 |
|
 |
|
Yasalar mı, vicdan mı?
Kızımı Kurtarın, kaçırılan küçük bir kız çocuğunu bulmak için harekete geçen iki genç dedektifin yaşadığı ikilemi anlatan bir polisiye.
1 Şubat 2008 Cuma
Defne Alphan
Yasalar mı, etik mi, vicdan mı? Kanunlar bir olayı çözümlemekte yetersiz kalıyorsa vicdan ve etik işe karışmalı mıdır? Gone Baby Gone - Kızımı Kurtarın küçük Amanda’nın kaçırılma olayı üzerinden daha önce çok karşılaştığımız, bu tür soruları ele alan bir polisiye. Filmin yönetmeni oyuncu Ben Affleck. Öncelikle şunu belirteyim; Affleck beklenilenden daha iyi bir yönetmen olarak çıktı karşımıza.
Senaryosunu, Affleck’in Aaron Stockard ile birlikte yazdığı Kızımı Kurtarın, Dennis Lehane’in aynı adlı kitabından uyarlandı. Lehane, yine sinemaya uyarlanan Mystic River - Gizemli Nehir’in de yazarı. Good Will Hunting - Can Dostum’un senaryosuyla Oscar kazanan Ben Affleck bu sefer sınıfta kalmış. Oldukça vasat bir hikâye ve senaryo ile karşı karşıyayız.
Boston’un kenar mahallelerinden birinde 3-4 yaşlarında küçük bir kız çocuğu kaçırılır. Annesi uyuşturucu bağımlısıdır. Kaçırılma olayı bütün TV kanallarından duyurulurken, polis her yerde Amanda’yı aramakatadır. Polisin çalışmalarıyla yetinmeyen hala, çevreyi iyi bildikleri gerekçesiyle aynı mahallede oturan iki genç dedektifi tutar. Dedektifler, olayı kurcaladıkça bunun basit bir kaçırma olayı olmadığını anlayacak, sonunda ilişkilerine de malolabilecek kararlar vermek zorunda kalacaklardır. Kızımı Kurtarın yer yer sorunları olan bir film. Bir kere sonu fazla uzatılmış. ``Artık bitti`` diye kalkmak üzere koltuğun ucunda oturuyorsunuz ama film bir türlü bitmiyor. İkincsi ana konunun daha yasal yolları varken, neden böyle çetrefilli bir yola sapılmış çok anlamıyorsunuz. Filmin en iyi yanı oyunculuk. Casey Affleck her ne kadar geçtiğimiz aylarda seyrettiğimiz Jesse James’i öldüren Korkak Robert Ford ile aynı ses tonunda konuşuyor da olsa, küçük işlere bakan mahalle dedektifi rolünde başarılı denebilir. Ed Harris ve Morgan Freeman da hatasız oyunculuklar sergiliyorlar. Filmin en iyi oyuncusu kaçırılan kızın annesi rolündeki Amy Ryan. Hali tavrı, olaylar karşındaki tutumu, giyimi ve kullandığı dil ile Ryan mükemmel bir portre çizmiş. Ryan’ın bu rolüyle en iyi yardımcı kadın oyunucu dalında Oscar’a da aday olduğunu hatırlatayım.
Kızımı Kurtarın, seyrederken devamlı soru işaretleri yaratan filmlerden. Zaman zaman da uzayan sahneleri ile sıkıcı oluyor. Ama vasat bir polisiye filmin de keseceği bir sinema halindeyseniz seyredilebilir.
Onun da bir canı var!
``Bu film sevdiğim, heyecan verici ve eğlenceli bulduğum her şeyin bir araya gelerek meyve vermiş hali`` diyor Mr. Magorium’s Wonder Emporium - Sihirli Oyuncakçı için Zach Helm. 2006’da seyrettiğimiz Stranger Than Fiction / Lütfen Beni Öldürme’nin başarılı senaryosu ile tanıdığımız Zach Helm, Sihirli Oyuncakçı’nın hem senaristi, hem yönetmeni. Sihirli Oyuncakçı, fantastik bir çocuk filmi. Öğrencilik yıllarında bir oyuncak mağazasında çalışan Helm, filmi ana hatlarıyla daha o günlerde kafasında oluşturmuş. İlk yönetmenlik denemesi için de bu fikri senaryolaştırmış. Söz konusu oyuncakçının 243 yaşındaki sahibi, Mr. Magorium’u Dustin Hoffman canlandırıyor, dükkân müdiresini ise Natalie Portman. Filmin Türkçe’sinde Hoffman’ı Haluk Bilginer, Portman’ı ise Özgü Namal seslendiriyor.
Wonder Emporium, çocukların bayıldığı, dünyanın en fantastik oyuncakçısıdır. Hem dükkan, hem de içindeki bütün oyuncaklar canlıdır. Dükkan sahibi Mr. Magorium, 114 sene çalıştıktan sonra emekli olup Wonder Emporium’u mağaza müdiresi Molly’e bırakmaya karar verir. Bu planlara ve satılma olasılığına çok içerleyen dükkan bunalıma girer. İçindeki her şey rengini ve canlılığını yitirir. Dükkanın keyfinin yerine gelmesi tek bir şarta bağlıdır.
Sihirli Oyuncakçı’nın hareketli görüntülerine bütün çocuklar bayılacak.
Rekor bütçeli Asteriks
Asteriks’çilere müjde! Üçüncü Asteriks filmi Asterix Aux Jeux Olympiques - Asteriks Olimpiyat Oyunları’nda bu hafta sinemalarda.
Çizgi roman ``Asteriks Olimpiyat Oyunları’nda``, sinemaya hikâyesi biraz değiştirilerek uyarlandı. Filmde Sezar ve oğlu Brütüs arasındaki çatışma ön plana çıkarıldı. Filmin, 75-80 milyon Euro’luk bütçesiyle, Avrupa’da şimdiye kadar çekilen en yüksek bütçeli film olduğu söyleniyor. Üçüncü filmdeki en büyük değişiklik, Asteriks rolünde, ilk iki filmde gördüğümüz Christian Clavier yerine Clovis Cornillac’ı seyredecek olmamız. Oburiks rolünde Gerard Depardieu yerli yerinde duruyor. Sezar’ı ise Alain Delon oynuyor. Kadroda bir de sürpriz oyuncu var. Araba yarışı sahnelerine dikkat edin!
Galyalı Mecnuniks, Yunan prensesi Irina’ya âşıktır. Mecnuniks, Asteriks ve Oburiks, Irina’nın dikkatini çekmek için sihirli iksirin de yardımıyla Olimpiyat Oyunları’nı kazanmaya Yunanistan’a gider. Ancak Brütüs’ün de Irina’ya âşık olması işleri zorlaştıracaktır.
Eski kurtlar karşı karşıya
Jack Nicholson ve Morgan Freeman’ın başrollerini paylaştığı The Bucket List / Şimdi ya da Asla zaman zaman komik, zaman zaman yürek burkan bir film. Yönetmen When Harry Met Sally / Harry Sally ile Tanışınca ile çok sevdiğimiz ve 1992’te yine Nicholson ile çalıştığı A Few Good Man / Birkaç İyi Adam ile Oscar’a aday olan Rob Reiner.
Araba tamircisi Carter Chambers ve milyarder işadamı Edward Cole aynı hastane odasında yatar. Birbirlerinden çok farklı yapıda olan bu iki adam, zamanla benzer yanlara da sahip olduklarını keşfederler. Carter ve Edward, doktorları dinlemeyerek hastaneden ayrılıp bir yolculuğa çıkar. Ölmeden önce yapmak istediklerini yazdıkları ``şimdi ya da asla`` listesinde yapmadıkları hiçbir şey kalmamalıdır.
Paris’teki evde rejim değişince
Yönetmen Costa-Gavras’ın edebiyat ve hukuk eğitimi gördükten sonra baba mesleğini sürdüren kızı Julie Gavras, babasının ``Amen`` filmi de dahil, çeşitli filmlerde yönetmen yardımcılığı yaptı. La Faute a Fidel! – Fidel’in Yüzünden, Gavras’ın birkaç belgesel ve bir kısa filmden sonra çektiği ilk sinema filmi. Film, Fransa’nın 1970-71 arası politik durumunu küçük bir kızın gözünden anlatıyor. Filmde Anna’yı canlandıran Nina Kervel yüzlerce aday arasından seçilmiş. Küçük kızın annesini de Gerard Depardieu’nün kızı Julie Depardieu oyunuyor. Baba rolündeki İtalyan oyuncu Stefano Accorsi’yi ise Ferzan Özpetek filmlerinden tanıyoruz.
Dokuz yaşındaki Anna, Paris’te ailesi ile yaşar. İspanya’da Franco’ya karşı mücadele veren komünist eniştesi ölünce, karısı ve çocuğu onların evine taşınır. Politik görüşleri bir anda farklılaşan ailenin tutumu tamamen değişir. Anna için neden daha mütevazı bir eve taşındıklarını, dadısının neden gittiğini ve hayatındaki yeni yasakların neden konduğunu anlamak pek kolay olmayacaktır.
26 yıllık kahraman
Rambo ile ilk olarak 1982’de tanıştık. David Morrell’in aynı adlı romanından uyarlanan First Blood - İlk Kan’da John Rambo, Vietnam’dan yeni dönmüş bir askerdi. Ardından gelen üç filmde Rambo, haksızlıklara karşı savaşan bir asker olarak karşımıza çıktı. Dördüncü film Rambo 4: Pearl of the Cobra - John Rambo’da kahramanımız, Burma-Karen mücadelesinin 60. yılında, Karen kamplarına tıbbi yardım malzemesi ve gıda desteğini ulaştırmak için elinden geleni ardına koymuyor. Sylvester Stallone, filmin hem başrol oyuncusu, hem senaristi, hem yönetmeni, hem de yapımcısı.
Tayland’a yerleşmiş olan John Rambo, savaşmaktan elini ayağını çekmiş, Salween Nehri üzerinde bir bot işletmektedir. Rambo’nun bu sakin hayatı, bir grup insan hakları misyonerinin karşısına çıkmasıyla hareketlenir. Grup, Karen ordusuna gıda ve tıbbi yardım malzemesi ulaştırmaya çalışmaktadır. Nehir yoluyla kamplara ulaşmak isteyen misyonerler Rambo’dan yardım isterler. Ekip yola koyulduğunda macera başlar.
|
 |
 |
|
 |
|
|