İzmir-Ankara karayolu üzerinde, Salihli'nin 8 km kadar
batısında, bir köyün içinden ve tam orada, küçük bir köprünün üstünden
geçersiniz. Köprünün altındaki derecik, bugün Sart çayı diye anılan, ilkçağ
Lydia'sının pek ünlü Paktolos Çayı'dır. Ünlü olması, altın kırıntıları
getirmesinden ve pek çok destan öyküsünde anılmasından ileri gelirdi. İşte bu
yerde, adını Sart diye Türk ağzına uydurduğumuz tarihsel kentin alanında,
kalıntıların aşağı yukarı ortasında bulunursunuz; ama nicesi hayli görkemli olan
kalıntıların hemen hiç birini oradan göremezsiniz.
Bu kentin tarihçesi, İÖ. 2 bin yıla kadar uzanır. Mısır
hiyerogliflerinde Sardana diye geçen adı, hiç kuşkusuz, o binyıldaki batı ve
güney Anadolu halkının, Luwi'lerin dilindendi. Luwi diliyle bir ölçüde hısım
olan, İÖ 1.binyıl Lydia halkı dilinde, kentin adı, Sfarda'ya dönüşmüş olsa
gerek. İoannis Lydus (lydia'lı İoannis ) adlı, İS 6.yüzyılda yaşamış yazar,
Hellen ağzında Sardeis/Sardis olmuş adın aslının Lydia dilinde "yıl" anlamına
gelen Sfardis sözcüğü olduğunu söylüyor.
Sardis'in, üstelik Lydia'nın ve
Lydialıların adı, Homeros'ta geçmez. İlliada'ya göre, Troia savaşları çağında (
yaklaşık İÖ 1200 ) o yöredeki halkın adı Maiones, yörenin adı da Maionia
(Maiones Yurdu ) idi. Ancak, Homeros'un Sardis'i anmaması, Troia savaşları
çağında kentin henüz var olmamasından değil, başka bir ad taşımasından ve
İlliada'da o adla anılmasından iler gelse gerektir. Çünkü, Gediz Ovasının
Marmara Gölü-Bozdağ arasındaki bölümü, tüm Anadolu'nun en bereketli yörelerinden
biridir. Ve burada, özellikle Marmara Gölünün batı ve güney kıyılarında daha
tarih öncesi çağlarda yerleşme merkezleri kurulduğu, 1967 yılında yapılan
araştırmalarda ortaya çıkarılmıştır. O yıl, gölün güney kıyısında, Tekelioğlu
Köyünün 800 m kadar batısında göle uzanan Ahlatlı Tepecik çıkıntısında yürütülen
kazılar, orada, İÖ 3. binyılın ikinci yarımında yoğun yerleşme bulunduğunu
kesinlikle kanıtlamıştır. Sardis kenti tarihçesinin en azından İÖ 1200
dolaylarına uzandığı da yine kazılar sonucunda anlaşılmıştır. 1966'da, Lydia
Çukuru diye anılan ve "tunç öteberinin çıktığı ev" (house of bronzes)
kalıntılarını da içeren kazı yerinde, İÖ 1200-900'e tarihlenen sub-miken ve
proto-geometrik çanak çömlek bulunmuştur. Tarihçesinin ilk döneminde, Sardis'in
Helenlerce kullanılan adının ne olduğu kesinlikle saptanamamıştır. Homeros'un
andığı, o yörede bulunan iki kent, Tarne ve Hyde kentlerinin her biri için " bu
sonradan Sardis adını alan kenttir" görüşü öne sürülmüştür.
Sardis, batı
Anadolu ilkçağ tarihçesinin bilinen döneminin kentlerinden biri, hatta çoğu
zaman birincisi olmuştur. Kent, altın çağını Lydia krallığının başkentiyken,
özellikle krallığının çok güçlü olduğu dönemde, son kral Kroisos'un döneminde
yaşadı. Çağdaş halk masallarımızda Kaarun adıyla anılan Kroisos'un zenginliğini
yaratan en önemli gelir kaynaklarından bir. Paktolos / Sart Çayı'nın getirdiği
altın kırıntılarıydı. Sophokles, bir yapıtında (philoktetes,dize 394) "Toprak,
Zeus'un bile anası, sen ki altını bol Poktolos'a hükmedersin." diyor. Bu çay,
Sardis'in içinden geçiyordu ve kyısında altın kırıntılarını toplayıp işleme
yerleri kurulmuştu. Yazık ki, Paktolos, daha Strabon Çağı'nda, yani İS 1.yüzyıl
başlarında artık altın kırıntısı getirmez olmuştur.
Sardis, İS 17 yılındaki
depremde büyük zarar gördü ve Roma imparatoru Tiberius'un yardımı ile, onarılıp
yenilendi. Bunu izleyen yıllarda Pax Romana ( Roma İmparatorluğu'nun, tüm
topraklarında sağladığı barış) batı Anadolu'nun bir çok diğer kenti gibi
Sardis'in de çok gelişmesine yol açtı. Bugün kazıların ortaya çıkardığı
kalıntıların çoğunluğu o dönemden kalmadır. Hristiyanlığın ilk yüzyıllarında da
Sardis önemini korudu. Batı Anadolu'da ilk kurulan ünlü 7 kiliseden biri (burada
kilise sözcüğüyle yapı değil, inananlar topluluğu anlatılıyor) buradaydı. Sonra
kent, Bizans İmparatorluğu'nun önemli bir piskoposluk merkezi oldu. Ancak batı
Anadolu'yu talan eder, yakıp yıkarken kente büyük zarar verdiler. Sardis,
1402'de Timur orduları tarafından talan edildi, yakılıp yıkıldı ve bir daha
kalkınamadı. Belki bunda, Osmanlı egemenliğinin o ilk yüzyıllarında, Manisa'nın
çeşitli nedenlerle gelişmesi, bölgenin metropolis'i (ana kenti) durumuna gelmesi
de bir etken olmuştur. Sönükleşen kent, yüzyıllar boyunca akropolis tepesinden
akıp duran, özellikle yağmur yüzünden sürüklenen gevşek toprakların altına yavaş
yavaş gömüldü. Tarihsel akropolis surlarının çoğu bölümü de, altındaki toprakla
birlikte, aşağıya doğru göçüp gitmiştir.
İzmir-Ankara ana yolunda Paktolos / Sart çayı üzerindeki
köprüden geçer geçmez, sağa sapan ve akarsu kıyısını izleyen asfalt yüzeyli bir
yol görürsünüz. Kavşaktaki levhanın gösterdiği gibi, bu yol, pek az ilerideki
Artemis tapınağına gider. O yola giriniz. Önce, sağınızda yol ile Paktalos /
Sart çayı arasında, Roma ve Bizans çağlarından kalma ev, kilise vb.yapı
kalıntılarını göreceksiniz. Biraz ilerleyince, bu kez solunuzda, yamaçta, "
Piramid mezara gider" levhasını görürsünüz. Oradan tepeye tırmanınız. Birkaç
dakika sonra, günümüze yalnız alt bölümleri ulaşabilmiş piramid biçimli mezara
gelirsiniz. Yapılış biçimine bakılarak bunun, bölgede İran egemenliği çağından,
belki İÖ .yüzyıldan kalma olduğu sanılıyor. Özellikle ilgi çekecekyönü, içindeki
kemerli mezar odasının duvarlarında tavus kuşu ve diğer kuş resimlerinin
bulunmasıdır. Yine yola ( Artemis tapınağına giden yola ) dönünüz. Orada bu kez
yolun diğer yanına, oradan da Sart Çayı'nın öteki kıyısına geçer ve karşınızdaki
tepenin doruğu yönünde yürürseniz, tepenin eteği ile doruğu arasında, Lydia
çağının nekropolis'ini (mezarlığını ) göreceksiniz. Buradaki mezarlar
genellikle, dağa oyulmuş bir geçit, geçitin sonunda yaklaşık 2 m yüksekliğinde
bir kapı boşluğu; bunun arkasında, kaya içine oyulmuş bir mezar odası
biçimindedir. Ölü, mezar odasında çoğu kez bir terra kotta ( pişmiş toprak )
lahit içine yerleştiriliyordu.
Bir kez daha yola dönünüz ve yolun sonuna
kadar ( birkaç yüz metre ileridedir) gidiniz. Kent kalıntıları arasında en
ilginç olanının, Helenistik Çağdan ( İÖ son 3 yüzyıl ) kalma Artemis Tapınağının
yanına gelmiş olacaksınız. Yol ile tapınak arasındaki sunak, tapınaktan daha
eskidir. Büyük serüveni Xenophon'un Anabasis'inde anlatılan Genç Kyros,
kendisiyle savaşıma giren bir yakınını, Orontas'ı burada bağışlamış, Orontas bu
sunakta ondan özür dilemiş ve Genç Kyros'la elele tutuşarak ona bağlılık andı
içmişti. (Anabasis,1 VI 7) Artemis Tapınağı'nın güney köşesinde 4.yüzyıl yapısı
bir kilisenin kalıntıları vardır. Buradan başlayarak yamaç yukarı, akropolis
tepesinin eteği boyunca güney yönüne ilerleyiniz. Orada, bir dere daha doğrusu
akıntı yatağı bulacak ve hayli zaman onu, patika imiş gibi izleyebileceksiniz.
Bu hafif tırmanış, sizi önce, akropolis'e gerçek tırmanışı en az zahmetle
yapabileceğiniz yere, akropolisin güney yamacına götürecek, üstelik oraya
gidinceye kadar bir hayli yükseğe çıkmanızı sağlayacaktır. Orada, akropolisin
güney parçalarını, daha doğrusu ilkçağ akropolisi güney yanına yerleşmiş ortaçağ
kalesi bölümlerini göreceksiniz.
Toprağın olağanüstü yumuşaklığı ve akıcılığı
nedeniyle, akropolisteki ilkçağ surlarının, İÖ 547 tarihinin (son araştırmalar
İÖ 546 tarihi yerine İÖ 547 tarihinin verilmesini gerektiriyor) aşağıda, ovada
yapılan meydan savaşında yenilen, ama ordusuyla düzenli biçimde çekilmeyi
başaran son Lydia kralı Kroisos'un, İran şahı Büyük Kyros'a karşı kendini
savunmak için kapandığı kalenin; hatta, Kroisos kalesiyle ne ölçüde aynı
olduğunu bilmediğimiz, İskender çağındaki, İskender'in çıktığı gördüğü, hayran
kaldığı kalenin hemen hemen hiçbir parçası günümüze ulaşmamıştır. Ortaçağ
kalesinin bile yalnız bu güney yandaki bölümleri ayakta kalabilmiştir. O
bölümlerin altına kadar tırmanış, yorucu olmakla birlikte, pek zor değildir.
Buna karşılık onlara yaklaşmak ve kalenin içine girmek, hele hele içine girince
güney yandaki en sağlam kalmış bölümlere geçmek, yalnız zor değil, eni konu
tehlikelidir.
Akropolis tepesinden aşağı, Artemis tapınağının yoluna inelim;
geldiğimiz yolu izleyerek, Paktolos Sart Çayı'nın yakına çıkalım. Ana yolda,
doğu yönünde biraz yürüyünce, anayolun sol yanında, onarılarak eski görkemine
kavuşturulmuş pek güzel bir yapı göreceksiniz. Lise işlevi gören bu
Gymnaseion'nun doğu bitişiğinde, onun avlusuna (palaestra) eklenmiş durumda. İS
3.yüzyıldan kalma bir Musevi tapınağının (sinagog) kalıntıları vardır. Böylece o
çağda Sardis kentinde önemli bir Musevi topluluğunun bulunduğu ortaya çıkıyor.
Akropolis tepesinin eteğinde, ilkçağ kenti tiyatrosunun ve Stadeion kalıntıları
vardır. Ordan ana yola inince diğer yanda hamam kalıntılarına rastlarız. Bunlar
da Roma ve Bizans çağlarından kalmadır.