HİTİTLER ÖNCESİNDE ANADOLU
AVCILIK VE TOPLAYICILIKTAN İLK ÜRETİME
GEÇİŞ
İlk insan topluluklarının yaşam düzenleri, avlanma ve
yenilebilir bitkilerin derlenmesine dayanıyordu. Bunların barındıkları yerler
de, mağaralar ve doğal etkilerden az da olsa korunmuş olan kaya sığınaklarıdır.
Bu bakımdan, insanlar daha bereketli avlanma alanları buldukları zaman, oralara
kolayca göç edebiliyor ve yer değiştirebiliyorlardı; belirli bir mekân veya
konutla yaşam alanları sınırlandırılmış değildi. Bu insanların bıraktıkları
maddi kültür belgeleri, yani onlardan günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar,
genellikle, çakmak taşlarının yontulması ile biçimlendirilmiş baltalar,
kesiciler, deliciler ve kazıyıcılar gibi aletler olduğundan,
yarattıkları
kültüre Eski Taş Devri demek olan Paleolitik çağ adı
verilmektedir. Diğer yandan, yaşam biçimlerinin henüz besin üretimi aşamasına
erişmediğine bakılarak, bu kültür evresine Toplayıcılık ve Avcılık Dönemi adı da
verilmektedir. Besinlerini üretmemelerine karşılık, bu insanların yaratıcı
güçten yoksun oldukları söylenemez. Yaptıkları taş aletlerin yukarıda saydıgımız
işlevlere uygun biçimlerde işlenmesi, Afrika'da, İspanya'da Fransa'da ve yeni
yapılan araştırmalara göre de, Anadolu'daki mağaralarda (Antalya'da Beldibi,
Adıyaman'da Palanli Mağaraları) görülen boyalı resimler, insan düşüncesinin daha
bu devirde olgun bir düzeye eriştiğini kanıtlamaktatadır.
Anadolu'da bu
çağ, özellikle, Antalya yakınındaki Karain mağarası ile yine aynı yöredeki
Beldibi,Belbaşı, Öküzini, Kumbucağı mağaraları ve Alanya'daki Kadıini,
Isparta'daki Kapalıin ve Hatay-Samandağ'daki Mağaracık Mağaralarında yapılan
araştırmalarla aydınlanmıştır.
Orta Taş Devri anlamındaki Epipaleolitik
çağda da insanların yine taş aletler kullandıkları, ancak besin üretimine
geçmemekle beraber toplayıcılık ve avcılıkta daha yoğun faaliyet gösterdikleri
anlaşılmaktadır. Bu cağın da Anadolu'daki varlığı, yine Antalya dolaylarındaki
mağaralarda bulunmuş olan belgelerden anlaşılamktadır. Anadolu'nun çok değişik
yörelerinde bulunmuş taş aletler Paleolitik çağ insanlarının burada yaşamış
olduklarının kanıtlar. Yaşam biçimdeki en köklü değişme kuşkusuz insanların
besin üretimine geçmeleri ile meydana gelmiştir.Yabani tahıl türlerinden elde
edilen tohumların ekilmesi ile başlayan ve giderek gelişen tarıma paralele
olarak bazı hayvanların evcilleştirilmesi sonucunda insanlar besinlerini
ürettikleri topraklara bağlanmaya mecbur kalmışlar, ve böylece göçebelik devri
sona ermiştir. Tarım toprakları daha çok ovadabulunduğundan, mağara ve kaya
sığınaklarında yaşayıp, uzak tarlalara gitmenin zorluğu hemen anlaşılmış, bu
ihtiyaç konut yapımı gereğini ortaya çıkarmış. Gerek besinlerin üretilmesi,
gerek ilk yerleşik köy toplumlarının oluşması, insanlık tarihinde yeni bir çağın
başlangıcıdır.Yeni Taş Devri anlamına gelen Neolitik çağ, bu yüzden bir devrim
olarak nitelenmektedir.
Ön asyanın çeşitli yerlerinde, Ürdün'de, İranda,
Irak'da yapılan kazılarda yerleşik düzende yaşayan tarım topluluklarının varlığı
meydana çıkarılmıtır. 40 yıl kadar önce, 1961 yılında Konya'nın 50 km. kadar
güneydoğusunda, 600 m. uzunluğunda, 350 m.genişliğinde ve bugünkü ova düzeyinden
17 m. yükseklikteki Çatalhöyük'te bilinen en büyük Neolitik yerleşmenin kazısına
başlandı. Çatalhöyük kazısı henüz bitmemiştir. Şimdiye kadar saptanan 14
yerleşim katı Radyokarbon ya da C14 Metodu ile yapılan tarihlemeye göre M.Ö.
6250-5400 yılları arasına konmaktadır. Son zamanlarda eskiye oranla daha da
geliştirilen Dendrokronoloji, yani ağaç halkalar yardımıyla tarihleme metoduna
dayanarak, bu tarihler bin yıl daha geriye kaydırılmış ve Çatalhöyük'ün M.Ö.
7100-6300 yılları arasında yerleşime sahne olduğu ileri sürülmüştür. Saptanan
yerleşim kesin tarihlerini belirlemek güçtür. Ancak bunların yaklaşık ellişer
yıl sürdükleri kabul edilmektedir. Hemen hemen her kat, evlerin yeniden
yapılamsını gerektiren bir yangınla tahrip olmuştur.Böylece, Çatalhöyük
insanları 900 yıl aynı yerde yaşamışlar ve kültürlerini sürdürmüşlerdir.
Radyokarbon metodu, özellikle tarih öncesi arkeolojisine atom fiziği araştırması
sonucundakazandırılan ve buluntuların sadece birbirlerine oranla eskilik ya da
yeniliklerin belirlenebildiği göreli ya da eski deyimiyle nisbi kronoloji
yerine, bunların günümüzden ne kadar eski olduklarını gösteren kesin veya
absolut kronolojiyi getiren bir tarihleme metodudur. Bu metodun esasını, tüm
organik maddelerde bulunan C14, bunların canlılıklarını yitirmelerinden sonra,
belirli bir tempoda azaldığını gözlenmiş olması oluşturmaktadır. Ölmüş
organizmlardaki radyoaktif karbon miktarının 5730 yılda yarı yarıya azaldığı
bilindiği için, kazılarda ortaya çıkan organik kalıntılardaki C 14 miktarlarının
belirlenmesiyle bunların yaşı saptanabilmektedir.
Ağaç halkaları
ile tarihleme metodu Dendrokronoloji, çeşitli devirlere ait ağaçlardan alınan
kesitlerde görülen yaş halkalarının çakıştırılması ile gittikçe eskiye doğru
giden bir halkalar çizelgesi yapılması ilkelerine dayanır. Örneğin, 1960 yılnda
kesilen bir ağaçta 200 yaş halkası bulduğumuzu varsayalım. Bu bize, ağacın 1760
yılında büyümeğe başladığını gösterir. Halkaların kalınlık ve incelikleri ise,
bu 200 yıllık süre meydana gelen iklim değişikliklerini belirtir. Bu ağacın
kesitindeki halkaları bir şerit halinde kağıda aktardıktan sonra, oldukça eski
bir yapıdan, örneğin, bir camideki hatıllardan bir örnek aldığımızı düşünelim.
100 halkalık bu örneğin yaş halkalarını da bir şeride işleyelim, iki şeridi
altalta koyu, her ikisine tümüyle aynı olan, yani çakışan bir kısım bulana kadar
karşılaştıralım. Eğer bir çakışma noktası varsa ve bu cami hatılının dış
halkaları ile 1960 yılında kesilmiş ağacın içi halkaları arasında 50 halkalık,
yani 50 yıllık bir kesimde ise, cami hatılında kullanılan ağacın1810 yılında
kesilmiş olduğu ortaya çıkar. 100 halkalık olduğu için bu ağacın 1710 yılında
büyümeğe başladığında bulunmuş olur. Her bölge için bu yaş halkaları şeritleri
hazırlanır ve hep daha eskiye giden, çakışan örnekler toplananbilirse,
Dendrokronoloji, Radyokarbon metodundan daha kesin bir kronoloji
verebilir.
Çatalhöyük'deki bu Neolitik merkezin konumu da çok ilgi
çekicidir. Toros Dağları'ndan Konya ovasına akan Çarşamba Çayı Çatalhöyük’ü iki
kısma ayırmaktadır. Konya Ovası yaklaşık M.Ö. 16.000 yıllarına kadar çanak
gölüydü. Bu bakımdan Çatalhöyük, eski göl alanındaki hayvancılığa çok uygun
otlaklar ile sulak ve verimli alüvyal tarım arazinin birleştiği birleştiği bir
kesindedir. Otlaklar ve bataklıklar Neolitik çağda doğu ve batıyı, tuzlu batak
arazi ise kuzeye doğru uzanmaktaydı. Buralarda aralarında aslanın da bulunduğu
çeşitli yaban hayvanları yaşıyordu.Daha güneyde ve batıda ise,ormanlık bölge
başlamaktaydı. Burada ise leoparlar, geyikler ve ayılar vardı. Daha önemlisi
orman konutu yapımına gerekli ahşabı sağlıyordu. Bugün, ormanlar bölgeden
kaybolmuştur.
Ovanın büyük bir kısmında ise tarım
yapılmaktadır.Çatalhöyük tümüyle kazılmadığı halde, ortaya çıkarılan kesim bu
Neolitik merkezdeki yerleşim ve yaşam hakkında ayrıntılı bilgi edinilmesine
yeterli olmaktadır. Çatalhöyük evleri bitişik olarak yapılmış ve dışa dönük
yüzlerine pencere veya kapı açılmamıştır. Bu yüzden, yerleşim alanı aynı zamanda
tümüyle bir savunma sistemi durumundaydı. Evler daima birbirinden daha yüksek
yapılıyor, komşu evin çatısından uzatılan bir merdiven aracılığı ile eve düz
dama açılan bir kapı ya da kapaktan giriliyor.
Pencereler hemen çatının
altında bulunuyordu. Bütün bu düzenlemeler tüm kentin önceden düşünülmüş bir
plana göre yapıldığını göstermektedir. Yapı malzemesi, alüvyon ovasının çok bol
olarak sunduğu kerpiçtir. Evlerin dış yüzeyleri çamurla sıvanmıştır; içte ağaç
dikmeler ve bunların üzerinde yatay hatıllar, üzeri toprakla kaplı düz çatıları
desteklememkteydi. Dikey ağaçlar, genellikle ince olan duvarlara çatıyı taşımada
böylece yardımcı oluyordu. Ancak, bu Neolitik merkezin daha geç katlarında ağaç
dikmelerin yerini, belirli aralıklarla konmuş olan, paye adını verdiğimiz
dikdörtgen kesitli duvar çıkıntıları ya da başka bir deyimle yarım sütunlar
almaktaydı.
İki ya da tek odalı yapıların içleri genellikle aynıdır.
25m.2'yi bulan tek odanın güneyinde giriş merdiveni ve ocak, fırın ve bir
deponun yer aldığı mutfak kısmı bulunmaktadır. Yukarıda değilinen ağaç dikmeler
doğu taraftadır. Odanın duvarlarına bitişik olarak yapılan sekiler, oturma ve
yatma için kullanılan bir tür kerevet görevi yapmaktaydı. Ölüler de evlerin
içine ve bu şekillerin altına gömülüyordu. Duvarlar boya ile panolara ayrılıyor,
bunların içleri kırmızı boya ile boyanıyordu. Bu evlerin içindeki eşyalar, bize
Neolitik devrin teknoloji ve ekonomisi hakkında ayrıntılı bilgi vermemektedir.
Çanak-çömlek en eski katta daha az kullanılmakteyken daha sonraları
yaygınlaşmıştır. Burada hemen söylememiz gerekir ki, Neolitik çağda besin
üretimine Geçilmiş olmasına rağmen, ilk başlarda pişmiş toprak kaplar yapılaması
bilinmiyordu. Bu nedenle, Neolitik çağın bir evresi A Keramik dediğimiz çanak
çömleksiz bir dönemdir ve Anadolu'da birkaç Neolitik merkezde bu evre
saptanmıştır.
Çatalhöyük'de kapların yapımında sadece kil
kullanılmıyordu; geniş kaplar, çeşitli büyüklüklerde kaseler ve kapaklı kutular
tahtadan yapılmaktaydı. Tahıl samanından veya bataklık sazlarında yer hasırları
örüldüğü gibi kapaklı sepetlerde üretiliyordu. Kemiklerden ise, bız, iğne, kaşık
ya da çeşitli çeşitli aletlere sap yapmakta kullanılıyordu. Aletler ve silahlar,
genellikle, kalın şişe camını andıran obsidyen adını verdiğimiz siyah renkli ve
volkanik camdan ve çakmaktaşından yapılıyordu. Obsidyenin çok geniş bir
kullanımı olmasına karşılık, çakmaktaşı sadece, tören hançerleri gibi, özel
aletlerin hammadde olarak işe yarıyordu. Ok ve mızrak uçları, her çeşit bıçak ve
orakların maddesi ise obsidyen idi. Bundan, dünyada bildiğimiz ilk aynalarda
yapılmıştı. Bu aynalar yanlız süsleme amacıyla değil, fakat herhalde büyü ve
tapınma içinde kullanılıyordu.
Çatalhöyük en eski dokuma ürünlerinin de
bulunduğu yerdir. Kömürleşmiş kumaş kalıntılarından, bunların, bitki liflerinden
ya da yün ve hayvan kılı karışımından dokunmuş olduğu anlaşılmıştır. Diğer
yandan, hayvan postları, kürk ve derilerden de giysi olarak yararlanılmıştır.
Kadın giysileri omuzda iğne ile tutturuluyor, erkek giysilerinde ise kemer veya
kemik iğnelerle kumaşların kaymaması sağlanıyordu. Süs eşyası olarak boncuklar
kullanılmıştı. Törenlerde ise, leopar derisi giyildiği duvar fresklerinde
görülmektedir.
Maden işçiliğinin ilk örnekleri de Çatalhöyük'te ortaya
çıkarılmıştır. Kurşun ve bakırdan yapılmış bazı boncuk ve iğne gibi küçük
eşyalar metalurjinin ilk örnekleridir.
Diğer yandan Çatalhöyük'deki
aşağıda sözünü edeceğimiz duvar resimlerini yapmak için kullanılan boyaların
üretilmesinde de çeşitli minerallerin gerekli olduğu düşünülürse Neolitik çağda
dahi insanların bazı maddeleri işleyebilme düzeyine eriştiklerini söylemek
mümkündür. Yalnız Çatalhöyük'de değil, Diyarbakır'ın Ergani ilçesinin 7 km.
güneybatısında bulunan Çayönü Tepesi'nden de bakır ve malahit'den dövülerek
yapılmış bız parçaları, telden dövülmüş iğneler boncuklar ve ufak kürecikler
Neolitik çağda başka yerlerde de insanların maden kullanmaya geçmiş olduklarını
kanıtlamaktadır. Ancak, bu maden kullanımı yaygın değildir ve çok ilkel olduğu
anlaşılan yöntemlerle (ısıtma ve dövme) yapılmaktadır. Çatalhöyük’ün,
Anadolu’dan hatta komşu ülkelerden soyutlanmış bir kültür olmadığı, Neolitik
çağda dahi gelişkin bir ticaret yaşamının var olduğu, bulunan çeşitli eşyadan
anlaşılmaktadır. Örneğin; Akdeniz kökenli bazı deniz hayvanı kabukları, Ergani
madeninden gelen bakır, Toroslar'dan çıkarılan kursun, Suriye'den getirilen
tablasal çakmataşı, İç anadolu'da bulunan türkuvaz benzeri apatit taşı, uzak ve
yakın çeşitli merkezler arasında gelişkin bir ticaret ağının kurulmuş olduğunu
vurgulamaktadır. Evlerden bazıları, tapınak olarak düzenlenmiştir. Bunlar, plan
ve iç bölümleme bakımından diğer evlerden farklı değildir. Buralarda rahip ya da
rahibelerin aileleri ile birlikte oturmaktaydılar.
Ancak, farklı olan
şey, duvarlardaki resimler ve dinsel içerikli kabartmalar ile heykelcikler ve
konulmuş mezarlardır. Heykelciklerde çoğunlukla kadınlar tasfir edilmiştir,
erkek tasvirleri azdır. Bunlarda her yaş grubu temsil edilmektedir. Figürinler
arasında genç kızlar ve erkeklerle yaşlı kadınlar ve erişkin erkekler,
insanlarla hayvanların bir arada tasvirlerine de rastlanmaktadır. Doğuran veya
doğurganlğı vurgulanmıs, iki yanına konmuş leoparların başlarına yaslanmış bir
tanrıça ile çift başlı bir kadın figürini dikkati çeken örneklerdendir.
Kabartmalar iki tiptedir. Yüksek kabartmalar ve tam plastik olarak işlenmiş
hayvan başları. Kabartmalarda genel olarak kollarını ve bacaklarını iki yana
açmıs olarak gösterilen kadınlar tasvir edilmiştir.
Kabartmalarda erkek
figurlerine rastlanmamakla birlikte, bunların yerini yine plastik olarak
islenmis boğa başlarının tuttuğuna inanılmaktadır. Bu boğa başlarının boynuzları
gerçek hayvan boynuzları ile yapılmıştır. Tüm olarak tasvir edilen tek hayvan
leopardır. Duvar resimleri konu bakımından büyük bir değişkenlik göstermektedir.
Bazıları sadece tek renkli kırmızı panolardan ibaretken, diserleri geometrik
tekstil motifleri ile bezenmiştir. Ayrıca, ev biçimli bezemeler dikkati
çekmektedir. Diser yandan bazı duvar resimleri konuludur. Bir tanesinde bir
kentin arkasında bulunan bir yanardağın indifa etmesi tasvir edilmiştir. Bir
kaçı ise ölümle ilgili sahneleri
içermektedir. Böylelerinde, başsız
cesetleri gagalayan abartılmış büyüklükteki akbabalar; bir akbabayı elinde sapan
taşıyla, parçalamaya çalıştığı cesetten uzaklaştırmata uğraşan bir insan veya
kanlı bagışlarını taşıyan bir adam gibi, dehşet verici konular
canlandırılmıştır. Bir resimde, saz ve hasırlardan yapılmış bir yapının altında
insan başları ve insan bedenine ait parçalar tasvir edilmiştir. Birkaç duvar
resmi ise hayvanların tuzağa düşürülerek yakalanmasını konu almıştır. İlgi
çekici olan taraf bu hayvanların yakalanmaya çalışılması fakat avlanmamasıdır.
Tasvir edilen hayvanlar bogalar, yaban geyikleri, yaban domuzları, arslanlar ve
ayılardır. Duvar resimleri beyaz badanalanmış ve perdahlanarak parlatılmış bir
zemin üzerine yağ ile karıştırılarak elde edilen ve genellikle maden köklü olan,
kırmızı, sarı ve siyah renkli doğal boyalarla yapılmıştır. Resimler, üzerlerine
tekrara badana çekilmek suretiyle yenileniyor, bazı sahneler aynen tekrarlandığı
gibi, bazılarıda konu değişikliklerine uğruyordu. Bazı duvar resimlerinin yüz
kez yapılıp bozulduğu üzerlerindeki ince boya tabakalarınn anlaşımaktadı.
Kabartmalar ise saman topakları tahta veya çamur üzerine ince kil ile
yapılmıştı. Çatalhöyük insanları bilinmeyen bir nedenle, hafire göre M.Ö. 6300,
genellikle kabul edilen tarihlemeye göre ise M.Ö. 5700-5600 yyllarynda Çarşamba
Çayönü’nün diğer kıyısındaki Batı Çatalhöyük'e Geçmişlerdir. |