Evren Modeli20. yüzyılın başlangıcı, fizikte iki ayrı teoriye
tanıklık etti. Bunlardan birincisi, "genel
görelilik teorisi"; diğeri ise "kuantum (tanecik)
teorisi" dir.
Genel görelilik, kütle çekim gücünü açıklayan
klasik bir teoridir. Einstein'ın 1915 yılında
ortaya attığı bu teoriye göre; uzay-zaman düz
değil, eğridir. Bu eğriliğe/bükülmeye yol açan,
uzay-zamanın içindeki kütle ve enerjidir.
Gezegenler gibi nesneler, uzay-zaman içinde düz
bir çizgide hareket etmeye çalışırlar. Fakat
uzay-zaman düz değil de, eğri; bükülmüş olduğu
için, yolları bükülmüş görünür. Örneğin dünya, düz
bir çizgide hareket etmeye çalışmaktadır. Ancak,
uzay-zamanda güneşin kütlesinin yarattığı eğrilik,
dünyanın, güneşin çevresinde bir daire içerisinde
hareket etmesine yol açar.1 Kısaca -bu teoriye
göre- nesneleri birbirine doğru çeken olgu, kütle
sebebiyle uzay-zamanın eğilmiş olmasıdır. Teorinin
özgün halinde, uzay-zamanın sabit olduğu, büyüyüp
küçülmediği ileri sürülmüşse de, sonraki bilimsel
gözlemler, evrenin ve dolaysıyla uzay-zamanın
genişlediğini ortaya koymuştur.
Kuantum teorisinin temel önermesi, "belirsizlik
ilkesi"dir. Bu ilke, bir parçacığın konumu ve
momenti gibi belirli nicelik çiftlerinin, aynı
anda istenilen doğrulukta ölçülemeyeceğini
belirtir.2 Bu teoriye göre ışık, (foton ismi
verilen) parçacıklar halinde yayılır. Varlığı
bilinen tüm güçler de paketler/parçacıklar
şeklinde yayılıp taşınırlar.
Kuantum mekaniği, atomlar ya da moleküller gibi
sonlu sayıda serbestlik derecesine sahip
sistemlerde başarıyla uygulandı. Ancak, sonsuz
derecede serbestlik derecesine sahip olan
elektromanyetik alana uygulanmasında bazı
zorluklar çıktı. Bu zorluklar, "renormalizasyon"
denen yöntemle giderilmeye çalışılmıştır. Bu
yöntem, bazı sonsuz niceliklerin, geride sonlu
artıklar bırakacak şekilde çıkarılmasına ve
böylece, deneysel olarak tespit edilen
-giydirilmiş- parçacıkların, teoride öngörülen
çıplak parçacıklar yerine hesaplamaya konu
edilmesine dayanır.
Kütle çekiminin kuantum teorisini oluşturma
çabaları ise sonuç vermedi. Çünkü, sonsuz sayıda
sezilgen (kuvvetleri taşıyan, gerçek parçacıklar
üzerindeki etkileri sezilebilen, ancak, gerçek
parçacıklar gibi, varlıkları deneysel olarak
tespit edilemeyen) parçacığın birbirini etkilediği
kabul ediliyordu ve bu sonsuz sayıda sezilgen
parçacığın etkilerinin birbirini götürmesi mümkün
olmadığından, teori renormalize edilemiyordu.
Gerçekten de, kütle çekim gücünü taşıdığı
varsayılan, "graviton" denen sezilgen
parçacıkların, birbirleri üzerinde de etkisi
olduğu kabul edildiğinden, hesaplama yapılması
mümkün değildi.
Kütle çekim gücü ile kuantum teorisini birleştirme
çabaları halen devam etmektedir. Bu hususta en çok
güvenilen teoriler, ayrıntısına girilmeksizin,
sadece ismiyle belirtmek gerekirse; "sicim
teorisi", "süper kütle çekim teorisi" ve bu iki
teoriyi birleştiren, "süper sicim teorisi"dir.3 Bu
doğrultudaki çalışmalar devam etmektedir. Burada,
kütle çekimi ile tanecik kuramını birleştirme
imkanı veren ve dört temel gücü (kütle çekimi,
güçlü kuvvet, elektromanyetik kuvvet, zayıf
kuvvet) birlikte açıklayabilen bir "evren modeli"
ileri sürülecektir:
EVREN MODELİ
1. Evrendeki toplam pozitif enerji miktarı ile
toplam negatif enerji miktarı birbirine eşittir.
Negatif enerji miktarı, aynı zamanda kütleye
eşittir; çünkü, kütle çekimi gücü, bizatihi
negatif enerjiyi oluşturmaktadır. Madde enerjiye;
enerji de maddeye dönüşebildiğinden, aynı zamanda,
pozitif enerji, negatif enerjiye; negatif enerji
de, pozitif enerjiye dönüşebilmektedir. Bu
değişim/dönüşüm süreci aşağıda açıklanmıştır.
2. Pozitif enerji, birim zamanda/periyotta, uzay
alanı yaratır. Bu alan, örümcek ağında olduğu
gibi, dairesel bir başlangıçtan, dikey
bileşenlerin uzay alanını; yatay/dairesel
bileşenlerin de zaman alanını oluşturdukları,
birbirinin içine geçmiş ilmikler biçiminde oluşur.
Öyle ki, pozitif enerji miktarı büyük ise, dikey
bileşen büyük olacak; pozitif enerji miktarı küçük
ise dikey bileşen küçük olacaktır. Böylece,
başlangıçta küçük bir daireden ibret olan
uzay-zaman, pozitif enerjinin alan yaratması ile,
örümcek ağı gibi, içten dışa doğru, yine dairesel
olarak büyümeye başlayacaktır. Her birim
zaman/periyotta, pozitif enerjinin miktarına göre,
daha çok ya da daha az (frekansı büyük, dalga boyu
küçük daha çok parçacık ya da frekansı küçük,
dalga boyu büyük daha az) sayıda parçacık/foton,
bu şekilde uzay-zamanı yaratır.
3. Negatif enerji/kütle çekimi gücü ise pozitif
enerjinin yarattığı uzay-zaman alanını (öncelikle
dikey olan uzay bileşenini) yok eder. Kütle çekimi
gücü, gerçekte, doğrudan doğruya parçacıkların
üzerine/kütlesine etkiyen bir güç değildir;
uzay-zaman alanını yok ettiği için parçacıkları
birbirine yaklaştıran bir güçtür.
4. Böylece, gerek pozitif enerji taşıyan; gerekse
negatif enerji/kütle çekim gücü taşıyan sezilgen
parçacıklar (foton, graviton ve hatta ileride
açıklanacağı üzere gluon) birbirleriyle
etkileşmezler; sadece uzay-zaman alanı ve gerçek
parçacıklarla etkileşirler. Ancak bu etkileşim,
uzay-zaman alanı yaratmak ya da yok etmek
suretiyle, parçacıkları birbirinden uzaklaştırır
veya yaklaştırır. Sezilgen parçacıkların gerçek
parçacıklar üzerindeki etkisi, yukarıda açıklanan
surette ve dolaylıdır.
5. Gerçek parçacıklar olan (şimdilik bilinen en
küçük birimler olarak) kuvarklar (ve elektron gibi
leptonları oluşturan fakat henüz varlığı
saptanamamış -bu modelde ileri sürülen- daha küçük
parçacıklar) birkaç tanesi bir uzay-zaman
alanını/ilmiğini işgal edecek şekilde bir arada
bulunurlar. Ancak bunlar birleşerek atom altı
seviyeden daha büyük parçacıkları
oluşturduklarında, her bir parçacık, bir
uzay-zaman alanını; yukarıda açıklanan bir ilmiği
işgal eder. Böyle olsa da, her bir ilmikte, birden
fazla atom altı parçacığın birlikte yer alması
kaçınılmazdır.
6. Yukarıda açıklandığı gibi kütle, negatif
enerjinin başlıca kaynağıdır. Kütle büyüdükçe,
nesnenin yayınladığı negatif enerji miktarı da
büyür. Diğer yandan, pozitif enerji de, her gerçek
parçacıkla; daha doğrusu onun işgal ettiği alanla
sürekli etkileşim halindedir. Bir gerçek
parçacığın işgal ettiği alana etkiyen pozitif
enerji, bu alanda, gerçek parçacıkla da etkileşime
girer: Gerçek parçacık, pozitif enerjinin bir
miktarını soğurur geri kalanını yeniden yayınlar.
Böylece, bir miktar pozitif enerji, kütleye; yani,
negatif enerjiye dönüşmüş olur. Doğal olarak bu
süreç, uzay-zaman alanı da yarattığından, gerçek
parçacığın hareketinin hızlanması ile sonuçlanır.
7. İşte bir gerçek parçacığın, pozitif enerji
taşıyan parçacık ile bu suretle etkileşmesi
sırasında; kuvarklar (ve alt leptonlar) bir yandan
pozitif enerjiyi soğurup, diğer yandan kalanını
yeniden yayınlarken ve bu arada bir uzay-zaman
alanını terk edip, (bitişik) diğer uzay-zaman
alanına giderken, yayınladıkları pozitif enerji
parçacığının yarattığı uzay-zaman alanı
sebebiyle, birbirlerinden uzaklaşma eğilimine
girerler. Ancak, gerçek parçacıklar aynı zamanda
(durgun halde dahi) kütleli olduğundan, sürekli
olarak negatif enerji taşıyan parçacıkları da
yayınlamaktadır. Bu negatif enerji parçacıkları
da, uzay-zaman alanını yok etmektedir. Öyle ki,
negatif enerji taşıyan parçacıklar, öncelikle,
parçacığın kendi pozitif enerji alışverişi
sonucunda yayınladığı, pozitif enerji taşıyan
parçacığın yarattığı uzay-zaman alanını yok eder.
Dolayısıyla, gerçek parçacığın yayınladığı negatif
enerji parçacığı, öncelikle, parçacıkları
birbirinden ayırma eğiliminde olan, kendi
yarattığı uzay-zaman alanını yok ederken enerji
kaybeder. En büyük negatif enerji kaybı, işte bu
sırada gerçekleşir. Çünkü negatif enerji
parçacığı, onu da yayınlayan gerçek parçacığın
diğer yayını olan pozitif enerji parçacığının
ürünü ile savaşmaktadır. İşte atom altı
parçacıkların yayınladıkları negatif enerji
taşıyan bu parçacıkların, yine aynı gerçek
parçacıkların yarattığı pozitif enerji
parçacıklarının oluşturduğu alanları yok etmeden
önceki haline; yani en güçlü haline "güçlü kuvvet"
denir. Açıklamadan anlaşılacağı üzere, güçlü
kuvvet, kütle çekim gücünün enerji yitirmeden
önceki, en güçlü durumudur; bir negatif enerji
biçimidir ve fonksiyonu, uzay-zaman alanını yok
etmektir.
8. Parçacığın kendi yayınladığı fotonun
oluşturduğu uzay-zaman alanını yok ederek
enerjisinin büyük bölümünü yitiren negatif enerji
taşıyan parçacık, daha uzaktaki diğer uzay-zaman
alanlarını da yok ederek yoluna devam eder. Ancak
her bir aşamada, enerjisi biraz daha azalır ve
sonuçta tükenir. İşte bu nedenle, kütle çekimi
gücü, uzaklıkla ters orantılıdır. Kısaca, güçlü
kuvvet ve kütle çekim gücü; aynı nitelikteki
enerjinin (negatif enerjinin) farklı şiddetteki
görüntüleridir. Güçlü kuvvet, parçacığın kendi
pozitif enerjisinin yarattığı uzay-zaman alanını;
yani atom altı parçacıkların/kuvarkların arasına
girerek, onları farklı uzay-zaman alanlarına
yerleştirme eğiliminde olan alanı yok ederken, çok
büyük ölçüde enerji kaybettiği için, uzay-zaman
alanındaki ilmiğin dışına çıktığında, görünümünü
ve şiddetini değiştirerek, kütle çekim gücüne
dönüşür. Kısaca, güçlü kuvvet, aynı uzay-zaman
ilmiğinin içinde mücadele eden çok daha şiddetli
bir negatif enerji biçimidir. Kütle çekimi ise,
negatif enerjinin, atom altı parçacıkların işgal
ettiği uzay-zaman ilmiğinin dışına, şiddetini
kaybetmiş olarak çıktıktan sonraki biçimidir.
9. Güçlü kuvvet bir negatif enerji biçimi
olduğundan ve negatif enerji de, uzay-zaman
alanlarını yok ettiğinden, keza, aynı uzay-zaman
ilmiği içinde yer alan atom altı parçacıkların
yayınladıkları negatif enerji parçacıkları, gerçek
parçacığın işgal ettiği alanı yok
edemeyeceklerinden, güçlü kuvvet, yeni bir alan
oluşturma girişimi gerçekleşmedikçe, bir ilmiğin
içinde etkisini göstermez. Çünkü, o ilmiğin içinde
yayınlanmıştır ve parçacıkların bulunduğu ilmiğin
yok edilmesi mümkün değildir. Ne zaman ki,
parçacıkların yayınladığı pozitif enerji
parçacığı, onların arasında yeni bir alan
oluşturmaya kalkışır; güçlü kuvvet, işte bu yeni
oluşacak alanı yok eder. Atom çekirdeği içinde
güçlü kuvvetin, kuvarklar birbirine yakınken
etkili olmaması; ancak, kuvarklar ayrılmaya
çalışıldıkça, çok büyük bir şiddetle buna engel
teşkil etmesine "asimptotik özgürlük" denir.
Asimptotik özgürlüğün sebebi, işte yukarıda
açıklanan olgudur. Kuvarklar birbirine yakınken
etki hissedilmez; fakat uzaklaştırmaya
kalkışıldığında, çok güçlü bir kuvvet buna karşı
koyar.
10. Bu açıklamalar ışığında, evrensel gelişim
süreci şu şekilde gerçekleşir: Kütle miktarının
daha fazla olduğu (pozitif enerjinin
maddeye/kütleye dönüştüğü) aşamada, negatif enerji
miktarı, pozitif enerji miktarının üzerine çıkar.
Böylece, yaratılan uzay-zaman alanından daha
fazlası yok edilmeye başlar. Bu gelişmenin sonucu,
uzay-zamanın büzülmesi ve parçacıkların birbirine
yaklaşmaya başlamasıdır. Yeterince küçülme meydana
geldiğinde, parçacıklar ve karşı parçacıklar
birbirine çarpmaya başlar. Karşı parçacık, kütlesi
parçacıkla eşit olan; ancak, "elektrik yükü", "spin"
gibi kuantum özellikleri parçacığın tam tersi olan
parçacıklara denir. İşte bu özellikten dolayı, bir
parçacık, karşı parçacığıyla; madde, karşı madde
ile çarpıştığında, her ikisi de yok olur ve
kütleleri pozitif enerjiye dönüşür.
11. İşte bu sürecin sonucu, kütlenin (ve
dolayısıyla, negatif enerji miktarının) azalması;
buna karşılık, pozitif enerji miktarının
artmasıdır. Bu aşamada, hızla yeni uzay-zaman
alanı yaratılır ve kalan parçacıklar birbirinden
hızla uzaklaşmaya başlar. Bu aşamada evren hızla
genişler. Ancak bir yandan uzay-zaman alanı
yaratarak oluşan enerji kaybı; diğer yandan,
pozitif enerjinin, çarptığı parçacıklar tarafından
kısmen soğurulmak suretiyle maddeye/kütleye
dönüşmesi, bir süre sonra, kütlenin/negatif
enerjinin miktarını, pozitif enerjinin üzerine
çıkarır ve genişleme süreci, yeni bir büzüşme
sürecine dönüşür. Bu süreçler, milyarlarca
yıllıktır.
12. Maddeyi pozitif enerjiye dönüştüren
sebeplerden birisi, madde, karşı-madde
çarpışmasıdır. Diğeri ise zayıf kuvvettir. Zayıf
kuvvet de pozitif enerji (nükleer enerji)
oluşturan; böylece uzay-zaman alanı yaratan
güçlerden birisidir.
13. Uzay-zaman, yukarıda açıklandığı gibi,
(örümcek ağına benzer) dairesel şekilde
genişlerken, gerçek parçacıkların bulunduğun
alanların yakınlarında, negatif enerji bu alanları
yok etmeye başladığı için şekil bozulur.
Parçacıklar bir araya gelip kütle büyüdükçe,
burada yok olan alan (ilmiğin çözülmesi) artar ve
uzay-zaman bükülmeye başlar. Öyle ki, çok büyük
kütlenin işgal ettiği bölgelerde, uzay-zaman
ilmiğinin çözülmesi ile diğer yerlerde yeni alan
oluşması süreci birlikte devam ettiğinden,
uzay-zaman, kütleli alanlarda (maddenin beşinci
boyutu olan ve gerçek zamana dik bileşen; sanal
zaman alanına doğru) bükülmeye başlar. Çünkü,
dairesel büyüme, diğer alanlarda devam ederken,
kütleli alanlarda durmuş ya da çok azalmıştır.
Diğer alanlardaki dairesel büyümenin devam
edebilmesi için, uzay-zamanın bükülmesi
zorunludur. Zamanla kütlenin artması ile bükülme
de devam eder ve nihayet, dairesel olarak
genişleyen uzay-zaman, bükülmenin de sonucunda,
bir küre oluşturacak şekilde kendi üzerine
kapanır.4 İşte bundan sonra, negatif enerji
miktarı pozitif enerji miktarını aşsa ve
dolaysıyla, ilmiğin zaman bileşeni de sökülmeye
başlasa dahi, bu sadece, kendi üzerine kapanma
suretiyle oluşan kürenin küçülmesine yol açar.
Bundan sonra küre şeklini almış olan uzay-zaman
büyüyecek ya da küçülecektir. Ancak süreç hiçbir
zaman sona ermeyecektir. Kısaca, uzay-zaman sonlu
ama sınırsızdır.
14. Bu modele göre, kütle çekimin, tanecik
seviyesinde hesaplanması ve hatta, teorinin
renormalize edilmesi de mümkündür. Çünkü, kütle
çekim gücünü taşıyan -sezilgen- parçacıklarla
pozitif enerjiyi taşıyan sezilgen parçacıkların
birbirleriyle etkileşmedikleri kabul edilmektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi, bu parçacıklar, sadece
uzay-zaman alanları ile etkileştiklerinden (alan
yaratıp/yok ettiklerinden), hesaplama sonsuz ve
anlamsız çıkmayacaktır.
15. Zamanın herkes için değişken olması, yaratılan
uzay-zaman alanının uzay bileşeninin büyüklüğü ile
ilgilidir. Pozitif enerji fazla ise, uzay bileşeni
büyük olacaktır. Bu durumda, aynı periyotta
yaratılan daha küçük alana göre, büyük alanda
gerçekleşen değişme daha büyük olacağından, aynı
birim zamanda/periyotta, yüksek enerjili maddeler
için daha çok mesafe kat edilecektir. Bu da yüksek
hızlı nesneler içinde, zamanın daha yavaş geçtiği
şeklinde bir algılamaya yol açar. Bu nedenle
herkesin birim zamanı kendi hızına gör değişik
olmak zorundadır. Zaman mutlak değildir; ölçülen
alandaki pozitif enerji miktarına (yaratılan uzay
alanına) göre değişir; görelidir. Örneğin,
genişleme sürecinin başlangıcında, bir saniyede
dahi, çok büyük miktarda pozitif enerji açığa
çıkmış ve çok miktarda uzay-zaman alanı yaratılmış
olduğundan, o uzay-zamanda yaşanan bir saniye,
şimdi şu anda her birimizin yaşadığı bir saniyeden
çok daha farklı (uzun) algılanmaktadır.
16. Fermiyonların (1/2 spinli gerçek
parçacıkların), aynı anda, aynı yerde bulunmaları
mümkün değildir. Buna, "Pauli Dışarlama İlkesi"
denir. İki elimizi birbirine yaklaştırdığımızda,
bir elimizin diğerinin içinden geçememesinin
sebebi bu ilkedir. "Dışarlama ilkesi", kuvark üstü
parçacıkların en çok bir uzay-zaman ilmiğini işgal
edebilmelerinden kaynaklanır. Kuvark üstü birden
çok parçacığın, aynı anda bir tek uzay-zaman
ilmiğinde yer alması mümkün değildir. Oysa,
sezilgen parçacıklar için böyle bir sınırlandırma
söz konusu değildir. Kısaca önerilen model,
dışarlama ilkesini de açıklamaktadır.
17. Elektromanyetik güç ise alanları -doğrudan-
etkilemez; elektrik yükü üzerine evrensel olarak
etkiyerek, uzay-zaman alanları üzerinde gerçek
parçacıkların hareket etmesini sağlar. Bu güç,
gerçek parçacıkların hareket etmesine,
dolayısıyla, pozitif enerjiye yol açtığı oranda,
uzay-zaman alanının yaratılmasını (dolayısıyla)
etkiler. Nitekim, elektromanyetik güç ile zayıf
kuvveti birleştiren ve renormalize edilebilen bir
teori gerçekleştirilmiştir.
18. Kısaca, ileri sürülen evren modelinde, miktarı
sabit ve eşit olan pozitif enerji ve negatif
enerji, birbirine dönüşebilmektedir. Bu dönüşümün
yönüne göre, evren büzülmekte ya da
genişlemektedir. Evrene etki eden güçler, işte bu
dönüşümü sağlayan araçlardır. Pozitif enerji, uzay
zaman alanı yaratarak evreni genişletir. Bunu
sağlayan güç, zayıf kuvvet ve kısmen
elektromanyetik kuvvettir. Negatif enerji ise
uzay-zaman alanını yok ederek, evrenin büzülmesine
yol açar. Bunu sağlayan güçler ise kütle çekimi ve
güçlü kuvvettir. Pozitif ve negatif enerjiyi
taşıyan sezilgen parçacıklar, birbirleri ile
değil; uzay-zaman alanı ile etkileşim
halindedirler. Bu nedenle, diğer üç gücün yanında,
kütle çekiminin kuantum teorisini oluşturmak,
teoriyi renormalize etmek ve hesaplama yapmak
mümkündür.
M. İhsan DARENDE
1 Stephen Hawking, Kara Delikler ve Bebek Evrenler
(Nezihe Bahar çevirisi), Sayfa: 77
2 Gerard't Hooft, Maddenin Son Yapı Taşları,
(Mehmet-Nazife Ö. Koca çevirisi), Sayfa: 18
3 Gerard't Hooft, Maddenin Son Yapı Taşları,
(Mehmet-Nazife Ö. Koca çevirisi), Sayfa: 297
4 Stephen W. Hawking, Zamanın Kısa Tarihi, Büyük
Patlamadan Kara Deliklere (S.Say-M.Urul çevirisi)
Sayfa:
150
|