Aziz
Nesin
La Fontaine'in Yazamadığı Masal
Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması
düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi
sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de
yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu
adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu
ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya
öbürü kazanacaktı.
En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma
birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç
bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman
olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için,
elinden geleni yapıyordu.
Sansar,
- Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım...
diyordu.
Tilki de,
- Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın... diyordu.
Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan
yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar.
Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa
çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı
olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz...
Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün
yanına gidip,
- Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını
övmeye başladı.
Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek,
- Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi.
Sansar,
- Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay
etmek haddime mi kalmış...
Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller
döktü. Bununla da yetinmeyip öbür hayvanları da, öküzün en zeki
hayvan olduğuna inandırmaya çalıştı. Sansardan sonra çayırda otlayan
öküzün yanına tilki gitti. Kendisine bön bön bakan öküze,
- Ah öküz kardeş, dedi, gözlerinden zeka kıvılcımları çıkıyor. Öküz,
- Ben her ne kadar öküzsem de sandığın kadar da öküz değilim,
kendimi bilirim, dedi.
Tilki,
- İnan olsun öküz kardeş, dedi, senin o zeka kıvılcımları çakan
pırıl pırıl gözlerine bakarken, ipnotize olup kendimden geçiyorum.
En zeki hayvan yarışmasının rakipsiz tek adayı sensin.
Tilki, öküzün zekasını tanıtmak için, can düşmanı sansardan daha
büyük bir reklam kampanyasına girişti.
Hayvanlar, öküzün zeki olmadığını, yarışmayı kesinlikle
kazanamayacağını elbet biliyorlardı. Ama sansarla tilkinin,
kendilerinden baskın çıkıp en zeki hayvan seçilmemesi için, öküzün
zeki olduğu yalanına inanmadıkları halde inanmış göründüler.
Birbirlerine öküzün ne büyük zekası olduğunu ballandıra ballandıra
anlatmaya başladılar.
- Aman zürafa kardeş, bizim öküz yok mu, ben onun kadar zeki hayvan
görmedim...
- Hiç bilmez olur muyum, devekuşu kardeş, öküz benden bile zekidir.
Sen ne dersin leylek kardeş?
- En zeki hayvan yarışmasında ben oyumu, gözümü kırpmadan öküze
vereceğim. Dağlar, taşlar, ormanlar, çöller, kayalar, dereler,
hayvanların öküz övgüleriyle yankılanıyordu:
- Hayvanların en zekisi öküzdüüüür!
- Öküzden daha zeki hayvan yoktuuuur!
- Bizim en zekimiz öküüüüz!
Bütün hayvanların bu yoğun propagandası karşısında öküz de yavaş
yavaş, gerçekten hayvanların en zekisi olduğuna inanmaya başlamıştı.
Kendi kendine şöyle diyordu:
- Çakal, sansar, tilki, bütün hayvanlar söylüyor, hayvanların en
zekisi benmişim. Hepsi de aldanmıyor ya, öyleyse dedikleri doğru...
Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi
olduğunda anlaştılar. Böylece öküzün hayvanlar toplumundaki yeri,
işi, görevi, düzeyi, yükselmiş oldu. Öküz artık kasıla kasıla
yürüyor, şişine şişine böğürüyor, yayıla yayıla kuyruk altından
mayıs bırakıyordu.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında, çiftesi en pek hayvan
yarışması yapılacaktı. Hiç kuşkusuz, çiftesi en pek hayvan, ya at
yada katırdı.
Eşek de,
- Benim de çiftem güçlüdür! diye araya giriyorduysa da, katırla atın
çiftesi yanında eşeğin çiftesinin adı bile geçmezdi.
Katır atın, at da katırın çiftesi en güçlü hayvan diye
seçileceğinden korkuyordu. Bu iki hayvan arasında tarih boyunca
süren kanlı bir çifte atma rekabeti vardı. Bu iki can düşmanı,
yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine atıp tutmaya başladılar. At
şöyle diyordu:
- Hıh, katırın çiftesi de çifte mi sanki... Öküz bile ondan daha
sert çifte atar. Babası eşek olan bir hayvanın çiftesinden ne
çıkar..
Katır da şöyle demekteydi:
- Atın çiftesiyle sinek bile ezilmez. Öküzün çiftesi bile atınkinden
daha güçlüdür.
At derede su içmekte olan öküzün yanına gidip ona şöyle dedi:
- Ey sayın öküz, sen dünyanın yalnız en zeki değil,hem de çiftesi en
güçlü hayvanısın!
Art sol ayağıyla bastıgı taze fışkıdan fos diye bir ses çıkaran
öküz,
- Aman at kardeş, dedi, sen varken benim çiftemin lafı mı olur.
At üsteledi:
- Yoo, sayın öküz, sen bir çifteyle katırı devirirsin. Boşuna
alçakgönüllülük gösterme.
At gitti, arkasından katır, öküzün yanına geldi,
- Dünyanın çiftesi en güçlü hayvanı sayın öküze saygılarımı sunarım,
dedi.
Öküz, bu sözlere önce inanmak istemedi, ama katır,
- Benim çifte de, atın çiftesi de seninkinin yanında hiç kalır..
deyince,
- Ben onlardan daha iyi bilecek değilim ya... diyerek,
çiftesinin pekliğine inanmaya başladı.
Her hayvan kendini çiftesi en güçlü hayvan sanıyordu. Horoz bile,
mahmuzuyla çifte atabileceğini sanmaktaydı. İşte bu yüzden bütün
hayvanlar, çiftesi zayıf bir hayvanın çiftesi en pek hayvan olarak
seçilmesini istemekteydi.
Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün çiftesi en güçlü
olduğunda birlik gösterdiler.. Böylece en zeki hayvan olan öküzün
çiftesi en güçlü hayvan olarak da hayvanlar toplumundaki yeri, işi,
görevi, düzeyi daha da yükseldi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında hızlı koşma yarışı
yapılacaktı. Her hayvan, hatta kaplumbağa bile, kendisini en hızlı
koşan hayvan sanmaktaydı. Ama yine her hayvan içinden, en hızlı
koşan hayvanın ya tavşan yada tazı olduğunu biliyordu. Hepsinin
içinde de, her zaman, her yerde olduğu gibi, en güçlüye, en
başarılıya düşmanlık, kıskançlık, çekemezlik duyguları vardı. Onun
için, en hızlı koştuklarını bildikleri halde, tavşanla tazının
yarışmayı kazanmasını istemiyorlardı.
Hızlı koşmada en amansız rakip olan tavşanla tazı, yarışma günü
yaklaştıkça birbirlerine can düşmanı olmuşlardı. Tazı,
- Ben birinci olmayacaksam, öküz olsun daha iyi... diyordu.
Tavşan da aynı düşüncede olduğundan öküze gidip,
- Sen yalnız en zekimiz, en çiftesi güçlümüz değil, hem de bizim en
hızlı koşanımızsın sayın öküz, dedi. Öküz, tavşana,
- Tazı da senin gibi düşünüyor... dedi.
Yarışma günü gelip çattı. Bütün hayvanlar koşmaya başladılar. Hızlı
koşabilenler, rakipleri birinci olmasın diye birbirlerini
çelmelediklerinden, önleyip engellediklerinden düşüp
devriliyorlardı. Hepsi de, içlerinde en yavaş koşan öküzün birinci
gelmesini istiyorlardı, ona yol veriyorlardı. Bunun sonunda öküz
birinci oldu.
En zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan hayvan seçildiğinden, öküzün
hayvanlar toplumundaki yeri, düzeyi, işi, görevi daha da
yükselmişti. Öküzün burnu büyümüştü, yanına varılmıyordu artık.
Gel zaman, git zaman... En yakışıklı hayvan seçimi yapılacaktı.
Bütün hayvanlar kendilerini en yakışıklı sanmaktaydı. Ama hepsi de
en güzel hayvanın dağ keçisiyle geyik olduğunu da biliyorlar, bu iki
güzel hayvanı kıskanıyorlardı. Tek onlar birinci seçilmesin de,
isterse öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçilsin...
Geyikle, dağ keçisine gelince, bu iki rakip birbirlerinin aleyhine
propagandaya girmişlerdi. İkisi de birbirlerinin çok çirkin olduğunu
yayıp duruyordu. Dağ keçisi geyik, geyik de dağ keçisi için,
- Öküz bile ondan yakışıklıdır... diyordu.
Öbür hayvanlar da, yalan olduğunu bildikleri halde öküzün en
yakışıklıları olduğuna inanmış görünmeye başlamışlardı. Seçim günü
geldi. Bütün hayvanlar oylarını öküze verdiler. Böylece öküz en
yakışıklı, en güzel hayvan seçildi. Bu seçimden hayvanların en
güzeli, en yakışıklısı olan geyikle dağ keçisi bile memnundu.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında en yırtıcı olanı
seçilecekti. İki aday vardı, biri kurt, biri de kuş... Kuş deyince
serçe kuşu değil, kartal. Kurtla kartaldan daha yırtıcı hayvan
yoktu. Ama yine.de bütün hayvanlar, bu gerçeği bildikleri halde,
kendilerinin en yırtıcı olduğunu sanıyorlardı.
Kartal, yatıp geviş getirmekte olan öküzün yanına gitti:
- Sayın öküz, dedi, akılsız kurt, kendisini senden daha yırtıcı
sanıyor. Öküz,
- Ben hiç yırtıcı değilimdir, dedi, çünkü ot yerim.
- Yooo, hiç alçakgönüllülük göstermeyin boşuna... Siz kurda göre çok
daha yırtıcısınız.
Az sonra da yanına gelen kurt, öküze,
- Dünyanın en yırtıcı hayvanını selamlarım... dedi.
Öküz,
- Yanılıyorsun kurt kardeş, dedi, evet ben en zeki hayvanım. Evet,
en çiftesi pek hayvan benim. Evet, en hızlı koşan hayvan benim. En
yakışıklı hayvan da benim. Ama en yırtıcı değilim. Sen benden çok
daha yırtıcısın.
- Hayır, hayır... İstersen sen benden üstün olabilirsin
yırtıcılıkta...
Seçim günü gelip çattı. Öküz, hayvanların oybirliğiyle en yırtıcı
hayvan seçildi. Bu birincilikten sonra, hayvanlar toplumundaki yeri,
işi, düzeyi daha da yükseldi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanların en düşünür olanı seçilecekti.
Elbette bu yarışmada en güçlü iki aday kazla hindiydi. Her zaman
olduğu gibi, bu iki güçlü aday birbirlerine düşünce, yine öküz en
düşünür hayvan seçildi.
Gel zaman, git zaman... En koruyucu hayvan seçimi yapılacaktı.
Elbette hak, çoban köpeğiyle kurt köpeğinden birinindi. Ama en
koruyucu hayvan seçiminde çoban köpeğiyle kurt köpeği bile oylarını
öküze vermişlerdi. Öküzün,
- Ben kendimi bile koruyamam... demesi, seçilmesini önlemedi. Ama
seçimden sonra, öküz de kendisinin en koruyucu hayvan olduğuna
inanıp böğürerek, köpek taklidi yapıp havlamaya çalıştı.
Gel zaman, git zaman... En büyük hayvan seçimi yapılacaktı. Ya fil,
ya deve kazanacaktı yarışmayı. Ama karınca bile kendini hayvanların
en büyüğü sandığından, fille deveyi büyüklükte çekemiyor, başka bir
hayvanın birinci olmasını istiyordu. Fille deveye gelince, onlar da
birbirlerine düşmüşlerdi. Seçim yapıldı. Çok demokratik bir seçim
olmuştu. Öküz, seçimi kazanmış, hayvanların en büyüğü seçilmişti.
Artık böbürlenmesinden, öküzün yanına varılamıyordu.
Gel zaman, git zaman... En sütlü hayvan yarışması yapılacaktı.
Yarışmayı, ya ineğin ya mandanın kazanacağı biliniyordu Ama
gelgelelim, memeleri olmayan, bütün yaşamında bir damla süt bile
görmemiş olan tavuklar bile, kendilerini en sütlü hayvan sanıyorlar,
bu yüzden de mandayla ineği kıskanıyorlardı. Aralarındaki rekabet
yüzünden birbirlerine düşmüş olan mandayla inekse, tek rakibi
birinci olmasın diye, öküzün en sütlü hayvan olduğunu söylüyorlardı.
Manda, öküzün yanına gidip, ona en sütlü hayvan olduğunu söyleyince,
öküz,
- Siz beni kızkardeşim inekle karıştırdınız galiba, dedi, ben hiç
süt vermedim şimdiye dek... Memelerim de yok. Manda,
- Maşallah siz o kadar sütlü bir hayvansınız ki, dedi, süt vermek
için memeye bile ihtiyaç yok.
Arkadan inek, öküzün yanına geldi. Ağabeyine en sütlü hayvan
olduğunu söyledi. Öküz,
- Yahu, memem bile yok ki, süt vereyim... dedi. Öküz böyle
söylerken, biyandan da işiyordu. Bunu gören inek,
- İşte, işte bak ne güzel de süt veriyorsun! diye bağırdı. Öküz,
- Ne sütü yahu, işiyorum... dedi. İnek de ona,
- Demek sen şimdiye dek hep süt işiyormuşsun da haberin bile
yokmuş... dedi.
Bütün hayvanlar, başta en sütlü hayvan olan mandayla inek, öküzün en
sütlü hayvan olduğunu yaymaya başladılar. Dağ-taş onların yaydıkları
reklamla inledi.
- En yağlı süt, öküz sütü!
- Sütlerin en temizi öküzün sütüdür.
- Öküz öyle sütlüdür ki, süt işer!
Bu yoğun reklamlarla artık öküz de sidiğinin süt olduğuna, sanrı
renkli süt işediğine inanmıştı.
Seçim zamanı geldi. Bütün hayvanlar, en başta da inekle manda,
oylarını öküze verdiler. Böylece öküz, en sütlü hayvan seçildi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlara yeni bir başkan seçilecekti.
Oldum bittim hayvanların başkanı elbet aslandı. Yine bir aslanın
başkan seçileceğine hiç kuşku yoktu. Ama ne var ki, kaplan da
başkanlığa adaylığını koymuştu. Kaplan,
- Ya o, ya ben!... diyordu.
Kaplan böyle diyordu ama, aslanın yine başkan seçileceğinden
korkuyordu. Bunun üzerine "Ya o, ya ben!" diyen kaplan,
- Ne o, ne ben! demeye başladı.
Aslan da, kaplanın başkanlığa adaylığından sonra başkan olmaktan
umutsıızluğa kapılmaya başlamıştı. Ya kaplanı başkan seçerlerse...
Tek kaplan seçilmesin diye, aslan da,
- Ne o, ne ben! demeye başladı.
Bütün hayvanlar, hak etmediklerini, layık olmadıklarını bile bile
hayvanların başkanı olmak istiyorlardı. Her başarılı, her güçlü
kıskanıldığından, onlar da aslanla kaplanı çekemiyor,
kıskanıyorlardı. İşte böyle böyle hayvanların başkanlığına öküz aday
gösterildi. Çünkü hayvanlar, inanmadan öküzü en zekileri seçmişler,
ama sonra sonra inanmaya başlamışlardı. Öküzü, yalan olduğunu bile
bile, en sütlü hayvan, en güzel hayvan seçmişler, sonradan bu seçim
resmileşince kendi yalanlarına inanmaya başlamışlardı. E böyle
olunca, en zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan, en yakışıklı, en
yırtıcı, en düşünür, en iyi koruyan, en büyük, en çok süt veren
hayvan olan öküz, neden hayvanların başkanı olmasındı? Bu denli çok
üstünlük ne aslanda vardı, ne de kaplanda... Kaldı ki, rakibi kaplan
seçilmesin diye, tarih boyunca hayvanların başkanı olan aslan bile,
öküzün başkanlığa kendisinden daha layık olduğunu söylüyordu. Yeni
başkan adayı kaplansa,
- Başkanlık öküzün hakkıdır! diyor da başka bir şey demiyordu.
Öbür hayvanlara gelince, nasıl olsa kendileri başkan
olamayacaklarına göre, onlara en az zararı olan, hiç de rakip
saymadıkları öküzün başkan olmasını istiyorlardı. İşte böylece seçim
zamanı gelince, bütün hayvanların oybirliğiyle öküz başkan seçildi.
Başkan öküz, kendini gerçekten başkan sanarak başkan gibi davranmaya
başlayınca, hayvanlar da bu davranışı karşısında onu gerçekten
başkan sanmaya başladılar.
Hayvanların tarihini yazan gergedan, çağını yazdığı tarih kitabına
bu olayı şöyle yazdı:
"Atla katır tepişir, olan eşeğe olur. Öyle zaman gelir, güçlüler
birbirine girer, arada öküz bile başkan olur." |