Cilt insan vücudunu
kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır;
dolayısıyla bazı fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.
Mekanik,
kimyasal ve biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut
sıcaklığını düzenler. Dokunma, basınç, sıcaklık ve acı gibi
duyuları ileten bir duyu organıdır. Kızardıklarında veya sarardıklarında
açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda
bağışıklık süreçleriyle de ilgilidir ve metabolik fonksiyonlara (D2
vitamini ve kolesterol sentezi) sahiptir.
Cildin icra
ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır.
Cilt, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç tabakadan oluşur.

Bir araya
gelerek cildi oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis,
dermis (corium) ve sub kutistir. Her tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı
olarak açıklanmaktadır.
Yaralar
kavramıyla iki fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır.
Epidermis cildin en dıştaki tabakasıdır. Birkaç keratinosit tabakadan
oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı
olarak değişir. Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir. İçten
dışa doğru bunlar stratum basale epidermidis (tek tabakalı), stratum
spinosum epidermidis, stratum granulosum epidermidis (tek katlı veya çok
katlı) ve stratum corneum epidermidis.
Keratinositler
epidermisin stratum basalede teşekkül eder. Süreç sırasında yapılarını
değiştirerek üst tabakalara yayılırlar. Stratum spinosumda diken hücreleri,
Stratum granulosumda granüler hücre ve stratum corneum da horny hücreler
şeklinde bulunurlar. Bir keratinositin bütün tabakaları kat ederek
cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine kadar geçen süre
turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer.
Epidermiste
mevcut diğer hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler),
Meckel hücreleri, Langerhans hücreleri lenfositler bulunur. Dermisten
farklı olarak epidermiste damar bulunmaz. Beslenme, altta bulunan
dermisten difüzyon yoluyla olur.
Dermis,
cilde elastikliğini veren lifli ve iyice damarlaşmış bir dokudur. İki
dokudan oluşmuştur, stratum papillare ve stratum reticulare.
İnce yüzey
tabakası olan stratum papillare ince elastik lifler içerir ve bağ doku
kabarcıklarıyla epidermise bağlanır. Bu kabarcıklar yoğun bir kılcal
damar ağıyla çevrelenmiş olup, epidermise kan gitmesini sağlarlar.
Stratum papillare aynı zamanda histositler, fibroblastlar, meme hücreleri
ve bağışıklık hücreleri, serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç
algılayıcıları gibi hareketli bağ doku hücreleri bakımından da
zengindir.
Cildin
Anatomisi
Epidermisin
yapısı
-
stratum
corneum
-
stratum
granulosum
-
stratum
spinosum
-
stratum
basale
Fonksiyonu
-
vücudu
dış çevreden korur
Ana hücre
tipleri
-
keratinositler
-
ömrü:
yaklaşık dört hafta
Dermisin
yapısı
Damarlı ve lifli doku iki tabakadan oluşur:
-
stratum
papillare
-
stratum
reticulare
Fonksiyonu
-
epidermisi
difüzyonla besler
-
cilde
elastikliğini verir
-
sıcaklığı
ve kan basıncını düzenler.
Bağlantıları
-
ter
bezleri
-
kıllar
-
yağ
bezleri
Alttaki geniş
stratum reticulare esas olarak vücut yüzeyine paralel uzanan kalın
kollajen lif demetleri ve elastik liflerden ibaret bir ağ yapısı oluşturur.
Ter bezleri, kıl bezcikleri ve yağ bezleri gibi epitel uzantılarının
kökleri buradadır. Subcutise bitişik olan dermis ana fonksiyonları vücut
sıcaklığı ile kan basıncını düzenlemek olan küçük ilâ orta boy
damarların oluşturduğu bir ağ yapısını içerir. Subcutis dermisin
altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur.
Subcutis
yapısı
Fonksiyonu
-
taşıyıcı
ve bağlayıcı tabaka
-
ısı
ayarlama
-
mekanik
tampon
Subcutis
dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır
yoktur. Subcutis fasyanın başladığı yerde biter.
Subcutis, içinden
kan damarları, sinirler ve lenf damarlarının geçtiği bağ doku
perdelerinin birbirine bağladığı yağ doku lobüllerinden oluşur.
Subcutis cildi matrixle irtibatlandıran taşıyıcı ve bağlayıcı bir
tabakadır. Enerji deposu ve mekanik tampon görevi yapar ve vücudu sıcaklık
dalgalanmalarından korur. Subcutis yapısı cinsiyete, vücudun hangi bölümünde
bulunduğuna, yaşa, besleme durumuna ve diğer bazı faktörlere göre
farklılık gösterir.
Yara, normal
fonksiyonlarını kesintiye uğratacak tarzda bir dokunun yaralanması
veya tahrip olmasıdır. Organizmanın doğal tepkisi yaraları mümkün
olduğunca kısa sürede kapatmak ve yapıların normal sürekliliğini
geri getirmektir. Bu süreç yara iyileşmesi olarak adlandırılır. Yara
iyileşmesi tüm dokularda aynı biyolojik ve biyokimyasal prensipleri
takip eder. Yara iyileşmesi, yaranın şiddet ve durumuna bağlı olarak
birincil ve ikincil olmak üzere iki tipte olabilir. Birincil yara iyileşmesi
yara iyileşmesinin optimum çeşididir. Birincil yara iyileşmesinin
meydana gelebilmesi için yaranın kenarları düzgün ve aynı hizada
bulunmalı, yara temiz ve iyi pansuman yapılmış olmalıdır. Birincil
yara iyileşmesi, hissedilir hiçbir yangı olmadan yaranın dört - altı
günde süratli ve karmaşıklaşmamış kapanmasıyla sonuçlanır. Çok
az kabuk bağlama meydana gelir ve yapı ile fonksiyon büyük oranda eski
haline döner.
Doku kaybı,
hizası bozuk yara kenarları, enfeksiyon veya kan beslemesinde
yetersizlik varsa, ikincil yara iyileşmesi meydana gelir. İkincil yara
iyileşmesi bir haftadan uzun süren ve genellikle iki - üç haftayı geçmeyen
gecikmeli bir iyileşme süreciyle tanınır.
İkincil
yara iyileşmesi değişmez olarak fonksiyon görmeyen büyük bir kabuğun
teşekkülüyle sonuçlanır.
Yara
iyileşmesi tipleri
Tanım
-
fonksiyon
kaybı eşliğinde doku yırtılması veya tahribi
Yara
iyileşmesi tipleri
-
birincil
ve ikincil yara iyileşmesi
Birincil
yara iyileşmesi
-
optimum
iyileşme
-
dört
ile altı günde iyileşme
-
karmaşıklaşma
yok
-
kabuk
bağlama çok az veya hiç yok, fonksiyon kaybı hiç yok
İkincil
yara iyileşmesi
-
karmaşıklaşma
dolayısıyla geç iyileşme
-
kayda
değer kabuk bağlama
iki
ilâ üç haftada iyileşme
Tedavi
Yolları
Yara
temizleme geç iyileşen yara yönetiminde yaygın olarak uygulanır. Bazı
enzimsel, mikrop kırıcı, fiziki ve cerrahi temizleme teknikleri kullanılabilir.
Bunlar gelecek bölümde açıklanmaktadır.
Bir yara
temizlenirken hijyenik çalışma şartlarının muhafazası, pansuman karışıklıklarının
önlenmesi ve yaranın kurumasının durdurulması önemlidir.
Enzim
preperatları yara temizliğinin temel dayanaklarından biridir. Enzimler,
exudatif fazda nekrotik malzemeyi ve kabuğu seçici olarak parçalayarak
fizyolojik yara temizliğine takviyede bulunurlar. Bu da yeni dokunun
(granülasyon ve epitelleşme) üretilmesini hızlandırır. Enzimle
temizlemenin önemli avantajlarından biri sağlıklı doku el değmeden
kalırken nekrotik dokunun ayrılmasıdır.
Doğal
kollajen en önemli insan bağ dokusu proteinidir ve öyle olunca cildin
önemli bir yapısal elemanıdır. İnsan kollajeni, doku tipine göre
farklı biçimde düzenlenmiş paralel tropokollajen moleküllerden ibaret
örgüye benzer fibrillerden meydana gelir.
Kollajenin
temel bileşeni olan tropokollajen helixel olarak birbirlerine sarılmış
polipeptit zincirlerinin üçlü helixinden yapılmıştır.
Her
polipeptit esas olarak amino asitler, glisin, hidroksiprolin ve prolinden
meydana gelir. Bu bileşenler glisinle başlayan üçlü spiral oluşturur.
Kollajenaz
kollajeni parçalayabilen tek enzimdir. Yara iyileşmesinin exudatif
safhasında, yer değiştiren fibroblastlar, keratinositler, makrofajlar
ve granülositler tarafından yaranın içine endojen kollajenazlar salınır.
Kollajenaz kollajen liflerini daha sonra proteazlar tarafından daha da
parçalanabilen dörtte bir ve dörtte üçlük parçalara ayırır. Böylece
ortaya çıkan çok küçük kollajen parçalanma ürünleri granülosit
ve makrofajların yer değiştirmesi için kemotatik çekici olarak
hareket ederler. Granülosit ve makrofajlar nekrotik malzemeyi fagositoza
tâbi tutarak yara temizleme sürecine devam ederler. Makrofajlar aynı
zamanda granülasyonu hızlandıran (proliferatif faz) kollajenazlar ve
biyolojik bakımdan aktif maddeler de salgılar. Yeni granülasyon dokusu
teşkil edildiğinde, yeni dokuda fazla hücre çoğalmasını önlemek için,
kollajen aktifliği azaltılır. Geç iyileşen yaralarda, bir endojen
kollajenaz ek-sikliği vardır. Bu da, kollajen lifleriyle yaranın taba-nına
bağlanan nekrotik dokunun yeterince parçalanamaması demektir.
Endojen
kollajenaz aktifliğini artırıp iyileşmeyi hızlandırdığından,
yaraları geç iyileşen hastalarda bakteriyel kollajenaz preperatlarının
kullanılması özellikle tavsiye edilmektedir.
Geç iyileşen
bütün yaralara bakteriler koloni kurar. Ancak, bu tedavi gerektiren bir
enfeksiyonun varlığını göstermez. Bu nedenle, antibiyotikler ancak
milimetreküp başına 105'ten çok koloni teşkil eden birim kültürü
gelişmişse ve bitişik dokunun süzmesi nedeniyle kızarıklık ve acı,
yaradan su ve püy sızıntısı veya ateş gibi sistemsel belirtiler
varsa kullanılmalıdır.
Yara
enfeksiyonuna neden olan en yaygın patojenlerden bazıları Escherichia
coli, Pseudomonas aeruginosa ve streptococ'dur.
Antibiyotikler
sistemik veya lokal olarak kullanılabilir. Antibiotiklerin lokal kullanımı
bazı nedenlerden dolayı problemlere yol açabilir. Onların kullanılması
patojenlerin daha dirençli olmasına yol açabilir veya dokunma
alerjilerini ortaya çıkarabilir. Buna ek olarak, yara iyileşmesi sürecine
zarar vermeden yeterli ilaç seviyelerinin elde edilmesi zordur. Lokal
tedavinin bir avantajıysa, ilacın kan dolaşımı içine asgari emilmesi
nedeniyle neredeyse sistemik yan etkisinin bulunmayışıdır.
Hassasiyet
riski yüzünden, lokal tedavi için antibiyotikler yerine antiseptikler
kullanılabilir.
Bununla
birlikte, antiseptik kullanılırken etki yelpazelerinin sınırlı olduğu,
hassasiyete yol açabildikleri-antibiyotiklerden az olsa bile-uygulandıklarında
acıya yol açabilecekleri ve yara iyileşmesi sürecine büyük zarar
verebileceklerinin unutulmaması önemlidir.
Nekrotik
dokunun ayrılıp yaranın temizlenmesini sağlamak için fiziksel
tedbirlere başvurulabilir. Bu tedbirlerden bir tanesi, ıslak sargı
uygulanmasıdır. Kullanılacak en iyi çözüm, yaradaki elektrolit
dengesini altüst etmediğinden yara iyileşmesi sürecine zarar vermeyen
Ringerle yıkanmasıdır. Koloni teşkil eden birimlerin sayısını
azaltmak üzere denenip test edilen tedbirler arasında H2O2 ile yıkama
ve UV-C ışığıyla ışınıma maruz bırakma bulunmaktadır.
Cerrahi
temizleme geç iyileşen yaralar halinde bir başka alternatiftir. Cerrahi
yoldan, yabancı cisim dokusu, nekrozlar, kabuk ve kötü pansuman yapılmış
doku etkin biçimde çıkarılıp yaranın kenarları kolayca
temizlenebilir. Enfeksiyona uğrayan bölgeler kesilip çıkarılabilir ve
salgıların uzaklaştırılması için çıkışlar bırakılabilir.
Bununla birlikte cerrahiyle, taze granülasyon dokusunu zedeleme riskinden
bahsetmesek bile, yüksek enfeksiyon, kanama ve acı riskiyle ilişkilidir.
Bu nedenle, cerrahi temizleme ancak doğru eğitim verilmiş personel
tarafından yapılmalıdır.
Enzim
tedavisi
Enzim
tedavisinin fonksiyonu
-
yara
temizliğinin takviyesi
-
granülasyon
ve epitelleşmenin hızlandırılması
Kollajenin
fonksiyonu ve yapısı
-
en
önemli fizyolojik doku proteini
-
üçlü
polipeptit zinciri bir topokollajen molekülü oluşturur.
-
üçlü
tropokollajen molekülleri fibril oluşturur
-
fibriller
birbirine bağlanarak kollajeni teşkil eder.
Enzim
tedavisi
Polipeptit
zincirlerinin bileşimi
-
prolin
-
glisin
-
hidroksiprolin
Endojen
kollajenazın fonksiyonu
-
kollajeni
parçalar
-
granülosit
ve makrofajları çekerek yarayı temizler
-
makrofajlar
vasıtasıyla biyolojik bakımdan aktif maddeler salgılayarak granülasyon
dokusu üretimini hızlandırır
Bakteriyel
kollajenazın fonksiyonu
-
geç
iyileşen yaralarda endojen kollajenaz aktifliğini artırır
Antibiyotikle
tedavi
Antibiyotiklerin
kullanımı
-
enfeksiyona
dair klinik belirtiler varsa
-
milimetreküp
başına 105'ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse
Antiseptiklerin
kullanımı
-
lokal
antibiyotiklerin yerine
Fizik
tedavi/cerrahi
Fizik ve
cerrahi tedavinin fonksiyonu
-
yara
temizleme
-
nekrotik
malzemenin daha etkin biçimde çıkarılması