|
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TÜRKİYE'DE VE DÜNYA'DA KATMA DEĞER VERGİSİ
UYGULAMALARI
Bu bölümde, Türkiye'de ve dünyada Katma Değer
Vergisi (KDV) uygulamaları anlatılacaktır. Bu
kapsamda, önce Türkiye'deki KDV uygulaması
anlatılacak, daha sonra, Türkiye'deki ve dünyadaki
KDV uygulamaları karşılaştırılacaktır.
3.1. Türkiye'de Katma Değer Vergisi Uygulaması
Bu kısımda, Türkiye'de Katma Değer Vergisi
uygulaması anlatılacaktır. Bu çerçevede,
Türkiye'de KDV'nin tarihçesi ve KDV gelirlerinin
gelişimine yer verilecektir.
3.1.1. Türkiye'de Katma Değer Vergisinin
Tarihçesi
25.10.1984 tarih ve 3065 sayılı Kanun ile, 1 Ocak
1985 tarihinden itibaren Türkiye'de KDV
uygulamasına geçilmiştir. Ancak, KDV uygulaması
fikri, bu tarihten çok öncelere kadar
uzanmaktadır. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda
konu ile ilgili çalışmalara başlanıldığı ve bu
amaçla 1972 yılında Maliye Bakanlığı'nda bir
komisyon kurularak ilk tasarının hazırlandığı
görülmektedir. Bu ilk Türk KDV kanun tasarısı
hazırlığı sırasında Almanya ile işbirliğine
gidilerek tasarının iyileştirilmesinde
Almanya'daki tecrübelerden faydalanılmaya
çalışılmıştır. 1971, 1974, 1976, 1977 ve 1978
yıllarında Maliye Bakanlığı'nca beş kez kanun
tasarısı taslağı hazırlanmıştır. Ayrıca 1980
yılında iki ayrı kanun tasarısı hazırlanarak
parlamentoya sunulmuş fakat
kanunlaştırılamamıştır. KDV uygulamasına
geçilmesinde çeşitli nedenler bulunmaktadır. Bu
nedenlerin başında bu verginin çekiciliği yanında,
kaldırılan gider vergilerinin olumsuz etkileri de
gelmektedir. Bilindiği üzere, KDV'den önce üretim
aşamasını kavrayan toplu muamele vergileri
uygulanmaktaydı. Bu vergilerin, üretimin
vergilendirilmesine dönük olması nedeniyle, sanayi
ve firmalar üzerinde baskı yaratarak kaynak
dağılımını olumsuz yönde etkilediği ve finansman
sıkıntısına neden olduğu bilinmekteydi. Diğer
yandan, belli üretim aşamalarını yüksek oranlarda
vergileme vergi kaçakçılığını çekici hale
getirmekte, bu durum ise gelir ve kurumlar
vergilerinin matrahlarının aşınmaları sonucunu
doğurmaktaydı. Ayrıca, ekonomik gelişmenin
gerisinde bulunan kaldırılan gider vergileriyle
ekonomide genel talep düzeyinin vergi yoluyla
kontrolu sağlanamamakta ve verginin tüketim
üzerindeki etkisinden yeterli ölçüde
faydanılamamaktaydı. KDV'den önceki mevcut
vergileme sisteminde, sanayi üzerinde yoğunlaşan
vasıtalı vergilerin yükünü ileri kademelere
kaydırarak gelir ve kurumlar vergilerinin etki
alanı dışında kalan vergi potansiyelini de
harcamalar sırasında kavrayıp vergi gelirlerini
artırmak için, KDV'ye geçmek zorunlu hale
gelmişti. KDV uygulamasına geçilmesinin diğer bir
nedeni de, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinden
kaynaklanmaktadır. Avrupa Birliği (AB) ile
ekonomik ve mali işbirliğinin sağlanması için üye
ülkelerin vergi sistemlerinin uyumlaştırılması
konusuna önem verilmekte ve KDV, AB için ortak bir
vergi sistemi olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.
AB'ye tam üye oluncaya kadar geçen süre içinde,
KDV'nin ülkemizde tam anlamıyla yerleştirilmesi
sağlanarak, AB'ye üye ülkelerle ortak bir KDV
uygulamasında zorluk çekilmemesi amaçlanmıştır.
Yukarıda belirtildiği gibi, çeşitli haklı
gerekçeleri ve uzunca bir tarihi olan KDV
uygulamasına geçilmesi çabaları, 2.11.1984 tarihli
Resmi Gazetede yayımlanan 3065 sayılı Kanun ile
sonucuna ulaşmış ve 1 Ocak 1985 tarihinden
itibaren Türkiye'de KDV uygulamasına geçilmiştir.
Katma Değer Vergisi Kanununun yürürlüğe girmesiyle
aşağıdaki vergiler 1.1.1985 tarihinden itibaren
yürürlükten kaldırılmıştır:
* Dahilde Alınan İstihsal Vergisi
* İthalden Alınan İstihsal Vergisi
* Nakliyat Vergisi
* PTT Hizmetleri Vergisi
* İlan ve Reklam Hizmetleri Vergisi
* İşletme Vergisi
* Spor Toto Vergisi
* Şeker İstihlak Vergisi
3.1.2. Türkiye'de Katma Değer Vergisi
Gelirlerinin Gelişimi
Yerini aldığı 8 adet vergiden daha fazla bir
hasılat getiren KDV, gelir vergisinden sonra Türk
Vergi Sisteminin ikinci büyük vergisi olmuştur.
Kaldırılan vergilerin GSYİH'ya oranı 1982, 1983 ve
1984 yıllarında, sırasıyla yüzde 2,4, yüzde 2,7 ve
yüzde 2,3 oranında gerçekleşmiştir. Halbuki,
yürürlüğe girdiği 1985 yılında KDV gelirlerinin
GSYİH'ya oranı yüzde 2,7 ve 1986 yılında yüzde 3,1
olarak gerçekleşmiştir. KDV'nin Konsolide Bütçe
vergi gelirleri içinde ikame ettiği vergilerden
daha yüksek bir paya sahip olduğu görülmektedir.
Kaldırılan vergiler 1982 ve 1983 yıllarında
Konsolide Bütçe vergi gelirleri içinde yüzde 19,2
ve 1984 yılında yüzde 20,6'lık paya sahipken,
KDV'nin Konsolide Bütçe vergi gelirleri içindeki
payı 1985 yılında yüzde 24,8 ve 1986 yılında yüzde
26,8'e ulaşmıştır. Konsolide Bütçe vergi
gelirlerinin yer aldığı Tablo 1'de görüleceği
üzere, 1985 yılında 950,6 milyar TL. olan KDV
gelirleri, 1994 yılında 175,6 trilyon TL.'ye
yükselmiştir. 1994 yılındaki bu rakamın 181,9
trilyon TL.'lik gelir vergisi rakamına oldukça
yakın olması dikkat çekicidir. Türk Vergi Sistemi
gelir, kurumlar ve KDV olmak üzere üç temel vergi
üzerine oturmaktadır. Bu üç temel verginin
Konsolide Bütçe vergi gelirleri içindeki payı,
1994 yılı hariç yaklaşık yüzde 75-80 dolayındadır.
Bu üç temel vergiden KDV'nin Konsolide Bütçe vergi
gelirleri içindeki payı yıllar itibariyle artış
göstermiş ve 1985 yılında yüzde 24,8 olan bu pay,
1994 yılında yüzde 29,9'a yükselmiştir (Tablo 2).
On yıllık ortalama olarak bakıldığında, Konsolide
Bütçe vergi gelirleri içinde KDV'nin payı yüzde
28,1, buna karşılık gelir vergisinin payı ise
yüzde 37,3 olarak gerçekleşmiştir. 1985-1994
döneminde Konsolide Bütçe vergi gelirlerinin
ortalama artış hızları incelendiğinde, yüzde
71,5'lik ortalama artış hızı ile KDV'nin gelir ve
kurumlar vergisi ile toplam vergi gelirlerinden
daha hızlı arttığı görülmektedir (Tablo 3). Ancak,
KDV gelirlerinin ortalama artış hızı gelir ve
kurumlar vergisi dışındaki diğer vergi
gelirlerinin ortalama artış hızından düşüktür.
KDV'nin diğer vergi gelirlerinin altında bir artış
hızına sahip olmasının nedeni ise son yıllarda
oran yükseltilmesinin de etkisiyle hızlı bir artış
gösteren Akaryakıt Tüketim Vergisidir. Kondolide
Bütçe vergi gelirlerinin GSYİH içindeki paylarının
gösterildiği Tablo 4 incelendiğinde, KDV'nin GSYİH
içindeki payının 1988 ve 1989 yılları hariç
sürekli arttığı görülmektedir. Özellikle KDV
oranlarının yükseltildiği 1987, 1991 ve 1993
yıllarında, KDV'nin GSYİH içindeki payında
yükselmeler olmuştur. Bu oran artırımlarının KDV
hasılatına yaptığı etki, Türkiye ve dünyada KDV
oran ve listelerinin değerlendirildiği dördüncü
bölümde detaylı olarak ele alınacaktır. Buraya
kadar yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere,
KDV'den vergi gelirlerine yapması beklenen
katkının büyük ölçüde gerçekleştiğini söylemek
mümkündür. Ancak, KDV uygulamasının gelir vergisi
üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu söylemek
güçtür. Gelir vergisinin yüzde 80'inden fazlasının
tevkifat yoluyla tahsil edildiği, perakendecilerin
büyük çoğunluğunun vergiden muaf esnaf ya da
ikinci sınıf tacir olduğu, birinci ya da ikinci
sınıf tacirlerin hayat standardı esasına göre
beyanda bulunduğu bir vergi düzeninde, KDV'nin
gelir vergisi hasılatı üzerinde etkili olmasını
beklememek gerekir. KDV'den beklenen hasılatın
sağlanmasında, KDV sisteminin kendi bünyesinden
gelen otokontrol mekanizması yanında, alınan
çeşitli tedbirlerin de etkili olduğu
düşünülmektedir. Üretim ve dağıtım aşamalarında,
KDV'nin oluşturacağı otokontrol mekanizmasının en
zayıf yönünün perakende satış veya hizmet ifa
edici ile nihai tüketici arasındaki ilişki olduğu
tahmin edilmiş ve bu zayıf noktanın
kuvvetlendirilmesi için bazı önlemler alınmıştır.
Bu amaçla benimsenen önlemler; ücretli, emekli ve
diğer gelir vergisi mükelleflerine vergi iadesi
uygulaması, yazar kasa sistemi, özel usulsüzlük
cezaları uygulaması, yaygın ve yoğun vergi
kontrolleri yapılması ve vatandaşların televizyon
aracılığıyla belge istemeye özendirilmeleri olarak
sıralanabilir. Bu önlemler içinde vergi iadesi,
getirdiği maliyet nedeniyle üzerinde durulmaya
değer görülmektedir.
Tablo 5: Vergi İadelerinin Dahilde Alınan KDV
Gelirlerine Oranı
|
Yıllar |
Dahilde Alınan KDV(1)
(Milyar TL) |
Ücretlilere
Vergi İadesi (Milyar TL) |
Vergi İadesinin Dahilde Alınan
KDV'ye Oranı
(Yüzde) |
|
1985 (2) |
640,0 |
270,1 |
42,2 |
|
1986 |
1172,8 |
631,3 |
53,8 |
|
1987 |
1759,1 |
898,8 |
51,1 |
|
1988 |
3032,5 |
1218 |
40,2 |
|
1989 |
4758,1 |
1891,0 |
39,7 |
|
1990 |
8762,8 |
2817,0 |
32,1 |
|
1991 |
16718,8 |
5130,0 |
30,7 |
|
1992 |
31043,5 |
7930,0 |
25,5 |
|
1993 |
58577,9 |
13879,0 |
23,7 |
|
1994 (3) |
127478,2 |
11449,0 |
09,0 |
(1) Bu tabloda yer alan KDV gelirlerinin Tablo
1'de yer alan rakamdan farklı olmasının nedeni bu
tablodaki KDV gelirinin mahalli idarelere pay
ayrılmadan önceki brüt tahsilat rakamı olmasıdır.
(2) Dahilde alınan KDV rakamı tahmindir.
(3) Dahilde alınan KDV ve vergi iadesi rakamları
geçici olup vergi iadesine özel gider indirim
rakamı dahil değildir. Dahilde alınan KDV
gelirleri ile vergi iadeleri Tablo 5'de
karşılaştırılmıştır. Tablo 5'de en dikkat çekici
nokta vergi iadesinin 1986 ve 1987 yıllarında
dahilde alınan KDV'nin yarısından fazla olmasıdır.
Başka bir ifadeyle, sözkonusu yıllarda, dahilde
alınan KDV'nin yarısından fazlası vergi iadesi
olarak geri verilmiştir. Ancak, sonraki yıllarda
yüksek oranlı enflasyon nedeniyle erozyona uğrayan
vergi iadesi dilimlerinde gerekli düzenlemeler
yapılmadığından vergi iadesinin önemi giderek
azalmıştır. 1993 yılı sonunda alınan bir kararla,
emekliler hariç olmak üzere, vergi iadesinden
faydalanan diğer mükellefler için özel gider
indirimi adı altında değişik bir uygulamaya
gidilmiştir. Düşük gelirli mükelleflere bir
transfer olarak düşünülebilecek vergi iadesi
uygulamasının oldukça masraflı olduğu da bir
gerçektir. Özellikle, KDV'yi uygulayan diğer
ülkelerde uygulama maliyetinin KDV gelirlerinin
yüzde 2-2,5 civarında olduğu düşünüldüğünde,
Türkiye'ye özgü olan bu uygulamanın ne kadar
maliyetli olduğu açık bir şekilde görülmektedir.
3.2. Türkiye'de ve Dünya'da KDV Uygulamalarının
Karşılaştırılması
Çalışmanın bu bölümünde Türkiye ve dünyadaki KDV
oran, liste ve istisnalarına ilişkin uygulamalar
anlatılacak ve Türkiye ile OECD ülkelerindeki KDV
gelirleri karşılaştırılacaktır.
3.2.1. KDV Oran ve Listeleri Açısından
Karşılaştırma
3.2.1.1. Oranlar Açısından Değerlendirme
Yıllar itibariyle, çeşitli mal ve hizmetler için
uygulanan KDV oranları Tablo 6'da özetlenmiştir.
1985 yılından 1986 yılı Temmuz ayına kadar KDV'de
tek oran uygulanmış, bu tarihten sonra ise oran
farklılaştırmasına gidilmiştir. Başlangıçta yüzde
10 olarak tespit edilen genel KDV oranı 1985
yılından itibaren 5 kez değiştirilmiş ve 1993 yılı
Kasım ayından itibaren yüzde 15 olarak uygulanmaya
başlanmıştır. 1 Ocak 1988 tarihinden itibaren ise
lüks sayılan mallar için yükseltilmiş oran
uygulamasına geçilmiştir. Yükseltilmiş oran
uygulamasına yüzde 15 ile başlanmış, 15 Ekim 1990
tarihinden itibaren bu oran yüzde 20'ye, 1993 yılı
Kasım ayından itibaren ise yüzde 23'e
çıkarılmıştır.
Genellikle, ihraç ürünlerinin yer aldığı I sayılı
liste için KDV oranı, 1986 yılı Temmuz ayından
itibaren hiç değişmeden yüzde 1 olarak
uygulanmıştır. Temel gıda maddeleri için KDV oranı
başlangıçta yüzde 0 iken, daha sonra kademeli
olarak artırılarak en son yüzde 8'e
yükseltilmiştir.
1.1.1985 tarihinden 1.3.1995 tarihine kadar, oran
ve liste değişikliğini öngören 31 adet Kararname
çıkarılmış ve aynı süre içinde 14 farklı oran
uygulanmıştır. Oran sayısının çokluğu ve sık sık
oran değişikliğine gidilmesi, KDV'nin başarısı
üzerinde olumsuz etkiler yapmış ve gerek idare
gerekse mükellefler açısından çeşitli sorunlara
neden olmuştur. Bu sorunlardan birincisi, farklı
vergi oranına tabi mallar satan mükelleflerin
satışlarını genellikle düşük orana tabi mallar
şeklinde göstermek suretiyle, haksız kazanç elde
etmeleri ve vergi kaybına sebebiyet vermeleridir.
Bir diğer sorun ise, bazı malların hangi vergi
oranına tabi olduğunun tespitinde karşılaşılan
güçlüklerdir.
|