|
Evrenin
Genişlemesi ve Big Bang20. yy. ile birlikte astronomi alanında çok büyük
gelişmeler yaşanmaya başlandı. İlk olarak 1922
yılında Rus fizikçi Alexandre Friedmann evrenin
durağan bir yapıya sahip olmadığını keşfetti.
Einstein'in genel görecelik kuramından yola çıkan
Friedmann, en ufak bir etkileşimin evrenin
genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını
hesapladı. Belçika'nın en ünlü gök bilimcilerinden
Georges Lemaitre ise bu hesabın önemini fark eden
ilk kişi oldu. Onun bu hesaplamalardan yaptığı
çıkarım, evrenin bir başlangıcı olduğu ve bu
başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğiydi.
Lemaitre'in söylediği çok önemli bir şey daha
vardı: Ona göre bu başlangıç anındaki patlamadan
arta kalan bir radyasyon olmalıydı ve bu
saptanabilirdi. Lemaitre ilk başlarda bilimsel
çevrelerde çok büyük destek bulmayan bu
açıklamalarının doğruluğundan emindi. Zaten
evrenin genişlediğine dair başka kanıtlar da birer
birer ortaya çıkıyordu. Bu sıralarda Edwin Hubble
isimli Amerikalı astronom kullandığı dev
teleskopla gökyüzünü incelerken yıldızların,
uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru kayan
bir ışık yaydıklarını saptadı. Hubble, California
Mount Wilson gözlem evinde yaptığı bu buluşuyla
sabit durum teorisini ortaya atan ve yıllardır
savunan tüm bilim adamlarına da meydan okuyor,
mevcut evren anlayışını temelden sarsıyordu.
Hubble'ın bu tespiti, gözlemin yapıldığı
noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfının mor
yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan
ışıkların tayfının da kızıl yöne doğru kaydığı
fiziksel gerçeğine dayanıyordu. Yani California
Mount Wilson gözlem evinden izlenen gök cisimleri
dünyamızdan uzaklaşmaktaydılar. Bu gözlemlerin
devamı yıldız ve galaksilerin sadece bizden değil,
birbirlerinden de uzaklaştıklarını ortaya
koyuyordu. Tüm bu gök cisimlerinin birbirlerinden
uzaklaşmaları evrenin genişlemekte olduğunu bir
kez daha kanıtlıyordu. Bu gelişmelerle ilgili
ilginç bir saptamayı David Filkin'in "Stephen
Hawking's Universe" isimli kitabından aktaralım: "… Lemaitre iki yıla kalmadan ummaya cesaret
edemediği bir haber aldı. Hubble galaksilerden
gelen ışığın kızıla doğru kaydıklarını
gözlemlemişti ve Doppler etkisine göre bu evrenin
genişlediği demekti. Artık yalnızca bir zaman
sorunuydu. Einstein zaten Hubble'ın çalışmalarıyla
ilgileniyordu ve Mount Wilson Gözlem evinde
kendisini ziyaret etmek niyetindeydi. Lemaitre de
aynı sıralarda California Teknoloji Enstitüsü'nde
bir konferans vermeyi ayarladı ve Einstein ile
Hubble'ı birlikte bir köşeye sıkıştırmayı başardı.
Kendisinin "ilk atom" kuramını adım adım anlatarak
tüm evrenin "dünü olmayan bir günde" yaratıldığını
söyledi.
Gereken bütün matematik hesaplarını yapmıştı.
Lemaitre sözünü bitirdiğinde kulaklarına
inanamadı. Einstein ayağa kalkmış ve o anda
duyduklarının "o güne kadar dinlediği en güzel ve
en tatmin edici yorum" olduğunu bildirmiş" ve
"kozmolojik sabiti yaratmanın yaşamının en büyük
hatası olduğunu" itiraf etmişti.
İşte dünyanın gelmiş geçmiş en önemli bilim
adamı sayılan Einstein'ı ayağa fırlatan bu gerçek
evrenin bir başlangıcı olduğu gerçeğiydi.
Evrenin genişlemesiyle ilgili yapılan gözlemler
arttıkça yeni iddialar da birbirini izliyordu. Bu
gerçekten yola çıkan bilimadamları, Lemaitre'in de
söylediği gibi, zamanda geriye doğru gittiklerinde
sürekli küçülen, küçülen ve sonunda bir nokta
kadar kalan bir evren modeliyle karşı karşıya
kaldılar. Matematiksel hesaplamalar, evrenin tüm
maddesini içinde barındıran bu "tek nokta"nın,
korkunç çekim gücü nedeniyle "sıfır hacme" sahip
olacağını gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu
noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı ve bu
patlamaya "Big Bang" (Büyük Patlama) adı verildi.
Big Bang'in gösterdiği önemli bir gerçek vardı:
Sıfır hacim "yokluk" anlamına geldiğine göre,
evren "yok" iken "var" hale gelmişti. Bu ise,
evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyor ve
böylece materyalizmin "evren sonsuzdan beri
vardır" varsayımını geçersiz kılıyordu.
|