1- KARMA EKONOMİ NEDİR?
Gerek kapitalizm ve piyasa ekonomisinin, gerekse
sosyalizm ve merkezi planlamanın, temel amaç olan
"toplum refahına" ulaşmakta tam başarılı bir
ekonomik düzen olmamaları "karma ekonomi" düzenini
ortaya çıkarmıştır. Karma ekonomi düzeni ile
ilgili olarak çeşitli tanımlar yapılmaktadır.
Bunlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir: Karma
Ekonomiyi; ekonominin üretici kesiminin, kamu ve
özel teşebbüslerinin bir arada yaşadığı ve her iki
sektörün de toplum yararını gözeterek çalıştığı
bir düzen olarak tanımlayan Prof. B. Üstünel1
sınırlandırılmış ve yaygın mülkiyetle, demokratik
planlama ve sosyal devlet düzenini kurumsal
çerçeve olarak belirler.
Prof. A. Kılıçbayın bu konuda esas görüşleri ise
şöyledir:2
"Karma Ekonomi milli hasılanın gerek özel gerekse
kamu sektörünce müştereken yaratıldığı bir
ekonomidir. Teoride iki sektör serbestçe rekabet
eder ve kaynakların dağılımı piyasada teşekkül
eden fiyat mekanizması bilhassa kalkınmakta olan
ülkelerde mükemmel işlemez ve kaynak dağılımı
optimal olmaz. Müdahale ve planlama gerekir."
Prof. Y. Ülken' in karma ekonomi düzeni
konusundaki görüşlerini şu şekilde özetlemek
mümkündür: İktisadi kalkınma bir amaçtır ve bu
amaca varmak için kullanılan araç ise iktisadi
sistemdir. Kapitalist ve kollektivist sistemlerin
teorik olarak yaklaşımından bahsedilemez.
Uygulamada yaklaşmışlardır. Karşı sistemin daha
etkili işlediği sabit olan prensipleri ithal
edilmiştir. Örneğin sol bir alet olan plan
kapitalist sistemin bazı araçları da kollektivist
sisteme aşılanmıştır. Sistemler böylece
birbirlerine uygulamada yaklaşmışlardır.3 Gerçekte
saf teorik anlamda ne kapitalist ne de
kollektivist sistemin dünyada bir uygulamasına
rastlamak mümkün değildir. Nitekim Prof. Dr.
İsmail Türk, zamanımızda bütün ekonomiler bir
anlamda karma ekonomidir der.4 Diğer taraftan bir
çok sosyalist düşünürler, karma bir ekonomik
sistemin bir hayal olduğunu ileri sürmektedir.
Örneğin, Maurice Dobb'a göre "Karma Ekonomi
Politikası ile iki sosyal sistemin, bir ekonomi
içinde birlikte müstakar ve devamlı bir sistem
olarak yaşaması bir düştür. Böyle bir
karmaşıklığın istikrarsız bir kompromi olması,
şiddetli uyuşmazlıkları maskelemesi için bir çok
sebepler vardır. Böyle bir ekonomi içinde
sistemlerden birisi egemenliğini kurar ve ötekini
kendine bağlı, tabi bir partöner durumuna
getirir."5 Bütün bu görüşlerin ötesinde bugünkü
gerçek şudur ki; karma ekonomi düzeni, devlet
kesimi veya özel kesim ağır basarak dünyanın
birçok ülkesinde uygulanmaktadır. Bir anlamda
karma ekonomi düzeni devamlılık niteliği
kazanmıştır. Kalkınmakta olan ülkeler (az gelişmiş
ülkeler) için ise, karma ekonomi düzeni bir
zorunluluk olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Doç. Dr. Sadıkların Japon ve Rus Kalkınma
Modellerini inceleyen kitabında bu konularda yer
alan görüşleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
"Japonya ve Rus Kalkınma modellerinde müşterek
olan ve dikkatle izlenmesi gereken bazı hususlar
bilirmiş bulunmaktadır: İki modelde de tüketimden
büyük ölçüde kısıntı yapılmıştır. Ancak, dünyanın
üç büyük ekonomik güçleri arasına girildiğinde
tüketici sorunlarına sıra gelmiştir. Modern
kalkınmaya yönelen sorunlarına sıra gelmiştir.
Modern kalkınmaya yönelen yatırımlar için gerekli
fonlar büyük fedakarlıklarla temin edilebilmiştir.
Japonya dış ticaret imkanlarından da faydalanmış
olmakla beraber, tarım sektörünün fedakarlığı iki
modelde de esastır. Tarım kesiminde verim artırmak
için büyük çabalar gösterilmiştir. Eğitime daima
ve artan ölçülerde ağırlık verilmiştir. Böylece
başlıca önemli faktör olan emeğin kalitesi
yükselmiştir. Daha sonra da, sınai sektör, ağır ve
kimya sanayi başta gelmek üzere ön plana
alınmıştır. Büyük kapasiteler yaratılmıştır. İki
ülkede de, çok değişik niteliklerde olmakla
beraber, plan yolu denenmiştir. Milli motifle veya
düzenin üstünlüğü ispat etmek amacıyla "ekonomik
kalkınma" daima ilk öncelik sırasını almıştır.
Liderler bu amaca kendilerini adadıkları gibi
toplumuda buna inandırmışlardır. Verimi artırmak
için sermaye ve teknik yığmak yolundaki gayretler
devamlı surette arttırılmıştır. Bağımsız
insiyatifin gücü ve rekabetin fazileti iki ülkenin
mayasına da girmiştir. Politik istikrar ise,
devamlı bir nitelik taşımıştır. Kalkınmaya götüren
bu doğrultulardan yararlanmak mümkün olmakla
beraber, bu iki modelin de aynen herhangi bir yeni
kalkınmakta olan ülkeye uygulanması bahis konusu
değildir. Bugün kapitalist ve sosyalist veya
Marksist ekonomik düzenler arasında birde "yeni
kalkınmakta olan ülkeler düzeni" ortaya çıkmıştır.
Bu ne Marksist kalıba ne de kapitalist kalıba
uymaktadır. İki düzenin de en elverişli tarafları
ile donatılmış yepyeni bir düzen ihtiyacı
belirtmiştir. Ancak kalkınmakta olan ülkelerin
şartları o kadar değişiktir ki müşterek bir
"kalkınma reçetesi" yazmak imkansızdır. Yeni
kalkınmakta olan ülkelerin kalkınmasında
izleyecekleri yolun planlı bir karma ekonomi
düzeni olduğu bilinmektedir. Bu sadece izlenecek
yolu göstermektedir. Neler yapılacağı ise, ancak
her ülkenin şartlarına göre tesbit
edilebilmektedir. Her ülkeye uyan kalkınma
planları yapılmamıştır. Bu konuda herkese uyan
hazır elbiseler yoktur. Sadece I. Adelman,
değişkenleri alınsa dahi, en az 41 değişkenli bir
sorunun çözümlenmesi gerekmektedir. Her şeyden
önce, sosyal ve ekonomik faktörler bakımından
nerede bulunulduğunun tespit edilmesi lazımdır.
Çok dikkatle yapılmış bir milli envanterin üzerine
oturtulan ekonomik ve sosyal planın etkili olacağı
genellikle kabul gören bir görüştür. Bu bir
metoddur ve sadece getirilmesi yetmemektedir.
Liderlerin buna inanması ve toplumun her kesiminin
uygulamaya birlikte katılması gerekmektedir.
Politik istikrarın önemi ise burada belirmetedir.
Unutmamak gerekir ki, her kalkınmanın bir bedeli
vardır . Japon ve Rus kalkınmaları da büyük
fedakarlıklar üzerine oturmuştur."6 Yukarıda
değinilen Prof. İrma Adelman' ın çalışması Japonya
ve Türkiye'yi de içine alan bir çalışmadır. Bu
çalışmada, kalkınmanın ekonomik, sosyal ve politik
göstergelerinden kırk bir adedi inceleme konusu
yapılmıştır. Bu çalışma sonucuna göre; Türkiye'nin
kalkınması için sosyal yapıdan doğan engeller
kalkmıştır. Bizim gibi ülkelerde, kısa vadede
yapılacak hamleler; ekonomik örgütlenmelerin
tesirliliğini artırmak, kalkınma için milli bir
seferberliğe girip bu konuya büyük ağırlık vermek
şeklinde özetlenebilir. Görülüyor ki her ülkenin
özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik,
sosyal ve politik şartları farklı farklıdır. Bu
itibarla bu ülkeleri teorik ekonomik bir kalıbın
içersine yerleştirmek olanağı yoktur. Kendi
şartlarına uyan "karma ekonomi" politikası tek
çıkar bir yol olarak gözükmektedir. Nitekim Prof.
Dr. Gülten Gazgan bu zorunluluğu kabul ederek
özetle aşağıdaki görüşleri ileri sürmüştür: "Az
gelişmiş ülkelerin kalkunması kapitalist ve
sosyalist sistemlerdeki kurumların, bir karması
haline gelmiştir: bir taraftan, ferdi teşebbüs,
üretim araçları özel mülkiyeti, kâr teşviki gibi,
kapitalizmin temel kurumları benimsenmiş; bir
taraftan da, piyasa mekanizmasının işleyişindeki
aksaklıkları düzeltmek üzere, sosyalist sistemin
emredici planlaması yerine, yol gösterici
planlama, kamu yatırımları benimsenmiştir. Fakat
nihai amaç kapitalizmin yerleşmesi olduğu için, az
gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunu, sosyalist
doktrinin kapsamına girmeyip, laisser-faire'e
tepkiler içinde kalmaktadır. Bunu da belirleyen
dünya politik dengesi içinde, az gelişmiş
ülkelerin politik ve yönetici kadrolarının
tercihleri olmuştur. Güçlü bir kapitalist
müteşebbis sınıfın varlığının sonucu olmamıştır."7
Ancak, az gelişmiş ülkelerin plitik ve yönetici
kadrolarının tercihlerini etkileyen başlıca
faktörler arasında, karma ekonomik düzenle hem
refah, hem özgürlük, hem de sosyal güvenliğin bir
arada gerçekleştirilebileceğinin anlaşıkmıl
olmasında aramak yerinde olacaktır.
II- TÜRKİYE' DE KARMA EKONOMİ VE PLAN
UYGULAMASI
Türkiye, tanıma uygun, devlet sektörü ağır basan
karma ekonomi sistemini uygulayan bir kalkınmakta
olan ülkedir. Her ne kadar, Prof. Cahit Talas,
"Devlet kesimi küçülmekte, ekonomik yapı içinde
özel kesimin yeri büyüyerek kapitalist sisteme
doğru bir geri dönüşe heveslenilmektedir."
Görüşünü ileri sürmekte ise de rakamlar bu görüşü
kanıtlamamaktadır. Kamu kesimi yatırımları birinci
plan döneminde toplam yatırımların %52,4, ikinci
plan döneminde 53,1'i olarak gerçekleşmiş ve
üçüncü plan döneminde ise, toplam yatırımların
%56,3'ünün kamu kesimi tarafından yapılması
planlanmıştır.
Türkiye'yi dünyada karma ekonomi düzenini yaygın
olarak uygulayan ilk ülkelerden biri olarak kabul
edebiliriz. Ülkemizde böyle bir ekonomik düzeninin
doğmasına doktriner, görüşler değil Türkiye'nin
gerçekleri yol açmıştır.
1923-1932 yılları arasında özel teşebbüse dayalı
bir ekonomi politikası uygulama istenmişse de,
1932 yılından itibaren devletin ekonomiye doğrudan
müdahaleci ve üretici olarak girmesi karma ekonomi
düzenin Türkiye'de başlangıcı sayılabilir. Hızla
gelişme zorunluluğu, tasarrufların yetersizliği,
müteşebbislerin bulunmayışı devleti ekonomik
hayata müdahalesini gittikçe artan oranlarda
zorlamıştır. Piyasa mekanizmasının da o günkü
şartlar içinde gereği olmuştur.
1934 yılında uygulamaya başlanan birinci beş
yıllık sanayi planı ile devlet kimya, suni ipek,
kâğıt, çimento, dokuma, demir-çelik gibi başlıca
sektörlerde yirmi kadar önemli tesis kurmuş ve
bizzat işleterek üretime geçmiştir. Kurulan devlet
teşekküllerinin idaresini düzenliyen kanun da 1938
yıllarında çıkartılmıştır. 1936 yılında hazırlanan
ikinci beş yıllık sanayi planı yüz adet kadar yeni
tesisin devlet tarafından kurulmasını
öngörmekteydi. Ancak bu plan birincisi kadar
başarılı olamamıştır. Bugün Türkiye'de faaliyette
bulunan başlıca kamu iktisadi teşebbüslerin
kuruluşları bu dönemlere rastlar. Böylece devlet
düzenleyici fonksiyonu yanında üretici ve
müdahaleci fonksiyonu da üstlenmiş, sanayileşmede
öncülük yapmıştır. Kurulan tesisler o günkü
şartlar içinde büyük yatırımları gerektirdiği
gerçekleştirilemeyeceği büyüklükteki büyüklükte ki
tesislerdir. Bu tesislerin devlet tarafından
sanayilerin kuruluşuna zorlamıştır. Ayrıca, devlet
teşebbüsleri özel kesimin bu kanudaki noksanlığı
nı da doldurmuştur.
1960 yıllarında karma ekonomi düzeni yasal
temellere oturtulmuştur. Anayasamızın 41. maddesi
aynen şöyledir " iktisadi ve sosyal hayat,
adalete, tam çalışma esasına ve herkes için
insanlık haysiyetine yarasır bir yaşayış seviyesi
sağlaması amacına göre düzenlenir.
İktisadi sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik
yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla, milli
tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının
gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma
planlarını yapmak ödevidir."
Ayrıca anayasamızın 129. maddesine göre; iktisadi
sosyal ve kültürel kalkınma plana bağlıdır.
Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir.
Anayasamızın bu amir hükümlerine uyularak,
1963-1967, 1968-1972 ve 1973-1978 yıllarını
kapsayan beşer yıllık kalkınma planı yapılmıştır.
Bu planlarda karma ekonomi düzeni esas alınmıştır.
Bilhassa birinci beş yıllık planda karma ekonomi
düzeninin işleyişi ile ilgili kurallar oldukça
açıklıkla belirtilmiştir. Bu itibarla aşağıya
birinci beş yıllık planda yer alan hükümler ana
hatlarıyla alınmıştır.
A) Birinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi ve
Kuralları
Türk ekonomisi devlet ve özel teşebbüs
sektörlerinin yan yana bulunduğu karma bir
ekonomidir. Planlama bakımından karma ekonominin
sağladığı imkanlardan en çok faydalanma yolları
üzerinde durulacak ve bu sistemin kurallarına
uyulacaktır. Devlet sektörünün faaliyeti,
kararlaştırılan gelişme hızını gerçekleştirecek ve
stratejinin gerektirdiği yönde dengeli bir
kalkınma sağlayacak şekilde planlanacaktır. Toplam
tasarrufun artmasına paralel olarak özel
teşebbüsün yatırımlarını artırması, bunların hızlı
ve dengeli bir kalkınmanın gerektirdiği sahalara
yöneltilmesi teşvik edilecek ve bu teşvikte
doğrudan doğruya kontrollerden kaçınılarak vergi
ve kredi politikaları sermaye piyasasının
teşekkülü ve geliştirilmesi gibi dolaylı
tedbirlere başvurulacaktır. Plan, devlet ve özel
teşebbüs kesimlerinin yan yana bulunduğu karma bir
ekonominin bütünü ile hazırlanmıştır. Strateji
kararında açıklanan iktisadi ve sosyal hedefler,
kamu kesiminin ve özel kesimin gelişmeleri
konusunda herhangi bir peşin hükümle bağlı
olmaksızın politik, sosyal düzenin ve iktisadi
kaynakların sağladığı imkanlara göre tespit
edilmiştir. Kalkınma politikasının ana ilkesi,
hürriyet düzeni içinde %7'lik dengeli büyüme
hızını ve bunun gerektirdiği fedakârlıklar sonunda
meydana gelecek nimetlerin adil bir şekilde
dağılımını sağlamaktadır. Bu politikanın
tespitinde devlet ve özel teşebbüs kesimleri
birbirinden ayrı ve menfaatleri birbiri ile
çelişen iki parça olarak değil, bir bütünün
birbirini tamamlayan iki kesimi olarak ele
alınmıştır. Kamu kesiminin iktisadi faaliyetleri
için hedeflerin tespitinde özel kesimin gelişme
imkanları ve yönleri de göz önünde
bulundurulmuştur. Özel sektörün geliştirilmesi
için bu sektöre tanınacak imkanlarda plan
hedeflerinin gerçekleşmesi ve toplum tasarrufları
ve yatırımları en yüksek kılma amacına göre
hareket edilmiştir. Karma ekonominin "işleyiş
kuralları" toplum refahının artırılmasıyla ilgili
politik, sosyal ve iktisadi unsurlar arasında,
plan stratejisinin kurduğu dengeye göre tayin
edilmiştir. Kamu ve özel sektör teşebbüsleri
arasındaki iş bölümü, işbirliği ve rekabet
şartları planın sosyal ve iktisadi hedeflerinin
gerçekleşmesi için gerekli şartlara uygun olarak
tespit edilmiştir.
(1) Kamu ve Özel Sektör Arasında İş Bölümü ve
İşbirliğinin Esasları
Gelişen bir ekonomide devlete düşen görevleri
geleneksel bir görüşle sınırlandırmaya imkan
yoktur. İktisadi kalkınma yurdun sosyal ve
ekonomik düzeninde değişmeleri gerektiren sosyal
bir olaydır. Bunun gerçekleşmesi ve huzur ve
istikrarın sağlanması adil bir gelir dağılımı ve
dengeli bir üretim bünyesi gibi ancak devlet
otoritesinin müdahalesiyle gerçekleşecek bazı
şartlara bağlıdır. Özel sektörün iktisadi
kalkınmanın bütün şartlarını yalnız başına
gerçekleştirmesi mümkün değildir. İktisadi
kalkınmanın gerçekleşmesi için yatırımların
hızlandırılması, üretimin yapısında ve
metodlarında bazı temel değişikliklerin meydana
getirilmesi gerekir. Faaliyetlerini piyasa
şartlarına göre ayarlayan müteşebbisin bunları
gerçekleştirmesi mümkün değildir. Az gelişmiş ve
durgun bir iktisadi düzenden ileri ve dinamik bir
bünyeye geçiş için merkezi otoritenin sistematik
ve rasyonel tedbirler alması gerekmektedir.
Nitekim Türkiye'nin ilkel bir ekonomik düzenden
daha ileri bir üretim sistemine geçmesi devlet
yatırımları ve kamu iktisadi tesebbüslerinin
faaliyetleri ile mümkün olmuştur. Bu sebepten kamu
ve özel sektör faaliyetlerini kesin çizgilerle
sınırlandırmak lüzumsuz ve imkansızdır. Devlet
plan hedeflerinin gerektirdiği şartları sağlamak
için iktisadi faaliyetleri düzenleyebilmelidir.
Bunun lüzumu bir misalle belirtilebilir.
Türkiye'de tarım, geleneksel olarak özel teşebbüse
bırakılan ve aile işletmelerinin yaygın olduğu bir
iktisadi faaliyet koludur. Ancak devlet önderlik
etmez ve bazı faaliyetleri üzerine almazsa, bu
sektörde bir gelişmenin olacağı şüphelidir.
Tarımsal üretimin artması için devletin bu sektöre
sulama, enerji , yol ve haberleşme tesisleri,
kredi ve pazarlama imkanları sağlaması, teknik
yardımda bulunması ve toprak reformu gibi bazı
temel strüktür değişmelerini gerçekleştirmesi
gerekmektedir. İleri teknik ve büyük sermaye
isteyen yeni üretim kollarında teşebbüsler kurmak
suretiyle, devletin sanayi alanında da gelişmeye
öncülük etmesi gereklidir. Kamu ve özel sektör
arasındaki iş bölümünün tespitinde doğmatik bir
tutum değil, fakat pratik bir görüş hakim
olmuştur. İş bölümüne esas, bu iki sektörün
kendine has özellikleri ve bugünkü ekonomik düzen
olacaktır. Bu düzen içinde yapılacak ayarlamaları
ise planın iktisadi ve sosyal hedefleri tayin
edecektir.
a. Stratejide belirtildiği gibi %7 büyüme hızının
idame ettirilebilmesi için artan gelirin mümkün
olduğu kadar yüksek bir oranın yatırım
harcamalarına ayrılması gerekmektedir. Ancak
kişilerin tasarruf eğilimleri kısa sürede
değişmesi mümkün olmayan sosyal ve kültürel
faktörlere bağlıdır. Planda hareket noktası
olarak, özel sektörün yaratabileceği tasarrufların
tahminin, geçmişteki eğilime bağlı olarak yapılmış
fakat devletin tasarrufu teşvik edip tedbirler
dolayısıyla plan döneminde özel sektörün kişi ve
kurum tasarrufları ile daha büyük yatırım hacmini
gerçekleştirebileceği varsayımına dayanılarak
düzeltilmiştir. Bunun için vergi ve kredi
politikaları ile özel sektör tasarruflarının
artırılması teşvik edilecektir. Ancak %7 büyüme
hızının gerektirdiği bütün ilave kaynakları bu
şekilde sağlamak mümkün olmayabilir. Özel sektör
tasarruflarının artması büyük ölçüde müteşebbis
karlarının çoğaltılması ile ilgilidir. Özel
işletmelerin yarattıkları fonların bir kısmının
tüketime girmesi normal ve kaçınılmaz bir hadise
olduğundan özel tasarrufların artması için alınan
tedbirler toplam sasarruf hacminin azalması ile
neticeleneceği gibi adaletsiz bir gelir dağılımı
da meydana gelir. Bu sebeple iktisadi kalkınma ile
ilgili kaynakların sağlanmasında adil bir vergi
sistemi ve devlet teşebbüslerinin yaratacağı
fonlar da büyük bir rol oynayacaktır.
b. Yıllık programlarda toplam yatırımlar ve
sektöre göre dağılımları devlet ve özel olarak
ayırımı gösterilecektir. Böylece her sektörde
yapılaması gereken en düşük özel sektör kendinden
beklenen yatırım miktarı gösterilmiş olacaktır.
Özel sektör kendinden beklenen yatırım miktarını
gerçekleştiremediği veya aştığı takdirde kamu
yatırım hedefleri buna göre yeniden gözden
geçirilecektir. Kamu sektörü yatırımları aşağıda
belirtilen hususlara göre tespit edilmiştir:
Temel Yatırımlar (enfrastrüktür)
İktisadi kaynaklarımızdan tam olarak
yararlanabilmemiz için bazı devlet hizmetlerinin
geçmiştekinden çok daha geniş bir çapta ele
alınması gerekmektedir. İktisadi kalkınmanın
temeli olan bu hizmetler arasında eğitim, sağlık
ve ulaştırma gibi geleneksel devlet hizmetleri
bulunduğu gibi, ileri kapitalist ülkelerde bile
modern devlet anlayışına uygun olarak merkezi
otoritenin üzerine aldığı enerji, sulama
tesisleri, barajlar gibi temel yatırımlarda
vardır. Temel hizmetlerle ilgili yatırımlar, fazla
sermaye istediği, geniş bir organizasyonu
gerektirdiği ve mahiyetleri icabı kısa sürede
kârlı olmadıkları için bunların yapılabilmesi için
gereklidir. Kalkınma süresinin bilhassa ilk
dönemlerinde gerekli temel yapıyı sağlıyaca
yatırımlara büyük fonlar ayrılmıştır.
Üretken Yatırımlar
Kamu sektörü aşağıda belirtilen durumlarda üretken
yatırımlar yapacaktır.
(a) kamu iktisadi tesebbüslerinde üretkenliği
artıracak ve genel olarak bu sektörde verimliliği
sağlayacak yatırımlar yapacaktır.(bütçe içi döner
sermayeli işletmeler dahil)
bu sektördeki kapasitenin daha iyi kullanılması,
kalkınma hedeflerine uygun üretim artışı meydana
getireceği gibi bu hedef için gerekli fonların
önemli bir kısmını da yaratacaktır.
Bu sektörde başlamış bulunan yatırımların
tamamlanması ve tamamlayıcı yeni yatırımlarla
döner sermaye ihtiyaçlarının karşılanması üzerinde
önemle durulmuştur.
(b) Plana göre yatırım yapılması gereken bir
alanda özel teşebbüs yatırım yapmıyorsa ve bu
durum ekonomide bazı önemli tıkanıklıkların
meydana gelmesi ne sebep olacaksa devlet veya kamu
teşebbüsleri yatırım programlarını ayarlıyarak
gerekli yatırımın yapılmasını sağlayacaktır.
(c) kamu fonlarının israfına ve maksatları dışında
kullanılmasına sebep olan karma teşebbüse prensip
olarak yer verilmeyecektir.
Ancak özel tasarrufların harekete geçirilmesi ve
yabancı sermayenin teşviki gibi, bazı özel
durumlarda devlet karma teşekkül kurucaktır.
(d) Mali sebeplerle veya kamu yararı için tekel
kurulması gerekli alanlar devlet teşebbüslerine
ayrılmıştır. Ayrıca özel kişiler tarafından fiili
tekel kurularak bunun kötüye kullanılması veya
spekülatif kazanç sağlama amacı haline getirilmesi
durumunda devlet müdahale edecektir.
2) Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Özel Teşebbüs
Arasında Rekabet Şartları
iktisadi politikanın bütün araçları kamu kesimine
ve özel kesime eşit olarak uygulanacaktır.
Ekonomide faaliyette bulunan bütün iktisadi
teşebbüslere ortak ve belli kuralların uygulanması
ilkesi gene iktisadi politikanın temelini teşkil
edecektir. Şöyle ki:
(a) İktisadi politikanın esası açıklık olacaktır.
Plan stratejisinde belirtildiği gibi maliye, para,
fiyat, dış ticaret ve yatırım politikalarında,
kararlılık ve açıklık ilkelerine uyulacak ve gerek
devlet sektöründe, gerek özel sektörde uzağı görme
ve güvenle hareket etme imkanı sağlanacaktır.
(b) İktisadi devlet teşebbüsleri iyi bir
müteşebbis gibi hareket ederek karlarını
azamileştirmeleri mümkün kılacak bir fiyat
politikası yürütecektir. İktisadi devlet
teşebbüsleri ancak yeni kurulan bir sanayinin iç
piyasada bir süre korunması gerekiyorsa, örneğin
işletmenin tam kapasite ile çalışmasını mümkün
kılacak bir talep hacmi henüz teşekkül etmemişse
veya sosyal amaçlarla politik tercihlerin sonucu
olarak bazı tüketici grupların korunması
gerekiyorsa fiyatlarını maliyetlerinin altında
tespit edebileceklerdir. Bu gibi hallerde meydana
gelecek işletme açığı bütçeden ayrılacak
ödeneklerde kapatılacaktır. Ancak bunun özel
teşebbüsle haksız rekabet sonucu vermemesi ilkesi
daima göz önünde tutulacaktır.
(d) Faiz haddi, süre, faizin ve ana paranın
ödenmesi konusunda uygulanacak teşvik tedbirleri
plan hedeflerine uygun olarak kesimlere göre tayin
edilecektir.
(e) İthal programları, kesimlerin ihtiyaçlarına
göre tespit edilecek, kamu ve özel kesimin ithalat
talepleri plan hedefleri ve toplum yararı
ölçülerine göre incelenip değerlendirilecektir.
Plan hedeflerine uygun ve ilerde teknik ve mali
yapıları bakımından maliyetlerinin düşmesi
beklenen yeni sanayilere uygulanacak olan seçici
koruma ve gümrük politikaları özel sektöre ve kamu
sektörüne eşit şartlarla uygulanacaktır.9
B) İkinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi
Politikası İlkeleri
İkinci beş yıllık planda daha da açıklığa
kavuşturulan karma ekonomi politikasının ilkeleri
aşağıda gösterilmiştir.
(1) Karma ekonomi düzeninin amacı kaynakların
ekonomik ve sosyal faaliyet dalları arasında daha
da iyi dağılımı sağlayacak bir ortam yaratmak
suretiyle ülkenin bütün kaynak ve imkanlarını
seferber ederek ekonomik kalkınmayı hızlandırmak
olacaktır.
(2) Karma ekonomi düzeni Türk toplumunun daha
yüksek bir refah seviyesine erişmesinde adil ve
dengeli bir gelişme sağlamanın aracı olarak
kullanılacaktır.
(3) İkinci Beş Yıllık Planı kamu sektörü için
emredici, özel sektör için yol gösterici ve
destekleyici, fertlerin teşebbüs gücünü ortaya
çıkarıcı ve geliştirici ölçüde olacaktır.
(4) Karma ekonomi düzeninin kuralları tanımlanacak
ve mevcut düzenin aksaklıkları hızla ortadan
kalkacaktır denmişse de, üçüncü beş yıllık planda
dahi bu yolda tam başarıya ulaşıldığı söylenemez.
İkinci Beş Yıllık Planda daha çok alt yapı
yatırımlarını geliştirilmesi ve toplum refahına
yönelen eğitim, sağlık gibi sosyal amaçlı
yatırımlar yapması öngörülmüştür. İmalat
sektörünün ise, uzun vadede özel kesime
bırakılmasını sağlayacak bir politika izlenmesi
önerilmiştir. Ancak ekonominin hızla gelişmesi
için gerekli olan ve özel sektörün kullanılacak
teşvik araçlarına rağmen giremediği güç gelişen ve
ekonomide dar boğazlar yaratan sanayi kollarına da
devletin etken bir müteşebbis olarak girmesi
önerilmektedir. Birinci Beş Yıllık Plandan farklı
olarak karma teşebbüslerin İkinci Beş Yıllık
Planda teşvik edildiğinde görülmektedir. Kamunun
yeniden girdiği sanayi alanlarına özel teşebbüsün
katkısını sağlamak için, karma teşebbüsler tercih
edilecek, görüşü hakim olmuştur. Ancak iştirakleri
ile kurulacak karma teşebbüslerde sermaye ve idare
hakimiyetinin mahdut sayıda özel kişilere
bırakmamak prensibi esas alınmıştır.
III- Özel ve Kamu Sektörlerinin Ekonomik
Kalkınma Sürecindeki Rolleri
Kalkınma planlarımız belirli bir kalkınma hızını
sağlayabilmek için belirli ölçülerde yatırım
yapılmasını öngörmektedir. Öngörülen miktarlarda
yapılacak yatırımların ancak yarısı kadarını
devlet yapabilmekte, kalan kısmını ise özel kesim
gerçekleştirmektedir. Aşağıdaki tablo(1) Kamu ve
Özel kesim yatırımlarının toplam sabit sermaye
yatırım içindeki paylarını birinci ve ikinci plan
dönemlerine göre, göstermektedir. Ayrıca tablo(2)
bu yatırımların yüzde artış hızlarını
göstermektedir.
|