Bir Gece Yıldızlarla
"Pat" diye düşüverdi kulağı önüme; acı sarı, inadına sarı, tastamam
onun sarısıydı, dönüp duruyordu. "Fazla, bu kadarı fazla!" diye
düşünemedim bile, yıldızlı; geceden; bir, iki, üç, beş yıldız, bir o
kadar ay fırladı salkım saçak ve ah samanyolu; ille samanyolu:
Çılgın! Hücrelerimin her birine, bir kelebek takılmış gibi, pır pır
uçtum.. Kara selvi, ay ışığına mahkum; aslında sevdasıdır bu. Uçup
durmaktayım...
Olur mu, kulak kesilip de yollanır mı? "Beğendik" dediysek yani,
"Para yerine iş görür.." dediysek yani? Kesip, yollamış işte bana.
Ben, sokak kızı, serseri mi serseri.. Uçarken, uzun uzun eteklerim
bacaklarıma dolandı, çok güldüm.
Adam da gülmüş.. çok gülmüş; gözlerinden yaş yerine kıvılcımlar
akmış.. Hepsini tek tek toplayıp, evlerin bacalarına duman yapmış:
"Onun saçlarıdır." demiş. Saçlarım buğday tarlasıydı oysa,
hastahanenin arka penceresinden gözlediği... Keşke gülse diye, bunu
hatırlattım, daha fazla ciddileşti. -Onun ciddiyeti, hüzündür-
Omuzlarını silkti:
"Ressamım." dedi, "Gelen her yeni gün, tekrar bakar, yeniden
görürüm."
Sahi, o kadar ressam ki.. samanyolunda parıldıyorum.
Ben, adam ve yıldızlı gece, Paris sokaklarında ay çiçeği toplamaya
çıktık. Kaldırım diplerinden sular aktı; çeri çöpü, olanca pisliği
sürükledi... Yavaşça, çok dikkatli, hiç ses çıkarmadan, kulağı
sulara bıraktım. Bin bir noktadan tek ses! Yoksa gök mü gürledi ve
adam irkildi, sarsıldı:
"Ne yaptın?" diye sordu.
Ben de ona sordum: "Neden kestin kulağını?"
Gözleri büyüdü, büyüdü. Büyük acı oturdu içlerine: "Ah ağrıyor.."
dedi, "Ağrıyor.. kafam..kafam!"
Yıldız ışığında elmacık kemikleri, çok iri, çok parlaktı. Elmacık
kemiklerinde yüzümü gördüm; ben, sokak kızı serseri mi serseri..
titredim! Başımı çevirip sulara baktım; belki orada, çok uzakta bir
yerlerde durup durmaktaydı kulağı. Keşke koşabilseydim..
koşabilirdim de. Ya niçin çakılmış gibi durdum yerimde? Korkuyordum;
boş avuçlarımı gösterip ona, kahkahalar attım. İki büklüm olup
kıvrandı, çöktü kaldırıma:
"Yanıyorum." dedi, "Yanıyorum, ne yaptın?"
"Ya sen, ne yaptın?" dedim.
İnledi: "Aşığım.:" dedi.
Fısıldadım: "Kulağına mı?"
"Güzele!" dedi.
Uzandım; "Güzel, benim işte." dedim. "Benim, kalk haydi."
Ellerimi itti, kalkmaya davrandı, sendeledi, kalktı.. yürüdü.
Peşinden gittim, usul usul konuştum; sevda masalları anlattım.
İşitmedi, kafasını duvarlara vura vura yürüdü, peşinden gittim..
düşürdüğü çiçekleri topladım.
Sabaha kadar yürüdük Paris sokaklarında. Paris sokaklarında, sabaha
kadar sular aktı, sular birbirine kavuştu, sular ayrıldı. İri, sarı
ay çiçekleri açıp, soldu.
Güneş doğarken yoruldu: "Kulağını arıyorsan, boşuna." dedim, "Onu
atalı çok vakit geçti, belki yüz yıl."
Dönüp, bana baktı, gözleri duru mavi; soluğumu tuttum: "Ne kulağı?"
diye sordu.
"Hani kesip, armağan diye bana yollamıştın."
"Hatırlamıyorum." dedi, "Hem sen de kimsin?"
"Ben sevdiğin.. ben, uğruna kulağını kestiğin.."
Başını salladı iki yana: "Sizi tanımıyorum küçük hanım." dedi,
elinde kalan sarı çiçekleri göğsüne bastırdı: "Bunları götürüp,
vazoya koymalıydım." dedi, yürüdü. Artık gitmedim peşinden çünkü o
an bildim ki kulak bende kanamaktadır, hep kanayacaktır.. O an
bildim ki adam bunu, hiç bilmeyecektir. O an, ateş düştü içime.
"Yanıyorum." dedim. "Yanıyorum."
"Öyleyse koş!"; seslendi: "Koş.. koş."
Koşup yıldızlara, aylara karıştım, döndüm. Karıştım lacivert göğe,
döndüm: "Aşığım!.." Haykırdım: "Aşığım!"
Adam, hepimizi takıp fırçasının ucuna.. aşkla boyadı. |