| Orhan Pamuk
Manzara
Dünyadan söz edecektim, içindeki şeylerden.
Niye anlatmaya buradan başlıyorum, bilmiyorum. Bir gün hava sıcaktı,
beş yaşındaki kızım Rüya ile adada kalıyorduk, sonra at arabasıyla
gezmeye çıktık. Ben arabaya ters oturdum, kızım da benim karşıma.
Yüzü gidiş yönünde. Ağaçlı çiçekli bahçeler arasından geçtik, alçak
duvarlar, ahşap evler, bostanlar. Araba tıkı-tıkı ilerlerken beş
yaşındaki kızımın yüzüne bakıyordum, yüzündeki ifadeye, dünyada ne
gördüğüne.
Şeyler, eşyalar; ağaçlar duvarlar; afişler, yazılar, sokaklar,
kediler. Asfalt. Sıcak. Sıcak mı sıcak.
Sonra yokuş başladı, atlar pufladı, arabacı kırbacını vurdu. Araba
yavaşladı. Bir eve baktım. Kızımla ben, ikimiz de, yanımızdan akıp
geçen dünyanın sanki aynı yerine bakıyorduk. Tek tek şeylere:
Yaprak, çöp tenekesi, top, at, çocuk, ev, bisiklet. Ama: Yaprağın
yeşiline, çöp tenekesinin kırmızısına, topun zıplayışına, atın
bakışına, çocuğun yüzüne. Sonra bunlar bir anda çekip gidiyorlardı,
biz de zaten onlara bakmıyorduk tam; gözümüz tam hiçbir yerde
durmuyordu. Sıcak öğleden sonra dünyanın hiçbir yerine bakmıyorduk.
Sıcakta her şey olup gidiyordu, hamur gibi, sanki buharlaşmış bir
dünya. Biz de dalmış gitmişiz,! Hem görüyoruz, hem de görmüyoruz.
Dünya bir sıcak renk olmuş, biz de onu aklımızla görüyoruz.
Ormandan geçtik, ama orası bile serin değildi, içinden bir sıcak
çıkıyordu sanki. Atlar yokuş dikleştikçe yavaşladılar. Ağustos
böceklerini duyuyorduk. Araba iyice yavaşlamış, yol sanki çamlarla
daralmıştı ki birden bir manzara gördük.
"Brrrs" dedi arabacı, atları durdurdu: "Dinlensinler" dedi.
Durup manzaraya baktık... Yanımız hemen uçurumdu. Aşağıda kayalar,
deniz; bir buğunun içinde öteki adalar. Ne kadar da güzeldi denizin
mavisi, üzerinde kamaşan güneş: Her şey tertemiz, pırıl pırıl yerli
yerinde. Manzara: Sanki tamı tamına bir dünya. Rüya ile ona bakmayı
seviyorduk; sessizce.
Arabacı bir sigara yaktı, kokusu geldi.
Niye güzeldi buradan dünyaya bakmak? Belki hepsi gözüktüğü için.
Belki buradan düşersek öleceğimiz için. Belki uzaktan hiçbir şey
kötü olmadığı için. Belki hiç bu kadar yukarıdan bakmadığımız için.
Ne yapıyorduk şimdi biz burada? Bu dünyada?
"Güzel mi?" dedim Rüya'ya. "Niye güzel?"
"Buradan düşersek ölür müyüz?"
"Ölürüz."
Bir an korkuyla uçuruma baktı. Ama sonra sıkıldı. Uçurum, deniz
kayalar: Her şey hep aynıydı, hiç hareket etmiyordu. Sıkıcı. Bir
köpek geldi! "Köpek," dedik. Kuyruğunu sallıyordu, hareket ediyordu.
Onu sevdik, manzaraya bir daha bakmadık. |