Fizik: AnaSayfa
 Bildiğimiz kadarıyla hareketli elektrik yükleri manyetik alanlar ürettiği gibi,değişik manyetik alanlarida elektriksel gerilim (alan) meydana getirirler. Maxwell de bu iki alanın aslında ayriolmayıp tek bir alanın farkliiki görünümü olduğu gerçeğini Elektromanyetik alan şekliyle birleştirmiştir. Ve bu iki alan birbirlerine dik olarak hareket ederek belli noktalarda düğüm oluştururlar. İki düğüm arasında birbirlerine dik düzlemlerde bulunan dalgasal Elektrik ve Manyetik alanlar,aynizamanda parçacık özelliği ile fotonlar şeklinde açığa çıkarlar. Yani daha önce de belirttiğimiz gibi, parçacık özelliği ile  bir foton aynizamanda dalgasal özelliği ile Elektromanyetik alandır. Ve bunu da bir mini karadelik olarak düşünebiliriz.

Elektromanyetik alanlarda olduğu gibi,düşük enerji düzeylerinde birbirinden tamamen farklıymış gibi görünen Zayıf Nükleer kuvvetin parçacıklariolan (+w,-w,nötr z) bozonlarida,yüksek enerji düzeylerindeki aynitek bir taneciğin (yüksüz bozonun) farkligörünümlerindeki tanecikleridir. Bu kuramiortaya atan Winberg ve Abdussalam, 100 Gev (1 gev= 1milyar elektronvolt) gibi yüksek sıcaklık ve enerji düzeyinde bu bozonların,Elektromanyetik alanın kuantlaşmış parçacığiolan fotonlarla aynibiçimde davranıp tek bir kuvvet alanialtında birleşmesine “elektro-zayıf” kuvvet adıniverdiler. Öyle ki bu “Elektro-zayıf” kuvvet düşük enerji seviyelerindeyken, bakışımın bozulmasıyla zayıf kuvvetin parçacıklarikütle kazanarak fotonlardan ayrılıp 3 farklitanecik biçiminde davranırlar. Fakat “elektro-zayıf” kuvveti taşıyan parçacıkların gözlemlenmesi için gerekli olan enerjinin yüksek olmasinedeniyle bugün dahi laboratuvarlarda gözlemlenememelerine karşın, düşük enerji düzeylerindeki kestirimlere dayalideneylerle tam olarak uyuşmalarisonucu kanıtlanmıştır.

Aynişekilde,elektro-zayıf kuvvet ile güçlü nükleer kuvvetin birleşmesi için deneysel olarak mümkün olmayan 10 üssü (15)gev.’ lik enerjiye ihtiyaç vardır. Teorik hesaplamalar ışığında bu enerji seviyesinde büyük birleşim kuvveti olarak adlandırılan (GUT) elektro-zayıf kuvvetle,güçlü nükleer kuvvetin ayribir deyişle elektro-zayıf kuvveti taşıyan parçacık ile güçlü nükleer kuvveti taşıyan gulonların tek bir kuvvet dolayısıyla da onu taşıyan parçacık olarak birleşir.

Benzer biçimde Her Şeyin Teorisi (TOE) ya da standart model olarak adlandırılan, ama şu an için bilinmeyen evrensel tek kuvvet veya Tek alan için gerekli olan enerji ise 10 üssü (19)gev.’ dir. Bu enerji düzeyine gelmek için bugün var olanlardan 10 trilyon daha güçlü parçacık hızlandırıcılara ihtiyaç vardır ki, bu da hiçbir zaman gözlemlenmeyecek anlamına gelir. Başka bir deyişle; kuantum boyutlarında geçerli olan 3 kuvvet ile makroplanda geçerli olan gravitasyon kuvvetin birleşerek aynianda geçerli olmasibeklenen bu nokta çok küçük bir uzunluk ve zaman aralığiolan planck boyutudur (ki bundan daha yüksek bir enerji o parçacığikaradelik haline getirir.)Yani,birleşik alanlar bize,dört temel kuvveti taşıyan (0,1,2…) dönmeli parçacıklarla (1/2,3/2,…) gibi kesirli dönmeli parçacıkların süper parçacığın değişik görünümleri olarak birleşimi olduğunu söyler.

Rölativite ile kuantum fiziğinin birleşmesindeki zorluk, kütle çekimi kuvvetinin diğer üç kuvvetten farkliolarak uzay ve zamanın bizzat kendisinin bir özelliği olmasından ileri geliyordu. Bu yüzden de ıslandıktan sonra düz bir kağıt parçasına ne oluyorsa, uzay-zaman eğriliğine de aynısiolmaktadır. Böylece, kütle çekim kuvveti uzay-zamanın bu tür kırışıklıklarından meydana geldiğini söyleyebiliriz.

Bununla birlikte; çekim kuvveti parçacıkların kütlesi üzerine etki ettiği halde, bütün diğer kuvvetler Yük dediğimiz şey üzerine etki etmektedir. Bir fark da yük dediğimiz şeyin mikroskobun büyütme gücüne fazla bağlideğilken, kütlenin buna bağliolmasıdır. Çünkü, kütle enerjiye bağlıdır ve bir parçacığidaha küçük bir hacme sıkıştırmaya çalışırsak,kuantum mekaniği kurallarına göre daha çok hareketli olacak dolayısıyla kinetik enerjisi artacaktır.(Ayrıntılibilgi için bkz. sıfır nokta enerjisi-sufizm ve insan/fizik) Bunun içindir ki,kısa mesafeler daha yüksek enerjilere, dolayısıyla daha büyük kütlelere karşılık gelir ve mesafeler ışık hızına yakın değerlerdeki uzaklıklar boyutuna azaldığizaman,kütle çekim kuvvetinin etkisi diğer kuvvetlere oranla yavaş yavaş artmaya başlar. Bu kütleler (ya da enerjiler),planck mesafesi olan 10 üssü (-33)cm boyutlarına indirildiği takdirde,yaklaşık 10 üssü (19) proton kütlesi olan 22 mikrogramlık (ya da yaklaşık 10 üssü(-5))gram planck kütlesine eşdeğer olurlar (1 proton kütlesi =1,67x10 üssü (-27)kg ,1 gr=10 üssü (-6) mikrogram). Bu mesafeye sıkıştırılan parçacığitekrar göz önüne aldığımızda (üstte ifade ettiğimiz)kuantum düzensizlik etkisi bu parçacığa öyle bir enerji sağlar ki,    kütlesi  planck kütlesi kadar olur ve bunun sonucunda bu tip parçacıklar arasındaki kütle çekim kuvvetinin etkileri,diğer tüm kuvvetlerin etkilerini geçip bu parçacıklar için kütle çekimini güçlü hale getirir. Böylece planck mesafesine ne kadar çok yaklaşmaya çalışırsak, bununla doğru orantıliolarak uzay ve zaman kırışıklıklarida o denli artacaktır. Bu noktada kırışıklıklar çok fazla olmadığisürece, kuantum mekaniği uygulanabilir hale gelerek,kütle çekimini kuantize eden teorinin oluşmasınisağlar ki bu, kütlesi sıfır, spini (2) ve graviton denilen temel bir parçacığın varlığınigösterir. Aynişekilde bu durum,tüm kütlesini kaybederek planck boyutlarına inen bir karadelik de öngörür. Çünkü bir karadelik parçacık yayınladıkça,kütlesi azalmakta,büyüklüğü azaldıkça da ışınım şiddeti çok hızlişekilde artmakta idi. (Bkz. karadelikler 4-sufizm ve insan/fizik) Bunun sonucu olarak da planck mesafesiyle karşılaştırılabilir bir duruma gelerek, hem karadeliğin kütlesi hem de yayılan parçacıkların enerjileri planck kütlesine hemen hemen eşit olur.

Bu kavram,bir temel parçacığın mesela bir protonu karadelik olma sınırına gelecek ölçüde sıkıştırılmasında alacağien son biçim için de geçerlidir. Ve bu halde bir taneciğin sahip olduğu compton dalga boyu,schwarshıld yarıçapına eşit olur. Eğer böyle bir parçacık teorik olarak yapılabilseydi evrenin en yüksek yoğunluğuna sahip olduğu,madde varlığının en eski durumunu elde ederdik. Yani,kısaca söylemek istediğimiz,böyle bir parçacığioluşturabilmek için,kuantum teorisinden bildiğimiz en küçük uzunluk ölçeği olan Compton dalga boyunu,kütle çekim teorisinde tanımlanan belirli bir kütlenin en küçük uzunluk ölçeği olan schwarshıld yarıçapına eşitlersek, yani karşılaştırırsak,10 üssü (-5) gr.’ lık planck kütlesini elde ederiz. Klasik kütle çekim teorisinin uygulanabildiği en küçük ölçek ve en yüksek yoğunluğa sahip parçacığın eşdeğeri olan planck kütlesi,aynizamanda kozmolojide de evrenin ilk somut yaratılmasıyla başlayan 10 üssü(19) gev.’lik enerjiye, 10üssü(-33) cm uzunluğa,10üssü (-43) sn.’ lik bir zaman dilimine  ve 10 üssü(94) gr/cmx3 ‘lük yoğunluğuna eşdeğerdir ki, bu noktada dört temel kuvvetini yani kuantum-kütle çekimini elde etmiş oluruz.

Bu da bize; planck boyutlaridenen bu mesafeye ve zaman dilimine inmenin,aynizamanda zamanın başlangıciolan durumu gösterir. Bundan dolayimini karadeliklerin maddenin ilk tekillik sırasındaki durumunu temsil etmekte olduğunu söyleyebiliriz.

Bundan çıkan bir sonuç da;bu noktaya çöken evrenin,tüm kütlesinin evrensel enerjiye dönüşmesinin,evrenin ilk anında patlayan Big--Banglere eşdeğer olmasınigerekli kılarak,evrenin tek bir Big-bang değil,sonsuz Big-Banglerin patlamasıyla meydana geldiğini gösterir.

İşin ilginç yani,fotonlar gibi,bozonların da (graviton ,gulon ve zayıf üç kuvvetin birleşik parçacıği) yükleri yoktur ve tam sayılispinlere sahiptirler. Böylece biz fotona ,kütlesiz bir bozon ya da bozona,kütleli bir fotondur diyebiliriz. Benzer bir düşünüşle, bozonlardan ayrık gibi görünen özkütlesi sıfır bir fotonu bir bozon kütlesine eşdeğer bir enerji düzeyine gelirse foton, kütleli bir bozon olarak görünür ki, sonucunda dört temel kuvvetin ve taneciklerin (dolayısıyla madde olarak algıladığımız her şeyin)Tek alan olan Elektromanyetik alanların değişik dalga boyu ve frekanslarından başka bir şey olmadığınigörürüz.

Böylece evren bir temel alan gibi görünerek,evren içinde bulunan her yıldız,her atom ve galaksi temelde bulunan uzay-zaman birliğinin içindeki bir dalgacık ya da kabarcık gibidir. Bu konuda fizikçi Charles Muses ve Arthur Young “Bilinç ve gerçek” adlieserinde “ bir ağaç,bir masa,bir bulut,bir kaya hepsi 20.yy bilimi tarafından benzer bir şekilde teşekkül etmiş Tek bir şeye ayrıştırılmıştır: Quantum fiziği kanunlarına uyan,fırıl fırıl dönen parçacık/dalga topağına...
Yani gözlemleyebildiğimiz bütün nesneler Elektromanyetik ve nükleer süreçlerle duran ve hareket eden dalgalardan oluşmuş üç boyutlu görüntülerdir. Demek ki dünyamızın bütün nesneleri Elektromanyetik olarak oluşmuş üç boyutlu görüntülerdir,dilerseniz hologram üstü görüntüler.”
Tıpkiuçsuz bucaksız Tek bir okyanus içinde oluşturulmuş buzdan heykelcikler ki, bunlardan bir kısmiinsan,bir kısmihayvan,bitki,eşya…vb) gibi,Tek birleşik Alanda,evreni aynibiçimde meydana getirmiştir.

Aynizamanda bu bakış açısi,Kur’an’da ifade edilen “Her ne yana dönerseniz,Allah’ın Vechi oradadır”, “Dikkat edin; O gerçekten şeyin kendisi olarak ihatadadır”, “O’dur Evvel,Ahir,Zahir;Batın” “Nefislerinizde! Hâlâ görmüyor musunuz?” “Attığında sen atmadın,atan Allah’ti” “Semalarive Arzive aralarındakileri  yalnızca Hakk olarak halk ettik”, “Biz insana şah damarından daha yakınız” (Bize bizden yakın olanın yanında varlığımız  nasıl söz konusu olabilir ki ?) “sizler Tek bir Fert olarak karşımıza geleceksiniz” “Allah’ın eli sizin elinizin üzerindedir” “Ey insanlar,sizi bir Tek Nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden sakının”  ayetleri ile Mevlana Celalettin-i Rumi Hazretlerinin “Allah’ım, hanende varmış gibi gösteren,yalnız senden ibarettir” sözüne işaret etmektedir.
Evrendeki bozonların ve fermionların Holografik olarak Elektromanyetik alanların değişik görünümleri (ya da elektromanyetik dalgaların hologram plakasındaki girişiminin neden olduğu gibi Beyinde tüm tanecikleri,kuvvet alanlarıni, Big-bangleri… vb dışta,hariçte var kabul edişi şeklinde)olmasi,bu kuvvet ve parçacıklar aralarındaki etkileşimlerinin etki-tepki prensibi biçiminde var olmayıp,sistemin bir bilgiden ibaret olduğunu gösterir. Tıpkibir fotonun, bir elektrona etki etmesine karşın, elektronun ona karşitepki olarak davranışınideğiştirmeyip,elektromanyetik dalgalar vasıtasıyla uzaktan kumanda ile uçurulan bir uçağın bir sonraki aşamada yapmasigerekeni bilgilendirmesi gibi (ki uçak da uçağikumanda eden birim de ayrifrekanstaki bir elektromanyetik alanın titreşimidir) eyleminin belirlenmesi şeklindedir.

Bu da bize paranormal fonksiyonların,bilginin başka türlü değerlendirilmesinden başka bir şey olmadığigerçeğine götürerek aynizamanda bilginin,Tek olan Alanın uzay ve zamandan bağımsız bir biçimde evrenin her yerinde var olmasigibi mevcut olduğunu söyler.
Evrensel bilginin birimsel boyuttaki belirişi olan cüzi bilgi arasındaki ilişkiyi çok iyi açıklayan Fransız düşünürü  Pearce, “insan, insan aklının yansıdığievrenin bir yansımasıdır” derken başka bir düşünür de buna paralel olarak “Bir hayalin boyutluluğu,hayal edenin dışında bir mevcudiyete sahip değildir. Başka deyişle, hayali kuranın Bilinci,hayalin uzay-zamanınihasıl eder”şeklinde ifade ederek,  bir yanılsamadan ibaret olan evren varlığının,aynizamanda yokluğun ta kendisi olduğunu vurgular. Aynianlama işaret eden  bir mistik de; boşluk ve biçim arasındaki ilişkinin birbirlerini reddeden karşıtlıklar olarak değil ,yalnızca var olan ve karşılıkliolarak çalışan bir gerçekliğin iki farklibelirişi şeklinde düşünülmesi gerektiğini belirtmektedir.

İslam Sufizmi içersinde (ki tüm mistik görüşleri kapsamaktadır), İslamın cenin hali olarak görünen Budist Sutrasiise “Biçim Boşluktur ve Boşluk da gerçekten Biçimdir. Boşluk Biçimden farklideğildir. Biçim de Boşluktan. Biçim ne ise Boşluk da o dur. Boşluk ne ise,Biçim de o dur.” der.

Göz ardiedilmemesi gereken önemli bir nokta da, bilimin tavanda eriştiği Hiçlik gerçeğini taban kabul eden mistisizm düşüncesi, bu kavramın beş duyu gerçekliğine dayaliolarak elde edilenin yanisıra, Boyutsal göresellik açısından,   her boyutun, kendi boyutunun algılamasına göre mevcut olduğunu söyler.

Bu yüzden aynikavramlar üzerinde anlatılan farkliifadelere eşit anlamlar yüklenerek algılanmaya çalışılsa da (ya da aynişeylerin söylendiği görülse de) bu durum Boyutsallık kavramiaçısından farklılık arz etmektedir ki, İslam mistisizmi bu noktada ,Allah ismiyle işaret edilenin Hiçliğinin,Boyutsal olarak varlığa nispetle,Esmasına (özelliklerine) nispetle,sıfatlarına (vasıflarına) nispetle ve zatına nispetle (ki her boyut tüm boyutlara ait olaniyine kendi bakış açısına göre değerlendirmekte) var olduğunu söyleyerek bu farklılığiifade etmiştir.

Alınti: Kenan Keskin

Copyright © 2008 Temha.neT