| TANIM
Yazı dili olmayan toplumlarda sözle aktarılan kültür birikimi
halk edebiyatını oluşturur. Bütün toplumlar belli dönemlerde bu tür
ürünler vermiştir. Halk edebiyatı gelişmiş toplumlarda da yazılı
edebiyatla birlikte varlığını sürdürür. Halk edebiyatının başlıca
biçimleri halk şarkısı, halk türküsü, halk öyküsü, söylenceler,
atasözü, bilmeceler ve büyülerdir.
TÜRK HALK EDEBİYATI
Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında
İslam öncesi Türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen
edebiyat türüdür. Türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında
yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal
bakımından büyük farklılıklar yoktu. Ozanların sazla çalarak
söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan
ve sagular bütün Türklerin duygularına sesleniyordu.
İslamiyet’in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. Kentlerde
kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya
başladılar. Ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki
etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir
sınıf ortaya çıktı.
Divan Edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve
zevklerini yansıtırken, Halk Edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin
beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. Ama gerçek
anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2’nci Meşrutiyet’ten sonra
yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden
sonra "Halk Edebiyatı" olarak adlandırılmaya başlandı.
Bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar
ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan
kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun,
tarikatların ve Divan Edebiyatı’nın etkisiyle değişikliklere uğramış
eserlerdir.
İslamiyet’in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel
ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt,
mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. Türk Halk Edebiyatı’nın
ilk gerçek örnekleri Karahanlılar döneminde ortaya çıktı.
Kaşgarlı Mahmud’un "Divanü Lügati’t Türk" adlı eserindeki
manzum örnekler Türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle
söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle
düzenlenmişti. Bu eserde atasözleri de bulunuyordu. Yine
Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk Destanı" ve 11 ve
12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan
eski Türk destanlarından motifler taşıyan Manas Destanı da bu dönem
halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.
HECE
Türk Halk Edebiyatı nazımda hece ölçüsüne (veznine) dayanır. Bu
nedenle hece ölçüsünün tanımlanması gerekir. Hece, tek bir sesli
hafrten ya da bu sesli harfin başına ya da sonuna gelen bir ya da
birden çok sessiz harften oluşan ses öbeğidir. Örneğin, o, ot, bir,
git, kırk gibi. Kapalı ya da engelli denilen heceler sessiz harfle,
açık ya da engelsiz heceler sesli harfle biter.
HECE ÖLÇÜSÜ (VEZNİ)
Şiirde mısralardaki hece sayısının eşit olmasına dayanan
ölçüdür. Türkçe’nin yapısına uygun bir ölçüdür. Hecelerin sayısı
parmakla sayıldığı için "parmak ölçüsü" adıyla da bilinir. Türkçe’de
heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. Bu
yapısal özellik şiirde hece ölçüsünün kolayca kullanılmasına imkan
verir. İlk yazılı Türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen Göktürk
Yazıtları’nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan
ve hece ölçüsüne uyan bölümler vardır. Kaşgarlı Mahmud’un Divanü
Lugati’t Türk eserindeki şiirler de hece ölçüsüyle yazılmışlardır.
Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz
ölçüsünün yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve aşık
edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı.
Hece ölçüsünde kalıbı dizelerdeki hecelerin sayısı belirler.
Her dizesinde 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı "11’li hece ölçüsü"
olarak gösterilir. Bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına "durgulanma",
bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine
de "durak" denir. Kalıplar 2’liden başlayarak 20’lilere kadar çıkar.
Az heceli, yani 2’liden 6’lıya kadar kalıplar tekerleme, atasözü,
bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer
alır. Bu tür kısa kalıpların durakları dizenin sonundadır.
Hece ölçüsünde durağın önemi büyüktür. Bir kalıp en az 2, en
çok 5 duraklı olabilir. Bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10
arasında değişir. Hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece
sayıları bakımından bölümlenir. Bu kalıplar içinde en çok
kullanılanlar 7’li, 8’li, 11’li ve 14’lü olanlardır. 7’li ölçü daha
çok mani türünde kullanılmıştır. 8’li kalıp semai, varsağı, destan
ve türkülerin ölçüsüdür. 11’li ölçü ise başta koşma ve destan olmak
üzere aşık ve tekke debiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. 14’lü hece
ölçüsüne ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş Türk şiirinde rastlanır.
Tasavvuf ya da tekke edebiyatı
Halk edebiyatının "tasavvufi halk edebiyatı" ya da "tekke
edebiyatı" denilen türü 12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başladı.
Ama Anadolu’nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’dir.
Anadolu’da 19'uncu yüzyıla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu
edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü Alevi-Bektaşi ve
Melami-Hamzavi şairler oynadı.
Tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya
da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke
şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre
değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama
gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. Bu edebiyatın düzyazı
biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve
tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.
Âşık edebiyatı
Halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının
ürünlerinden oluşan ve 16’ncı yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık
edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki
unsurdur. Günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski
destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri
söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir
eğlence unsuru olarak yer alırlar. Aşık şiirinin nazım biçimi de
dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.
Bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama,
koçaklama, ağıt ve muammadır. Genellikle yalın ve yapmacıksız bir
dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve
uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.
Aşıklarımız
Aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17’nci yüzyılda
yetişti. Bunlar arasında Aşık Ömer, Gevheri, Katibi, Kayıkçı Kul
Mustafa, Şahinoğlu, Katip Ali, Karacaoğlan, Üsküdari, Aşık Halil,
Aşık Ali, Aşık Mehmed sayılabilir. 18’inci yüzyılın aşık şairleri
arasında ise Kabasakal Mehmed, Levni, Kıymeti, Mecnuni ve Nuri
sayılabilir. Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyrani, Tokatlı Nuri,
Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani, Celali, Muhibbi, Dadaloğlu,
Beyoğlu, Seyyit Osman 19’uncu yüzyılan aşık şairleridir. 20'nci
yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı Mazlumi, Kahraman,
İrşadi, Mesleki, Talibi, Karamanlı Gufrani, Aşık Ali İzzet ve Aşık
Veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.
Halk edebiyatında düzyazı
Türk Halk Edebiyatı’nın düzyazı alanındaki öyküler, Türk, Arap
ve İran-Hint kaynaklı olmak üzere 3 grupta toplanır. Türk kaynaklı
öyküler arasında Dede Korkut, Köroğlu, Danişmendname gibi
serüven-kahramanlık öyküleri, Kerem ile Aslı, Aşık Garip,
Karacaoğlan ile İsmigan Sultan, Emrah ile Selvihan gibi aşıkların
yaşam öyküleri çevresinde gelişen öyküler yer alır. Doğu Anadolu’da
kaside adı verilen küçük öyküler, Güney Anadolu’da bozlaklar, meddah
öyküleri ve Nasreddin Hoca fıkraları da halk edebiyatının düz yazı
örneklerindendir. Yusuf ü Züleyha, Ebu Müslim, Battalname, Leyla ile
Mecnun da Arap kaynaklı öykülerin en yaygın olanları ve
bilinenleridir. Hint-İran kaynaklı öykülerin en ünlüleri arasında
Ferhat ili Şirin ve Kelile ve Dimne sayılır.
TÜRLER
Düzyazı türleri
Destan
Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir
üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum
yapıtlardır. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri
dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için
kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. Halk edebiyatında
Yaradılış Destanı, Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk
Destanı", 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde
doğduğu sanılan Manas Destanı, Oğuz Kaan Destanı, Dede Korkut
Kitabı, Cengiz Han Destanı, Timur Destanı, Danişmend Gazi Destanı ve
Battal Gazi gibi destanlar günümüzde bile bilinirler.
Kahramanlık öyküleri
Soylu savaşçıların ve hükümdarların kahramanlıklarını dramatik
bir üslupla işleyen öykülerdir. Konuları, bakış açıları ve
üsluplarıyla kahramanlı şiirinin düzyazıdaki karşılığıdır. Sözlü ve
yazılı olabilirler. Anlatılmak üzere üretilmişlerdir. Bu tür
öykülerde sözlü gelenekteki birçok kalıp kullanılır. Türk
Edebiyatı'nda bu tür öykülere sık rastlanır. Sözlü gelenekteki
destanların yanı sıra Hazreti Muhammed’in zaferleri, Hazreti Ali’nin
devlerle çarpışması ve inanılmaz kahramanlıkları konu alan halk
öyküleri vardır.
Masal
Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara
inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin
dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve
bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.
Hikaye
Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın-ezginin eşlik
ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür.
Boyutları açısından ikiye ayrılırlar: 1. Efsaneden, masaldan ya da
gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit,
kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma
süresi vardır. 2. Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından
gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok
çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre
sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.
Evliya menkıbesi
Bu türün geniş açıklaması için www.edebiyatturk.net "divan
edebiyatı" bölümüne başvurabilirsiniz.
Halk öyküsü
Geleneksel bir içeriği olan, kuşaktan kuşağa sözlü olarak
aktarılan öykülerdir. Söylencelerle halk öyküleri arasında kesin bir
ayırım yoktur. Kimi öyküler söylence olarak gelişmiş, aktarılmıştır.
Çeşitli öykü türlerinde belli motifler, örneğin hayvanlar,
sınamalar, belli kalıp olaylar yer alır. Halk öykülerinin başlıca
türleri masallar, efsaneler, dini kişilerle ilgili anlatılanlar,
hayvan öyküleri, kahramanlık öyküleri ve fıkralardır.
Fıkra
Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir
sonuç çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran
kısa sözlü ürünlerdir.
Atasözü
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren,
söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Deyimler
Asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren
kalıplaşmış sözlerdir. İki veya daha çok kelimeden kurulu bir çeşit
dil ifadesi olan bu sözler, duygu ve düşüncelerimizi dikkati çekecek
biçimde anlatan isim, sıfat, zarf, basit ve birleşik fiil görünüşlü
gramer unsurlarıdır.
NAZIM TÜRLERİ
Kahramanlık şiirleri
Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını
ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara
bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde
okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının
yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk
edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel
olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır.
Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.
Halk şarkısı
En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek
içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve
alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En
belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili
olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik
eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir.
Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile
kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini
korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.
Koşma
Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik,
toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir
türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5
arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla
yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler.
Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama,
güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma
şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de
söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün
kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.
ÖRNEK TECNİS KOŞMA:
Derd-i dilim arttı yârimin derdim
Seksende doksanda yüzde seyr eyle
Gonca güllerini yârimin derdim
Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle
Sel gelince yıkılırmış yar dedim
Al hançeri vur sineye yâr dedim
Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle
Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
El bağladım yâre durdum dîvâne
Dedi var yıkıl git behey dîvâne
Aşkın deryasında yüz de seyr eyle
Çeşmi
Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye
ayrılır.
Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle
okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem
koşması, Kerem, kesik Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.
Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre
7’ye ayrılır.
Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür.
Adi koşma olarak da adlandırılır.
Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani
halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya
da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5’li koşma diye
adlandırılır. 8’li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve
yedek sayılan bend 4 dizelidir.
Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat
gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve
ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.
Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer
bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur.
Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde
yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.
Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin
kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan
koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.
Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara
ziyadeler eklenerek yazılır.
Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı
koşmalardır.
Türkü
Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk
şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad
"türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine
göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır. Türk halk
edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri
türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen
saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk
türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne
Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk’e özge" anlamına
gelir.
Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime
ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır.
Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin
verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li
kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl
sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her
bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de
bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan
türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir.
Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.
1. Ezgilerine Göre Türküler
a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere
ayrılır.
b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya’da oturak, Urfa’da
kırık denilir.
2. Konularına Göre Türküler:
Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri,
kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş
türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler,
güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri,
ağıtlar.
3. Yapılarına Göre Türküler:
a. Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili
konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından
meydana gelir.
b. Dörtlüklerle kurulu türküler.
ÖRNEK:
HAVADA BULUT
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne figandır
Adı Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş’tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasına acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Adı Yemen’dir gülü çimendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş’tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir
HAM MEYVE
Çamlığı başında tüter bir tütün
Acı çekmeyenin yüreği bütün
Ziyamın atını pazara çekin
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler
Uzun olur gemilerin direği
Yanık olur anaların yüreği
Ne sen gelin oldun ne ben güveyi
Onun için açık gider gözlerim
Ham meyveyi kopardılar dalından
Beni ayırdılar nazlı yârimden
Eğer yârim tutmaz ise elimden
Onun için açık gider gözlerim
Benim yârim yaylalarda oturur
Ak ellerin soğuk suya batırır
Demedim mi nazlı yârim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir
Taşlama
Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir
dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.
Tekerleme
Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli
kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal,
hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya
bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk
folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak,
oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal
tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En çok çocuk
oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye
göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney
Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk
oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında
ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü
Lügati’t Türk’te bazı tekerlemeler yer alır.
ÖRNEK TEKERLEME:
Yağ yağ yağmur
Tarlada çamur
Teknere hamur
Ver Allahım ver
Sellice yağmur
Evvel zaman içinde
Kalbur zaman içinde
Deve tellal iken
Sinek berber iken
Ben annemin babamın beşiğini
Tıngır mıngır sallar iken
O yalan bu yalan
Fili yuttu bir yılan
Bu da mı yalan...
Tekerleme
Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları.
Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak
adlandırılır. Bu tür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana
getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak
zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve
yeni bir ayak açar.
Mani
Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk
edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden
meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş
maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle
kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa'dır.
Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir.
Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen
son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok
kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli
mani, artık mani’dir.
Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk
cinassızdır.
ÖRNEK MANİLER:
Akşamlar olmasaydı
Badeler dolmasaydı
Yâr koynuna girince
Hiç sabah olmasaydı
A benim bahtiyarım
Gönülde tahtı yârim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yârim
Anne demeye geldim
Kaymak yemeye geldim
Meramım kaymak değil
Yâri görmeye geldim
Bağlarında üzüm var
Mor şalvarda gözüm var
Kaçma yârim uzağa
Sana bir çift sözüm var
Dağlarda gezer oldum
Okuyup yazar oldum
Ben bir güzel uğruna
Kuruyup gazel oldum
Hıçkırık tuttu beni
Tuttu kuruttu beni
Elin oğlu değil mi
Gitti unuttu beni
Kahve Yemen’den gelir
Bülbül çimenden gelir
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün hamamdan gelir
Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya
da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece
kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk
dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara
İstanbul manileri denir.
ÖRNEK KESİK MANİ:
Karaca
Aldım aşkın tüfeğin
Vurdum bir kaç karaca
Dünyada bir yâr sevdim
Kaşı gözü karaca
Dağ bana
Bahçe sana bağ bana
Değme zincir kâr etmez
Zülfin teli bağ bana
Ayağı
Kuşlardan bir kuş gördüm
Var başında ayağı
Üstad manici isen
Aç maniden ayağı
Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı
ise bunlara cinaslı mani denir.
Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki
dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz,
birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.
ÖRNEK ARTIK MANİ:
Ağlarım çağlar gibi
Derdim var dağlar gibi
Ciğerden yaralıyım
Gülerim çağlar gibi
Her gelen bir gül ister
Sahipsiz bağlar gibi
Tası yok tası yok
Ne viran çeşme imiş
Su içecek tası yok
Yıkıldı viran gönlüm
Yapacak ustası yok
Şu vefasız dünyanın
Ucu var ortası yok
Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir.
Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi
aktarıldığı şekilleri de vardır.
ÖRNEK DEYİŞ:
Adilem sen naçarsın
İnci mercan saçarsın
Dünya deniz olanda
Gönlüm nere kaçarsın
Ağam derim naçarım
İnci mercan saçarım
Dünya deniz olunca
Ben kuş olup kaçarım
Adilem sen naçarsın
La’l ü gevher saçarsın
Ben bir şahin olunca
Yavrum nere kaçarsın
Ağam derim naçarım
La’l ü gevher saçarım
Sen bir şahin olunca
Ben yerlere kaçarım
Adilem sen naçarsın
La’lü gevher saçarsın
Ben azrail olunca
Kuzum nere kaçarsın
Ağam derim naçarım
La’l ü gevher saçarım
Sen azrail olunca
Ben cennete kaçarım
Ninni
Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için,
sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler.
Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat
bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin
o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir
dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati’t
Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik
isimler verilmiştir.
ÖRNEK NİNNİ:
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim oğlum nazlı bebek
Uyusun yavrum ninni
(Manisa yöresinden)
Çaya vardım çay susuz
Çadır kurdum yaylasız
Benim yavrum pek huysuz
Ninni yavrum ninni
(Denizli yöresinden)
Ağıt
Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında
korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili
ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise
ağıtçı denilmektedir.
İlahi
Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi
denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi
adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de
aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11’li
kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk
akla gelen Yunus Emre’dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i
Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre’nin etkisinde kalarak
ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi
ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin",
Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer
tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle
yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye
düzeni gazele benzer.
Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir.
Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak
bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba
uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler
"cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği
parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana
göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve
muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla
anılır.
Semai
Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde
düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en
az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik,
ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin
hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.
Varsağı
Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu’da
yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır.
Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4
duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.
Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla
okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer
alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir.
Selis
Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir.
Genellikle 19’uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en
fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da
uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip
olmalıdır.
Nefes
Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden
ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu
genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri,
tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler
biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8,
11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara
rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da
olabilir.
ÖRNEK NEFES:
Biz Urum Abdallarıyız
Maksadımız yârdır bizim
Geçtik ziynet kabâsından
Gencinemiz erdir bizim
Dâim kılarız biz zârı
Harceyleriz elden var,
Dost yoluna verdik seri
Mürkirimiz hârdır bizim
Aşk bülbülüyüz öteriz
Râh-i Hakka yüz tutarız
Mânâ gevherin satarız
Mürşidimiz vardır bizim
İstivâyı gözler gözüm
Seb’almesanidir yüzüm
Ene’l Hakk’ı söyler sözüm
Mi’râcımız dârdır bizim
Haber aldık mahkemâttan
Geçmeyiz zâttan sıfattan
Balım nihan söyler Haktan
İrşâdımız sırdır bizim
Balım Sultan
Ayin
Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk
defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf
Edebiyatı’na da geçmiş Mevleviler’in sema meclislerinde söyledikleri
ilahilere verilen ad olmuştur.
Tapuğ
Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında
okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.
Cumhur
Mevlevi ve Bektaşi dergahları dışındaki dergah ve tarikatlarda
topluca okunan ilahilere verilen addır.
Hikmet
Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine
göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.
Devriye
Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve
anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp,
tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.
Şathiye
Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere
şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya
da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması
yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri
şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın
celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana
çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi
şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler
küfür sayılmıştır.
Tevhid
Allah’ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada
yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı
nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme
alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.
Nutuk
Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak
üzere söyledikleri şiirlerdir.
Deme
Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve
hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen
şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8’li hece ölçüsüyle
yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
Duvaz
Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze,
imam da denilen duvazlar On İki İmam’ı öven nefeslerdir.
Güzelleme
Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar.
Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek
gibi unsurlar işlenir.
Hoyrat ya da Horyat
Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve
ezgisinde yiğitlik havası hakimdir. Irak’ta Türkler’in yoğun olduğu
Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde
yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı
sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir. Benzer dizelerin
başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin
bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak
veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya
da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir.
Anadolu’da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, kesik mani adı da
verilir.
ÖRNEK HOYRAT:
Dolandı gün
Döndü gün dolandı gün
Men sene daldalandım
Sene de dolandı gün
Güle naz
Bilbil eyler güle naz
Girdim dost bağçasına
Ağlayan çok gülen az
Yüz aya değer
Hüsniv yüz aya değer
Ay var bir güne değmez
Gün var yüz aya değer
Düşte gör
Hayalde gör
Hayalde gör düşte gör
Düşenin dosti olmaz
İnanmazsan düşte gör
Kalenderî
Halk şairleri tarafından aruzun mef’ûlü mefâ’îlü kalıbıyla
gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir.
Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem
kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni
divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde
ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri
sürenler vardır.
Kavuştak
Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir.
Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır.
ÖRNEK KAVUŞTAK:
Keklikte gelek olmaz
Sen boyda melek olmaz
Gözünü sevdiğim yâr
Her yerde henek olmaz
Gel gel yanıma keklik
Kadan canıma keklik
Kınalı parmakların
Batır kanıma keklik
Tüyünü döker gelir
Ayağın seker gelir
Yâri arzulayan da
Dağları söker gelir
Gel gel yanıma keklik
Kadan canıma keklik
Kınalı parmakların
Batır kanıma keklik
Koçaklama
Konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı
şiirleri. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk
edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu
vermiştir.
|