"Ben Bir Kadınım"
Cep telefonum bu gece de en yakın arkadaşım oldu yine. Kafamdan
çeşitli numaralar çeviriyorum bir kez çaldırıp kapatıyorum ve
aradığım numaranın beni aramasını bekliyorum. Biliyorum aptalca
ama canım sıkılıyor ve de çok yalnızım belki yalnızlığımı
giderecek biriyle tanışırım bakarsın. İşte telefonum çalıyor bir
kaç dakika önce çağrı yaptığım numara vakit kaybetmeden
telefonumun açma düğmesine basıp telefonumu kulağıma doğru
yaklaştırıyorum önce onun konuşmasını ALO demesini bekliyorum.
- Alo
Gelen ses bir bayana ait. Şaşırıyorum. Kapatmak istiyorum
telefonu ama kapatmıyorum. Eğlence aramıyormuydum, al sana
eğlence. Ben de sese karşılık veriyorum.
Biraz heyecanlı bir halde ''Alo'' diyorum.
Karşıdaki kadın sesi hiç vakit kaybetmeden cevap veriyor bana
''Kimsiniz''
Al başına belayı. Heyecanım iyice artıyor hatta ellerim
titremeye başlıyor. Ama geri dönüşü yok artık. Birşeyler
söylemeliyim ben de. Tüm cesaretimi toplayarak cevap veriyorum.
''Asıl siz kimsiniz''
Telefonun diğer ucundaki ses ''Hanım efendi çağrı bıraktınız
bana bir iki dakika önce. Bir yanlışlık mı oldu acaba''
Nasılda güzel bir diksiyonla konuşuyor. Kültürlü biri olduğu her
halinden belli ama ben bir erkekle konuşmayı yeğlerdim
telefonda. Bu kadında nereden çıktı şimdi. Aman olan oldu dürüst
olmakta fayda var.
''Bakın hanımefendi. Canım çok sıkıldı bu gece. Öylesine
rastgele numara çevirerek çağrı bıraktım yedi sekiz numaraya.
Diğerleri aramadı ama siz aradınız. Umarım Kusuruma
bakmamışınızdır. Tekrar özür dilerim. İyi geceler.''
Karşıdaki düzgün diksiyonlu bayan biraz sert ve aceleci bir ses
tonuyla ''Bir saniye bir saniye kapatmayın, madem sohbet etmek
istiyorsunuz benim de canım sıkılmıştı buyrun konuşalım.''
Birden şaşırdım ben telefonun diğer tarafındaki bayanın bağırıp
çağırıp hatta küfür edip kapatmasını beklerken bu da ne böyle
şimdi.
Karşıdaki bayan sesi konuşmasını sürdürüyordu '' Nerdensiniz siz
hangi il yada hangi semt.İsminiz nedir. Benim ismim Serap.
Kadıköyde oturuyorum. Yalnız yaşıyorum. Eczacıyım.''
Bu ses neden benimle bu kadar ilgiliydi ilk başta
çıkaramadım.Ama ilerleyen zamanlarda bunun sebebi ortaya
çıkıverecekti tabi ki. Şaşkındım sadece şaşkın...
* * *
Kapı sesi ile yatağımdan irkildiğimde hemen saate baktım.''Aman
Tanrım ! saat 10:30 olmuş Serap olmalı bu''.Hemen yataktan
kalktım ve kapıya doğru yöneldim.Kapıyı açtığımda Serap kızgın
bir yüz ifadeseyle tam karşımda duruyordu.
'' Çok üzgünüm Serap uyuya kalmışım.Girsene içeriye ''
Serap tabi ki biraz kızgın olacak 1 saate yakın bekletmiş
olmalıyım onu her sabah koşu yaptığımız parkta. Neyse Serap bana
kızamaz bunu da birazdan görecektim zaten. sakin bir ses tonu
ile serap
'' Tahmin ettim zaten uyuya kaldığını.Dün biraz fazla kaçırdın
içkiyi neyse bir sabah kahvesi yapta affedeyim seni ''
İşte Serap böyleydi bana kızamazdı.Önce sımsıkı sarıldık
birbirimize sonra bir sabah öpücüğü verdik dudaktan.
* * *
Evet yanlış duymadınız.O gece benim için çok sıradışıydı.Serapla
O gece tanıştık. Biraz farklı bir tanışma olsa da o malum
geceden sonra herşey çok güzeldi hayat adına ikimiz içinde.
Artık bir erkeğe ihtiyaç duymuyorum.Yıllar önce olsa bir kadına
aşık olacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama hayat bu sen
yönlendirmiyorsun bazen. Serap'ı seviyorum o da beni bundan
eminim.
Ben bir kadınım
ve bir kadınla mutluyum şimdi.
Özcan Eroğlu |
Y ü z l e ş m e
Zamanın akıcı büyüsü bizi nereye götüreceğini sapıtır bazen.Öğle
şehvetli bir masala dalmışsınızdır ki, bu gidişatın içinde
kendinize geldiğinizde dönüp geçmişe bakmaya bir türlü cesaret
edemezsiniz.Görmekten koktuğunuz şeyin orda olduğunu bilirsiniz
ama tüm korkaklığınızla, kendinize olmayan güveniniz ve kırılan
cesaretinizle kendinizi kandırarak kolay bir yol bulursunuz
kaçmak için o geçmişte yaptığınız, şimdi tüm zihninizi allak
bullak edecek görüntüden.
Bu kaçışın içinde çıkar yol ararsınız.Bulursunuzda !
ASLA GEÇMİŞİNLE YÜZLERŞME !
Nasıl bir yanlıştır bu.Geçmişinle yüzleşmeyerek o tüm
hücrelerine acı salgılayacak olan duygudan kurtulamazsınız,
sadece ertelersiniz.İleride bu duygu seni yine bulacaktır ve bu
duygudaki acı bir kat daha acımış olarak gelecektir üzerine.
GEŞMİŞİNLE YÜZLEŞ !
Ancak o zaman hayatındaki pişmanlıklar daha aza inecektir ve
belkide ileride bu canını acıtan bir duygudan öte sana hayatı ve
hayatın anlamını öğreten bir unsur olarak bulunacaktır
yaşamında.
Özcan Eroğlu |
''SADAKATSİZ''
O an zihninde beliren milyonlarca karmaşık duygu ona o kadar
yabancı geldiki birden kendisini hiçbir hissin önem taşımadığı
bir boşlukta buluverdi.Baş dönmesine benzer birşey o milyonlarca
duygunun önüne geçmiş bedeninin derinliklerinde kendine büyükçe
bir yer açmıştı.Şakakları sızlıyordu. Ağlamak istiyordu hemde
tüm benliğine yerleşmiş olan pişmanlık ve utanç duygusunu
ruhundan söküp ateşlere atarcasına ağlamak istiyordu.Ama
yapamıyordu.Az önce çırılçıplakken içine girmiş olan şeytan
ruhunda birşeylerin yerini oynatmış, tutsak etmişti kendine onu.
Birden terlediğini farketti. Az önce işlediği günahın laneti tüm
bedenine ısı salgılıyordu sanki.Bu ısı ona yoğun pişmanlık ve
utanç duygusunun sınırlarından çıkartıp bedenine ve bulunduğu
nemli ortama odaklaşmasını sağlamıştı.
Kırmızı, yuvarlak, ıslak halının üzerinde ne zamandır durduğunu
ilk anda kestiremedi. 1-2 saniye , belki de 1-2 dakikadır
oradaydı.
Çıplak ayaklarıyla lavaboya doğru ilerledi. Nefsine yenik
düştükten sonra keskin bir vacdan azabının tüm yaşam hücrelerine
bu denli saldıracağını bilemezdi. Beyaz florasandan çıkan ' zın
' sesi vardı sadece kırmızı duvarlı banyonun içinde.Başını
kaldırdı karşısında lavabonun aynasını gördü ama aynada yüzünü
göremedi...
Musluğu açtı. Musluk açılırken içini acıtan bir gıcırdama sesi
yükseldi. Bu ses, beyaz florasandan gelen 'zın' sesini bile
bastırmıştı. Ellerini suya doğru uzattı. Su avuçlarına yavaş
yavaş dolarken musluktan gelen o gıcırtı sesi sanki bir kat daha
yükselmişti. İliklerine kadar işleyen bu ses birden zihninde tiz
çığlıklara dönüştü.Bu çığlıklar ona hiç yabancı değildi. Kendi
çığlıklarıydı, şeytanca atılmış zevk çığlıkları.Az önce işlenmiş
büyük günahtan kalan tek utanç belirtisiydi.
Avucuna doldurduğu suyu aynada görüpte irkileceğini düşündüğü
ama hiç birşey göremediği, belkide görmek istemediği yüzüne
çarptı.Kendine gelmek ve ruhunu sıkıştıran o karanlık pişmanlık
duygusundan kurtulmak istiyordu.
Avuçlarını birkez daha musluğun altına uzattı. Musluğun
gıcırtısı artık çok uzaklardan duyulan ve bedenine çok az acı
veren bir çığlık gibi geliyordu. Beyaz florasanın seside
kaybolmuştu kırmızı duvarlı banyoda. Tekrar suyu yüzüne
çarptı.Sonra tekrar,sonra takrar... Büyük bir acıdan
uyanırmışcasına hızlı kafasını kaldırdı. Karşısında lavabonun
aynasını gördü.Bu sefer yüzü tam karşısındaydı.Başka bir
boyuttan aniden oraya düşmüş gibiydi şaşkın yüzü.Ne kadarda
yabancıydı. Masum gözükmeye çalışan şeytani bir ifadeye sahipti
bu yüz.
Günah mahalinden sokağa atmıştı kendini. Eve gitmek ve bir an
önce uyumak istiyordu. Şaşkındı. Bu kadar utanç ve pişmanlık
duyacağını tahmin edememişti. Defalarca aldatmıştı kocasını ama
hiçbirinde yaşamamıştı bu hisleri. Fısıldarmış gibi kendi
kendine 'neden'dedi. 'Neden yaptım'
Cevabını bildiği halde bu soruyu herseferinde sormuştu kendine.
''Hayvansal iç güdülerini bastırmasını bilmeyen , günah işlemeye
açık, hazzın gelgitlerine her an aç, içindeki her duyguyu şevke
yoran ve bu şevkin sadece kirli yüzünü kullanan, zavallı, nankör
bir kadınım ben'' diye düşündü.Tek ve gerçek cevabıydı bu
'neden' sorusunun.
Baş rollerini sex düşkünü yakışıklı bir erkeğin, kocasının
kendisini çok sevdiğini bilen, nankör, sadakatsiz bir kadının ve
aldatılan masum bir kocanın paylaştığı drama tarzı filmin sonuna
yaklaşılmıştı. Oturduğu apartmanın önüne geldiğinde, az önce
aldattığı kocasının arabasını gördü. Masum koca eve gelmişti.
Vücudunun titrediğini farketti. Apartmanın merdivenlerinden
çıkarken attığı her adım heyacanına heyecan katıyordu. Kafasında
belli belirsiz flaşlar patlamaya başlamıştı.Aynı anda o kadar
çok duygu saldırmıştıki üzerine bunlardan sadece pişmanlık,
utanç ve vicdan azabını ayırt edebiliyordu diğerlerinden.
Nihayet oturduğu dairenin kapısının hemen önündeydi.Bir kaç
saniye sonra başına çok büyük bir felaket gelecekmiş hissine
kapıldı birden.Elini çantasının içine attı kapının anahtarını
arıyordu ama bulamıyordu, derken eline metal bir cismin
deydiğini farketti.Anahtarları tuttu ve çantasından çıkardı. O
kadar heyecanlıydı ki birden gözleri karardı ve anahtarları yere
düşürdü.Tam eğilip alacaktı ki, kapı açıldı...
Kocası kapının önünde dikiliyordu ve ona bakıyordu her zamanki
sevecenliği ve gülümsemesiyle. Az önce aldattığı kocasının
gözlerinin içine bakamıyordu, uzun bir süre bakamayacağını da
biliyordu utancından ama kocasının kendi gözleri içine baktığını
çok iyi biliyordu. Zavallı adam hiçbirşeyden habersiz tüm iyi
niyetiyle...
- Hoş geldi hayatım.
- . . .
- Biraz yorgun gözüküyorsun, içeri gelsene.
- . . .
- Sen salona geç ben sana güzel bir kahve yapayım.
- . . .
Özcan Eroğlu |