İspanya'da Araplar
tarafından kurulan Endülüs İslam Devleti'nin 13. yüzyıldan itibaren gerilemeye
başlamasıyla birlikte Muhammed İbn'ül Ahmer adlı kumandan, devletin idare
merkezini Kurtuba'dan (Cordoba) Gırnata'ya (Granada) nakletti ve 1232 yılında
burada "Beni Ahmer Devleti"ni kurdu. Bu devlete "Beni Nasr Devleti" de denir. Bu
devlet zamanında Endülüs'te yapılan en güzel eser Elhamra Sarayı'dır.
Elhamra, Gırnata'ya hakim bir tepe üzerindeki düzlükte, savunma kalesi ve
saray olarak yapılmıştır. Bu yüzden dışarıdan biraz hantal görünür. Fakat hantal
kale duvarlarının içinde eşsiz güzellikte bir sarayla karşılaşılır. Duvarlarında
kırmızı tuğla, damında kırmızı kiremit kullanıldığı için adına da Elhamra, yani
"Kırmızı" denmiştir.
Nasri hükümdarları yeni yapılarla kaleyi büyüttüler. Böylece Elhamra, saray
ve köşklerden kurulmuş bir topluluk haline geldi. Sarayların içi kadar avluları
da güzeldir. Bunlardan en güzelleri uzun bir havuzla süslü olan El-Bürke Avlusu,
döşemesi mermer kaplı Meksuar Avlusu ve Arslanlı Avlu'dur.
Arslanlı Avlu, 1354-1359 yılları arasında hüküm süren V. Muhammed zamanında
yapılmıştır. Avlunun ortasındaki 12 arslan, ağır ve yuvarlak bir havuz yalağını
destekler. Havuzun ortasındaki fıskiyeden fışkıran sular, çevredeki revakların
kemerlerine benzer kıvrımlar yaparak dökülürler. Birbirine dik olan Arslanlı
Avlu ile El-Bürke Avlusu'nun etrafındaki salonlar eşsiz güzelliktedir. Birinci
avlu 36 metre uzunluktadır. Bu avlunun iki büyük kenarı üzerine açılmış
karşılıklı kapılardan yan salonlara geçilir. Avlunun kuzey ve güneyinde bulunan
yedi kemerli galerinin süslemeleri gözkamaştırıcı güzelliktedir. Avlunun kuzey
kenarındaki kapısından bir dehlize ve oradan da Elçiler Divanhanesine geçilir.
Bu salonun kenarları 11,24 metre, yüksekliği 18 metre, duvarlarının kalınlığı
ise 3 metredir. Bu kalınlık yüzünden pencereler birer oda görünüşündedir.
Elhamra Sarayı, zarif ve zengin süslemeleri, bahçeleri ve havuzlarıyla bir
şiir gibidir. Fakat Charles-Quint (Şarlken) Endülüs'ü zaptedince sarayın bir
bölümünü yıktırdı ve yerine Rönesans üslubunda bir saray yaptırmak istedi.
1522'deki bir depremde, 1590'daki bir patlamada saray bir miktar daha hasar
görmüştür. Ancak, 19. yüzyıl ortalarından itibaren korunmaya alınmış ve günümüze
dek gelebilmiştir. |