|
YABANCI SERMAYE
Yabancı sermayenin ne anlama
geldiğini ekonomik literatürde irdeleyecek olursak
birçok tanımla karşılaşırız. Yabancı sermaye, bir
ülkedeki mevcut olan sermaye stokuna, başka bir
ülkenin sahipliğindeki ilave sermaye katkısıdır.
Yabancı sermaye ülkenin doğal kaynaklarını
kullanılabilir hale getirmek ve mevcut üretim
faktörlerini etkin bir şekilde kullanmak için ,
ülke içinde olmayan veya daha elverişli koşullarda
ülke dışında bulunan sermayeyi içeri almalarına
denir. Yabancı sermayenin bir ülkeye girişi iki
değişik yolla olabilmektedir.Bu yollardan biri
dolaylı yabancı sermaye yatırımı diğeri ise
dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Yatırımcının
doğrudan yatırım yapmayarak başka bir ülkedeki bir
firmanın hisse senetlerini veya tahvillerini satın
alması sonucu dolaylı yabancı sermaye yatırımı
oluşmaktadır.Böylece yabancı sermaye dolaylı
yoldan ülkeye girmiş olur.Böyle yatırımlara
portföy yatırımı da denilmektedir. Bir şirketin
üretimini ana merkezinin bulunduğu ülke sınırları
dışına yaymak üzere yabancı ülkelerde üretim
tesisi kurması veya mevcut tesisleri satın alması
bir dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Dolaysız
yabancı sermaye yatırımlarında çeşitli ülkelerde
faaliyet gösteren şubeler tek bir ana merkeze
bağlı bulunurlar.Bu şekilde farklı ülkelerde
kurduğu şubelere aynı anda birçok ülkede birden
üretim faaliyetine katılan şirketlere çok uluslu
şirket adı verilmektedir. Dolaylı ve dolaysız
yatırımlar arasında bazı farklar
bulunmaktadır.Portföy yatırımlarında tahvil veya
hisse senedi alırken, şirket yönetiminin bizzat
denetlenmesi mümkün değildir.Ayrıca yabancı
yatırımcı portföy yatırımlarında sadece
sermayesini koyabilir.Yine bu tip yatırımlarda
yatırımcı, gerçek kişi ya da çok uluslu bir şirket
olabilir.Bir de bu tip yatırımlarda gelir ve
anaparanın ödenme koşulları bellidir. Dolaysız
yatırımlara baktığımızda yabancı yatırımcının,
sermaye dışında üretim faktörlerini de
koyabileceğini görüyoruz.Bu tip yatırımı
genellikle çok uluslu şirketler yapar.Dolaysız
yabancı sermaye yatırımlarında, çoğunlukla
işletmenin kazanç durumu ve hükümetlerin kazanç
üstüne koydukları kısıtlamalar yüzünden
yatırımların geri ödenmesi belirsiz ya da
değişkendir. Yabancı sermaye hakkında temel birkaç
tanım yaptıktan sonra Türkiye'nin yabancı sermaye
durumunu incelemeye geçebiliriz. Ancak asıl
odaklanmamız gereken 1980 sonrası döneme geçmeden
bazı değerlendirmeler yapmayı uygun görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti'nde yabancı sermayenin nasıl
bu duruma geldiğini görebilmemiz için geçmişe
uzanmamız gerekecektir.
1) Cumhuriyet Öncesi Dönem
Türkiye Cumhuriyeti öncesinde aynı topraklarda
hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu'nun yabancı
sermaye ile tanışması 1535 yılına dayanır. Osmanlı
İmparatorluğu dış politikada vs. Fransa'ya o
tarihlerde yakın duruyordu. Bu yakınlık 1535
yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Fransa'ya ticari
bağışlarda bulunmasına kadar dayandı.Kanuni
zamanında Fransa'yı koruyan İmparatorluğun
sağladığı ticari bağışlarda yabancı sermayeyi
etkileyen hususlar şunlardı;
a ) Her iki ülke sularında gemi taşımacılığı
karşılıklı olarak serbest olacaktır.
b ) Fransa tüccarları Osmanlı ülkesinde ticaret
yapacaktı ve 10 yıl süreyle vergi vermeyeceklerdi.
c )İthal edilen Fransa mallarına %3 gümrük resmi
uygulanacaktı.
III. Selim, IV. Mahmut döneminde de bu ticari
bağışlar artarak devam etti.Perde arkasına
baktığımızda bu masum görünen ticari bağışlardı
aslında kapitülasyonların temeli
oluşturuyordu.Ancak bu tehlike ne yazık ki
erkenden bertaraf edilemedi. 1740 tarihinde Fransa
ile resmi ticari antlaşma yapıldı.Bu antlaşma ile
önceden ticari bağış diye nitelendirdiklerimiz
artık hak özelliği kazanmış oldu.Bu antlaşmanın
84. maddesine göre imtiyazlar değişmezlik kazandı
yani kalıcı hale geldi. 1838 yılında 1535 yılından
beri gelişen kapitülasyon süreci son aşamaya
geldi. Daha önceleri Fransızlara, sonraları
İngilizlere, tanınan imtiyazlar 1838 senesinden
sonra Sardunya, İsveç, Norveç, İspanya, Felemenk,
Belçika, Prusya ve Danimarka gibi ülkelere de
verilmiştir. Bu derece geniş imtiyazlardan sonra
yabancı sermaye anlamında bir hareketlilik
yaşandı.Bunlara birkaç misal vermek gerekirse;
-1840 yılında ilk defa portföy yatırımı (dolaylı
yatırım) diye adlandırılan dış borçlanma işlemi
gerçekleşmiştir.184 yılında çıkarılan hazine
tahvilleri Londra'da bulunan bir bankaya
satılmıştır.
-1856 yılında dolaysız yabancı sermaye diye
nitelendirdiğimiz bir işlem gerçekleşmiştir.Bu
yılda demiryolu yapımı maksadıyla ilk defa
Osmanlı'ya dolaysız yabancı sermaye girişi
olmuştur.
Bunlar yanında finans sektöründe birçok gelişme
daha olmuştur.1856 yılında Osmanlı Bankası
kurulmuştur.Osmanlı tahvilleri yabancı ülkelerde,
Osmanlı'nın zararına olacak şekilde , rağbet
görmüştür. Osmanlı İİmparatorluğu, kısaca
fazlasıyla borçlanmıştır.Dış borçlanma 1914 yılına
kadar da sürmüştür. Burada dikkat çeken bir nokta,
alınan kimi dış borçların yatırım amaçlı
kullanılmasıdır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda dolaysız yatırımın en
yoğun olduğu dönem 1888-1896 yılları arasındaki
dönemdir. Dokuz yıllık bu dönemde 30 milyon
sterlinlik bir dolaysız yatırım olmuştur.Bu miktar
1914 yılına kadar giren dolaysız yatırımların %
40'ını oluşturmaktadır. 1914 yılına kadar süren bu
yabancı sermaye-yatırım dalgası I. Dünya
Savaşı'nın başlamasıyla hızını çok
yavaşlatmıştı.Bunda devlet politikalarının payı
büyüktür. I. Dünya Savaşı'nın etkisiyle devlet,
yabancı şirketlerin elinde bulunan liman,
demiryolu gibi stratejik noktaları satın aldı,
kamulaştırdı. Bu politika "Millileştirme" diye
adlandırıldı.
2) Cumhuriyet Dönemi
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilk yıllarda,
ülkedeki millileştirme politikasının etkisiyle
yabancı sermayeye kuşkulu bakıldı.1950 'li yıllara
kadar ülkeye sınırlı bir sermaye akımı
vardı.Aslında savaştan yeni çıkmış bir ülke olarak
Türkiye Cumhuriyeti yabancı yatırımların ilgi
odağı sayılırdı.Ancak Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün izlediği bazı politikalar
yatırımcıların kabaran iştahlarını doyurmamıştı.Bu
politikalar içerisinde, yabancı yatırımcının
yatırım yapmak istediği araziyi devletin
belirlemesi gibi devletin zararına bir yatırımı
önleyici tedbirler var idi. 1950'li yıllarda
ülkemizde teşvik edici ve de koruyucu kanunlar
çıkmıştır.Bu teşvik edici birkaç kanuna rağmen
yabancı sermayede 1980'li yılların ilk yılları da
dahil istikrarlı bir artış görememekteyiz.Bu
istikrarsızlığın sebepleri arasında şüphesiz
siyasi istikrarsızlık vardır.Yaklaşık 30 seneye
tekabül eden bu süreç içerisinde ülkemiz ikisi
darbe bir tanesi muhtıra olmak üzere üç askeri
müdahale ve de çok sayıda hükümet değişikliği
görmüştür.Bunların sebep olduğu ekonomik
istikrarsızlık ta yabancı sermayeyi çok olumsuz
etkilemiştir.
|