kopernik “Günes, Günes Sisteminin
merkezindedir ...” düsüncesini açikliyor yil 1512,
çözümlenmede de Newton genel çekim yasasini
açikliyor yil 1687. Kisaca söylemek gerekirse
bilimsel gelismelerle, evren ve bilgimizin
sinirlari, dinin alani hakkindaki genel yargi
paralellik göstermistir
|