Zevrak ile Ebru
Güvercin sahibinin, önüne geçilemez, galebe çalınamaz bir merakı
vardı: İkide bir de tuhaf çeşitlerden yavrular almak için çiftleri
birbirinden ayırır, Şaminin erkeğini kesmenin dişisine, ötekinin
dişisini berikini erkeğine eş etmek için onları yeni sevdalarıyla
mahfî ve mestur birer zifaf yerine kapardı. Bir gün bu merakına
Zevrak'la Ebrû hedef oldu. Çırpınarak i'tiraz etdim. Onlar kümesin
en genç, en âşık en mesûd, hattâ en güzel çiftiydi. Onlara ilişmek
bir parça da bana ilişmek gibiydi. O, mutlaka fikrinde galebe çalmak
için öyle sebepler buldu ki bana mağlûp olmak lâzım geldi. Ebrû gök
mâî bir erkekle, Zevrak bir dişi sarı ile kapandılar. O, bana bu aşk
fâciasından beklenen neticenin hemen zaferini ilân eden bir sesle:
«Bakınız ne güzel yavrular alınacak...» diyordu.
Ben artık bütün kümesi unutmuştum; yalnız bu mahbus çiftlerle meşgul
oluyor, şu hicran devresinde onların bîçâre mecruh kalplerini hisse
çalışıyordum. Zevrak'la Ebrû'ya verilen yeni eşler,
eşsizdiler.Kendilerinin mahremiyeti dâiresine tahsis olunun yeni
eşlere hemen sevda ihsas etmek gayretine düştüler: Gök mâî Ebrû'nun
etrafında kuyruğunu sürterek, göğsünü şişirerek yaşamak sevmek demek
olduğunu izaha çalışıyor, sarı muhteriz taşkınlıklarla Zevrak'ın
boynuna gagalıyordu. Fakat ötekiler!.. Ötekiler gûyâ ağlıyorlardı.
Kafesin köşesine büzülmüş, başlarını içeri çekmiş, ağır ağır
kapanarak artık hayatı görmemek isteyen gözleri bulanmış, yemek
içmek bile düşünmeyerek, mateme uğramış bedbaht sevdalarına sakit
yaşlar döküyorlardı.
Bir sabah Ebrû'nun kafesinde hayret edecek bir şey gördüm: Ebrû yeni
âşıkının ağzını öpüyordu. Nasıl? Ebrû, sen de ah, mini mini kadın,
sen de o sadakat yeminlerini unutan kadınlara benziyordun, değil mi?
O gün güvercinin sahibine anif bir sesle haber verdim: «Şimdi artık
Ebrû'yu çıkarabilirsiniz, yeni âşıkıyle uyuşuyor.» O, güldü, ötekini
sordu: «Zevrak, Zevrak ne yapıyor?» Şübheli bir sesle: «Şimdilik
hâlâ düşünüyor!» dedim. Bunu şübheli bir sesle söylediğime ne kadar
hatâ etmişim! Zavallı Zevrak! İşte senin hâtırandan aflar diliyorum.
Fakat o vefasızdan sonra nasıl hükmedebilirdim ki, yeni mâşukanın
bütün tesliyetleri, bütün okşayışları neticesiz kalacak; sen
haftalarca o sevda fâciasının, o hıyanetin matemleriyle yüreğinin
yaralarını zehirliye zehirliye, her dakika bir parça daha ölerek,
bir parça daha bu hayattan, bu hayatın yalan aldatan saâdetlerinden
kaçarak, eriyeceksin, biteceksin?.. Evet, Zevrâk teverrüm etti, hiç
bir şey değil, teverrüm etti; ne yanındakine, ne kafesin bir
tarafından görünen semâya, hattâ kafesin ters tarafından gelerek
kayıtsız, fütursuz bir nazarla içeriye bakmağa çalışan Ebrû'nun
gölgesine bile küçük bir iltifat nigâhını israf etmeyerek, hep o
köşesinde ıslanmış bir kuş mazlumiyetiyle can çekişerek, Zevrak, bir
gün son nefesiyle gagasını açtı; bir küçük şikâyet sesi, ufak bir gu!...
bile çıkmadan öldü. Biçâre sevda kurbanı!.. O zaman bana bu fâcia,
bir güvercin, birZevrak olmak için ne büyük bir arzû vermiş idi! Ben
de öyle mes'ud birsevdadan sonra onun hicranıyla erimek ölmek
isterdim; ben de bir birincidensonra saâdet aramamak düşünürdüm;
fakat anlaşılan bu mes'elede Zevrak'tan ziyade Ebrû'nun felsefesinde
isabet var!.. |