İstanbul'da bulunan ve
918 yıl kilise, 482 yıl cami ve 1935'den bu yana müze olarak kullanılan
Ayasofya, 537 yılında Bizans İmparatoru Justinyan tarafından
yaptırılmıştır.
Bugünkü Ayasofya'nın bulunduğu yerde ilk kilise 12.05.360 yılında yapılmıştı.
O zamanki Bizans'ın en büyük mabedi olan bu yapı 44 yıl sonra bir yangında
yokoldu. 415 yılında onun yerine yapılan yeni kilise de 532'de yine bir yangında
yokoldu. Bundan sonra İmparator Justinyan (M.S. 527-565), Hz. Adem'den beri
görülmemiş ihtişamda, yangınlara ve depremlere direnebilecek, gelecek çağlara
ulaşabilecek sağlamlıkta bir eser yaptırmaya karar verir. Bu büyük yapının
inşaasına Aydın'lı Antonius ve Milet'li
İsodoros adlı mimarları tayin eder. Eski mabedlerin en güzel
malzemeleri toplanarak İstanbul'a getirilir. 8 sütun Efes'teki Artemis
tapınağından, diğer sütunlar da Atina, Roma, Delf ve öteki şehirlerdeki
mabedlerden toplanarak hepsinden ayrı bir yücelik kazandırılmak istendi. O
zamanın meşhur mermer ocakları olan Prokonez'den beyaz mermerler, Eğriboz
adasından açık yeşil mermerler, Karia'dan beyaz-kırmızı mermerler, Mısır'dan
porfirler, Teselya ve Lakonya'dan yeşil mermerler ve Siga'dan damarlı pembe
mermerler getirildi.
Her gün 1.000 işçi çalıştırılarak 5 yıl süren inşaat 27.12.537'de açıldı.
Ayasofya 77 metre uzunlukta, 71,70 metre genişlikte bir alanı kaplar. Mabede 9
büyük kapıdan girilmektedir. Kubbesi 33 metre çapında ve 55,60 metre
yüksekliğindedir. Kubbenin kendi yüksekliği 13,80 metre, bütün binanın
yüksekliğiyse 81 metredir. Kubbe hafif tuğlalardan yapılmıştır. Kubbe kasnağında
40 tane pencere vardır. Bunlardan dördü kapalı durur. Yapıyı ayakta tutan 107
sütundan 40 tanesi alt, 67 tanesi de üst kısımdadır. Bina zemininin altına geniş
sarnıçlar yapılmış ve içine büyük fil ayakları dikilmiş, bu şekilde depremlere
karşı esneklik ve mukavemet kazandırılmıştır.
2. Haçlı seferlerine kadar Ayasofya'nın içi benzersiz mozaikler, renkli
mermerler, fildişi levhalar, altın, gümüş ve diğer değerli taşlarla, ağır
işlemeli kumaşlarla süslüydü. Kubbenin altında, orta yerde fildişinden yapılmış
ve değerli taşlarla bir kürsü vardı. Mihrabın önünde de altın yaldızlı gümüş bir
bölme bulunuyordu. Tarihçilere göre Ayasofya'da bulunan gümüş kaplamalar ve
süsler 20.000 kilo civarındaydı. 1204'te İstanbul'u işgal eden Haçlılar
mozaiklerin çoğunu, altın, gümüş ve değerli taşlarla süslü olan herşeyi yağma
ettiler.
İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in emriyle
camiye çevrilen Ayasofya'daki bazı freskler ve haçlar bozulmayacak şekilde
badana ile örtüldü. Mabedin güneydoğu tarafı iki payanda ile takviye edildi ve
aynı köşeye bir minare yapıldı. Mabede II. Beyazıt bir, Kanuni Sultan Süleyman
da 2 adet minare daha ilave ettirmiştir.
1453'ten itibaren cami olarak kullanılan Ayasofya, 1 Şubat 1935'de müze
haline getirilmiştir. |