KLASİK DÖNEM ÖNCESİ YUNAN KÜLTÜRÜ VE MİTOLOJİSİ
GİRİT
Batı
Rönesans ile beraber Yunan düşüncesini keşfettikten sonra Yunan uygarlığı
üzerine bir çok araştırmalar yapılmış , on dokuzuncu yüzyıldan sonra da sistemli
kazılara başlanmıştı. Ancak Girit ve çevresi on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar
ihmal edilmişti. Oysa Yunan kültürüne etki eden en büyük merkezlerden biri Girit
adası idi.
Girit’te araştırmalar yapan ilk isim ünlü Heinrich Schiliemann
idi. Efsanelerden yola çıkan Schiliemann Girit’te kazı yerleri belirlemiş fakat
bu çalışmalar Schiliemann’ın ölümü nedeniyle gerçekleşmemişti.
Girit’te
ilk kazıları yapan en önemli kişi kuşkusuz Sir Arthur Evans’dır. İlk yazı
örnekleri üzerine araştırmalar yapan Evans Girit’e geldikten sona buradan
ayrılamamış ve ilk kazıları başlatmıştır.
Knossos’da kazılara başlayan
Evans buradaki kalıntıların yanı sıra bir çok da yazılı tablet bulmuştur. Ünlü
sarayı da bulan Evans daha sonra adanın bir çok yerinde kazılar
yapmıştır.
Evans dışında bir çok arkeoloji ekipleri de yüzyılımız içinde
Girit’te kazılar yapmış ve bir çok buluntuyu gün ışığına
çıkarmışlardır.
GİRİT TARİHİNİN ANAHATLARI
Günümüzde de
Girit kronolojisi , bütünüyle olmasa da , Evans’ın yaptığı çalışmalara
dayanmakta ve onun terminolojisini kullanmaktadır.
İlk Çağ Girit
tarihini şu ana başlıklarla özetleyebiliriz :
1. Neolitik dönem ( MÖ 6000
- 2600 )
Girit paleolitik dönem boyunca iskan edilmemiş gibi
gözükmektedir. Adaya ilk gelenlerin Anadolu’dan geldikleri sanılmakta ve adada
Neolitik dönemin bu şekilde başladığı kabul edilmektedir.
Bu dönemde
konut inşaatı ve alet kullanımı gelişmiş ve ilk ana tanrıça idolleri ortaya
çıkmıştır. Ayrıca bu dönemde Girit çevresindeki adalarla ilişki içine de girmeye
başlamıştır.
2. Eski Minos Dönemi ( MÖ 2600 - 2100 )
Bu
dönem aynı zamanda adada ilk metalin kullanıldığı zamanlardır. Evans’a göre
adada ilk metal kullanımı buraya kaçan Mısır’lılar tarafından başlatılmıştır.
Ancak bu görüş zamanla terk edilmiş ve adadaki metal kullanımına geçişte
kaynağın Anadolu olduğu anlaşılmıştır. Böylece adanın doğu bölümünün de
uygarlaşmada Anadolu ile bir köprü teşkil ettiği görülmüştür.
Bu dönemde
Girit çevresindeki adalarla da ticaret ilişkilerini geliştirmiştir. Bu da büyük
ölçüde Girit’in denizcilikte , bölgedeki diğer uygarlıklara göre , ileri
olmasından kaynaklanmıştır.
Bu dönemin sonuna doğru Knossos önem
kazanmaya başlamıştır.
3. Orta Minos Dönemi ( MÖ ~ 1600 - 1400
)
Bu dönemde Girit Uygarlığında hızlı bir ilerleme kaydedilmiştir. Bu
dönemin en önemli özelliği Anadolu ile olan ilişkilerin zayıflaması , buna
karşılık Mısır ile olan ilişkilerin kuvvetlenmesidir. Buna bağlı olarak Girit’in
doğusu zamanla önemini kaybetmiş ve orta kısımlar kuvvetlenmeye
başlamıştır.
Girit Kronolojisinde bu dönem sarayların yapımına göre Eski
ve Yeni Saraylar Devirleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Eski Saraylar Devri
MÖ 2000 ile 1700 yılları arasına tarihlenir. Bu dönemde Girit yüzünü Ege adaları
ve Mısır’a çevirmiş ve buralarda yoğun ekonomik ilişkilere girmiştir. Öte yandan
Anadolu ile olan ilişkiler zayıflamaya başlamıştır. Ekonominin ağırlığının
doğudan orta bölgelere kayması da bu dönemde hızlanmıştır. MÖ 2000 yılında
adanın doğu bölgesinde , Mallia’da inşa edilen bir sarayın 1900’de itibaren
kullanılmamaya başlanması bu bölgenin ekonomik gerileyişi hakkında da ipuçları
vermektedir.
Eski Saraylar devrinde Orta Girit’e bulunan iki şehir ön
plana çıkmıştır. Bunlardan birincisi Ege adaları ile ticareti geliştiren Knossos
öteki de Mısır ile ticareti geliştiren Paestos’dur. Bu şehirlerdeki ekonomik
zenginlik kalıntıları gün ışığına çıkartılan saraylarla da ortaya konmuştur .
Her iki şehir arasında zaman zaman çekişmeler olsa da Knossos üstünlüğünü ortaya
koymuştur.
Bu dönemin sonunda bölgedeki binalarda bir yıkım göze
çarpmaktadır. Bu yıkımın kaynağı büyük bir olasılıkla adaya dışarıdan gelen
istilacılar olmakla birlikte daha araştırılmaktadır.
Yeni Saraylar
devrinde ise , Girit uygarlığı sanki hiç bir kesintiye uğramamış gibi devam
etmektedir. Knossos’da , Phaestos’da ve Mallia’da yeni saraylar inşa edilmiş ,
eskileri de onarılmıştır.
Bu dönemde Girit şehirleri arasında rekabet
devam etmiş de olsa Knossos her bakımdan üstünlüğünü ortaya
koymuştur.
4. Yakın Minos Dönemi ( MÖ ~ 1600 - 2100 )
Bu
dönem Knossos krallığının egemen olduğu dönemdir. Evans bu dönem uygarlığını ,
efsanevi kral Minos’dan ötürü , Minos uygarlığı diye adlandırmayı uygun
bulmuştur.
Bu dönemde Knossos’da Minos diye bir kralın bulunduğuna dair
tarihi belgeler yoktur , ancak MÖ 1700-1400 yılları arasında hüküm süren bir
hanedanın krallarının Minos ya da buna benzer bir isimle adlandırıldığı
düşünülmektedir.
Bu dönemde Girit’in büyük bir deniz üstünlüğüne sahip
olduğu bilinmektedir. Thukydides bu konuda şöyle yazmaktadır :
“ Geleneğe
göre bir donanmaya ilk olarak Minos sahip oldu ; bugün Yunan Denizi adını
verdiğimiz şeyin büyük bir kısmına gücünü kabul ettirdi ; Kyklades adalarına
boyun eğdirdi ve Karia’lıları kovduğu bu adalarda ilk olarak koloniler kurdu;
adalara vali olarak öz oğullarını yerleştirmişti ; ayrıca vergilerin
toplanmasını daha kolayca sağlamak amacıyla korsanlığı elinden geldiğince
ortadan kaldırdı.” ( Peloponnesos Savaşı 1 , 4)
Knossos ayrıca , bu
dönemde diğer Ege adalarına hükmetmeye başlamış ve gücünü Yunanistan’a ,
anakaraya kadar genişletmiştir. Mısır’da , On sekizinci sülale de Keftiu
ülkesine yani Girit’e hediyeler göndermiştir.
Ancak Girit uygarlığının
sonu MÖ 1400 yılına doğru bir yıkımla gelmiştir.Bu dönem saraylarında,
yapılarında bir yangın izine rastlanmaktadır. Yıkımın nedeni tam olarak
bilinmemekle birlikte dışarıdan gelen bir istila ya da içeriden bir ayaklanma
olasılıkları tartışılmaktadır.
Bu yıkımdan sonra ise gelen Akha
istilaları adayı Helenleştirmiş ancak uzun yıllar boyunca eski kültürü ve dili
koruyanlar olmuştur.
Daha sonraları Miken egemenliğine giren Girit MÖ
1100 yıllarında da Dor hakimiyeti altına girmiştir. Bu dönemde bir kere daha
yakıp yıkılan Girit artık bir Yunan şehri olarak eski, görkemini kaybetmiştir.
GİRİT İLE İLGİLİ KLASİK KAYNAKLAR VE EFSANELER
Klasik
Yunan Mitolojisinde Girit ile ilgili anılar yerini mitoslara bırakmış ve burası
ile ilgili değişik mitler oluşmuştur.
Bunlardan en önemlisi kuşkusuz
Minos ile ilgili olan mitlerdir.
Minos adının belli yaşamış bir krala mı
ait olduğu yoksa Midas , Cæsar gibi yaşamış kişilerden alınan bir unvan mı
olduğu tartışmalıdır. Ancak mitolojik öykülerde Girit dönemini anlatmak için
kullanılmaktadır.
Mitolojide de Minos boğa kültünden ayrı olarak
geçmez.
Mitolojiye göre Minos Zeus ile Europe’nin üç çocuğundan biridir.
Minos efsanesini Azra Erhat şöyle anlatır :
“ Minos Girit tahtına çıkmak
isteyince üç kardeş arasında kavga kopmuş, ama Minos tanrıların kendisinden yana
olduklarını ileri sürmüş, bunu kanıtlamak üzere de Poseidon tanrıdan bir dilek
dilemiş, denizden bir boğa çıkarmasını istemiş ve bu boğayı da gene tanrıya
kurban etmeye söz vermiş. Dilediği gibi olmuş, denizden köpükler gibi ak bir
boğa çıkagelmiş. Minos boğayı almış, tahta oturmuş ama hayvanı tanrıya kurban
etmeyi unutmuş. Güzelim ak boğayı sürülerinin arasına damızlık olarak göndermiş.
Bu duruma çok kızan deniz tanrı, ak boğayı Minos’un başına bela etmiş; bir
efsaneye göre de hayvan kudurmuş , ortalığı kasıp kavurduğu bir sırada
Herakles’in elinden öldürülmüş, ama iş bununla da kalmamış, kralın karısı
Pasiphae bu boğaya doğadışı bir aşkla tutulmuş ve onunla birleşmiş. Kral Minos
güneş tanrı Helios’un kızlarından Pasiphae ile evlenmişti. Bir zamanlar Europe
gibi boğaya vurulan Pasiphae ak boğayla birleşebilmek için Daidalos’a bir inek
heykeli yaptırır, içine girer ve gebe kalarak Minotauros’u doğurur. Ondan sonra
da doğurur. Ondan sonra da Girit sarayının yaşamı karmakarışık olur. Helios
döllerinin hepsi gibi Pasiphae de büyücüdür, seviştiği boğayı öldürttü diye
Minos’u büyüler, yatağından yılanlar, çıyanlar, akrepler çıkmasını sağlar.
Bunlar işi çapkınlığa vuran Minos’un yatağına giren her kadını sokup
öldürmekteymişler. “
Minos hakkında anlatılagelen bu efsaneler de
Minos’un Yunan mitolojisinde Midas’a benzer bir yer aldığını göstermektedir. Bu
efsanede boğa kültünün önemi de dikkat çekmektedir. Burada Minos’un boğayı
kurban etmemesi ve sonrasında da bu boğayı öldürmesi sonucu bir tür lanetlenme
ile karşı karşıya kalması anlatılmaktadır. Başka bir efsaneye göre de bu
yılanların,çıyanların ve kreplerin Minos’un sperminden çıkması , Girit kraliyet
soyuna karşı da bir tepki olduğunu göstermektedir.
Burada dikkat edilmesi
gereken bir nokta da Pasiphae olarak gözükmektedir. Pasiphae’nin, Helios
soyundan olması ve büyücü olması boğa ile ilintili ay kültü ile güneş kültü
arasındaki bir karşıtlığı yansıtmaktadır.
Bütün bunların yanında Minos,
Yunanlılara göre halkının üzerinde adil ve düzgün bir şekilde hüküm sürmüş bir
hükümdardır.
Minos’un hükümdarlığı da , doğu kültürlerinde olduğu gibi
tanrısaldır. Minos da kanunları Zeus’un iradesi ile yapmaktadır. Bunu kanıtlamak
için de her dokuz yılda bir İda mağarasına gitmektedir ve burada tanrısal ilhamı
da almaktadır.
Minos’un mitolojide bir çok yere gitmiş olması da Girit
kolonilerinin buralara uzandığını göstermektedir.
Minos ile ilgili en
ünlü efsanelerden biri de yukarıda kısaca sözü geçen Minotauros efsanesidir.
Azra Erhat , Mitoloji Sözlüğü’nde (bkz Kaynakça) Minotauros’u şöyle
anlatır:
“ Adı Minos’un boğası anlamına gelen Minotauros insan bedenli
boğa başlı bir canavarmış. Tanrı Poseidon’un kral Minos’a gönderdiği bir boğa
ile Minos’un karısı Pasiphae’den doğmaymış. Minos bu korkunç yaratığı saklamak
için mimarı Daidalos’a Labyrinthos sarayını yaptırmış. Theseus Minos’un kızı
Ariadne’nin yardımı ile Minotauros’u öldürmüş.
Minotauros Girit sarayında
derin izler bırakmış olan Girit’e özgü bir boğa kültünün simgesi olsa gerek.
“
Aslında bu efsane çok önemli ipuçları da vermektedir. Minotauros sadece
Minos’un boğası anlamına gelmemekle birlikte bir bileşik isim olarak Boğa Minos
anlamına da gelmektedir. Eğer Minos’u bir unvan olarak düşünürsek Boğa Kral gibi
bir anlam kazanabilir. Bu ise daha eski dönemlerden kalan bir unvanı ya da bir
tapınakta duran bir Boğa-tanrı heykeli ile ilişkili bir kültü
düşündürtmektedir
GİRİT’TE MİNOS DÖNEMİ İNANÇLARI
Bütün
eski topluluklarda olduğu gibi Girit’te de din toplumsal hayatta önemli bir yer
tutuyordu. Yapılan kazılar önemli dini merkezleri ortaya çıkartmış ve dönemin
inançları hakkında bilgi vermiştir. Ancak o dönemlerden kalan yazılı belge
eksikliği nedeniyle bazı dinsel törenlerin içeriği tespit edilememiş ,
sembollerin açıklanması tam olarak yapılamamış ve Girit halkının dini
yaşayışları tam olarak açıklığa kavuşmamıştır.
Girit’te de Anadolu’da
olduğu gibi ilk zamanlarda anaerkil bir kültün var olduğu bulunan ana tanrıça
figürlerinden anlaşılmaktadır. Araştırmalar Girit’te bir çok farklı ana tanrıça
kültünün de varlığını göstermiştir.
Girit dininin en büyük özelliği
yaygın sembol kullanımıdır. Bugün tamamı çözülmemiş olsa da bir çok sembolün
tanrısal kuvvetleri simgelemek için kullanıldığı tespit edilmiştir.
En
sık rastlanılan sembollerden biri boynuz çifti idi. Boğa kültünün yaygın olduğu
bir yerde boynuz sembolizminin olması da doğaldır. Ayrıca doğuda olduğu gibi
yukarı bakan boynuz çiftinin ay kültü ile de ilişkili olduğu
düşünülebilir.
Sık rastlanan bir başka dini sembol de , klasik dönem
boyunca da Zeus’un simgesi olarak önemini koruyacak olan çift başlı baltadır.
Çeşitli törenlerde tören aleti olarak gördüğümüz çift başlı balta çeşitli dini
betimlemelerde de yer almaktadır.
Çift başlı balta ilginç bir etimolojiye
de ışık tutmaktadır. Yunanca da labr…j / labris diye adlandırılan çift başlı
balta LabÚrinqoj/Labirent sözcüğünün kökeninde bulunmaktadır. Knossos sarayına
eskiden LabÚrinqoj denildiği düşünülürse bu ismin bu sarayda sık sık sembolü
bulunan çift başlı baltadan geldiği düşünülebilinir. Bu sözcükten türeme
sıfatların klasik çağda Zeus’a da verildiğini görmekteyiz.
Girit dinine
ait bir ilginç sembol de haçtır. Haç tekerlek ya da gamalı haç olarak bazen de
başka görüntülerle resmedilmekteydi. Alexiuo “ en akla yakın teoriye göre , haç
ve tekerlek , yıldız ve güneşi simgeliyordu . Haçın kolları güneşin veya bir
yıldızın ışınlarını , tekerlek de , ilkel insan tarafından göğü boylu boyunca
kateden bir arabanın tekerleği olarak düşünülen güneş kursunu temsil ediyordu.”
demektedir. Bizim görüşümüze göre haçın daha derin bir sembolizmi vardır ve
diğer doğu dinlerinde de görülen bu sembolizmin açıklanması başka bir çalışmanın
konusudur.
Diğer ilkel dinlerde olduğu gibi burada da fetişizme ait
buluntular mevcuttur. Yapılan kazılarda , halkın üzerlerinde çeşitli idoller
taşıdıkları , göktaşlarını ve bazı özel taşları bir kült nesnesi olarak
kullandıkları tespit edilmiştir.
Girit uygarlığının ilk çağlarında
çıplak kadın figürleri sık kullanılan idoller arasındaydı. Ayrıca bu dönemlerde
çan biçimli idoller de sık kullanılıyordu.
Eski Girit dininde ağaç ve
hayvan kültleri de önemli bir yer tutmaktadır. Bir çok yerde kutsal ağaçlar
olduğu , ve bunların yanında kült merkezlerinin oluşturulduğu bugün
bilinmektedir.
Bazı dini tasvirlerden görüldüğü üzere kutsal ağaçlar
çitle çevriliyor ve buralarda dini ayin yapılıyordu. Törenin tam olarak nasıl
olduğu tam bilinmemekle birlikte töreni gerçekleştirenlerin ağaca dokundukları ,
etrafında dans ettikleri tespit edilmiştir. Bazı törenlerde ağacın kökünden
sökülmesi de gerçekleşmekteydi. Ayrıca ağaç figürleri ile birlikte çift başlı
balta figürlerinin de görülmesi ilginçtir.
Hayvan kültleri arasında ise
en önemli yer tutan kuşkusuz boğa kültüdür. Boğa kültü Yunan mitolojisindeki bir
çok mit içinde yer almaktadır. Boğa kültünün Anadolu kaynaklı olduğu
düşünülmektedir. Ancak Girit’e kültür olarak yakın olan Mısır’da da boğa ile
ilgili Apis ve Hather kültlerinin olması kültürel etkileşimin daha karmaşık
olduğunu göstermektedir.
Dini tasvirlerde ayrıca , hayvan başlı , insan
vücutlu tasvirler de görülmektedir. Bunların maske takılarak yapılan dini
törenlerle ilişkili oldukları düşünülmektedir. Bu varlıkların aynı zamanda
libasyon hizmetinde bulunduklarının da görülmesi bu törenlerle olan ilişkiyi
güçlendirmektedir.
Girit kültüründeki insan biçimli tanrıların ne zaman
ve nasıl ortaya çıktıkları ise tam olarak bilinememektedir.
Ana tanrıça
figürleri , tıpkı Anadolu’da ve Mezopotamya’da olduğu gibi bitki ve hayvan
dünyasına hükmeder biçimde ortaya konmuşlardır. Yine Anadolu ve Mezopotamya’da
olduğu gibi Ana tanrıça burada da hayat ağacı ve çeşitli hayvanlarla birlikte
resmedilmektedir.
Ana tanrıça gösterimleri yere bağlı olarak da
değişebilmektedir. Örneğin bir dağ yakınında ana tanrıça bir dağ tanrıçası
görünümünü almakta , ekili alanlar yakınında ise tarımla ilgili özellikleri
taşımaktadır.
Bir önemli ana tanrıça tasviri de yılanlı tanrıçadır. Bir
görüşe göre kişileştirilmiş yılan tasviri olan bu figürler başka bir görüşe göre
ise yılan sembolizmi ile ana tanrıçanın yer altı dünyasına da hükmettiğini
gösteren bir figürdür. Ancak bizim görüşümüze göre bu ana tanrıçanın yılanlardan
koruma özelliğini de gösteriyor olabilir.
Bunun yanında ana tanrıça
figürü ile birlikte bir erkek figürüne sık rastlanmamaktadır. Bu durum bazı
araştırmacılara Girit’te “tek tanrılı” bir din olabileceğini düşündürtmüşse de
bu konuda kesin kanıtlar bulunamamıştır. Zeus ile ilgili inançlarda bile
Girit’tin bu kadar önemli olması orada da Ana tanrıçaya eşlik eden bir tanrı
olduğunu düşündürtmektedir. Ayrıca bulunan bazı tasvirlerde erkek tanrının
aslanlarla beraber olması ve silahlı olarak resmedilmesi Girit’te erkek tanrı
tapımı olduğunu göstermektedir
Kült merkezleri
Yapılan
kazılar Girit’te bir çok kült merkezini açığa çıkartmıştır. Bu kültürde klasik
Yunan kültüründe örnekleri olduğu gibi büyük tapınaklar inşa edilmediği için
kült merkezleri ancak oralarda bulunan mücevher , heykel , silah gibi sunularla
ya da kutsal kaplar , libasyon kapları , üç ayaklı kazanlar gibi eşyalarla
tanınabilmektedir.
Önemli kült merkezleri en eski zamanlardan beri
kullanılmış olan ve mitlere konu olmuş mağaralardır. Girit’te bir çok mağarada
kült töreni yapılmaktaydı. Yapılan araştırmalarda bir çok mağarada adak
idollerinin bulunması bu görüşü desteklemektedir.
Mağaralar içinde en
önemli olanı , klasik devirde de içinde Rhea’nın Zeus’u doğurduğuna inanılan ,
Dikta mağarasıdır. Bu mağaranın en eski dönemlerden itibaren bir kült merkezi
olduğu bilinmektedir.
Orta Minos devrinin ilk dönemlerinde , dağ
tepelerinde , kutsal bir ağacın civarında , kaynak kenarlarında ve kayalıklarda
kült merkezleri oluşturulmuştur. Yine aynı dönemde ev içlerinde de kutsal yerler
belirlenmeye başlamıştır.
Dağ tepelerine ya da çıkılabilen sarp
kayalıklara duvar örülüyor ve buralardaki kutsal alanlar belirleniyordu. Bu
alanlarda festival zamanlarında törenler yapılmaktaydı. Ayrıca buralarda yaz ve
kış gündönümlerinde ateş yakılarak tören yapıldığı ve ateşlere adak eşyaları
atıldığı da ortaya çıkarılmıştır.
Dinsel
törenler
Diodorus’a göre “ Girit’liler tanrılara yakarışların ,
kurban törenlerinin ve gizemlerin kendi buluşları olduklarını ve diğer
toplumların bunları kendilerinden aldıklarını söylerler. “
İçerikleri tam
bilinmese de bu törenlerin Girit kültüründe büyük rol oynadıkları
kesindir.
Girit’te kanlı kurban ayinleri de önemli bir yer tutmaktaydı.
Boğa , keçi ve domuz sık kurban edilen hayvanlar arasındaydılar. Kurban töreni
sırasında aynı zamanda meyve ve başka yiyecekler de sunuluyordu.
Hagia
Triada’da bulunan bir lahit üzerindeki betimlemelere göre Alexiou bir kurban
törenini şöyle anlatmaktadır :
“ Hagia Triada lahdinde tahta bir masa
üzerine sıkıca bağlanmış bir boğa betimlenmiştir : Hayvan henüz öldürülmüştür ,
boğazından kan akmakta ve bu bir kabın içinde toplanmaktadır ; bu arada daha
küçük başka hayvanlar da, muhtemelen keçi ve koçlar masanın altında kurban
edilme sıralarını beklemektedir. Kurban kesimi flüt eşliğinde cereyan eder.
Sonunda içleri kan dolu kaplar , kulplarından bir sırık geçirilerek , bunu
omuzuna yerleştiren bir kadın tarafından götürülür. Rahibe kapları alır ve iki
çifte balta arasında duran daha büyük bir kovanın içine kanları boşaltır.
Şüphesiz ki bu , kurban töreninin doruk noktası , en kutsal anıdır. Yedi telli
bir Lyra’nın nağmeleri buna eşlik eder. Knossos’da , Büyük Rahibin Evi’nde
olduğu gibi, diğer bazı durumlarda da , kan veya bir başka sıvı yerdeki bir
çukura boşaltılır , buradan bir oluk ile akıtılır.
Diğer dinlerdeki
paralellerine dayanarak , kurban töreninde hazır bulunan inananların , kutsal
hayvanın vücudundan birer parça aldıkları düşünülebilir. Kurban edilen
hayvanların derileri tapınağa adanır. Hagia Triada reliefli kasesindeki işte bu
konuyu işler . Yine muhtemeldir ki , kurban töreni sırasında , tıpkı Homeros’un
anlattığı gibi , kesilecek hayvanın başından aşağı öğütülmüş tahıl serpilirdi. “
Ayrıca Girit halkının hayvan idollerini de tapınaklara adadıkları
bilinmektedir.
Bayram zamanları ise danslarla kutlanıyordu. Dans ele
geçen buluntulara göre en önemli dinsel törenlerden biri sayılmaktadır. Çeşitli
kaplarda , mühürlerde hatta saray duvarlarında dans eden figürler
rastlanmaktadır. Bayram zamanlarında ateş yakmak , salıncakta sallanmak sık
yapılan törenler arasındaydılar. Ele geçen tasvirlere göre boğa oyunları da
yılın belli zamanları yapılıyor ve önemli bir yer tutuyordu.
Festival
zamanları tören alayları oluşturmak , tıpkı diğer bazı doğu dinlerinde olduğu
gibi , Girit’te de sık rastlanan bir uygulama idi.
Bayram zamanları tam
olarak saptanamamış olmakla birlikte en önemli iki bayram İlkbahar bayramı ve
zeytin toplama zamanı idi.
Girit kültüründe ayrıca bir ölüler kültü
olduğu da söylenebilir. Ölülerin eşyaları ile , hatta lamba ile gömüldüğü göz
önüne alınırsa Girit halkının ölümden sonra bir hayatın varlığına inandıkları
söylenebilir. Lahitler üzerindeki dinsel figürlerin bolluğu da bu nedenle
olmalıdır. Ayrıca mezar civarlarında sunular bulunması da bu görüşü
güçlendirmektedir.
Kült gerekleri rahipler değil rahibeler tarafından
yerine getirilmekteydi. Bunun da ana tanrıça kültünden ötürü doğal olması
gerekmekteydi. Rahipler ise daha geç devirlerde ortaya
çıkmışlardır.
Betimlemelerde gördüğümüz üzere rahip ve rahibeler
törenlerde hazır bulunmaktaydılar. Rahip ve rahibeler törene katılan diğer
kişilerden üzerlerindeki kıyafetlerle ayırt edilebilmekteydiler. Rahip ve
rahibelerin törenler sırasında doğu kökenli giysiler giymeleri ise Girit dininin
doğu kökenleri hakkında düşündürtücüdür.
|