|
İSTANBUL'UN KURULUŞU
İ.Ö. 7 yüzyılda Bizans adlı birinin önderliğinde gelen Megare
muhacirlerinin yerleşmeleriyle kurulmuştur. Bizans kenti daha küçük bir kent
görünümünü sürdürürken, 283-305 yılları arasında yaşamış olan Diocletianus
İmparatorluğun başkentini Doğu'ya taşımayı düşünmüştü, ancak
gerçekleştirememişti.
Roma İmparatorluğu 4 yüzyılın başında dışarıdan
barbar saldırılara uğrarken içeride dağılmaya başlayan köleci düzenin ve özgür
çiftçilerin başlattıkları devrimci bir dalga ile karşılaşmıştı. Bu,
imparatorları daha gelişmiş yönetim sistemlerinin yanı sıra ikametleri için de
daha güvenli yerler seçmeye zorluyordu. Başkent Roma, ekonomik sıkıntılarında
etkisiyle başkent olma özelliğini iyice yitirmişti.
Roma
İmparatorluğu'nu Doğu ve Batı olarak ikiye ayıran Dioclatianus'un
komutanlarından Constantius'un oğluydu Constantinus. Annesi ise gerçek haçı
bulduğu için "azize" olarak nitelendirilen Helen'dir. Paganist olan Constantius,
ayaklanmaları oğlu ile bastırdıktan sonra 306'da ölünce oğlu Constantinus'u Batı
Roma İmparatoru ilan etmiştir. Ancak egemenliğini perçinleyebilmesi için Roma'da
imparatorluğunu ilan eden Maxentius'u yenmesi gerekti. Bir söylentiye göre
ordusuyla Roma üzerine yürürken bir öğlen gökyüzünde parlayan ve üzerinde
"Bununla kazan" yazılı bir haç gördü. Bu düşten sonra haçı askerlerinin
kalkanlarına işletti. Maxentius'un ordusuyla Roma yakınlarındaki Milvian
köprüsünde karşılaşan Constantinus büyük bir zafer kazanarak 312'de Batı
Roma'nın tek hakimi oldu. 313'te Licinius ile bir araya gelerek Hıristiyanlara
tapınma özgürlüğü veren Milano Fermanı'nı kabul etti.
Ancak
Constantinus'un Hıristiyanlara yasal statü sağlaması Romalıların hiç hoşuna
gitmemişti. İmparator Contantinus 326'dan sonra Doğu'ya çekildi ve Roma'ya bir
daha geri dönmedi. Constantinus'un Doğu Roma İmparatoru Licinius ile 324'de
savaşmasından önce Roma İmparatorluğunun başkenti olan Bizantion, bu
galibiyetten sonra tek imparator olan Constantinus tarafından da başkent olarak
tercih edildi. Ve adı değiştirildi. Bu tercihin başlıca sebeplerini şöyle
sıralayabiliriz.
a- Doğu'nun kimi Roma yöneticileri üzerindeki
çekici etkisi. İmparatorluğun merkezini Doğu'ya taşıma isteği, Jül Sezar'dan
başlayarak görülür. Doğu'nun bu çekiciliğinin sebebini ise şöyle
açıklayabiliriz: Roma'nın zenginliği savaşlarla, işgallerle ele geçirilen taşra
eyaletlerinin sömürülmesine dayanıyordu. Doğu eyaletlerinin imparatorluğa
bağlanmasıyla illerin işgaller sona erecek, iller sömürülemeyecek ve dolayısıyla
ekonomik ağırlık merkezi bu kentlere dönecekti. Doğu'nun ekonomik üstünlüğü
böylece, başkentin taşınmasıyla onaylanmış, yerleştirilmiş oldu.
b- Kentin üç yanı denizlerle çevriliydi. Ayrıca karadan da güçlü
surlarla korunuyordu. Düşmanların yaklaşması olanaksızdı.
c-
Contantinopolis Avrupa ile Asya arasındaki üstün jeopolitik konumu nedeniyle iki
kıta arasında bir aracıydı. Bu konuda Auguste Baully "Bizans Tarihi" isimli
kitabında ticaretin önemini "... bütün Akdeniz sitelerini ticaret gemileri
yüklerini boşaltıyorlar ve Constantinopolis'ten ipekli, tahıl, baharat, fildişi
sanat eserleri, kıymetli madenler alıyorlar... "şeklinde anlatırken Ayla Ödekan
"Kentlerin Kraliçesi Constantinopolis" isimli makalesinde "kentin, bu yüzyılda
ticaretle ilişkisinin zayıf olması, seçimin ticaret olanakları düşünülerek
yapılmadığını kanıtlamaktadır. Nitekim I. Contantinus'un bayındırlık programına
liman yapımı alınmamıştır" demesi bir çelişkiyi yaratıyor. Ancak yine de kentin
jeopolitik önemi göz önünde tutulmalıdır.
Kentin tüm bu
özellikleri sonucunda bir de gelişebilir kentsel özelliğini yitirmez nitelikte
olduğu ortaya çıktı ve nitekim tahminler sonuçsuz kalmadı. Constantinus yeni
başkentin kurulmasının "Tanrının emri" olduğunu söylüyordu. Başkentin ilanından
sonra artık sıra her konuda yapılanmaya gelmişti. Nüfusun ve yapıların hızla
artığı yeni başkentte çok sayıda mimara, ustaya ve işçiye gereksinim vardı.
Mimar bulmak zordu. Kölelerin kent dışına çıkmalarına izin verilmiyordu ve yapı
malzemesi her zaman azdı. Ancak imparator Constantinus Batı Roma'nın imparatoru
iken çok sayıda yapı inşa ettirmişti.
Constantinus, yeni
başkentine, çoğunluğu Balkanlar'dan olmak üzere çok sayıda insan yerleştirmişti.
Kentin nüfusu sürekli artmış ve 5. yüzyılda Constantinopolis 300 bin kişilik
nüfusu ile Roma'dan daha kalabalık olmuştu. Bu nüfusu beslemek zordu.
Constantinus döneminde Mısır, Suriye ve Anadolu'dan ithal edilen buğday, yağ ve
şarap halka ücretsiz olarak dağıtılıyordu. Temel gıda buğdaydı. Constantinopolis
artık bir Yunan kentinin devamı olmaktan çıkmıştı. O kadar büyümüştü ki doğal
ardülkesi onu beslemeye yetmedi.
Kuruluş aşamasında kentte Yakındoğu'nun
Helenistik-Roma kentlerinde varolan gelişmiş bir endüstri yoktu. Fakat bir
başkent olarak çekiciliği ve kalabalık nüfusu, kenti büyük bir pazara
dönüştürmüştü. Constantinus'un kenti "gelişebilirliği" nedeniyle tercih etmesi
bir tahminden öteye gidip gerçekleşmişti.
Constantinopolis bir
Helenistik kentti. Kentin yapısında Doğu'lu ve Helenistik öğeler bir aradaydı.
Din, felsefe ve Yunan dili gibi. Ayrıca Constantinopolis Patrikliği bütün
Trakya, Pontus ve Asya piskoposluklarını içine almıştır. Din adamları vergi
vermemişlerdir. Kilisenin sonsuz bağış alma hakkı vardı. Kilise yetkililerini
yerel yönetimde kullanma bir imparatorluk politikasıydı. Elde edilen verilen
çerçevesinde Constantinus'un çizdiği kent topografyası hakkında bir yorum
yapacak olursak; kent planının bugünkü Cibali, Fatih, Altımermer ve Etyemez'i de
içine alan çapı 2.5 kilometrelik bir çember yayını kapsadığını
söyleyebiliriz.Yeni kentin iskan faaliyetleri gün geçmeden başlatılmalıydı.
Ayrıca yeni kentte çözülmesi gereken iki sorun vardı. Kentin insanlara, işlevsel
ve simgesel olarak da anıtlara ihtiyacı vardı.
Constantinus Roma'nın
bütün görkemini yeni başkente taşımak istiyordu. Benimsenmeyen "Nea Roma-Yeni
Roma" ismi bu isteğin bir göstergesidir. Öyle bir şehir olmalıydı ki, görkemiyle
Roma'yı geride bıraksın. Hatta bir efsaneye göre bizzat tanrı Sezar'a görünüp
ona başkentin yerini göstermiştir.
Constantinopolis 11 Mayıs 330'da
resmi törenlerle kurulmuş ve bu olay her yıl aynı tarihte Encainia şenlikleriyle
kutlanmıştır. İmparatorluğun bütün ileri gelenleri kenti donatmaya çağırmıştı.
İmparatorluğun her köşesinden kente heykeller ve başka sanat yapıtları
getirilmişti. Hatta Roma, İskenderiye, Efes, Antakya ve
Atina'yı soyup
soğana çevirmişlerdir.Kentin resmen açılışından sonra anıtsal yapıların inşa
edilmeye başlandığı dönemde imparatorun en büyük sorunu kente yerleşenlere konut
sağlamaktı.
Alınan bazı önlemler şunlardır:
* İnşaat
yapanları vergiden muaf tutma.
* Kendi evlerini yapanlara bedava
ekmek verme.
* Anadolu'da mülkü olanlara, Constantinopolis'te ev
yapmayı zorlama.
* Soylulara konut yapmalarında hazineden yardım
sağlama. |