 |
|
 |
|
Önce adalet önce hakikat
Orhan Pamuk’un kitaplarının İngilizce çevirmeni olarak tanıdığımız Maureen Freely’nin “Aydınlanma” adlı romanı, Metis Kitap tarafından yayımlandı. Kitap, Freely’nin İstanbul’daki yaşamından izler taşıyor
20 Ocak 2008 Pazar
Miraç Zeynep Özkartal
Maureen Freely, Orhan Pamuk’un kitaplarını İngilizceye çeviren kişi olarak tanınıyor edebiyat dünyamızda. Ancak bu kez yazar kimliğiyle karşımızda. Yazarın 1960’ların İstanbul’unda başlayıp günümüze uzanan bir sırrı merkezine alan “Aydınlanma” adlı romanı, Metis Kitap tarafından yayımlandı. Freely ile kısa İstanbul ziyareti sırasında buluşup roman ve içinde barındırdığı sırlar üzerine konuştuk. Yazarın geçen yıl İngiltere’de yayımlanan romanındaki M karakterinin yaşamı, kendisininkiyle büyük oranda örtüşüyor. Freely’nin babası John Freely 1960’larda Robert Kolej’de fizik öğretmenliği yapmış ve `80’lerde ayrıldığı İstanbul’un hasretine dayanamayıp geri dönmüş. Ayrıca Freely de tıpkı M. gibi The Guardian, Observer, Independent gibi gazetelere makaleler yazıyor; Warwick Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Maureen Freely, romanı İstanbul’da yaşadığı süreçte meydana gelen değişimi anlamak için yazdığını söyleyerek “Robert Kolej ve çevresi muhteşem bir yerdi o zamanlar. Başka yerlerden ve kültürlerden gelen insanlar bir arada yaşıyordu. Sonra ne oldu da bu cennet kayboldu? Bu soruyla başladım romana” diyor.
İstanbul’da cadı avı Freely’nin romanının merkezinde duran `sandık cinayeti’ ise 1972’de yaşanmış, gerçek bir olay. TİKKO üyesi Adil Ovalıoğlu, örgüt arkadaşları tarafından öldürülür ve cesedi parçalanarak bir sandığa konur. Katiller sandığı Paşabahçe sahilinden denize atmak üzereyken polis tarafından yakalanırlar. Ama olayın ardındaki sis perdesi hiçbir zaman aydınlanmaz. Freely, İstanbul’daki arkadaş çevresinin bu olaydan ne kadar etkilendiğini, cinayetin hâlâ bir tabu olduğunu ve sözü açılınca acıların depreştiğini fark edince `aydınlanma’ fiiline takılmış ve bu adı verdiği romanını kurgulamış. Kitabı yazarken hiçbir araştırma yapmadığını söylüyor Freely, gerekçesi ise çok ilginç: “Gerçeğe ulaşmaktan korktum!” Kitabın gizli kahramanları ise istihbarat servisi çalışanları. Sözgelimi, karakterlerden William Wakefield... CIA üyesi olan bu adam, öğrencileri izlemekle ve uyarmakla görevli. Freely, bunun da birebir yaşandığını, yaşadığı çevrede, McCarthy döneminin baskıcılığından kaçan bohem ve solcu öğretmenler kadar istihbarat örgütlerinin ajanlarının da bulunduğunu anlatıyor. Bu anlamda `aydınlanma’yı kendi içinde yaşamış yazım sürecinde. Eski arkadaşlarının neler yaşadıklarını, bugünlere gelmelerinde nelerin etkili olduğunu görme imkanı bulmuş. Ancak kitap İngiltere’de yayımlandıktan sonra Türkiye’deki editörüne gönderdiğini ve “Eğer adaletsiz olduğumu hissedersen burada yayımlayabiliriz” dediğini anlatıyor. Kitabın son cümlesi Freely’nin roman boyunca satır aralarında kendini hissettiren duygularını özetliyor sanki: “Önce adalet. Önce hakikat.”
Neden Türkçeye kendisi çevirmedi? Maureen Freely’nin kendi romanını Türkçeye çevirmemesi ilginç tabii. Bu görevi Özde Duygu Gürkan’a bırakan Freely, nedenini şöyle açıklıyor: “Ben Türkçeyi kendi kendime öğrendim. Okulda bizim için böyle bir ders yoktu. Hem erkek arkadaşlarımın ne dediklerini anlamak hem de Türkçe kitapları okumak için. Ama çevirdiğiniz dile hâkim olmak gerek. Ben bir metni Türkçeden İngilizceye çevirirken yetkinim ama İngilizce metni Türkçeye çevirmeyi başaramazdım. Bu çeviriden de çok memnunum.”
|
 |
 |
|
 |
|
|