Şirketlerde Özgüven Ortamı
Yöneticiler artik 'masa basinda' yönetimin
modasinin geçtigini görüyor ama yeni modanin
gerçegini göremiyorlar. Bunun ellerinde bir
anahtar oldugunu yakinda anlayacaklar. Masa
basindan kalkmak, her seyden önce bireyleri
tanimak ve yeteneklerini saptayarak onlari
gelistirmektir. Dahasi, ''duygusal ve manevi
boyut'' özleminin gerçeklesmesi olarak
tanimladigimiz, sirketin bakis açisini ve
hedeflerini canli tutmaktir.
Özgüven sahibi bir eleman müsteriyi mutlu eder;
biz buna böylece inaniyoruz. Böyle bir iliskinin
temelinde ise, 'Marka Kültürü' gizlidir. Amaç,
markanizin varolan dünyasini daha iyi bir dünya
haline getirmektir. Özgüven duygusu gelismis
kisiler isini daha iyi yapar. Marka dünyasi içinde
isini daha iyi yapmak, müsteri beklentileri
açisindan daha verici olmak demektir. Bu da,
kisinin isinden daha çok zevk almasini saglar.
Bu yönetim sistemini bir sekilde sirkete aktarmak
ve sirketteki herkesin markayi belli bir 'Marka
Kültürü' çerçevesinde 'yasamasini ve yasatmasi'ni
saglamak, basarinizin anahtari ve ayni zamanda da
bu kitabin amacidir. Kurumsal davranis
biçimlerinin pazar kosullarina göre gelistigi
dogrudur, ancak sirketin düslerine ve hedeflerine
bagli kalmayi gerektirir.
Markayi etkin bir sekilde yasatmak için,
sirketlerin geleneksel 'emir-komuta ' sistemini
asarak korkusuz bir çalisma ortami yaratmalari
gerekir . Bu yeni yönetim boyutunu ''özgüven
ortaminin yaratilmasi'' seklinde tanimliyoruz. Bu
kisaca, özgüven ortaminda mutlu ve katilimci
elemanlar yetistirerek, müsteri beklentilerini
asan bir sirket olmanizi saglayacak yöntemdir.
Pek çok insanin süklüm püklüm ise gidip süklüm
püklüm döndügü bir dönemdeyiz. Bütün o insanlarin
bir anda silkinip baslarini kaldirdiklarini
düsünebiliyor musunuz? Bu yeni yönetim sisteminin
anahtari, özgüven ortaminin derecesidir . Yani,
çalisanlarin inisiyatif kullanma sinirlarini çok
iyi anlamasi ve isvereninin ayni kriterlere bagli
kalacagina güven duymasi gerekir. Ayni sekilde,
çalisanlarin üretici ya da saticinin vaadini
ilettigi müsteri de bu vaadin yerine
getirilecegine güvenmelidir. Çalisanlar grubu, is
saatleri disinda zengin bir medya ortami
içindedir. Kablolu yayinlar ya da uydu
araciligiyla izlenen sayisiz TV kanallari,
internette ulasabilecekleri sonsuz siteler; her
geçen gün teknigi ve kalitesi gelisen filmler,
çesitli müzik kanallari ve dergiler bundan on yil
önce hayal bile edemeyecegimiz zengin bir medya
yaratmistir. Diger taraftan insanlarin para
harcama aliskanliklari artmistir. Bazi eglenceleri
evden satin alabilme olanaklari yayginlasirken,
disarida yemek yemek ve yabanci ülkelere tatile
gitmek gibi günlük hayatimizda önem li etkiler
yaratan olgular görülmektedir. Yüksek teknoloji,
kültürel olaylar , spor faaliyetlerindeki
gelismeler , üçüncü bin yilda gelismis ülke
insanlarinin bos zamanlarini
degerlendirebilecekleri olaganüstü firsatlar
olduguna isaret ediyor. Bütün bunlar ,
çalisanlarinizin dikkatini çekecek ve onlari
etkileyecek muazzam bir rekabeti simgeler. Bir
isverenin çalisanlarina kalorifer, kantin ya da
sirket içinde bir berber saglayarak getirdigi
kosullar artik günümüzde çok yetersizdir. Disarida
çalisanlarini bekleyen yasam biçiminin heyecan ve
çekicilikleriyle, bir sirket nasil rekabet
edebilir? Üstelik tüm bu yasam biçimi, is
saatlerinde çalisanlarin zihnine takiliyorsa?
Kurum düsleri ve kurum senaryosu
Bunun cevabi, bir sirketin kendi düslerini yaratip
sahneye koyabilmesinde gizlidir. Üst düzey yönetim
bu oyunu sadece kaleme almakla kalmayacak,
rejisörlügünü yapacak, sahne dekorunu hazirlayip
kuracak, ayni zamanda da, iyi bir anlatici olarak
oyunun nasil gelistigine dair yorumlamalar
yapacaktir. Burada üst yönetim, markanin yazaridir.
Böylece, çalisanlar da her biri kendi rolünü
oynayan oyuncular olacaktir. Bu oynadiklari rol,
çalisan için bir TV dizisi kadar vazgeçilmez ve
heyecan verici olmak zorundadir. Gerçek
tiyatrolarda oldugu gibi, kurumlarda da insanlarin
ilgisini çeken ve hayal gücünü çalistiran bu
vazgeçilmez senaryoyu yakalamak gerekir. Üst
düzeyin senaryoyla özdeslesmesi, kurguladigi bu
senaryoyu tek bir itis gücüne odaklayarak bu ana
fikri tekrar tekrar çalisanlarinin kafasina
sokmasi, çalisanlarini harekete geçirecek mesaji
verecektir: Ticari anlamda ölüm kalim savasi!
Basarili oyuncu olmanin sirri, rolünü ve bu rolün
diger oyuncularla iliskisini çok iyi
anlayabilmektir. Çünkü bu aslinda yasayan, gerçek
bir tiyatrodur; bu yüzden de, dört perde için
yazilmis hazir bir oyunda rol almaktan oldukça
farklidir. Bu gerçek tiyatroda dogaçlamalar sürüp
gider.
Önünüze getirilmis hazir bir rolü ezberlemek, çok
daha kolaydir. Dolayisiyla, bu dogaçlamalarin
özünü olusturacak bir davranis biçimine sahip
olmak gerekir ki, burada 'Marka Kültürü' önem
kazanir.
Sirket üst yöneticisi, beklentilerin de yöneticisi
rolündedir diyebiliriz. Hem sirket içinde hem de
sirket disinda beklentilerin doruga ulasmasini
saglamak onun isidir. Kurum görüsünü benimsemek
için istekli olmak kadar, bunu basaracak yetilere
de sahip olmak gereklidir. Intemet iletisimine
geçilmis bir çagda pratik olmak ve zamana karsi
dogru kararlari alabilmek hayati önem tasir.
Gerekli hizi ve hiç durmadan hareket edebilme
ortamini yakalamak, bu akis içinde ufak tefek
yanlislarin üzerinde zaman kaybetmekten çok daha
yararli olacaktir.
Ana prensipler
Müsteri beklentileri artarken, sirketlerin çogu
markayla ilgili bu temel beklentileri karsilamakta
-hele hele müsteri beklentilerini asmakta- pek
yeterli oldugu söylenemez. Bir bakima teknolojik
yenilikler müsteriyi mutlu etmekle birlikte,
aslinda, satin almanin ödüllendirildigi günler
oldukça geride kalmistir. Dahasi, çogu sirket
müsterinin tepkilerinden de epeyce uzaklasmistir ,
çünkü müsteriyle dogrudan temasi artik pazarlama
sirketlerine birakmaktadirlar. Bu durumda,
müsterinin görüsleri ve hisleriyle ilgili bilgiler
sirketin disariyla temasta olan alt grubuna ulassa
bile, bu mesajlar üst gruplara, saptirilmis bir
sekilde ulasir. Sirketlerin baskan ya da pazarlama
müdürlerinin ortalama hizmet süresi de giderek
azaldigindan, çogu sirket elindeki müsteri
grubunun ya da potansiyelinin ne oldugu ya da
nerede oldugu konusunda tam bilgi sahibi bile
olamamaktadir. Diger taraftan, sirketin finans
bölümlerinde çalisan üst düzey grup pek yerinden
kimildamaz!
Marka vaadinin müsteriye iletilmesinin en iyi
ölçütü, müsteriyle marka sahibi sirketin
iliskisidir. Bu iliskinin kalbi ise, bireysel
düzeyde, insanin insanla iliskisidir ve bu iliski
dört boyutta toparlanabilir:
1. Iliskinin rasyonel boyutu: 'Umdugumdan daha
iyiydi!'
2. Her iki tarafin da duygulariyla vardigi boyut:
'Bunu tekrar yapma-
yi isterim! ,
3. 'Kazanma' arzusuna dayanan politik boyut:
'Benim için iyi bir 'alis-
veris' oldu mu?'
4. Öz deger kavrami içinde manevi boyut: 'Bu
markayi kullanmakla
kendimi daha iyi hissediyorum, ve umanm dünyadaki
bütün insan-
lar bundan yaralaniyordur!'
'Marka Kültürü' ile yürütülen bu iletim süreci,
müsterinin bu dört boyuta yaklasmaya basladigi
noktada büyük önem tasir. Bu boyutlarin herhangi
birinde, içinde bulundugunuz kosullara göre,
ilerleme kaydedebilirsiniz. Ancak, sonuçta dört
boyutun hepsi birden çok daha büyük bir potansiyel
olusturdugundan, marka ve marka vaadinin
iletilmesi tam olarak bu dört boyutla yaratilir.
Isin daha güç olan ve esas önem tasiyan tarafi
ise, sirketin bu dört boyut çerçevesinde etkin
olabilmesidir. Pazarlama dünyasinda bu dört
boyutun bir arada gelisemedigi örnekler çoktur.
Rasyonel boyuttan duygusal boyuta geçisin, bir
bakima, önemini kabul edenler vardir aslinda; ama
bunun ötesine, politik ve manevi boyutlari anlamak
ve bu boyutlara ulasmak farkli bir kafa yapisi ve
pazarlama kavramina derinlemesine bir yaklasim
gerektirir. Dolayisiyla, kurum olarak bu dört
boyuta ulasamayan örnekler daha da çoktur. Bugün
piyasada en iyi is yapan sirketler bile hala
'emir-komuta' zinciriyle yürütülmektedir. Üst
düzeyden alt düzeylere indikçe baski ve risklerin
arttigi bu yönetim kültüründe, 'yetenekli elemani
al ve piyasaya sal' zihniyeti vardir. Eger bu
eleman piyasanin derin sularinda bogulacak gibi
olursa, 'onu isten at ve yenisini al' zihniyeti
uygulanir. Burada sirket politikasinin takim
anlayisina yanasmadigi görülür; müsteriye hizmet
veren eleman isin son asamasinda kullanilan ve
harcanan kisidir . Bu tür sirketlerde,
çalisanlarin çogu gayretleri yüzünden kisisel bir
takdir görmedikleri için islerinden sogurlar,
islerine isteksizce giderler. Bunun bir sonucu
olarak da, is saatlerini dolduracak % 80 oraninda
bir güç ortaya koyarlar. Oysa % 120 oraninda güç
potansiyelleri vardir ama bunu kullanmak
istemezler. Pek de cesur bir yönetim anlayisi
sayilmayan bu 'emir-komuta ' uygulamasini asmak
zordur; bunun için ileri görüs, isteklilik ve
yetenek sarttir. 'Özgüven ortaminin yaratildigi'
sirketler sirasinda yer almak için bu yeni yönetim
boyutuna ulasmak gerekir. Bireyi, sirketi ve
müsteriyi daha iyi bir dünyaya kavusturan, uzun
dönemli basari için gerekli marka davranisini
saglayabilen yönetim sistemi budur.
Hamish Pringle&William Gordon,
Marka Kültürü ve Markayi Yasatan Bir Sirket
Olabilmek,
Scala Yayincilik
|