Fizik: AnaSayfa
 Sizinweb.com Fizik sayfalari, Birleşik alan teorisi.. Birleşik Alan Teorisi 6
 Uzay-zamandan kastedilen şeyin matematiksel tanımi, “noktalar arasiuzaklığın” tanımiüzerine kurulmuştur.Bu yüzden de maddesel boyuttan planck mesafesine yaklaştıkça uzay ve zamanın tümsek ve çukurlariartarak en büyük kırışıklıkların,büyük olanlara oranla daha belirgin hale gelir ve kuantum fiziğindeki belirsizliklerle birlikte bu kırışıklık çok daha fazla kabarır. Bu da bize planck mesafesinden daha öteye geçmemize izin vermeyeceğini gösterir. Çünkü, oradaki eğrilik ve belirsizlikler o kadar büyüktür ki “iki nokta arasındaki uzaklık” kavramının hiçbir anlamive bu uzaya hiçbir ölçüm aleti sığmadığiiçin de,uzay ve zamanın varlığikalmaz.Bunun sonucu olarak  bu iki nokta arasındaki bölgede eğrilik ve kırışıklıklar ölçülemeyeceğinden planck mesafesinden daha yakın uzaklıktan bahsetmek imkânsızlaşır.

Bu yüzden big bang’in nasıl meydana geldiğini (dolayısıyla her şeyin teorisinin) o andan önceki dönem olan t=0 ile t=10 üssü(-43) sn arasındaki süper uzayın belirlenmesiyle anlaşılır hale gelecektir.Çünkü evrenin yaratılmasının en başında 10 üssü (-43) sn.’ nin altında (mesela 10 üssü(-10000) sn.de planck ölçeğinin trilyarlarca kez daha ) zaman öyle küçüktür ki, bu boyutta artık üçten fazla boyut ile sıfırdan küçük sayılar içeren soyut uzay modelleriyle açıklanmasigerekmektedir.Bu kavram Rölativite ile Kuantum fiziği arasında bağlayıcibir nokta bulma girişimlerinde bulunan, Fizikçilerin Fizikçisi olarak kabul edilen John A Wheleer tarafından yine planck çapında (soyut ile somut arasındaki sınırda) evrenin dokusu üzerine geliştirdiği kuantum köpükleri adlikuramıyla açıklanmıştır. Evrendeki maddenin en temel birimi olarak gördüğümüz her şeyi düzenleyen kuantum köpüklerinin her biri, olay ufku (planck mesafesindeki) 10 üssü (-33) cm. çapında ve yaklaşık olarak Planck ağırlığına eşit (10 üssü (-5) gr) olan Mini Akdelik ve Karadeliklerdir.Burada dikkât edilmesi gereken bir hususta; karadelik oluşturmak için çöken yıldızlarda olduğu gibi,olay ufku altında kalan kütlenin somut değil soyut olmasiidi.Tıpkiolay ufkunun içine düşen bir yolcunun ezilmek üzere merkeze doğru çekilmesi sırasında önünde kendisini başka bir sona götürecek madde yığınıyla karşılaşmamasigibi.

Süper uzayın ucu olan (ki diğer ismidir) planck mesafesine gömülmüş bu maddenin ağırlıği, dışarıdan baktığımızda yaklaşık olarak planck ağırlığına eşdeğer olmasına karşın,o boyutun içine girdiğimizde, içindeki her bir noktanın bir evrenin tüm geometrisine karşılık gelen sonsuz boyutlu Geon adiverilen yapıyigözlemlerdik.Işıktan hızlive soyut yapıda planck mesafesi sınırının hemen altında ya da tünel halkasının alt ağzında topaklanmış, soyut uzayın enerji paketçiği olan Geonlar, planck uzayından planck enerjisi (mikrodalga enerjisi) olarak   maddi evreni oluştururken, aynizamanda soyut uzaya açılarak Takyonlarimeydana getiren tünellerin yapısınioluştururlar.Böylece bir anlamda süper uzayi,sonsuz tüneller ağiolarak düşünebiliriz.Başka bir açıdan bakarsak süper uzayın ucu olan foton halkasi(ki dıştan halka olarak düşündüğümüz bu yapının içine girdiğimizde, birinci hiçlik noktasiidi.) soyut ile somut uzayiboyutsal olarak birbirine bağlar ve bir geon, halkadan Akdelik biçiminde patlayarak,oluşturduğu evrenin içindeki her bir noktada yine bu süper uzayın ucundaki halkalar olarak karşımıza çıkıp bir okyanusun üzerindeki köpükler misali tüm evreni bir dantel gibi işleyerek ya da ayribir deyişle bunların (paketçiklerin)yan yana gelmesiyle teşekkül ettirdiği mikrodalga boyutun frekanslarınibirbirlerine göre var kılarak tüm maddesel yapıyimeydana getirirler.

Maddi evreni meydana getiren kuantların, planck eylem aralığınibildiğimiz için,evrende ne kadar foton(ya da planck tünelleri) bulunduğunu bulabiliriz. Baziaraştırmacılar da kapalievren modeli için şu anki evrenimizin büyüklüğünün 10 üssü(61)planck mesafesinde, hacminin,bu mesafenin küpü olan yine planck cinsinden 10 üssü(183),yaşının da 10 üssü(61)kere planck zamaniolarak düşünmektedirler(planck eylem aralıği10 üssü(-43) sn.’ dir)
Bu Kurtdeliklerinin yan yana gelerek oluşturduğu evreni başka bir açıdan ele alırsak,örneğin;1 elektron her noktasından foton bıraktığiiçin,tünel yumağihali küresel bir tünel olarak da düşünebiliriz. Aynişekilde, sırasıyla nükleonlarla elektronların oluşturduğu atomlar,moleküller,gezegenler,yıldızlar,galaksiler ve evrendeki her şey yine bu tünellerin birleşmesiyle meydana gelirler.

Geonların bir başka özelliği de,birinin diğerinden farkliolmayıp açılımlarının bakış açılarına göre çoğul ismi almasıdır.Bu özellik aynişekilde soyut uzay ve izdüşümü olan somut uzay için de geçerlidir. Çünkü somut uzayın var gösterilmesi,bir var kabulden ibaret olan soyut uzayın yansımasından dolayıdır.
Bununla birlikte, tüm ihtimalleri içinde barındırmasidolayısıyla süper uzay (ki belirsizlik ortadan kalkarak belirlilik yerini alır) tüm dualiteleri içerir. Bu yüzden süper uzaya yolculuk eden bir kişi, tüm uzay ve zaman kavramlarıniniçin geride bırakmasigerektiğini açıklar bir biçiminde,bu uzayın sıcak misoğuk mu,geniş mi dar mi,küp biçiminde mi küresel mi olduğunu soramayacağigibi yaşam ile ölümün,varlıkla yokluğun ,her şeyle hiçbir şey,ayrımının geçersiz olduğunu da anlar.

John A Wheleer’in kuantum köpükleri,Bilinç ile Madde arasındaki ilişkiye çok geniş bir düzeyde açıklık getirerek,planck uzayının (noktasının) maddeye dönük yüzündeki karadeliklerin olay ufkunun girişinde ,uzay ve zamanın bittiği sınırda Kaotik bir yapiolarak enerjinin yerini alırken yine bu ölçeğin öze dönük yönüyle de süper uzaya açılan kapıyi,geçiti oluştururlar.

Dikkât edilmesi gereken ikinci husus da; artık bölünemeyecek kadar küçük zaman dilimi olan (ki zaman yönüyle zaman duvari,enerji yönüyle enerji duvari,sıcaklık yönüyle ısiduvariismini alan planck ölçeğinin)10 üssü(-43) sn.’ nin altındaki boyutta zamanın negatif olmasına karşın bu değerden t=0 anına kadar pozitif olarak ifade edilmesi bir çelişki değil,big bang olayınianlamak için seçtiğimiz koordinat sisteminden, başka bir deyişle, bakış açısından kaynaklanmasındandır.Yoksa, zamanın planck çapialtındaki soyut uzayda negatif değerlerde olmasigibi kütle,boyut...vb)kavramlar da soyut ve negatif değerlerle ifade edilir.

Her şeyin Teorisi hakkında en detaylive geniş çalışma,David Bohm(1) tarafından Hologram Teorisi adialtında sunulmuştur. “Kırılmamış Bütünlük” kavramişeklinde de ifade edilen teori,evrenin her parçasının,tüme ait olanın tam bir imajıniverdiğini belirterek,maddesel dünyamızimeydana getiren atom ve altiparçacıklarının daha temel düzeyindeki “Örtülü Düzenin” (2) yanılsamasişeklinde var olduğunu söyler. İşte bu bağlamda bazifizikçi ve filozoflar (ki David Bohm aynizamanda filozoftu)bilimsel plartformda,şuur ve madde arasındaki ilişkiyi Bohm’un kendi alanında herkesten daha ileri götürerek açıkladığınikabul etmektedirler (ayr.bil.iç.bkz.zihin ve madde/ sufizm ve insan-fizik.)

Evrenin bölünmez bütünlüğü konusunda Bohm şunlarisöylemekte “Aslında insan ,klasik görüşte yer alan, dünyayibağımsız ve ayriolarak var olabilen bölümlere ayrıştırarak analiz edebileceğimizi savunan yaklaşımiterk edip,kesintisiz birlik ve bütünlük yaklaşımına ister istemez eğilim gösteriyor. Biz alışılmış klasik ve bağımsız  “temel birimler” yaklaşımınitersine çevirdik. Yani artık görülen sistemlerin ,bu temel birimlerin birleşmelerinden meydana geldikleri görüşünü terk ettik.Buna karşılık,temel gerçekliğin,evrenin bir birinden ayrılmaz bir kuantum etkileşiminden oluştuğunu savunuyoruz.Ve nisbeten serbestçe davranabilen birimlerin,bu bütünün yalnızca birer parçasi(3) olduklarigörüşündeyiz.”(ayr.bil.iç.bkz.Quantum Potansiyeli/Sufizm ve İnsan-Fizik).

Mistisizmde ifade edilen çokluktaki Teklik kavramıniFarklılaştırılmamış Süreklilik kavramiile dile getiren,yüzyılımızın ünlü kuramcılarından Northrop,bu bölünmezliği şöyle açıklamakta: “Farklılaştırılmamış süreklilik,doğrudan duyumlanan (algılanan) bütün farklılaşmaların (varlıkların)içinden çıktığiilk sürekliliktir. Bu bütün farklılaştırılmış olgulari(varlıklari) kapsamaktadır.O bölünmez ve değiştirilemez olandır.”

Bununla birlikte,Einstein ile beraber  Birleşik Alanlar kuramiüzerinde çalışan David Bohm’un bu teorisi,maddenin hiçbir zaman var olmadığınive her boyutun o boyutun algılayıcısına göre mevcut ve maddesel olarak yine algılayıcitarafından yaratıldığıni(ki Gestalt Psikolojisi de aynigörüşleri savunmaktadır) bu nedenle de  Birleşik Alanların,hologramik paradigma ve işaret ettiği bilince başvurmadan çözülemeyeceğini söylemekte ve aynikavramın Mistikler tarafından Deneyimleri ile elde ettikleri gerçeklerle de paralellik arz ettiğini belirtmektedir.

Yine Bohm,İnsan aklının daha yüksek gerçeklikleri kavrama yeteneğinin Klasik Bilimlerce yadsındığıniya da görmezlikten gelindiğini, dolayısıyla da bu standart bilimin bir deneyi parçalara bölerek çözümleme getirdiği için çıkmazda olduğunu düşünmektedir.Bu yüzden Bohm,elde ettiğimiz gerçekleri,bulgulariyine kendimizin oluşturmakta olduğu konusunda bizleri uyararak,aklımızikendi yarattığitutsaklıktan hiç olmazsa kısa bir süre kurtarmak ve bilimsel bir yaratıcılık anına ulaşmasiiçin doğu mistisizmini anlamamıziönermektedir.Bu konuda Stevens enstitüsünde fizik profesörü olan Jeremy Bernstein, duygularınişu cümlelerle özetlemekte: “Eğer bir doğulu bir mistik olsaydım,dünyada isteyebileceğim en son şey  modern bilimle uzlaşmak olurdu”

Bohm’un subjektiflik hakkındaki görüşüne benzer bir ifadeyi,evrenin yapıtaşının düşünce olduğunu söyleyen Cambridge üniversitesi profesörlerinden biri olan Sir Arthur Eddington ise, objektif bilim içerisinde geçen şeylerin çoğunun aslında Subjektif olduklarınive bunun,bizim nesneleri ölçme şeklimizi belirlediğini öne sürerek,bu durumun daha kolay anlaşılır olmasiiçin,denizde belirli bir büyüklükten daha küçük bir balık bulunmadığının farkında olmakla birlikte,asıl boyut sınırlamasının kullanmakta olduğu ağın göz büyüklüğüne bağliolduğunu fark edemeyen bir balıkçiörneğini vermiştir.

Fakat geçmişte olduğu gibi, günümüzde de etiketi ve sınıfine olursa olsun, şartlanmaların ,değer yargılarının bir ağ gibi ördüğü şuurun blokajından dolayimetafiziğin ve mistik anlayışın olabilirliliğinin işaretlerini görmezden gelen zihin sahipleri, maalesef reddetme ilkelliğini sergilemektedirler. İnsanın genetiğinde var olan bu hastalığiçok iyi teşhis eden Einstein, “ Bir önyargıyiyok etmek,bir atomu parçalamaktan daha zordur” şeklinde görüşlerini dile getirirken,bu teşhisin tedavisi için de ünlü biyolog T.H Huxley şunu önermektedir: “ Olgunun karşısında ufak bir çocuk gibi oturun ve daha önce edinmiş olduğunuz tüm kavramlariunutmaya hazır olun ve doğa sizi hangi uçuruma,her nereye yöneltirse yöneltsin,onu alçak gönüllülükle izleyin,yoksa hiçbir şey öğrenemessiniz.”

Ayrıca insanın birimsellik kozasından sıyrılıp Evrensel Öze doğru yol almanın en temel ilkelerinden de biri olan bu ifadeyi göz önünde bulundurmayan aynizihin sahipleri, Birleşik Alanların Holistik(4) bir yapıyigöstermesine rağmen, göstergesi olduğu metafizik ve Mistik anlayıştan temizleyerek sistemi anlama eğiliminde görünmektedirler. Fakat bu anlayış ya da ayribir deyişle,Bhom’ un ve diğer büyük beyinlerin de dile getirdiği gibi, temelinde Mistik anlayışın bulunmadığihiçbir sistem tam olarak açıklanamayacaktır.Bu noktayican alıcibir ifadeyle dile getiren John A. Wheleer “Yalnızca fizikle ilgilenen hiçbir fizik teorisi, fiziği hiçbir zaman açıklayamayacaktır” derken,maddeyi yaratanın zihin olduğunu söyleyen başka bir ünlü fizikçi Jack Sarfatti ise “Bu nedenle,metafizik açıklamalar fiziğin gelişimi için mutlak bir biçimde yaşamsaldır” der.

İşte bunun içindir ki, Batının, Doğu felsefesinde ,daha doğrusu İslam Mistisizminde ifade edilen “Evrensel Şuura” kulak vererek Kozmik Bilinç’ten beslenmesi gerekmektedir ki, bunu idrak edenler,Kozmik Bilincin Boyutsal Sonsuzluğunda yerini alarak yaşamlarınisürdürmektedirler.Aynişekilde Doğu dünyasida temeli mecaza dayaliolan anlatımların tabanda anlaşılabilmesi için kendi verilerini,Batiilminin verileriyle sentez yapmak zorundadır ki, bu mecaz kavramiHologram teorisinde,bir boyuta ait olan gerçeklerin bir üst boyutun mecazlariolduğu şeklinde açıklanır. Bu,mistik kaynaklarda “Halka neden mecazlarla sesleniyorsun?” diyen öğrencisine Hz. İsa (as) “Göklerin Egemenliğinin sırlarınianlama yeteneği size verildi,ama onlara verilmedi.Kimde varsa,ona daha çok verilecek  ve o bolluk içinde olacak.Ama kimde yoksa,kendisinde olan da elinden alınacak. Onlara benzetmelerle seslenmemin nedeni budur.” diye cevap verirken,aynidurum İslam kaynaklarında kendini göstermektedir. Kuran’da bu duruma “Anlayasınız diye bunlarisize misallerle,sembollerle açıklıyoruz” ifadesiyle açıklık getirilmiştir. Onun( Kuran’ın) ikiz kardeşi olan Hz. Muhammed (s.a.v) ise kıyamet gününden bahsederken,güneşin batıdan doğacağınibelirterek,batıni gerçeklerin tabanda anlaşılmasiiçin gerekli olan idrak ve anlayışın(ki güneş,idrak ve anlayışisembolize eder) Batıdan zahire çıkacağınibelirtmiştir.

“Holografik paradigma ve diğer paradokslar” adlieserin yazariolan ken Wilber tarafından yayımlanmış olan “Kuantum Sorulari” adlikitabında yazar,bugünkü bilimi zirveye taşıyan isimlerin başında gelen Hysenberg,Shördinger,Einstein,De Brogle,Sir James Jeans,Max Planck,Wolfkang Pauli ve Edington gibi, dünyanın en meşhur fizikçileri tarafından yazılmış mistik yazıların bazılarına değinerek ,bu yazarların hepsinin fizik ile mistisizmin bir yönden ikiz kardeş olduklarına dair derin bir inanciifade ettikleri anlatılmaktadır.Hatta bunlardan Haysenberg,bilim adamiolmanın yanisıra ,Fisagor(Eflatun)cu okulun hem mistiği hem de metafizikçisi iken,Wolfkang Pauli de (ki  bir labaratuvarda bulunmasibile, cam bir aletin ayrılmasına ya da kırılmasına neden olduğu söylenir) Carl Jung ile psişenin yorumu ve Doğasiadlieseri kaleme almışlardır.Wilber’in kitabının dışındaki listede daha birçoklarida var. Bunların arasında Oxford Üniversitesinden Roger Penroseu (ki oda Bohm’un görüşlerine katılarak bilincin doğasınikabul etmektedir) “Karadelikler” kitabının yazariünlü fizikçi John Taylor’i, B.D.Josephon’i(5),Neils Bohr’u ve Oppenheimer’ida sayabiliriz. Bunlardan Neils Bohr “Atom kuramiile ilgili paralellikleri aramak istiyorsak, insanivar oluşun büyük dramisırasında hem seyirci ve hem de aktör olarak ele alan doğu mistisizminin düşünürlerinin karşılaştıklarisorunlara yönelmemiz gerekecektir” derken, Oppenheimer da “Atom fiziği dalında yapılan keşiflerle ortaya çıkan görüşlerin hiçbiri tamamen başka,hiç duyulmamış ya da yepyeni değillerdir. Kendi uygarlığımızda bile bunların öncülerine rastlayabiliriz.Ancak doğu mistisizmin öğelerinde bunlar çok daha yaygındırlar.Bize düşen görev, bu eski açıklamaların desteklenmesi,düzenlenmesi ve geliştirilmesidir.” diyerek görüşlerini ifade etmiştir.Ünlü psikolog Carl Jung ise, neden bu büyük fizikçilerin mistisizme ihtiyaç duyduğunu şu sözüyle özetlemektedir:“İnsan Psişesi,semavi olanikabul etmek üzere inşa edilmiş bulunan şuur altiihtiyacınibarındırır.”

İstanbul - 22.02.2001
http://afyuksel.com

 

(1): D Bohm ve B.Hilley kurt delikleri düşüncesine katılarak, bu konuda şunlarisöylemektedirler:“kuantum teorisinin çarpıcibirçok yeni özelliğinin varlığigenellikle kabul görmüştür. Bununla beraber, görüşümüze göre, hepsinden daha da asli,farkliyeni özelliğin ne olduğu hususu üzerinde çok az duruldu.Yani uzayda irtibatliolmayıp birbirleri arasında iç –irtibatibulunan farklisistemler üzerinde”

(2):Nesnelerin kendilerini, bilinen uzay-zaman boyutu içinde göstermesi yani insanların,hayvanların,galaksilerin görünen (algılanan) dünyasına “Açık düzen”,
objektif gerçekliğin temelinde, “açık düzene” göre görünmeyen ,algılanamayan fakat  yine holografik olarak düzenlenmiş,birbirleriyle bağlantılidüzene ise “örtük,kapalidüzen” adiverilmektedir.

(3)Hologram Prensibinde Parça –Bütün ilişkisi,bir parça bir de o parçada mevcut olan bütünün bilgisi şekliyle değil,parça adialtında var olan Bütünün kendisi şekliyle ifade edilmektedir ki, parçanın varlığisöz konusu değildir.Aynizamanda bu kavram ,cüzi irade ve ona bağliolan külli İradenin var olmadığıni, var olanın Tek bir irade olduğunu da açıklar.

(4) Her Şeyin teorisinin Holistik olmasiaynizamanda,maddenin tüm özellikleri,uzay-zamandaki tüm olaylar ve fiziğin bütün diğer teorilerinin bu evrensel yasadan çıkartılabilmesi demektir.

(5)   Cambridge Üniversitesinde Hawking’in çalışma arkadaşlarından biri olan 1973 Nobel ödüllü Josephon, insan zekâsiile gözlemlediği dünya arasındaki ilişkinin,Doğu mistisizmini anlayarak, nesnel gerçekliğin içyüzünün anlaşılabileceğine inanmakta olup bunun gereği olan teknikleri de etkin biçimde uygulamaktadır.

Alınti: Kenan Keskin

 

Copyright © 2008 Temha.neT